14 Mayıs 2014 Çarşamba

Dünyanın ilk planlı şehri plansızlıkla tanıştı!




Dünyanın ilk planlı şehri plansızlıkla tanıştı!

Aydın Söke’de Güllübahçe ile Yuvaca Köyü arasında antik Yunan kenti olan Priene, dünyanın ızgara formunda planlanmış ilk kenti olarak anılıyor. Makila Dağı’nın eteklerinde ve Söke Ovası’nın en batı ucundaki bu tarihi yerleşim yerinin hemen yakınında şu sıralar hummalı bir çalışma var. Adalet Bakanlığı, 1200 kişi kapasiteli yeni Söke Cezaevi’ni inşa ediyor. T tipinde yapılacak cezaevinin yerleşkesinde açık ve kapalı cezaevinin yanı sıra lojmanlar olacak. Yapımına Temmuz 2013’te başlanan ve 750 gün taahhüdü bulunan inşaat bittiğinde tarihi antik kentin yeni komşusu bir cezaevi olacak. Uzmanlar yükselen cezaevi inşaatı karşısında şaşkın.
 
 

Planlı, ölçülü, 80 blokluk kent
Arkeolog Prof. Dr. Necmi Karul, bir İyon kenti olarak M.Ö. 4. yüzyılda kurulan Priene’nin özellikle 4. yüzyıldaki planlaması ile mimarlık tarihi açısından önemli bir yere sahip olduğunu anlarak şunları söyledi: “Priene’de yolların tümü birbirini dik açı ile keser. Tüm kavşaklar arasındaki mesafe aynıdır ve bu haliyle kent 80 eşit bloka ayrılan bir plana sahiptir. Bu haliyle Priene modern kent planlarının öncüsü; ilham kaynağıdır. Priene’de ‘Demeter Tapınağı’ gibi çok sayıda özel yapı, tiyatro ve belediye binası gibi kamu yapılarının bulunmasının yanı sıra Pompei’yi andıran konutları ile de sıra dışı bir görünüme sahiptir. Priene kenti Efes ile aynı kaderi paylaşmış ve eskiden deniz kenarında iken bugün Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar nedeniyle içerilerde kalmıştır. Priene korunmuş anıtsal yapıları, çevresine hâkim konumu ile Ege kıyısındaki en iyi korunmuş antik kentlerden biridir.”
Priene’nin turistlerin ilgi odaklarından biri olduğuna değinen Karul, ”Elinizde Priene gibi tarihi ve kültürel bir zenginlik varsa çevreyi bu değere göre planlamanız gerekir. Cezaevleri ne yazık ki insanda acı, hüzün gibi duygular çağrıştıran yapılardır. Priene’nin yakın çevresinde bu tür bir yapının inşası ancak plan yapmayı bilmeyenlerin ülkesinde mümkün olabilir” diye konuştu. Priene ile cezaevinin arası birkaç yüzme metre. Bölgede, milli parklar, Apollo Tapınağı, yaklaşık 100 kilometre uzaklıkta da Efes bulunuyor. Tarihi, narenciye bahçeleri ile bilinen sakin bölgede cezaevi yapılması, hem tarih hem de turizm açısından olumsuz karşılanıyor.

Radikal

Kömür karası değil yüz karası bir katliam!

Kömür karası değil yüz karası bir katliam!

“Siyah Akar Zonguldak’ın deresi

Yüz Karası Değil,Kömür karası;

Böyle Kazanılır Ekmek Parası”  Orhan Veli

 



'Çizmelerimi çıkarayım, sedye kirlenmesin!' Demiş madenden çıkarılan yaralı bir işçi. Kirli olanlar seni bu hale koyanlardır! Senin çizmelerin değil!


Taşeron sistemi öldürüyor.

Taşeron sistemi tam bir cehennem! Aşırı kar hırsı taşeronluğu doğuruyor. Taşeronluk da işçi cinayetlerini… Taşeronlukta insan, insan güvenliği en son gelen şeydir.
Neredeyse sıfır maliyet; sendika yok, sendikal haklar yok,ücretler sefalet ücreti, tam bir kölelik düzeni..
Çernobil'de nükleer kazası olduğunda o günün bakanı olan Cahit Aral elinde çay bardağı ile televizyonlara çıkıp içtiğini daha dün gibi hatırlıyorum.
Bugün Karadeniz'de yüzlerce, binlerce insan kanserden öldü, ölüyor. Ama Karedeniz'de bir Onkoloji Hastanesi yok!
Devletin çıkardığı kömürün tonu; 140 dolar iken özel sektörün çıkardığı kömürün tonu 23 dolar... Aradaki fark işçi katliamı, işçi cinayeti...270 ölüm! Sadece Soma’daki bu kazada!
Sadece 2012'de Soma’da 5 bin iş kazası, yüzde doksanı maden kazası oluyor. AKP,CHP'nin Soma Maden Kazalarını araştırma önergesini reddiyor. Ama devlet bu madeni işletiyorken bir kaza olmamış.


Almanya'da son 20 yıldır madenlerde yaralanma bile olmuyor. Ama Türkiye’de tam katliam şeklini alıyor ve bizim bakanlarımız, yetkililerimz buna ‘Güzel ölüm!’ diyor.
İşçiler anlatıyor.
Soma’da maden dışında çalışacak tarım yada fabrika yok. Mecburen maden ocağında çalışmak gerekiyor.
AKP'li olmayan işçiler dışında kimse işe alınmıyormuş! Günlük 40 lira, bir gün gitmezlerse 3 günlük yevmiyeleri kesiliyormuş. Bir de seçimde işçiler tehdit edilmiş! `Eğer oyunuzu AKP`ye vermezseniz ocaklar 3 yıl bakıma alınır!`
İçeride madenci olmayanlar olabilir, derken Suriyeli kaçak işçiler yada çocuk işçiler olabileceği söyleniyor.

Biz bu kar hırsına kurban eden anlayışı, ekseninde insan olmayan anlayışı Gezi Direnişinde de gördük.
8 insan öldürüldü ama ölenleri değil kırılan dökülen cam çerçeve, yakılıp yakılan iş makinelerini konuşan mülkiyetçi bakışı iyi tanıyoruz.
Önemli olan kar, insan değil. İnsan çok ucuz!


Basında program sunucusu gazetecinin İngiltere Başbakanı Cameron'a 'Kapa çeneni, proğramın sonuna geldik' çıkışını yaptığı sırada
Başbakan Erdoğan, gazetecilerin özgürlükleri konusunda Türkiye'yi diplerde gösteren Freedomhouse'u azarlıyordu.

Başbakan 'Bu mesleğin fıtratında bu var. Bu her yerde oluyor' derken  yüzlerce insanın öldüğü deniz kazasından sonra Güney Kore Başbakanı istifa etti.

Haberler esnasında bir maden işçisinin yakını olacakları, olanları söyledi.'Yöneticiler yalan söylüyorlar. Makineler arızalı. İşçiler kendi aralarında kazanın bugün mü yarın mı olacağını konuşuyor.
Bir işçi  aşağıda görmüş 'her yer insan cesedi,sağ yok!' demesi durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyordu.

Çalışma bakanı yok, enerji bakanı olay yerinde, Van ile ilgili Barolar Birliğ Başkanı M. Feyzioğlu’nu azarlayan Başbakan Erdoğan olaydan 12 saat geçtikten sonra bile ortalarda yok!

Bu kadar beceriksizlik olmaz!
Yakınlarını merak eden insanlara bir açıklama gereği bile duyulmuyor…
Kriz yönetimi konusunda işçilere verilen, halka verilen değer de ortada... Devlet hastanesinde yanık ünitesi yok

Genel müdürün eşi AKP'den Soma Belediye Meclis üyesi seçilen Soma Kömür İşletmeleri. A.Ş.:
‘Alınan en yüksek denetim ve tedbirlere rağmen olmuştur, anında yüksek müdahale yapılmıştır.' Diyor.

2.3.alt taşeronların çalıştığı söyleniyor.
Avrupa ölçeğinde yoğun güvenlikli  maden ocağı diye örnek gösterilen ve Çalışma bakanının törenle açtığı maden ocağının sahipleri Sinop'taki nükleere talip imiş! Dehşet verici!

Bir de kazanın trafo patlamasından olduğu iddiası var!

Ama uzmanlar öyle demiyor. Bir bakın!

 "Trafo patlamaz, patlasa da ortama zarar vermez. Çünkü anti grizu (alev sızdırmazlık) özelliğine sahip olmaları gerekir. Bu şu demektir: Yeraltında çalışan herhangi bir makine ve teçhizat, çalışma koşullarından dolayı, içinde bir kıvılcım, alev ya da başka bir olumsuzluk meydana gelirse bunu ortama yansıtmaması gerekir. Tabiri caizse içinde dinamit patlasa dışarıya sızdırmaz. Koruma duvarı o denli güçlüdür."

Siz insan hayatını hiçe sayan malzeme kullanır, denetim için gelen ki gelmişse eğer, onları güzel(!) bir şekilde ağırlarsanız, bu sonuçlar kaçınılmazdır.

Hayber Gürsoy

13 Mayıs 2014 Salı

Şiddetin mağdurları bu çocuklar:“Ben 343’üm abi, beni dövmek serbest”



Şiddetin mağdurları bu çocuklar:“Ben 343’üm abi, beni dövmek serbest”

Türkiye’de sokaktaki bir çocuğun “istisnalar dışında” 35 yaşına ulaşması çok zor.
Gecenin bir yarısı, sokağın köşesinden ayaklarını sürüye sürüye yanınıza gelen, elindeki tineri ciğerine çekerken bakışlarını size diken, çorba içeceğini söyleyip para isteyen çocuklar var “sokak çocukları” diye kestirip attığımız. Her birinin hikâyesi farklı olsa da geçmişleri benzer:
Parasızlık, geçimsizlik, sevgisizlik. Gelecekleri de ortak: Ortalama yaşam süreleri 35 yıl. Ailenin, toplumun, devletin sokağa terk ettiği çocuklar, hayatta kalmak için her geçen gün daha ağır mücadele veriyor... 
‘Tinerci çocuk’ Ahmet’le birlikteyiz. 10 metrekarelik odada karşılıklı oturmuş birbirimizin gözünün içine bakıyor, nereden başlamak gerektiğini düşünüyoruz. “Gerçek adım bu değil ama gerçek olanı ağzımdan kaçırırsam da yazmayın olur mu” diyor, “Tamam” diyoruz, mutlu oluyor. “Yanınızda tiner çekebilir miyim” diye soruyor, “Sakıncası yok” diye karşılık veriyoruz, yine mutlu oluyor. “Ahmet” diyoruz, “seni mutlu etmek bu kadar kolay mı?” Gülüyor...

19 yaşında Ahmet. Anne babası o çok küçük yaştayken şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmış. Ahmet ve kardeşleri de Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakılmış. “Herkesin ailesi gelirdi, bizimkiler gelmezdi” diye hatırlıyor o günleri. Babasına çok öfkeli: “Babam var ya, bizi bıraktı oraya ama kendi keyfine baktı. Bugün duyuyorum, trilyoner olmuş. Ama hâlâ ne arıyor ne soruyor.” Sokağın acımasız bir yanı var. Ahmet başını tinerden kaldırıp acı bir gülümsemeyle bakıyor; bir anda, “Ben 343’üm abi, beni dövmek serbest” diyor. Tek istediği şey kendisine bir iş verilmesi. “O zaman tineri de bırakacağım, kötü alışkanlıklarıda!”  diyor.

En küçüğünde 5 bıçak yarası var
Otomobilinizin camını silmek isteyen bir sokak çocuğuna, “Hayır” diyerek ilk anda tepki verirseniz, sizinle inatlaşacaktır. Ancak ona bir çocuk olduğunu hissettirirseniz iş değişir. Gözlerinin içine bakıp samimi bir şekilde, “İstemiyorum” ya da “Bugün param yok” dediğinizde, o da gözlerinizin içine bakıp size gülümseyerek “Bu da benden olsun abi” diyecektir. Sokak çocukları, sokak köpeklerini sever. Üzerinde düşünülmemiş bir dayanışmadır bu. Sokak  köpeği, soğuk kış gecelerinin battaniyesidir. Kimsesiz bir çocuk aynı zamanda “kendisini koruyan” bir köpeğe hiç tereddüt etmeden ekmeğini uzatır bu yüzden. Türkiye’de çocuk olmak zordur. 

Sokak çocuğu olmak ise akla hayale gelmeyecek kadar sert bir durumdur. Şehrinizin meydanında, sizinle birlikte yaşlanan bir sokak çocuğu görmeniz neredeyse olanaksızdır. Çünkü Türkiye’deki kimsesiz bir çocuğun “istisnalar dışında” 35 yaşına ulaşması çok zordur! Devlet, aile içi şiddet, anne babanın kaybı, cinsel ve fiziksel istismar nedeniyle sokakta yaşamaya mahkûm olan bir çocuğa 18 yaşına kadar bakmak zorundadır. Rehabilite edildiği ve “topluma kazandırıldığı” düşünülen genç, 21 yaşından itibaren tamamen sahipsiz ve kimsesizdir. ‘Hepsi kaybolup gidiyor’ Beşiktaş Belediyesi çatısında, sosyal güvenlik uzmanı olarak hizmet veren sosyolog Güven Dağıstan, “Esas öykü de tam bu noktada başlar” diyerek anlatıyor:

“Bireyleri topluma kazandırdık diyerek konuyu kapatan bir sistem hiçbir meseleyi çözemez. Çocukların çoğu kaybolup giderler. Bir fabrika gibi problem üreten bir mekanizmadır bu. Sorunlu bireyler ortaya çıkarır. Onlar yok olunca, yerlerine yenileri eklenir. Öncelikle ‘gerçekte mağdur olan’ bu çocukları yakından tanımak, problemlerini anlamaya çalışmak gerekir. Önyargılar ortadan kaldırılmalıdır. Çocukların geçmiş yaşamları ve oradan getirdikleri tortular ağırdır. Konuya, toplumun genel sorunu olarak yaklaşılır. Oysa ortada bir sorun varsa, bu çocuklara aittir. En küçüğünün üzerinde 5 bıçak yarası bulunur. Devlet mekanizmasında, sadece sonuçlarla ilgilenme geleneği vardır. Ancak ‘neden’ sorusuyla ilgilenmeden çözüme ulaşılmaz.”


Aslında şiddetin mağdurları bu çocuklar
Peki, devletin “343. şahıslar” diye kodladığı bu çocuklar neden bu durumda? Sosyolog Dağıstan, “Zaten sorunlu olan toplumsal yapının üzerine, ailede yaşanan problemleri eklerseniz sorular anlam kazanmaya başlar” diyerek sözlerini sürdürüyor:
“Hemen hepsi şiddet mağdurudur. Şiddet ise her türlü ayrımcılığın bizzat kendisi, her türlü nefretin yansımasıdır. Çocukların dramı aileden başlar. Sonra kaldıkları çeşitli devlet kurumlarındaki personelden dayak yerler. Sokakta hemen her gün polis şiddetine maruz kalırlar. 

Çocuklar bize, polisin kendilerini MOBESE kameralarını kapatarak dövdüklerini söylüyorlar. Sokak çocuklarının ‘şiddetle’ birlikte anılması genel bir anlayış olmuştur. Bu denli mağdur olan bireylerin durdukları noktayı anlayabilmek gerekir. Her türlü güvensizlikleri, otorite ve kurallar karşısındaki tepkileri çok anlaşılırdır. Varlıklı kişilerin artıkları yoksullara kalır. Bu çocuklar ise tabağın son kısmını sıyırır. Aslında bu kadar itilip kakılan, bunca kötü muameleye uğrayan ve aç yatıp kalkan bu genç insanların nasıl olup da bir sosyal patlamaya yol açmadıklarına şaşmak gerekir.” ‘Onları ayrıştırıyoruz’ Tinerci, balici, sokak çocuğu…

 İlginçtir ki hiçbir toplumsal raporda, “sokak çocukları toplumdaki diğer bireylerden daha fazla şiddete meyillidir” diye bir veriye rastlanmıyor. Ancak her nedense, “aslında bizzat mağdur olan bu çocuklar” yanlarına yaklaşılması bile tehlikeli potansiyel suçlular olarak görülüyor. Acaba iyileştirici olmaktan çok uzak olan sistem, yanına çektiği medya gibi kanallarla kendini aklayabilmek için bu çocukları mı karalıyor? Problemleri çözemeyen devlet, “Onlarla biz bile uğraşamadık, bu çocuklar kötüdür” algısı yaratıp bunu yaymak için mi uğraşıyor? “Mekanizmanın böyle çalışmadığını umuyorum” diyen sosyolog Güven Dağıstan, “Sistemin kendisinden kaynaklanan bir sorun olduğunu da kabul etmek gerekir” diye anlatıyor:

“Aslında bu çocukları tanımlarken farkında bile olmadan ‘tinerci’, ‘balici’ gibi ayrıştırıcı ve ötekileştiren bir dil kullanıyoruz. Siyaset figürleri bizim söylemlerimizi de belirliyor. Birileri çıkıp ‘Tinerci bir nesil istemiyoruz’ diyebiliyor önünü ardını düşünmeden. Bir sokak çocuğu bir suça karışmışsa bu manşet olur. Ancak söz konusu gazeteye dikkatli bakarsanız, o haberin hemen altında bulunan gasp, kadın cinayeti ve başka suç haberlerini de görürsünüz. Her nedense, medyada sokak çocuklarının karıştıkları olayları canlı tutma isteği vardır. Bu algı, toplumu olumsuz yönde besler. İnsanların trafikte bile birbirlerini boğazlama eğiliminde oldukları, her an birbirleriyle kavga ettikleri ve fiziksel olarak güçsüz olanların sürekli mağduriyete uğradıkları bir yapıda bu çocuklara herkesten çok yüklenilmesi ilginç bir durumdur.”

 Cumhuriyet

Ataköy'de bilirkişi raporu: Her şey yanlış!

Ataköy'de mahkemelik olan imar planları için bilirkişi raporu hazırladı: Deprem riski göz önüne alınmamış. 70 metre yükseklik sakıncalı. İstanbullunun kıyıya ve suya dokunma imkânı bulduğu bir kamusal alan daha inşaatlarla kapanacak. Arazideki tescilli ağaçların akıbeti belirsiz.
 
Ataköy sahildeki inşaatların yapımına izin veren 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları için İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açılan davada bilirkişi, planların iptaline yol açacak bir rapor hazırladı. 3 kişilik bilirkişi heyeti planların deprem riski göz önüne alınmadan hazırlandığından, kıyı kullanımının kamuya kapatıldığından ve 70 metre yüksekliğin sakıncalarından söz ederek planların ‘planlama ilke ve teknikleri ile kamu yararına uygun olmadığı’ sonucuna ulaştı. Mahkeme bilirkişinin raporuna uyarsa Ataköy sahilde halihazırda devam eden inşaatların tümü duracak.
2001’de TOKİ’ye devredildi İstanbul’da Bakırköy ilçesi Ataköy sahili Zeytinlik Mahallesi’nde tescilli Baruthane Yapılar Topluluğu’nun bulunduğu 412 bin metrekarelik arazi, Emlakbank ve TOKİ arasında imzalanan 14 Aralık 2001 tarihli protokolle TOKİ’ye devredilmişti. ‘Turizm alanı’ ilan edilen arazi parsellere bölünerek otel, AVM, akaryakıt istasyonu, rezidans ve benzeri fonksiyonlar tanımlandı. Bina yüksekliği 70 metre olarak belirlendi. TOKİ araziyi parsellere ayırarak satışa çıkardı. Bir kısmını da gelir paylaşımı yöntemiyle verdi.
AVM, otel, rezidans konut inşaatları yapıldı Ataköy 2. Kısım karşısındaki 174 parsel hasılat paylaşımı esasına göre Karadeniz-Örme ortaklığına verildi, arazilerin bir kısmında inşaatlara başlandı. Tarihi Baruthane binalarının olduğu 160 parsel ise hasılat paylaşımı yöntemiyle Çelebican A.Ş.’ye verildi. ‘Blumar’ isimli projeyle AVM ve otel-rezidans planlandı. 181 parselde Simpaş evlerinin inşaatları yeni başladı. 182 parselde ise Bosphorus otelin inşaatı tamamlandı. Mimarlar Odası inşaat ruhsatlarının iptali için 160, 174 ve 182. parseller için dava açmış İstanbul 9. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ancak daha sonra 174 ve 182. parseller için yürütmeyi durdurmayı kaldırmıştı.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Ayfer Kaynar tüm bu inşaatların yapımına onay veren 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında yapılan tadilatların yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek iptal istemiyle İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde geçen yıl dava açtı. Mahkeme Yrd. Doç. Dr. Ercan Koç, Doç. Dr. Oya Akın ve Doç. Dr. Yiğit Evren’i bilirkişi tayin etti. Mahkeme bilirkişilerden şu soruları cevaplamasını istedi: ‘‘Planlarda revizyon yapılmasını zorunlu kılan nedenler var mı? Dava konusu imar planları üst ölçekli plana uygun mu? Plan notunun taşınmazlara getirdiği fonksiyon, yoğunluk, ulaşım, çevresel etkiler yönünden irdelenmesi ve planların şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına uygun mudur?”

Bilirkişi tek tek saydı Bilirkişi yerinde yaptığı inceleme sonucunda fotoğraflarla hazırladığı raporu 21 Nisan 2014 günü mahkemeye teslim etti. Raporda özetle şu itirazlar yapıldı:
‘‘İmar tüzesi gereği 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’ndan (ÇDP) sonra 1/25 binlik ÇDP hazırlanmadan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı hazırlanmasının ve mevcut planda değişiklik yapılmasının uygun olmadığı, bu durumun üst ölçekli bir plan denetimine olanak sağlamamaktadır.’’
‘‘Çevre yapılaşma koşullarının üzerinde yapılaşma hakları, silueti olumsuz etkileyen yapı yükseklikleri, getirilen yapılaşma yoğunluğunun ortaya koyacağı ulaşım ve altyapı problemlerinin bütüncül değerlendirilememesi, kentsel kamusal kullanıma konu donatı alanları içermeyen bir içerik nedeniyle planlamanın varoluş sebebine aykırı yaklaşımlar sergilenmektedir.’’

 
 
 

‘‘Parsellerin komşuluğunda tescilli yapılar (Baruthane) yer almaktadır. İmar mevzuatı tescilli parsel komşuluğundaki yapılaşmalarda mevcut tescilli eserlerin yapılaşma hakları, dokusu vb. ile birlikte değerlendirme gerektirmektedir. Bu gereklilik dava konusu parselleri içeren Nazım İmar Planı’nda izlenmemektedir.’’
‘‘Parsellerde bilirkişi keşfi sırasında önceden tescil edilmiş ağaçların korunup korunmadığı konusunda bilgi edinilememiştir. Keşifte bilirkişi heyetine mevcut bir adet tescilli ağaç gösterilmiştir.”
‘‘Vaziyet planında tanımlanan işlevlerin özel kullanıma konu olduğu, kıyı arkasındaki toplumun, kıyıyı kullanmasına olanak tanıyacak kamusal işlevlere konu edilmemiştir. Kıyıya erişim 10 metrelik yaya yolu ile sağlanmaktadır. 10 metrelik yaya yolu 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na aykırı olduğu, zira kıyı kenar çizgisinin önünde yapılaşmaya (yol dahil) olamayacağı, sahil şertlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir kuralına rağmen yapı yaklaşma sınırı ile kıyı kenar çizgisi arasındaki mesafe yer yer 40 - 45 metreye düşmektedir.’’
70 metre nereden çıktı?
‘‘Siluet çalışması sonucunda belirlenen 70 metre yapı yüksekliğinin hangi kritere bağlı olarak tanımlandığı tam anlamı ile belirsizlik ortaya koymaktadır. Bir başka deyişle kentin kıyı bandında 70 metrelik yapı yüksekliğinin belirlenmesi, kıyı arkasının, kıyı ile ilişkisinin kopratıldığı ve kıyı arkasında duvar etkisinin oluşturduğu bir yapılaşma düzeni tanımlaması açısından son derece olumsuzdur. Siluet yönetmeliği ile belirlenen maksimum yükseklik değeri bütüncül plan çalışmaları kapsamında yoğunluk kademelenmesi yapılarak yüksek yapıların yapılabilmesine olanak sağlanabilecek alanlarda verilebilecek maksimum değeri ifade etmekte, bu değerin her yerde özellikle kıyı bandında verilebilmesi anlamına gelmemektedir.”
‘‘Deprem Master Planı’nda yer alan analiz çalışmalarında ‘sıvılaşma hassaslığı yüksek bölgeler’ olarak tespit edilen ve deprem kaynağına son derece yakın konumdaki Ataköy bölgesinde, yoğun ve yüksek yapılaşma son derece önemli bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır.’’
Bu tespitler sonucunda bilirkişi şu sonuca ulaştı: ‘‘Bilirkişi heyetimiz davaya konu 28.02.2012 onanlı 1/5000 ölçekli Ataköy Turizm Merkezi Nazım İmar Planı tadilatı ve aynı tarihli 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı tadilatın plan notu değişikliği ve 1997 onanlı Mer’i 1/5000 ve 1/1000 ölçekli nazım imar planlarının; planlama ilke ve teknikleri ile kamu yararına uygun olmadığı sonucuna ulaşmıştır.’’


Kıyı kenti kimliği böyle yok oluyor
Raporda şöyle denildi: ‘‘Kıyı kenti olmanın en önemli bileşenlerinden biri kıyıya ve suya dokunma olanağını veren kamuya açık mekânların varlığıdır. 1950’li yıllarda banliyo olarak planlanan Ataköy 1 ve 2. Kısım konut alanlarının önünde kamping, otel, motel ve plaj alanlarının yer aldığı bölge, kentlinin kıyıya eriştiği suya dayalı aktiviteleri gerçekleştirebildiği, kıyı kenti kimliğinin en önemli bileşenlerini sağlayan içerikte bir bölge olarak ayrışmaktadır. Bu özelliğini 1980’li yılların sonuna kadar sürdürülen alan turizm bölgesi ilan edilmesi sonrasında oluşturulan planlarda kamusal kullanıma konu edilmediği görülmektedir.”
Ömer Erbil
Radikal

Çılgın projelerde yabancı elini cebine atmadı

Türkiye'de 5 yılda değeri 67 milyar doları bulan dev projelerin 55 milyar doları banka kredisi geri kalanı öz kaynakla gerçekleşti. Projelerin yüzde 95'ini Türk bankaları finanse etti.
 
Küresel kriz sürecinde yüksek performansı ve sağlam yapısıyla dikkat çeken Türk bankaları, güçlü duruşlarının yanı sıra, son 5 yılda Türkiye ’de 67 milyar doları aşkın projenin finansmanına imza attı. Rakamlar, son 5 yılda özelleştirme, yap işlet devret gibi büyük projelerin finansmanında yabancı ticari bankaların payının son derece kısıtlı kaldığını gösteriyor. 2009-2014 döneminde Türkiye’de gerçekleşen projelere ilişkin finansmanın yaklaşık 45-55 milyar doları banka kredisi kalanı da, öz kaynak katkısı ile sağlandı. Bu işlemlerde sağlanan banka kredisinin yüzde 90-95’inin ise Türk Bankaları tarafından sağlanması dikkat çekti.
Yerliler başrolde

Bankaların finansmanını gerçekleştirdikleri proje ve satın alma kredileriyle ilgili kamuoyu ile paylaşılan duyurulardan derlediğimiz verilere göre, ekonomi gündemini yoğun olarak meşgul eden, 3. Köprü, Avrasya Tüneli, İzmir- İstanbul Otoyolu, elektrik dağıtım ve üretim özelleştirmelerigibi çok büyük işlem tutarlı projelerin finansmanında, başrolü Türk bankaları üstlenmiş görünüyor. Yerli bankalar arasında ise, Garanti, Akbank, Yapı Kredi, Vakıfbank, Denizbank, TSKB, Ziraat Bankası, Halkbank ve katılım bankalarından Kuveyt Türk’ün adı proje finansmanında öne çıkıyor.
Bankacılık sektörü temsilcileri, bir yandan son yıllarda Türkiye’de şube ya da temsilcilik açan yabancı banka sayısının arttığına dikkat çekerken, bir yandan da, Türk bankalarının proje finansmanında aldığı büyük payın altını çiziyor. Proje finansmanı konusunda uzman bankacılar, “Bu rakamlar, yabancı ticari bankaların çoğunlukla ‘büyük projelere finansman desteği vermek için Türkiye’de ofis açıyoruz’ söylemini boşa çıkarıyor. Türk bankalarının proje finansmanındaki ağırlığı epeydir devam ediyor” dedi.

Finansmanda yerli ağırlığının nedeni
Yabancı bankalara göre Türk bankaları özellikle projelere yüksek montanlarla katılabilme ve süreçlerinin hızlı olması nedeniyle önemli avantajlar sağlayabiliyor. Yatırımcılar da bu açıdan Türk Bankaları’nı tercih edebiliyor.
Türk bankaları bu projelere destek verme, yapıcı çözümler bulma konusunda çok daha istekli.
Özellikle Avrupa ’daki ekonomik durum da dikkate alındığında, son yıllarda yabancı bankaların Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki iş yapma isteğinde önemli bir azalam söz konusu.
Türk bankaları Türkiye’deki projelere 12 yıl vadeli hatta son zamanlarda 13-14yıl vadelere varan krediler verebiliyor, oysa yabancılar kendi ülkelerindeki Eximbank’lar tarafından sigorta edilmeyen projelerde 5-7 yıldan daha uzun vadelere girmeyi pek tercih etmiyorlar.

Hazine garantisiyle Türklerin iştahı artar
Hazine’nin 1 milyar TL ve üzerindeki Yap-İşlet-devret (YİD), Yap-Kirala-Devret (YKD) modelli projelere garanti vermesi yönündeki kararın, Türk bankalarını proje finansmanına katılım konusunda daha da cesaretlendireceği belirtiliyor. Bunun zaten belli miktarlarda ve YİD modelli otoyol projelerinde uygulanmakta olduğunu kaydeden bankacılık temsilcileri, “Dolayısıyla Türk bankalarının proje finansmanındaki iştahları artacaktır. Zaten, Hazine garantisi altındaki bir projeyi desteklemiyorum demeleri de beklenemez. Bu durum önümüzdeki dönemde adı geçen büyük projelerin finansmanı için yerli bankaların tahvil ihracı ve sendikasyon sağlama gibi faaliyetler bilançolarını daha da büyütmeleri beklenebilir” dedi.
Radikal

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Danıştay Hemşin’de acele yıkımı durdurdu


Danıştay, Bakanlar Kurulu’nun Rize Hemşin’i tümüyle yıkacak acele kamulaştırma kararını, yasanın özüne aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti
Bakanlar Kurulu’nun kentsel dönüşüm uygulamaları için rutin hale getirdiği acele kamulaştırma kararlarına Danıştay’dan bir iptal daha geldi. Hürriyet’ten Zeynep Bilgehan’ın haberine göre Danıştay, Rize Hemşin’i tümüyle yıkacak Bakanlar Kurulu kararını, yasanın özüne aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti. Danıştay, Bakanlar Kurulu’nun acele kamulaştırma kararlarına dayanak olarak kullandığı 2942 sayılı kanunun 27. maddesindeki “milli müdafaa mükellefiyeti” uygulamasını gerektirecek bir durum olmadığı ve kararın yasanın özüne aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmeyi durdurdu. 

TOKİ’nin 20 Mayıs için duyurusunu yaptığı ihale de hukuksuz bir hale geldi.
Tüm Hemşin’e acele kamulaştırma
Rize Hemşin’de kentsel dönüşüm süreci “eski evlerin yenilenmesi” fikriyle 2006’da başladı. 2008’de TOKİ’yle bir protokol imzalandı ancak belediye ve kasabalılar arasında uzlaşma sağlanamadı. Bu esnada yönetim değişti ve yeni projeyle Hemşin’in tümüyle yıkılıp 157 konut ve 29 dükkânlı turistik bir kasabaya dönüştürülmesine karar verildi.

2010’da üç kişi TOKİ ve Hemşin Belediyesi’ne haklarının gasp edildiği gerekçesiyle dava açtı. Rize Bölge İdare Mahkemesi kentsel dönüşüm projesiyle ilgili yürütmeyi durdurma ve iptal kararı verdi. Ancak 2011’in sonunda tüm Hemşin’in kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi için Bakanlar Kurulu’ndan karar çıktı. Hemşinliler bu karar üzerine Danıştay 6. Dairesi’ne dava açtı. Danıştay davayı kabul etti ve bölgeden keşif ve bilirkişi inceleme raporu istedi ama Bakanlar Kurulu bu sefer de acele kamulaştırma kararı aldı. Danıştay, Hemşinlilerin “Yurt savunmasıyla ilgili maddenin kentsel dönüşüm için kullanması hukuka aykırı” diyerek açtığı davada yürütmeyi durdurma kararı aldı. Hemşin Belediyesi, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı, Danıştay’ın keşif kararına itiraz etti ancak bu dava reddedildi.

Nihai karar gelmeden TOKİ ilanı
Dokuz Eylül Üniversitesi’nden profesörler, Hemşin’in hem tarihi hem coğrafi yapısı sebebiyle kentsel dönüşüme uygun olmadığını belirten bir rapor hazırlandı. Nihai karar henüz sonuçlanmadan Mart ayında TOKİ tarafından Hemşin Kentsel Dönüşüm Projesi’nin ihale tarihi yayınlandı. Açıklamada “Hemşin ilçesi 157 konut, 29 dükkân, 1 kaymakamlık lojmanı, 1 motel inşaatlarıyla altyapı ve çevre düzenlemesi işi 20 Mayıs 2014’te ihale edilecek” dendi. Bilirkişi raporunu inceleyen Danıştay 24 Nisan’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kentsel dönüşüm kararının yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.
hemşin_kentsel dönüşüm
AKP’li başkan: “Yeni karar alınır, süreç devam eder”
Kentsel dönüşüm kapsamında iki okul, orman idaresi, kaymakamlık ve belediye lojmanının yıkıldığı Hemşin’de AKP’li Belediye Başkanı Halim Bekar’a göre anlaşmazlığın nedeni siyasi. Bekar çözüm olarak “Kentsel dönüşüm Hemşin’e mahsus değil. Danıştay’a açılan dava süreci devam ediyor. İptal kararı gelirse, yeni karar alınır süreç devam eder” demişti.
Sendika.Org
 







2 Mayıs 2014 Cuma

Bahçesinde organik üretim yapıyor

Manisa'nın Gördes İlçesi'ne bağlı Nakıpağa Mahallesi'nde yaşayan 17 yaşındaki Hüseyin Memiş, 4 yıl önce evlerinin bahçesine kurduğu küçük bir kümeste tavuk beslemeye başladı. Tavuklarını sevgiyle büyüttüğünü söyleyen Memiş, günde yaklaşık 14 yumurta üreterek kendi harçlığını çıkarıyor.
 
Gördes Lisesi 10'uncu sınıf öğrencisi Hüseyin Memiş, ailesiyle birlikte yaşadığı evinin bahçesinde 4 yıl önce tavuk beslemeye başladı. Önce 3 tavuk ve 1 horoza sahip olan Memiş, organik yumurta üreterek kümesini genişletti. Kümesindeki 18 tavuğundan günde 13-14 yumurta alan Memiş, yumurtaların tanesini 50 kuruştan sattığını söyledi. Ayda yaklaşık 400 yumurta üreterek 200 lira gelir elde ettiğini belirten Memiş, ilk etapta komşularına satarak başladığı organik yumurta ticaretini müşterilerini arttırarak sürdürüyor.
Tavuklarına gözü gibi bakan Hüseyin Memiş, "Sabahları okula gitmeden önce kümesimdeki tavuklarımı besliyorum. 
Kümesimde üretime başladığımdan beri babamdan hiç harçlık almadım. Kazandığım paralarla okul ihtiyaçlarımı karşılıyor ve harçlığımı çıkarıyorum.  Hayalim, organik yumurta ürettiğim büyük çiftlikler kurmak" dedi.
Radikal
 

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var