8 Aralık 2015 Salı

Araştırmadan çıkan Türkiye profili: Örgütsüz, güvensiz, asosyal


Araştırmadan çıkan Türkiye profili: Örgütsüz, güvensiz, asosyal

"Türkiye'de ve Dünyada Vatandaşlık" raporu açıklandı. Rapora göre, 41 ülke arasında başkalarına en az güvenenler Türkiye'de yaşıyor. Yurttaşların siyasi ve toplumsal katılımı oy vermekle sınırlı. Siyasi parti, gönüllü kuruluş ve derneklere üye olmayanların oranı yüzde 90. Ortaya çıkan sonuçları değerlendiren Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, sonuçlarda ortaya çıkan kültürün demokrasiye elverişli olmadığını ancak, umutlu olduğunu söyledi.
Aljazeera'den Umay Aktaş'ın haberine göre, Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Uluslararası Sosyal Saha Çalışmaları Programı (International Social Survey Program-ISSP) kapsamında, “Türkiye’de ve Dünyada Vatandaşlık” başlıklı bir rapor hazırladı.
58 ilde 1509 kişi ile yüz yüze görüşerek hazırlanan rapor bugün açıklandı.
Rapor, Türkiye’de vatandaşlık, birey – devlet ilişkilerine dair algıları, beklentileri ortaya koyarken, 41 ülke ile Türkiye’deki durumu da karşılaştırıyor. Türkiye hariç diğer ülkelerin verileri 2014 sonuçları açıklanmadığı için 2004 yılındaki verilere dayanıyor.

Rapora göre, Türkiye’de vatandaşlar ‘iyi vatandaşlığı’, seçimde oy kullanmak, vergi vermek ve yasalara uymak, farklılıklara saygı göstermek, maddi açıdan kötü durumda olanlara yardım etmek olarak tanımlıyor.




SİYASAL KATILIM OY VERMEKLE SINIRLI

Yurttaşların siyasal katılımı ise ABD, Britanya, İsviçre, İskandinav ülkelerinin çok gerisinde. Siyasal katılım oy vermek ile sınırlı. Toplu dilekçe vermek, toplantı ve gösteriye katılmak gibi protesto içerikli katılma eğilim Türkiye’de çok düşük. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 14’ü toplu bir dilekçeye imza attığını söylüyor. Türkiye bu konuda 41 ülke arasında sondan altıncı. Oysa dünya ortalaması yüzde 45. Bu konuda vatandaş katılımın en yüksek olduğu ülke yüzde 90 ile Yeni Zelanda.


İLETİŞİM DE SOSYALLEŞME DE AZ
Türkiye’de “Belirli ürünleri siyasal, etik ve çevresel nedenlerle boykot ederim” diyenlerin oranı da yüzde 11. Avusturta yüzde 57 ile vatandaş katılımı en yüksek ülke, yüzde üç ile ise Bulgaristan ise katılımı en düşük ülke.

“Siyasal gösteriye katıldım” diyenlerin en fazla olduğu ülke yüzde 61 ile Güney Kıbrıs. Yüzde 5 ile en az olduğu ülke de Polonya. Türkiye’de de siyasal bir gösteriye katıldığını söyleyenlerin oranı yüzde 10’da kalıyor.

Türkiye kamu yetkilileri ile temas gibi etkinlikler içinde de yer almaktan çekinen çok geniş bir kitleye sahip. “Fikirlerimi ifade etmek için bir politikacıyla veya kamu görevlisiyle temas kurdum” diyenlerin oranı sadece yüzde 5. Dünya ortalamı ise yüzde 18. Bu konuda vatandaşların en etkin olduğu ülke yüzde 44 ile Kanada. Rapordaki dikkat çekici sonuçlardan biri de Türkiye’de toplumsal ve siyasal birliklere, gönüllü kuruluş ve derneklere üye olmayanların oranın yüzde 90 olması. Araştırmaya göre, “Vatandaşların hükümetlerin icraatlarına muhalif olduklarında, sivil itaatsizlik eylemlerine katılması önemli”diyenler yüzde 37.
‘SİYASETÇİ KİŞİSEL KAZANÇ İÇİN SİYASET YAPAR’
“Koşullar ne olursa olsun devletin demokratik haklara saygı göstermesi önemli” diyenler yüzde 57. “Benim gibi kimselerin hükümetin yaptıkları konusunda söz hakkı yoktur” görüşüne katılanların oranı da yüzde 49. Araştırmaya göre Türkiye’deki vatandaşların yüzde 37’si “adil olmayan yasayı değiştirme gücü’nün olduğunu düşünüyor. Parlamentonun vatandaşın taleplerine ciddi şekilde eğilmesinin muhtemel olduğunu düşününlerin oranı ise sadece yüzde 21. “Çoğu zaman hükümettekilerin doğru olanı yaptıklarına güvenebiliriz” diyen vatandaşların oranı yüzde 33. Araştırmaya göre vatandaşların yüzde 51’i ise çoğu siyasetçinin sadece kişisel olarak siyasetten kazanç temin etmek için siyaset yaptığını düşünüyor.
KİMSEYE GÜVENMİYORUZ
Araştırmaya göre dünyada en az başka insalara güvenen ülke Türkiye. “Çoğu insan sizden yararlanmaya mı yoksa size adil davranmaya mı çalışır?” sorusuna yüzde 75’i “yararlanmaya çalışır” diye cevap veriyor. Türkiye 41 ülke arasında bu oranla güvensizlikte birinci sırada. “İnsanlara güvenilir mi?” sorusuna “güvenilir” diye cevap verenlerin oranı da sadece yüzde 14.

Bu sonuçların daha önceki araştırmalarda da alındığını anlatan Prof. Dr. Kalaycıoğlu ve Çarkoğlu, Türkiye’deki yurttaşın tanımadığı insana karşı güveninin düşük olduğunu, kan bağı, memleket bağı, dini bağ söz konusu olduğunda güvenin arttığını vurguluyor. Çarkoğlu, tanımadığı insana güvenin yüksek olduğu ortamlarda demokrasinin geliştiğini vurguluyor. Kalaycıoğlu ise bu güven sorunun sivil toplumun gelişmesine de engel olduğunu belirtiyor. Güven az olunca dernekleşme, toplumsal ve siyasal birliklere katılım da azalıyor.
DEMOKRASİNİN ARTMA BEKLENTİSİ YOK
Türkiye’deki demokrasinin kötü işlediğini düşünenlerin oranı ile iyi işlediğini düşünenlerin oranı hemen hemen aynı; her ikisi de yüzde 50. On yıl öncesine göre bu alanda süyük bir farklılık yok. Ancak “Bundan 10 sene sonra Türkiye’de demokrasinin ne kadar iyi işleyeceğini düşünüyorsunuz ?” diye sorulduğunda beklenti çok da yüksek değil. Vatandaşın yüzde 39’u yetersiz işleyeceği görüşünde.
Türkiye’de sunulan kamu hizmetinde yolsuzluğun ne kadar yaygın olduğu da soruldu. Araştırmaya katılanların yüzde 18’i herkesin, yüzde 33’ü birçok kişinin yolsuzluğa bulaştığını düşündüğünü belirtti.
Ortaya çıkan sonuçları değerlendiren Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, sonuçlarda ortaya çıkan kültürün demokrasiye elverişli olmadığını ancak karamsar olmadığının belirterek şöyle konuştu:
“Kültür kurumsal yapı tarafından şekillendirilebilir. Türkiye diğer ülkelerden çok farklı bir ülke değil. Ancak Türkiye’deki kurumsal yapılar çok zayıf ve manipülasyona açık olduğu için bu sonuçlarla karşılaşıyoruz. Bu sonuçlar ‘yapılacak çok iş var’ çağrısı.”
 Radikal

7 Aralık 2015 Pazartesi

Türkiye’de her 3 evlilikten biri çocuk evliliği


İzmir’deki Gediz Üniversitesi’nde düzenlenen ’Zorla Evlendirme Konferansı’nda, Türkiye’deki her 3 evlilikten birinin çocuk evliliği olduğu, 181 bin 36 çocuk gelinin bulunduğu belirtildi. Bir yılda 20 bine yakın ailenin 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açtığı da kaydedildi.

Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Gediz Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Merkezi (GenDes) ’Zorla Evlendirme’ konulu konferans düzenledi. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Meltem Çiçeklioğlu, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Kavaklı, Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Nuriye Kadan, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Sibel Safi ve Gediz Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden Araştırma Görevlisi Esin Zengin Taş konuşmacı olarak katıldı.

EĞİTİMLE ÖNLENEBİLİR
Açılış konuşmalarını Gediz Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Işılay Saygın ve Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuz Atalay gerçekleştirdi. Eski Devlet Bakanı Işılay Saygın, 20 yılı aşkın süren siyaset yaşamı boyunca mücadele ettiği konulardan birinin de erken yaşta ve zorla evlilik olduğunu söyledi. Kızların çocuk yaşta evliliğe zorlanmasının önüne eğitimle geçilebileceğine dikkat çeken Saygın, "Toplumda bu yönde yeterli farkındalık ve bilinç oluşturulması için daha çok mücadele etmeliyiz. Hepimize büyük sorumluluklar düşüyor. Bu konferansı düzenlememizin amacı da bu" dedi.


181 BİN ÇOCUK GELİN
Zorla evliliklerin hukuki ve toplumsal yönüyle masaya yatırıldığı konferansta çarpıcı sonuçlar paylaşıldı. İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Nuriye Kadan, çocuk hakları ihlallerinde ilk sırayı çocuk evliliklerinin aldığını belirtti. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre her 3 evlikten birinin çocuk evliliği olduğunu vurgulayan Kadan şöyle konuştu:
"Ülkemizde ne yazık ki 181 bin 36 çocuk gelin bulunuyor. Bu evlilikler imam nikahına dayalı olduğundan, sayının çok daha fazla olduğunu düşünüyoruz. 2012 yılında 20 bine yakın aile 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açmış. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre erken evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin yüzde 97.4’ü kız öğrenciler. 15- 19 yaş arası genç kızlarda birinci sırada ölüm nedeni, hamilelik ve doğumun yol açtığı sorunlar. Kızlarımızı oyun çağındayken anne olmaya zorlayan bu acı durum, ataerkil ve geleneksel toplum yapısı yüzünden normalleştirilip meşrulaştırılıyor. 18 yaş altında evlenenlerin yarısının okuma- yazma bilmediği, yüzde 31.7’sinin de okuma- yazma bilmesine rağmen hiç okula gitmediği gerçeği eğitimsizliğin etkisini gözler önüne seriyor."


’CEZASIZ BIRAKILMAMALI’
Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, zorla evliliğin ağır bir insan hakkı ihlali olduğunu vurguladı. Ülkemizde ise bunun bir suç tipi olarak tanımlanmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Erdem, şöyle dedi:
"Oysa evliliğin ve eş seçiminin özgür iradeye dayanması uluslararası hukukla güvence altına alınmış. 2011’de ilk imzalayanın ülkemiz olduğu ’Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’, bir yetişkini ya da çocuğu evliliğe zorlayan kasıtlı davranışların suç sayılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını şart koşuyor. Cebir ve tehditle evliliğe zorlama ya da evliliğin sürmesine zorlama cezasız bırakılmamalı."
AVRUPA’DA SUÇ
Gediz Üniversitesi Kadın ve Aile Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sibel Safi de zorla evliliğin birçok Avrupa ülkesinde suç olduğunu kaydetti, "Batı Avrupa’da, göçle gelenlerde sıkça görülen bu ağır insan hakkı ihlalini engellemek amacıyla sorumlulara yasal yaptırımlar uygulanıyor. İngiltere’de 2 yıl hapis cezası var" diye konuştu.
Diğer konuşmacılar da konuyla ilgili görüşlerini dile getirdi.
hürriyet

Denizin altından öyle bir şey çıkardılar ki...




Yenikapı kazılarından çıkan yaklaşık 1500 yıllık batıklar konservasyon için havuzlarda bekletiliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin finansörlüğünde İstanbul Üniversitesi tarafından kurulan Yenikapı’daki laboratuvarda tam 27 batık üzerinde bilim adamları çalışmalarını sürdürüyor. Kurulacak müzede sergilenmek üzere konservasyonları yapılan ahşap gemiler dünyanın en büyük batık filosunu oluşturuyor.
Yenikapı Metro ve Marmaray kazıları 2004 yılında başladı. Tüm dünyanın dikkatini çeken kazılarda neolitik buluntular İstanbul tarihini 2000 yıl kadar geriye götürdü. İlk İstanbulluların mezarları, ayak izleri, kano küreği, kaşık gibi 8500 yıllık buluntular büyük yankı uyandırmıştı. İstanbul’un antik çağdaki Theodosius limanındaki batıklar da su altı arkeoloji tarihi açısından oldukça büyük öneme sahipti. 2005 yılında bulunan ilk batıktan sonra tam 36 batık daha çıkarıldı. Bazıları yükleri ile beraber bulundu. Dönemin savaş gemisi olarak bilinen kadırgalar bilim dünyasını heyacanlandırdı. İçlerinde malzeme bulunan amforalar, çapalar, halatları ile birlikte sanki dün batmışçasına sapasağlam buluntular elde edildi. Bilim dünyası teyakkuza geçti. Bizans döneminin en önemli batık koleksiyonu toprağın altından geliyordu.
BATIKLARA NE OLDU?
Bizim sapasağlam dediğimiz batıklar aslında toprağın içinde sadece resim veriyordu. Geminin gövdesini oluşturan o koca koca kalaslar dokunduğunuzda bir kağıttan farkı yoktu. Ülkemiz arkeolojisi batık çıkarma ve onun konservasyonu konusunda çok da bilgili değildi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü başkanı Prof. Dr. Ufuk Kocabaş, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün daveti üzerine batıkların bilimsel kaldırılma ve konservasyon işini yapmayı kabul etti. Kocabaş Viking batıkları üzerine uzman olan dünyadaki sualtı arkeoloji ekiplerini gezdi, hem kaldırma hem de konservasyon aşamalarını inceledi. ABD'nin Texas A&M Üniversitesi Deniz Arkeolojisi Enstitüsü'nden Cemal Pulak’da batıkların bir kısmının bilimsel konservasyonunu üstlendi.
BATIK HAVUZLARI KURULDU
Arkeologlar kazdıkça batık sayısı arttı. Toplam 37 batık çıktı. Raylı sistem projesini yürütenler üzgün, arkeologlar sevinçliydi. Bunların hepsi büyük bir titizlikle araziden alınarak, içleri kimyasal ilaçlı suyla dolu havuzlara alındı. Yenikapı istasyonunun yanı başında 2 katlı konservasyon laboratuvarı oluşturuldu. İstanbul Üniversitesi adına Prof. Kocabaş laboratuvarda hem belgeleme hem de onarım sürecini başlattı. Gemilerin konservasyonları tamamlandıktan sonra projede yer alan Yenikapı müzesinde sergilenebilecek hale gelmesi için bilimsel çalışmalara hız verildi.
LABORATUVARDA NELER YAPILIYOR?
Binlerce yıl toprak altında kalan ahşap malzemeler kimyasal ilaçlı havuzlardan çıkarılıp dijital belgeleme çalışmaları yapılıyor. Batığa ait her ahşap parçası 3 boyutlu olarak dijital siteme aktarılıyor. Bu belgeleme çalışması sırasında ahşap malzemenin üzerindeki çiviler, balta kesik izleri, budaklar gibi her ayrıntı kayda alınıyor. Daha sonra ahşap malzeme kurutulmak üzere dondurarak kurutma yöntemine tabi tutuluyor. Ahşabın içindeki su normal kurutma yöntemi yapıldığında malzeme küçülüyor, eğriliyor ve geri dönüşü olmayacak bir şekil bozukluğuna uğruyor. Bunun önüne geçmek için kullanılan dondurarak kurutma yöntemi için pahalı da olsa İBB’si ikna edilerek o cihaz temin edildi.  Bugün müze kurulsa bir batık hemen sergilenebilecek noktaya geldi.

EKİBİN SİVRİSİNEKLE İMTİHANI
Ahşap malzeme içi su dolu havuzlarda bekletildiği için özellikle yaz aylarında sivrisinek problemi büyük oldu. Dışardaki havuzlar için kimyasal ilaçlar kullanıldı ama üzerinde çalıştıkları ahşap malzemeyi tuttukları laboratuvar içindeki havuzlarda ilaç kullanmak çalışanların sağlığını tehdit ediyordu. Prof. Kocabaş Danimarka’da başka bir amaçla kullanılan Japon balıklarını hatırladı. Laboratuvar içindeki havuzlarda Japon balıklarını kullandı. Sonuç mükemmeldi. Balıklar sivrisinek larvalarını yiyor üremelerine engel oluyordu. Balıklar hem eğlenceleri olmuş hem de çalışanları büyük bir dertten kurtarmıştı.
TEŞEKKÜRÜ HAK EDİYORLAR
Yenikapı arkeoloji kazıları bitti. Olağanüstü sonuçlar elde edildi. Binlerce eser müze depolarına kaldırıldı. Batıkların bilimsel konservasyonları hızla sürüyor. İstasyonun yanında oldukça geniş bir arzi de mevcut. Artık Yenikapı Müzesi için düğmeye basılmalı ve bir an önce bulunan eserlerin halk ve bilim dünyası ile buluşması sağlanmalı. Başta İstanbul Arkeoloji Müzeleri olmak üzere İstanbul Üniversitesi adına çalışmaları yürüten Prof. Dr. Ufuk Kocabaş ve ekibi, Doç. Dr. Cemal Pulak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi katkılarından dolayı teşekkürü hak ediyorlar.
Radikal

6 Aralık 2015 Pazar

Haydarpaşa mücadelesi zaferle bitti.




Haydarpaşa mücadelesi zaferle bitti. Tarihi garın çatısına kafeterya ve asansörden oluşan ekleme iptal edildi. Bina aslına uygun restore edilecek.
Tarihi Haydarpaşa Garı'na garın çatısında cafeterya, asansör, çatı eklemesi Kadıköy Belediyesi, Haydarpaşa Dayanışması ve halkın mücadelesi sonucu iptal edildi. Kadıköy Belediyesi Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü'nce hazırlanan yeni restorasyon projesinde tarihi garın aslına uygun restore edileceğini belirterek projeye onayladı. Kadıköy Belediyesi Başkanı Aykurt Nuhoğlu "Ama asıl olan Garın eski tarihi fonksiyonuna dönmesi ve İstanbullulara bir gar olarak hizmet etmesi " dedi.
Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü geçen yıl eylül ayında, 2010’da atlattığı yangında çatısı tamamen kül olan ve yeniden düzenlenen tarihi Haydarpaşa Garı’nın çatısına otele dönüşmesinin de önünü açacak şekilde ekleme yapılarak kafeterya ile asansör yapılmasını öngören bir proje hazırlamıştı. Söz konusu projenin hayata geçebilmesi için Kadıköy Belediyesi’nin projeye yapı ruhsatı vermesi gerekiyordu. Belediye tarihi garın aslına uygun restore edilmediğini belirterek ruhsatı vermedi. Meslek odaları ve halk projeye tepki göstererek onlarca eylem düzenledi.
Belediye ruhsat verdi
Bir yılın ardından Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarihi gar için yeni bir restorasyon projesi hazırlayarak ilçe belediyesi ruhsat başvurusunda bulundu. Kadıköy Belediyesi Başkanı Aykurt Nuhoğlu yeni hazırlanan projesinin Anıtlar Kurulu tarafından da onaylandığını belirterek tarihi binanın aslına uygun restore edileceği için ruhsat verdiklerini söyledi.
Nuhoğlu şöyle konuştu:
"Haydarpaşa Garı tarihi bir mirastır. Yangından sonra gar binası adeta kendi kaderine terk edilmişti. Devlet Demiryolları'nın binanın orjinal haline uygun bir restorasyon projesi hazırlaması oldukça sevindirici. Ama asıl olan Garın eski tarihi fonksiyonuna dönmesi ve İstanbullulara bir gar olarak hizmet etmesi. Kadıköylüler binanın daha fazla zarar görmeden bir an önce restore edilmesini ve gar olarak hizmet vermesini istiyor. Gar çevresi de sermayeye peşkeş çekilmemeli. Garın çevresi halkın doğrudan kullanımına yönelik, İstanbul'un ihtiyaç duyduğu toplumun beklentilerine dönük yeşil ve sosyal alanlar olarak kullanılmalıdır."
"Gar çevresi için mücadele sürecek"
İBB'nin CHP'li Meclis üyesi Hüseyin Sağ da "ilk hazırlanan proje  tarihi garın yapısını bozacak bir denemeydi direniş neticesinde yapılamadı. Şimdi gar ve yakın çevresi için yapılması planlanan AVM ve ticaret planlarına karşı mücadele devam edecek ve kazanacağız" dedi.
NE OLMUŞTU?
Haydarpaşa Garı'nın çatısında 28 Kasım 2010'da yangın çıktı ve tarihi yapının çatısı tamamen yandı. Kamuoyunda otel yapılmak üzere yakıldığı iddiaları gündeme geldi. Yüksek Hızlı Tren Projesi neden gösterilerek 1 Şubat 2012'den itibaren önce ülke çapındakı tren seferleri arkasından 18 Haziran 2013'te de banliyo tren seferleri durduruldu. Kadıköy Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2012 tarihli Haydarpaşa garını otele dönüştüren, çevresindeki 1 milyon metrekarelik bölgeyi ise ticaret ve turizm alanı olarak gösteren plana karşı iptal davası açmıştı. Hukuki süreç devam ediyor.
 Hazal Ocak
cumhuriyet

"Ölümsüzlüğün kaynağı" Kazdağları'ndan çıktı


"Ölümsüzlüğün kaynağı" Kazdağları'ndan çıktı

Çanakkale sınırlarında kalan ve bünyesinde 32 endemik bitki türünü barındıran Kazdağları'nda şimdi de 'ölümsüzlük mantarı' olarak da bilinen 'Reishi' mantarı türüne rastlandı. Yenmeyen, ilaç sanayince kullanıldığı belirtilen 'Reishi'nin bölgedeki köylüler için yeni bir kazanç kapısı olabileceği belirtildi.

Bayramiç sınırlarında kalan Kazdağları'nın kuzey yamaçlarındaki Çırpılar Köyü'nde yaşayan emekli orman işçisi Mehmet Özenç, ormana mantar toplamaya çıktı. Yenebilen türlerden mantar toplarken, sağlam ve yıkılmış ağaçların gövdesinde bugüne kadar hiç görmediği mantara rastladı. Yaptığı araştırma sonucunda, bu türün birçok hastalığın tedavisinde kullanılması ve şifa olması nedeniyle kamuoyunda 'ölümsüzlük mantarı' olarak da adlandırılan Reishi mantarı olduğunu tespit etti.

KÖYLÜLER BİLMİYOR

Köylüler olarak her mevsiminde mantar toplamak için Kazdağlarını gezdiklerini belirten Mehmet Özenç şunları anlattı:

"Bildiğimiz mantarları yiyoruz. Kazdağları'ndaki Çırpılar Köyü çevresinde Reishi mantarından çok var. Dikkatimi çekti ve internette araştırma gereği duydum. Resmini çekip internette aynısını bularak araştırdım. Bu mantarın çok değerli olduğunu gördüm. İlaç sanayinde kullanıldığını ve ölümsüzlük mantarı olarak anıldığını gördüm. Kilosunun da 1000 liraya kadar varan fiyatlarla satıldığını öğrendim. Kazdağı bölgesindeki köylüler bu mantarın değerini bilmediği için toplamıyor. Ama değerli olduğunu öğrenirlerse toplarlar ve ek gelir kapısı olur."

KAZDAĞLARI TAM BİR CENNET

Mitolojide tanrılarının yaşadığı dağ olarak anılan ve bünyesinde barındırdığı zengin fauna ve flora çeşitliliğiyle tüm dünyanın dikkatini çeken Kazdağları, 32 endemik bitki türüyle ve zengin bitki örtüsüyle de adeta cenneti andırıyor. Bölgede rastlanan kırmızı Reishi mantarının işlenerek çay, kapsül ya da sıvı olarak piyasada satıldığı ve bir ekonomik değerinin yüksek olduğu da biliniyor. Bu nedenle Kazdağları bölgesinde çok miktarda Reishi mantarına rastlanması yöne halkını yeni bir ekonomik kazanç kapısı olarak umutlandırdı.

BU MANTAR YENMEZ

Reishi veya lingzhi, Polyporaceae familyasından geleneksel Çin tıbbında yaklaşık 4000 yıldır ilaç olarak kullanılan sıvı olarak özünün tüketildiği bir mantar türüdür. Reishi yenbilen bir mantar değildir. Tadı acıdır ve tahta gibi serttir. Acı ve buruk tadı yüzünden genellikle taze veya kurutulmuş olarak ince toz haline getirilir ve suda çözdürülerek kullanılır.
cumhuriyet

Eğer hasta olmak istemiyorsan


Brezilyalı bir doktora ait bu yazıyı mutlaka okuyun ve hatta her gün yeniden okuyun..

Eğer hasta olmak istemiyorsan Eğer hasta olmak istemiyorsan Eğer hasta olmak istemiyorsan Eğer hasta olmak istemiyorsan Eğer hasta olmak istemiyorsan Eğer hasta Eğer hasta olmak istemiyorsan doctor3
Duygularını anlat.
* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Karar Vermelisin..
* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
Olduğundan Farklı Yaşama.
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.
Dr. Dráuzio Varella

2 Aralık 2015 Çarşamba

Karabağlar kentsel dönüşüm mağdurları kızgın

 

 


Karabağlar’da dönüşüm mağdurlarının açtığı davanın sonucunu beklemeden imar planlarını iptal ederek yeni plan hazırlayan bakanlığın hamlesi bölge sakinlerini kızdırdı
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2012 yılında riskli alan ilan edilen ve kentsel dönüşüm yapılacağı duyurulan Karabağlar’daki 540 hektarlık alanın ilk etabı olarak belirlenen 101 hektarlık bölümüyle ilgili planlar, geçtiğimiz günlerde iptal edilmişti. Yaklaşık 15 mahalleyi ilgilendiren dönüşüme dair Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na karşı 3 yıldır mücadele eden bölge halkı, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunu artık ‘güçlünün yasası’ olarak tanımlıyor. Dönüşüm mağdurları bölgenin riskli alan ilan edilmesine yönelik kararının iptaline yönelik İzmir Bölge İdare Mahkemesi’ne açtığı dava sürerken, Ankara’nın yaptığı plan değişikliği ile şaşkına dönen mahalleli, Anayasal haklarının zorla elinden alınmak istendiğini savundu. Karabağlar Kentsel Dönüşüm Hak Arayanlar Derneği Başkanı Halil Ecevit; “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, açtığımız davanın sonucunu beklemeden planları iptal etti. Bakanlık, hamle yaparak üstünlük sağlamak ve bizleri yıldırmak istiyor. Yaptıkları bu işgal yasasından vazgeçeceğe benzemiyorlar. Halkın malı üzerinde bu işgal yasası zorla uygulanmaya çalışıldığı sürece yaşam alanlarımıza çok daha sıkı sarılacağımızı belirtmek isteriz. Anayasal haklarımızı zorla, güç zoruyla elimizden almaya çalışılıyor” dedi.
RANT YASASI
6306 sayılı yasanın; göç yasası, güçlünün yasası, rant yasası olduğunu belirten Ecevit, bu yasayı tanımadıkları ve hukuk çerçevesinde haklarını sonuna kadar arayacaklarını dile getirdi. Karabağlar Kentsel Dönüşüm mağdrularının yaşadığı bir diğer sorun ise uzun bir süredir almak için uğraştıkları tapu… 2981 sayılı İmar Affı Kanunu çerçevesinde tapularını almak için mücadele veren mahalle sakinleri tapularına henüz kavuşamadı. 31 Mayıs 2018 yılına kadar tapusunu alamayan vatandaş, evleri üzerinde söz sahibi olamayacak. Ecevit; “2981 sayılı yasa gereği tapusunu alamamış olan hak sahiplerine tapu devri tüm yoğun başvuru ve taleplerimize rağmen yapılmamakta. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, vatandaşların barınma haklarına gayrı yasal el koymuş durumda. Bir yılı aşkın süredir başvuruda bulunmadığımız hiçbir yetkili birim kalmadı ama maalesef bu güne kadar hiçbir somut gelişme yaşanmadı” dedi.
Karabağlar’da 540 hektarlık riskli alan ilan edilen mahallelerde 1. Etap olarak tanımlanan 101,4 hektarlık kısmına ilişkin, 1/5000’lik Nazım İmar Planı ile 1/1000’lik Uygula imar planı revize edilerek içerisine İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin dönüşüm çalışmalarını başlattığı 122 hektarlık Gaziemir Aktepe-Emrez Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı için hazırlanan birinci etap planlar da dahil edilerek askıya çıkarılmıştı.
Umut KARAKOYUN
9 eylül

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var