4 Aralık 2014 Perşembe

Sanattan nasıl para kazanırsınız?





Sanattan nasıl para kazanırsınız?

Siyasetle meşgul olmak istemeyen aydınları bekleyen korkunç bir akıbet vardır: Cahiller tarafından yönetilmek.Aristo

Halka malolmuş ya da olmamış fark etmez bir sanatçının,aydının onu oraya getirene, halka karşı bir sorumluluğu vardır. Kazandığının hakkını vermelidir. Halkın yanında,onun sorunlarına karşı ilgisiz duyarsız olmamalıdır.
Sokaktaki insan kimi tanır. Kendi yanında olan tanır. Onu hatırlar.
-Biz sanatımızı yapıyoruz. Sözümüzü söyler çeker gideriz. Arkamıza dönüp bakmayız. Ölen ölür kalan kalır, bana ne! Diyemeyiz ama sanatçılar birçoğunun böyle bir tavır olduğunu söylersek abartmış olmayız.

-Sizin diğerlerinden farkınız ne? Sesinin rengi mi? Sazı daha mı farklı çalıyorsunuz? Söylediğiniz şarkılar sizden başka kimse söylemez mi? Resmetmez mi? Sizin yaptığınızdan daha iyisini yapamaz mı? Siz bir aydın olarak üzerinize düşen sorumluluktan kaçınarak icra ettiğiniz sanatla yetinmeniz neyi açıklar? Türkü yada şarkı söylemekle, resmetmekle iş bitiyor mu? Sorunları çözmede bir taraf değilseniz, bir rol oynamıyorsanız bir süre sonra unutulur gidersiniz. Öldükten sonra yaşayan sanatçılar bunun için yaşamaya devam ederler. Sadece sanatıyla değil toplumun sorunlarıyla ilgilenmişlerdir.

Yahudilerin sanat ve sanatkarlık söz konusu olduğunda sık sık kullandıkları bir söz var.

‘Sanatı aptallar yapar!’
Genelleme yapmak gerekirse Yahudiler göre aslolan şey para kazanmaktır. Para, iktidar demek, yönetmek, dünyayı parmaklarında oynatmak demektir. Onlara göre yaşam, para ibarettir.
Paraya kölece bir ruhla sahip olanlarca her şeyin bir fiyatı vardır. Her şey para ile satın alınabilir. İnsanlık da! Sahip oldukları içinde en ucuza aldıkları ya da hiç değer vermedikleri şey insanlık olsa gerek. Fakat hiç kimsenin sahip olmadığı kadar paraya sahip olanların unuttuğu bir şey var. Bunların hiç biri sanattan para kazananlar kadar ünlü değildir.
Sanki buna karşı edilmiş bir mağaza vitrininde bir laf gördüm. 

‘Sanat insanı onarır. (Müjdat Gezen)’
Çok da hoşuma gitti. Demek para insanı şekilden şekle sokuyor. İnsanı insanlıktan çıkarıyor. İnsana insanlığını hatırlatmak için sanata ihtiyaç var. İnsanlıktan çıkmış, harabeye dönmüş olanı onarıyor. Ya da bize insanlığımızı hatırlatıyor. Kısaca sanat bize insanlığımızı öğretiyor.
Peki sanattan nasıl para kazanırsınız? Bu soruya en kestirme en kısa yoldan cevap verebiliriz.
Sanat için sanat yaparak tabi ki…
Öğrencilik yıllarımda sık sık Kızılay, Zafer Çarşısı’ndaki resim galerisine giderdim.  Bir defasında  büyük bir resim tablosu önünde konuşan iki öğretim üyesine kulak kesildim.  Resme olan bu kadar ilgim  ve düşkünlüğüme rağmen resimden hiçbir şey anlayamamıştım. İstediğiniz her şeye yorumlayacağınız bir resme uzun uzun baktım. Çeşitli geometrik şekiller, bir renk cümbüşü vardı.
-Hocam sizce bu resimden biz ne anlamalıyız?
-Bu yaşam tarzınızla ilgili. Nasıl yaşıyorsanız öyle görürsünüz. Sanat işte böyle bir şey. Ondan herkes kendine göre bir şey çıkarır, bir çıkarımda bulundu.
  Öğretim üyesi sanat hakkındaki genel düşüncesini söylüyordu.
-Ben resimde ne görebileceğimizi sormuştum?
-Çizgileri ve renkleri iyi kullanmış…
-Hayata dair ne var?
-Bana göre bir karmaşayı, kaosu anlatıyor.
Diğeri,
-Hayır, tam tersine. Müthiş bir düzen var, dedi erkek olan. İkisi de güldü. Ben de güldüm.
Ben bir sanat yaptım, herkes ne anlarsa anlasın, nasıl yorumlarsa yorumlasın, örneği vardı. ‘Bana göre böyle.’ ‘Ben bu tarz resimleri seviyorum.’ ‘Bundan hoşlanıyorum.’

Bu resimlerin bu müziklerin v.s tarafları yoktur. Aslında vardır. İyileri kötüleri yoktur. Kahramanları, ezenleri ezilenleri yoktur. Anlaşılmazlıkları esastır; böyle olursa, herkes tarafından anlaşılamayacak olursa,sadece bazıları ‘bir  şey anlarsa’ onlara göre bu sanattır, para eder. Bir meta gibi alınıp satılmasına sebep olacak bir sanat!

Sınıflı toplumlarda halk için sanat yapanlar gerçek sanatın hakkını vererek yapanlardır. Doğası dolayısıyla bu sanat tarzı muhalif, eleştirel, gerçekçi olmak zorundadır. Bu zorunlu olarak böyledir. Bunun dışına çıktığınızda sizi yönetenlerin yönetme tarzını olumlamış, size karşı olan sınıfın çıkarlarını benimsemiş, onun ihtiyaçlarına göre şekillenmiş bir sanat yapmak durumda kalırsınız.

Halkın doğa ile mücadelesi, kendini yöneten sınıflara karşı tavrı, onun hayal ve düşlerinin, gelecek kaygısının ve bunun sanata yansıması  kadar doğal bir şey yoktur. Bu açık, sade, berrak ve anlaşılırdır. Yorumu da böyledir. Bu resimde, müzikte, sinema,tiyatro,edebi sanatlarda ve diğer görsel sanatlarda da bu böyledir.

Yönetici sınıfların bu sanat tavrı ile uzlaşması mümkün değildir. Buna her zaman karşı çıkmış ve her  fırsatta yasaklamışlardır. Yakmış, yıkmış, yok etmişlerdir.

Yönetici sınıfın sanatı anlaşılmazlığı(!) anlatır… Bu böyledir… Neden böyledir? Sınıflı toplumlarda her şey, herkes  taraflıdır…  Doğada tarafsızlık diye bir şey yoktur…

Bu sanat türüne sahiplenen yönetici sınıfların kendilerine karşı olan işçilerin, emekçilerin, kendileri tarafından ezilen, baskı gören halkın isteklerini, arzularını anlatacak değil ya! Bu bir çelişki olurdu.
Halk için yapılan sanatı ise  sevmeleri yönetici sınıflardan beklenemez.  Hedefinin kendisi olduğu, nesnesinin kendisi olduğu  bir sanatı sevmez, sevemezler. Onların anladıkları sanat, halka yabancı sanat olmalı… İçinde halk olmamalı… Halk anlamamalı… Bir ayrıcalık olmalı… Ayrıcalıklı sınıfın ayrıcalıklı sanatı olmalıdır!... Bu da anlaşılmamalıdır.
O zaman bu nasıl sanat olur?



Ekseninde insanın olmadığı, insan tarafından yapılan ve herkesin kendi kafasına, fikrine, hayattan kopuk, herkesin kendi hayal gücüne göre yorumlayacağı, soyut,anlaşılmaz,anlamsız, şekilsiz bir sanat tarzı… Kahramanları da çürümüşlüğü, yozluğu, acımasızlığı, gaddarlığı,yalanı dolanı,entrikacı,hileci tipler olmaktadır. Çünkü bu tipler gerçek hayatta tepenizde olanlardır. Bunların meşrulaşması gerekir. O zaman yalan gerçekliğin yerini alır, hayatımızda kalite, iyilik, insanlık gibi kavramlar hiçleşir.

Belirsiz, flu konular.. Gerçekçilikten uzak konular…  Anlaşılması zor ve anlaşılmaz olanı yapmak, icra etmek. Kimseyi incitmeyen, üzmeyen ,suya sabuna dokunmayan,hele halkın anlaması hiç mümkün olmayan,zaten arzulanan da bu. Anlamadığın zaman da aşağılanmak da var. Halka yabancılaşmış olarak üretilen sanat ortamında, sanattan anlamadığın, sanatsal beğenilerinin gelişmemiş, rafine olmamış olarak sıradan,basit,düzeysiz kalır,eleştirilirsin. Üstten, küçümsenen bir bakış…

Kendisini,kendi bireyselliğini,çürümüş ruh halini,dünyasını…. Bireyin bireyciliğini… Onun kendi iç dünyasında yaşadığı bunalımları, krizleri topluma mal etmek,bu hastalıklı ruh halini genele yaymaktan tutunda.

Böyle bir sanat yapmak ve bu sanata büyük paralar harcamak… İşte onların sanatı bu! Kendi halkının değil de ezgileri sana yabancı bir müzik… Resim,heykel,tiyatro,sinema….  Bir köylü ile, bir işçiyle,bir memur ile aynı müziği dinlemek…  Onlarla aynı seviyede olmak! Bunlar onları sıradanlaştırır.
Halk için sanat yaparsan aç kalır, sürünür, yasaklanır,hapis yatarsın.

Para kazanmak istiyorsan kendine yabancılaşarak, halkına yabancılaşarak işe başlayabilir, kendine ait olmayan bir dünyaya hitap eden bir sanat için kolları sıvayabilirsin. Bu kolay bir yoldur… Riski yoktur…
Ne kadar çok anlaşılmaz olursan, sen de ne kadar çok keşfedilecek gizemli bir yan bulurlarsa o kadar çok para verirler,o kadar çok para kazanırsın! Bu beceriyi gösteren büyük paralar kazanır…
Ama para için yapılan sanat da insanlık yoktur!

11.05.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var