27 Ağustos 2015 Perşembe

SÜS İLE SANAT ESERİ ARASINDAKİ FARK


İlk insanlar mağara resimlerini sanat olsun diye yapmadılar,
bir alfabe oluşturmak için, bir iletişim sağlamak için yaptılar.


Kapitalizm sanatın içeriğini boşaltarak, yani işlevsizleştirip, kendini eleştrisini önlemek, muhalif bir kimlik kazanmasının önüne geçmek ister.Bu anlamda sanatı gerçeklikten yoksun bırakır, absürt, gerçeküstü ve kitleler tarafından anlaşılmaz hale sokarak kutsar. Önce süs, sonra alınır satılır bir meta haline getirir.
Bu anlamda kapitalizm için sanat, sanat içindir. İşin Latincesi ise, 'Ars artis gratia' ya da  'Ars gratia artis' olarak sinema endüstrisinin kıblesi Metro Goldwyn Mayer'in (MGM) mottosuna dönüşür.

Süs ile sanat eseri arasında bir ayrım yapmak gerekir. Süs eşyası birbirinin aynısı
veya çok az farklarla üretilir ve  fabrikasyon olma özelliği ile dekoratif bir misyon taşır.
Duvarınızı veya istediğiniz bir yeri onunla süsleyebilirsiniz.
Birbirinin aynı ve yüzlercesini üretebilirsiniz.

Herkes yeteneği ölçüsünde aynı resmi, biraz farklılaştırarak yapabilir.

Bazıları kendilerini sanatçı kabul ederek süs yaparlar...
Bazıları da halk gerçekten sanatçı kabul eder ve bunlar da sanat eseri yaparlar...





Sanat eseri bir fikir içerir. İddiası vardır. Bir sanatsal akıma tabidir. Çağını ve o çağın
özelliklerini yansıtır.

Süs olarak üretilenlerin ise böyle bir iddiası yoktur.
Sanatı toplum için yaparsanız ancak bir değeri vardır. Biz buna sanat eseri denir.
Tabiki sanatçının yeteneği, resim bilgisi ve tekniğini
tartışmıyoruz. Bu ayrı bir değerlendirme konusu.

Sanatı sanat için yapıyorsanız süstür. Apolitik, toplumdan soyut, kişisel tatmine dayalı
yeteneğini kanıtlamanın, bireysel özlem ve bunalımların tezahürü olabilir.
“Sanatın apolitik olması egemenlerle işbirliği yaptığı anlamına gelir.” Zeynep Oral'ın bu sözü de
konuya açıklık getirmesi bakımından yeterlidir sanırım.
Bir at resmi, insan ve toplumun yaşamından soyutlanarak tek başına yapılmış ise
bir Japon ressamın mı, bir Macar ressamın mı yoksa bir Meksikalı ressamın mı elinden çıktığını,
hangi çağda yapıldığını bilemeyiz. Bir özellik taşımaz.
Eğer bir özellik taşıyacaksa ilk yapılması açısından önem taşır. Birbirine benzer resimler yapmak
ressam olduğunuzu değil yetenekli olduğunuzu gösterir.

Sanatçısı açısından da durum farklı değildir. Birisi süs eşyası yapan konumdadır, birisi ise
sanatçıdır. Sanatçının yaşadığı toplumdan bağımsız olmadığı için sanatıyla, duruşuyla bir
sorumluluğu vardır.
Sanatçının değeri bu sorumlulukla ölçülür. 'Ben sanatımı yaparım, köşeme çekilirim. İsteyen
istediği gibi yorumlasın' anlayışı kabul görmemektedir. Sanatçı eserine verdiği ruhu bizzat kendisi
taşımalı ve bunu toplumla paylaşmalıdır. Sanatçı topluma verdiği değer kadar yaşar.
Bunun örnekleri sayılamayacak kadar çoktur.
Sanat sanat içindir, derseniz; sanatınız bir süs ve dekorasyon malzemesi olarak işlev görür. Sanat halk içindir, derseniz; sanat bir toplumsal içerik ile beslenmiş, bir fikir ile bezenmiş, çağını anlatan, gerçekçi duruşu ve muhalif kimliği ile öne çıkmış olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var