2 Mayıs 2012 Çarşamba

5300 yıllık cesette inanılmaz bulgu

1991 yılında İtalyan Alpleri'nde bulunan 5300 yıllık mağara adamı Otzi'nin üzerinde çalışan bilimadamları, cesedin yaralarında alyuvar hücreleri bulmayı başardı.
İstanbul- Kan hücreleri çok kolay bozulduğu için bu denli eski örneklerde normalde kan örneği bulmak mümkün olmuyordu. Otzi üzerinde yapılan ilk incelemelerde de kan kalıntısına rastlanmamıştı.Royal Society Interface adlı dergide yayınlanan araştıma Otzi'yi mükemmel bir biçimde muhafaza eden koşullar sayesinde ölümünden kısa bir süre önce akan kanının da korunmuş olduğunu ortaya çıkardı.Otzi'nin kanı şimdiye dek elde edilmiş en eski kan örneği. Ve bu bulgu dünyanın en eski cinayeti olarak adlandırılan hikayede yeni bir ipucu.Otzi bir kaç doğa yürüyüşçüsü tarafından sırtına bir ok saplı şekilde bulunduğundan beri bilim adamları mağara adamının ölümünün detaylarını ortaya çıkartmaya çalışıyor.
Otzi'nin ölmeden önce yediği son yemek de tespit edildi.BBC Türkçe'nin haberine göre mağara adamının ölümüyle ilgili en önemli tartışmalardan biri de cesedin keşfedildiği noktada mı öldüğü. Bazı uzmanlar Otzi'nin bulunduğu yere başkaları tarafından gömüldüğüne inanıyor. Şubat ayında Eurac Mumya Enstitüsü'nden Albert Zink ve ekibi Otzi'nin gen haritasının tamamını yayınladı. Daha önce Lancet'de yayınlanan bir araştırma Otzi'nin elinde hemoglobin bulunduğunu ortaya koymuştu.Hemoglobin alyuvar hücrelerinde bulunan bir protein.Ancak bilim adamları kan hücrelerinin bozulduğuna ve hemoglobinden öte bir bulguya ulaşamayacaklarına inanıyorlardı.
Prof Zink ve meslekdaşları Almanya'daki Darmstadt Üniversitesi'nden bilim adamlarıyla ortaklaşa gerçekleştirdikleri çalışmada Otzi'nin yarasının çevresindeki dokuyu atomik güç mikroskopisi adlı teknikle inceledi. İnceleme sonucunda bilim adamları Otzi'nin yarasında bulunan hücrelerin halka şeklinde olduğunu gördü.Alyuvar hücreleri mikroskop altında halka şeklinde görülüyor. Araştırmayı gerçekleştiren bilim adamları kan hücrelerini bulmakta kullandıkları tekniklerin gelecekte çağraş cinayetlerin aydınlatılmasında da kullanılabileceğini düşünüyor.
Cumhuriyet

2B tamam, sırada daha yıkıcı 2A var


Doç. Dr. Yücel Çağlar uyarıyor: “2B tamam, sırada daha yıkıcı 2A var…”
Cumhurbaşkanı Gül’ün onayının ardından 26 Nisan’da Resmi gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2B yasasının Anayasaya aykırı bir hukuksal bir düzenleme olduğunu savunan Doç. Dr. Yücel Çağlar, sırada 2B’den daha yıkıcı sonuçları olabileceğini öne sürdüğü ‘2A’ düzenlemesinin bulunduğu uyarısında bulundu. 2B yasasının, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin ‘A’ bendi ile ilgili düzenlemeleriyle 21,2 hektar milyon olduğu öne sürülen tüm orman sayılan arazilerin ‘orman olarak muhafaza edilmesinde yarar görülmediği’ gerekçesiyle yerleşime açılmasını kolaylaştırdığını savunan Çağlar, bu ‘kolaylıktan’ yararlanabileceklerin sayısının Anayasada öngörülenin üç katına çıkarıldığını savundu.
2A ile bütün ormanlar iktidarın keyfine teslim edilecek
AKP iktidarının 2003 yılından bu yana 2B yasası için çabaladığını ve bu amaçla Anayasa değişikliğine bile kalkıştığını söyleyen Orman Yüksek Mühendisi Doç. Dr. Yücel Çağlar, ancak o yıllarda ‘ormanlardan’ ve ülkeden yana bir Cumhurbaşkanı olduğunun altını çizdiği değerlendirmesinde, 2B’nin yasalaşmasıyla birlikte sorunun ‘çözümlendiğini’ ifade etti. Bunun birileri için ‘hayırlara vesile’ olacağına vurgu yapan Çağlar, “bu sonuç, konuyu orman ve kısmen de ‘orman köylüsü’ popülizmine, 2B arazilerinin satılıp satılmamasına indirgeyenler için uyarıcı oldu mu, olabilecek mi, doğrusu bilemiyorum. Ama bu aymazlık bundan sonra başlatılacak ve çok daha orman yıkıcı gelişmelere yol açabilecek olan ‘2A’ yağması sürecinde de sergilenilirse eğer işte o zaman siyasal iktidar yalnızca ‘orman vasfını yitirmiştir’ gerekçesiyle ‘orman’ sayılmayan yerleri değil, 21,2 milyon hektar ‘ormanı’ sayılan ve üzerinde orman ekosistemleri bulunan yerleri de kendince uygun amaçlarla değerlendirebilecektir” görüşünü savundu.
6292 sayılı yasa iktidara yaşamsal olanaklar sundu
6292 Sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun”un, siyasal iktidara bu doğrultuda kullanabileceği yaşamsal önemde olanaklar sunduğunun altını çizen Çağlar, şimdilik bu yasanın yalnızca Anayasaya aykırı olan düzenlemelerinin sergilenmesiyle yetinildiğine işaret etti.
antaltaico.jpg
Antalya en çok 2B araziye sahip il olarak biliniyor
İki yönden anayasal kurallara aykırı
Anayasanın 169 ve 170. maddelerinde “orman sınırları dışına çıkarılacak yerler” ile ilgili iki temel kurala yer verildiğini anımsatan Çağlar, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerler” ile “bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerler”in “orman” sayılmayabileceğini vurgulayarak, 6292 sayılı yasanın bu anayasal kurallara aykırı yanlarının iki boyutlu olduğu görüşünü savundu.
2B gelirinin yüzde doksanı Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı'na
Anayasanın 170. maddesine göre “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin” ancak ve yalnızca “Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından” değerlendirilmesinin olanaklı olduğuna atıfta bulundu. Çağlar, söz konusu alanların, 31. 12. 2011 tarihinden önce kullanıcısı veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişilere satışını düzenleyen 6292 sayılı yasanın ilgili maddelerinin ise satışlardan elde edilecek gelirlerin yüzde üçünü geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek miktarının yatırım amacıyla kullanılmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün hesabına ödeneceğini, kalan tutarın yüzde doksanını geçmemek koşuluyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde afet riski altındaki alanların dönüştürülmesinde kullanılmak üzere özel ödenek olarak veya genel bütçeye gelir olarak kaydedileceğini söyledi.
Harcama konuları da anayasaya aykırı
Söz konusu tutarın, orman köylülerine ait taşınmazların kamulaştırılmasının yanı sıra 2/A alanlarının ıslah, imar ve iskânı ile 2/A ve 2/B alanlarının en az iki katı verimsiz orman alanlarının ıslahı ve yeni orman alanlarının tesisi için kullanılmak üzere bakanlığa aktarılacağını kaydeden Çağlar, “görüldüğü gibi, ‘orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi’ dışındaki bu harcama konuları, Anayasanın 170. maddesindeki ‘Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması’ kuralıyla bağdaştırılamaz” dedi.
2A ile ormanların amaç dışı kullanılmasının yolu açılıyor
Anayasanın 169 ve 170. maddelerinde ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesinin ‘a’ bendinde, ülkedeki tüm ‘orman’ sayılan yerlerin ormancılık dışı amaçlarla kullanılabilmesine ve ‘toprak reformu’ gibi dağıtılabilmesine yol açabilecek kurallara yer verildiğini anımsatan Çağlar, “siyasal iktidar 6292 sayılı yasayla, bugüne değin hemen hemen hiç uygulanmayan bu anayasal ve yasal kuralları da akıl almaz bir kargaşa içinde, dilediğince ve daha da önemlisi Anayasanın bu kurallarına bile aykırı olarak yaşamaya geçirebilecektir. Bilindiği gibi, Anayasanın 170. maddesine göre; ‘bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin’ yani ‘2A arazilerinin’ ancak ve yalnızca ‘orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için’ kullanılması ve bu amaçla da gerektiğinde ‘Devlet eliyle anılan yerlerin ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi’ kuralına yer verilmiştir. 6292 sayılı yasayla yapılan ilgili düzenlemeler Anayasanın söz konusu kuralına da tümüyle aykırıdır” diye konuştu.
Köylü sayısı 7 milyondan 19 milyona çıkarıldı
Anayasanın 170. maddesinde sözü edilen köylülerin yalnızca ‘orman içindeki köyler halkı’ olduğunu, belirten Çağlar, Anayasanın 170. maddesinin ‘orman kenarı köylerini’ kapsamadığına işaret ederek, “2000 yılı verilerine göre ‘orman içi’ sayılan köylerin sayısı 2529 ve toplam nüfusları 7,3 milyondur. Buna karşılık orman kenarı sayılan köylerin sayısı ise 4850 ve toplam nüfusları ise 12,3 milyondur. Başka bir söyleyişle; 6292 sayılı yasayla ‘2A arazilerine’ yerleştirilebilecek ve/veya bu arazilerin yararlanmalarına tahsis edilebileceği köylü sayısı, 2000 yılı verilerine göre 7,3 milyondan 19,6 milyona çıkarılmaktadır. Oysa 'orman kenarı köy' tanımı 'orman içi köy' tanımına göre son derece esnektir ve gerektiğinde kapsamı daha da genişletilebilecektir” dedi.
Anayasanın 170. maddesinde sözü edilen işlemin, ‘2A arazilerinin’, yalnızca ‘orman içi köyler halkının yararlanmalarına tahsisi’ olduğunu kaydeden Çağlar, 6292 sayılı yasanın 7. maddesine göre bu arazilerdeki ‘taşınmazların tapu kayıtlarının bedel alınmaksızın” geçerli sayılmasını, bir başka deyişle mülk edinilmesini olanaklı kıldığını söyledi.
Anayasa mahkemesinin iptal kararı yok sayıldı
2B arazilerinin herkese, daha açık ifadeyle işgalcilerine satılması yoluyla ‘değerlendirilmesi’ konusunda Anayasa Mahkemesi’nin iki iptal kararı bulunduğunu da anımsatan Çağlar, “siyasal iktidar, 6292 sayılı yasayla, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararlarını da, deyiş yerindeyse ‘arkadan dolaşmakta’, daha doğru bir söyleyişle yok saymaktadır. Oysa 6292 sayılı yasayla Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu iptal kararlarına konu olan yasalarla aynı içerikte düzenlemeler yapılmıştır. Siyasal iktidar en ilgili ve de bilgili görünen kamuoyunun bile sığ bir orman popülizmiyle ‘2B arazilerinin’ satışına indirgediği duyarlılığı kendince bir fırsat olarak akılcı (!) biçimde değerlendirebilmiştir: 6292 Sayılı ‘Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’la yaptığı düzenlemeler, yalnızca ‘2B arazilerinin’ Anayasanın 170. maddesinde sözü edilen amaçlarla ‘değerlendirmemekte’, aksine bu maddedeki kurallara aykırı amaçlarla ve herkese satışını öngörmektedir” dedi.
2B için iptal başvurusu olanağı kısıtlı
Öte yandan, 6292 sayılı yasayla siyasal iktidara yalnızca ‘2B arazilerinin’ satılması değil, ‘orman’ sayılan 21,2 milyon hektarı da dileğince değerlendirebilme olanağı sağlandığına işaret eden Çağlar,“Ana muhalefet partisi tarafından da büyük ölçüde desteklenen bu düzenlemeler, beklendiği gibi Cumhurbaşkanı tarafından hemen onaylanıp Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak, 6292 sayılı yasayla yapılan düzenlemelerin çoğu 1982 Anayasasının 170. maddesine açıkça aykırıdır. Ne var ki, iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilme olanağı artık son derece kısıtlıdır; vurulması durumunda ise Anayasa Mahkemesi’nin verebileceği kararı kestirmek de güç değildir. Şaşırtıcı ve bir o denli de yadırgatıcı olan, en ilgili ve de bilgili oldukları sanılanların 6292 sayılı yasa karşısında bile sığ orman popülizmiyle yetinmeleridir” görüşünü savundu.
Yusuf Yavuz

Birlik, dayanışma, mücadele için yüz binler toplandı


İstanbul’da Taksim’e akın eden yüz binlerce işçi ve emekçi, AKP Hükümetine yönelik sert eleştirilerini döviz ve pankartlara, sloganlarına yansıttı. Üç koldan yapılan yürüyüş boyunca mücadele ve dayanışma çağrıları yapıldı.
Şişli kolundan, DİSK, Sendikal Güç Birliği Platformu, Oyuncular Sendikası, direnişteki Hey Tekstil işçileri, Ruhi Su Dostlar Korosu, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin taraftan grupları, ESP, Halk Cephesi, Köz, Kaldıraç, Partizan, Mücadele Birliği, DHF ve yöre dernekleri yürüdü.    Şişhane kolunda KESK, HDK, Emek Partisi, BDP, ÖDP, UİD-DER, Feministler, LGBTT, Üniversite öğrencileri, ÖGD, TÖPG ve DSİP döviz ve pankartlarıyla yer aldı.   TMMOB, TTB, TKP, Halkevleri, CHP ve İşçi Partisi ise Dolmabahçe kolundan alana girdiler.
SENDİKALAR GÜÇLÜ KATILDI
Fabrikaların ve işyerlerinin tatil olması nedeniyle sendikalar mitinge katılımlarını geçen yıllara oranla ikiye katladılar.
Şişli kolunun en kitlesi kortejini Genel-İş, Birleşik Metal-İş, Petrol-İş, Kristal-İş ve Tez Koop-İş sendikaları oluşturdu. Marmara Bölgesini İstanbul’a çağıran Birleşik Metal-İş üyeleri kendi fabrikalarının pankartlarıyla yürüdüler. Sendika değiştirdikleri için işveren baskısıyla da karşılaşmaya başlayan Bosch işçileri de Birleşik Metal-İş korteji içerisinde, “Sendikal baskılar son bulsun” sloganıyla yürüdüler. Gebze ve Kocaeli’deki üyelerini İstanbul’a çağıran Petrol-İş Sendikası Sendikal Güç Birliği Platformu kortejinin en kalabalık kitlesini oluşturdu. Lastik-İş Sendikası da Marmara Bölgesine İstanbul’a getirdiği için DİSK kortejinde katılımıyla dikkat çekti. Üyelerinin bir kısmını İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinin desteği ile örgütlenen Hizmet-İşe kaptıran Belediye-İş Sendikası’nın geçmi yıllara oranla mitinge katılımında azalma görüldü. Her yıl 5 bin civarında belediye işçisi ile mitinge katılan Belediye-İş bu yıl 2 binlerde kaldı. Şişli kolunun en kitlesel sendikası olan Genel-İş üyeleri davul zurna eşliğinde halaylar çekerek alana girdi.
TÜRK-İŞ PROTESTO EDİLDİ
Türk-İş konfederasyonunun merkezi olarak Bursa’da miting yapma kararına uymayan Harb-İş İstanbul Şubeleri kitlesel bir şekilde alanda yerini aldı. Karar uymayan Selüloz-İş İstanbul Şubesi, Yol-İş 1 No’lu şube de diğer kitlesel katılımı sağlayan sendikalar oldular. Liman-İş, BASS da İstanbul’da mitinge katıldı. Konfederasyonlarının kararı doğru bulmayan işçiler, Türk-İş’e tepki de gösterdiler.   SGBP ve Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu kitlesel olarak 1 Mayıs’a katılsa da konfederasyon düzeyinde katılma kararı olmaması nedeniyle Türk-İş korteji geçmiş yıllara oranla daha az oldu.
OYUNCULAR ALANLARDA
Oyuncular Sendikası ve DİSK’e bağlı Sine-Sen sendikalarının kitlesel katılımı da son günlerde Başbakanın tiyatroculara yönelik açıklamalarına bağlı olarak yüksekti. Oyuncular, tiyatroların özelleştirilmesine ve çalışma saatlerine ilişkin tepkilerini alana yansıttılar.
Tüm Türkiye’yi İstanbul’a çağıran Halk Cephesi de kitlesel katıldı. Ücret ve tazminat alacakları ödenmeden işten atılan ve aylardır direnişte olan Hey Tekstil işçileri de “Direne direne kazanacağız, Yaşasın 1 Mayıs” pankartı ile 1 Mayıs’a katıldılar. Nisan ayında iş cinayetlerinde 80 işçinin yaşamını yitirmesine tepki gösteren İstanbul İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi de mitinge pankartları ile katılarak, iş cinayetlerinin önlenmesi için tedbirlerin alınmasını istedi.   “Özgür Basın Varsa, Özgür Toplum Vardır” ve “Dışarıdaki gazeteciler” pankartları ile yürüyen Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeleri, tutuklu olan gazetecilerinde fotoğraflarını taşıdılar.  
GREV VE TİS İSTEDİLER
Tarlabaşı kolunda sabah 08.00’den itibaren bir araya gelen KESK, HDK, ÖDP, UİD-DER, feministler, LGBTT bireyler,  ÖGD, TÖPG, DSİP, HAS Parti, Anti Kapitalist Müslüman Gençler saat 10.00’dan itibaren Taksim’e doğru yürüyüşe geçtiler. Tarlabaşı kolunun en önünde KESK ve bağlı sendikalar yürüdü. Bu kolda, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDK milletvekilleri Levent Tüzel ve Sebahat Tuncel, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, EMEP, BDP, ÖDP İstanbul İl başkanları ve yöneticileri üyeleriyle birlikte yürüdü. KESK kortejinin en önünde 6 dilde yazılı “Yaşasın  1 Mayıs” pankartı yer alırken, önceki gün başlayan toplusözleşmelere gönderme yapan “Grevli toplu sözleşme” pankartı dikkat çekti. KESK üyeleri tutuklu üyeleri, Suriye’ye yönelik AKP politikası, Kürt sorununun demokratik çözümünü içeren pankartlar da açtılar.  
KESK’e bağlı sendikalar içinde en kalabalık korteji Eğitim Sen üyeleri oluşturdu. Bazı okullar kendi pankartlarıyla kortejde yer alırken, birçok öğrenci de öğretmenleriyle birlikte yürüdü. Eğitim Sen Üniversiteler Şubesi üyeleri,  tutuklu bulunan Profesör Doktor Büşra Ersanlı’ya özgürlük isteyen tişörtler giyerken, üniversitelerdeki gericileşmeye, baskılara ve kadrolaşmaya tepki gösteren pankart ve dövizler taşıdılar.
Eğitim Emekçileri 4+4+4 sistemine tepki gösteren pankartlar ve dövizler de taşıdılar.
SAĞLIK POLİTİKALARINA TEPKİ
Eğitim emekçilerinin arkasında yürüyen SES üyeleri, sağlıkta şiddet olaylarına, AKP’nin sağlık politikalarına tepki gösteren sloganlarla yürüdüler. 4 dilde “Güvenceli iş, güvenceli gelecek” pankartı açan SES üyeleri, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a tepki gösteren sloganlar da attılar.
BTS üyeleri Haydarpaşa Garı’nın yok edilmesine tepki gösteren pankart ve dövizlerle yürürken, Yapı-Yol Sen üyeleri ise oto yolların özelleştirmesine karşı pankart ve dövizlerle yürüdü. Kültür Sanat Sen üyeleri ise tiyatrolar üzerindeki baskılara tepki gösteren sloganlarla yürüdüler. Tüm Bel-Sen üyeleri de toplusözleşme haklarına ve AKP’li belediyelerin üyelerine yönelik baskılarına karşı taleplerinin yer aldığı pankart ve dövizlerle yürüdüler.
Bu kolda yürüyen feministler “Evde, işte, sokakta erkek egemen kapitalizme karşı direniyoruz” pankartıyla yürüyüşe katıldılar. Halkların Demokratik Kongresi bileşenleri 14 dilde yazılı “Yaşasın 1 Mayıs” pankartı arkasında yürürken, BDP ve EMEP HDK bu koldaki en kitlesel kortejleri oluşturdular.
Tutuklu arkadaşları için yürüyen üniversite öğrencileri ise  üniversitelerdeki soruşturmaları ve baskıları protesto eden dövizler taşıdılar.
MESLEK ÖRGÜTLERİ DOLMABAHÇE’DEN YÜRÜDÜ
Son günlerde sağlıkçılara uygulanan şiddet olaylarına karşı onbinlerle kitlesel eylemler, iş bırakmalar yapan sağlıkçıların 1 Mayıs’a katılımı yüksek olmadı. Dolmabahçe’den Taksim yürüyen TTB, sağlık alanında uygulanan politikalara tepkilerini gösterdi. sağlıkçılar, “Sağlıkta ticaret ölüm getirdi”, “Taşeron her yerde ölüm demektir” sloganları attı. TKP ve Halkevleri Dolmabahçe yürüyüş kolunun en kitlesel kortejlerini oluştururken, Yol-İş İstanbul 1 No’lu Şube de yürüyüşe buradan katıldı. Yol-İş kontejinin en önünde 4 gün sonra idam edilmesinin 40. yılı olan Deniz Gezmiş fotoğrafı taşındı. Yol-İş üyeleri de bin kişi ile miting alanına girdi.
Miting alanında DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, KESk Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, TTB Genel Başkanı Eriş Bilaloğlu, Sendikal Güç Birliği Platformu adına Tez Koop-İş 5 No’lu Şube Başkanı Rabia Özkaraca ve direnişteki işçiler adına bir işçi konuşma yaptı.
(İstanbul/EVRENSEL)
TÜRK-İŞ’İN TUTUMU İŞÇİLERE KARŞI
Türk-İş kortejinde yürüyen işçiler, konfederasyon yönetiminin 1 Mayıs’ı bölen tutumuna tepki gösterdiler. Harb-İş Sendikası Anadolu Şubesi Eğitim Sekreteri Menderes Özcan, Türk-İş yönetiminin ve Başkanı Mustafa Kumlu’nun tutumunu doğru bulmadıklarını, hem hak gasplarına hem de Türk-İş’in tutumuna karşı mücadele edeceklerini söyledi.
Tez Koop-İş üyesi olan Carrefour işçisi Erdal Bakıroğlu, Türk-İş yönetimini tutumun işçi sınıfa karşı bir tutum olduğunu bu yanlış tutumun karşısında, 1 Mayıs alanında olduğu gibi, durmaya devam edeceklerini belirtti.
DİRENİŞTEKİ HEY TEKSTİL İŞÇİLERİ ALANDAYDI
Direnişte olan Hey Tekstil işçileri de 1 Mayıs alanındaydı.
Direnişte 87. gününü geride bırakan işçilerin sloganlarında taleplerinin yanı sıra, sınıf dayanışması vurgusu dalgalandı. İşçilerden Mehmet Zeki Gördeğir, ilk kez aynı işyerinde çalıştığı işçi arkadaşlarıyla birlikte 1 Mayıs alanında olduğunu söyledi. Daha önceki 1 Mayıs’lara bireysel olarak katıldığını söyleyen Gördeğir, bu yıl 1 Mayıs’a kendi direnişleri anlatmak ve talepleri haykırmak için geldiklerini bundan sonra hak arama eylemlerinde Hey Tekstil işçiyerinin yerlerini alacağını duyurdu.
İŞÇİLERİN BİRLİĞİ HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN
Tarlabaşı kolunda yürüyen Halkların Demokratik Kongresi (HDK) üyeleri,  bu kolun en kalabalık kortejini oluşturdular. 14 dilde “Yaşasın 1 Mayıs” ortak pankartını açan HDK bileşenleri AKP’nin Kürt sorunundaki baskıcı tutumunu, Roboski katliamının aydınlatılmamasını, iş cinayetlerini, işçi ve emekçilere dönük saldırı yasalarını protesto ettiler. On binlerce kişiyle yürüyüşe katılan BDP üyeleri, AKP’ni Kürt politikasına tepki gösterirken, emeğe yönelik baskıları da protesto eden pankart ve dövizlerle yürüdüler. “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı tişörtlerle yürüyen Kürt gençler, kimliklerini havaya kaldırarak sık sık “Kimliksiz yaşamak istemiyoruz” sloganını attılar. Tutuklu Kürt gençlere özgürlük isteyen dövizlerin de çokca yer aldığı BDP kortejinde “Sosyalizimde ısrar insanlıkta ısrardır” pankartı da açıldı.
“Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği” pankartı arkasında yürüyen Emek Partisi 10 bine yakın katılımla bu kolun diğer en kalabalık kortejini oluşturdu. Örgütsüz işçilerinde yürüdüğü EMEP kortejinde, AKP Hükümeti’nin işçi düşmanı politikalarına, Kürt politikasına ve Suriye politikasına tepki gösteren pankartlar da açıldı. Emek Gençliği üyeleri üniversite ve lise pankartlarının arkasında yürürken tutuklu bulunan merkez yöneticileri Eren Yurt’a destek veren sloganlar attılar.
ÖGD, TÖPG, UİD-DER, Liseli Kıvılcım, Sdev-Genç Birliği üyeleri de kendi pankart ve dövizleriyle yürüdüler.
ÖRGÜTSÜZ İŞÇİLER TALEPLERİNİ DİLE GETİRDİ
Emek Partisi’yle birlikte kutlamalar katılan örgütsüz işçiler de talepleriyle kutlamalardaki yerlerin aldılar. Çağlayan Tekstil işçileri güvenceli çalışma talebiyle yürüyüşe katılırken, tersane işçileri ve Kıraç İşçi Sendika Dayanışma Merkezi üyeleri iş cinayetlerine karşı yürüdüler.
ÖĞRENCİLER TALEPLERİYLE
1 Mayıs’ta öğrenci gençliğin katılımı da oldukça kitleseldi. Özellikle liseli gençlik yaklaşan LYS sınavına tepkilerini dile getirdikleri pankartlar taşıdılar. Meslek liseli öğrenciler ise staj adı altında fabrikalarda yaşadıkları sömürüye karşı çıktılar. Üniversiteli gençler ise özellikle son dönemde üniversitelerde artan baskıları pankart ve dövizlerine yansıttılar. Demokratik, parasız ve nitelikli eğitim isteyen üniversite öğrencileri, baskılara karşı birlikte mücadele çağrısı yaptılar.
ŞİŞLİ KOLUNDA TARAFTAR GRUPLARI DA VARDI
İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarınının Şişli kolunda taraftarlar açısından renkler önemini yitirdi, Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler, Trabzonlular ve Beşiktaşlılar birlikte kutlamalara katıldı. Galatasaray ve Fenerbahçe taraf grupları Spor Sen pankartı arkasında kendi takımlarının flamalarıyla yürürken, Beşiktaş ve Trabzonspor’un taraf grupları ise ayrı yürüdü.
Galatasaray taraftar grubu Tek Yumruk grubundakiler, Che Guavara’nın “Hasta La Victoria Siempre (Kurtuluşa Kadar Savaş)” sözünün yazılı olduğu dev pankart ile “Endüstriel Futbola Karşı Yaşasın 1 Mayıs” yazılı döviz taşıdı. Galatasaray taraftar grubundan doktor lakaplı Alpay Genç, 1 Mayıs’a ülkenin sorunlarına karşı duyarsız olmadıklarını göstermek için katıldıklarını belirtti. Genç, Fenerbahçe taraflarıyla yürümelerini de renklerin kardeşliği olarak yorumladı. Fenerbahçe Sol Açık taraftar grubundan Zafer Abravci, 1 Mayıs’ta halkın yanında oldukları için geldiklerini söyledi. Abravci, temiz ve güzel bir futbol istediklerini de anlattı.
Beşiktaş Çarşı Grubu’ndan Cem Yakışkan, her yıl 1 Mayıs’a geldiklerini belirtti. Tepkilerini dile getirmek için alanda olduklarını anlatan Yakışkan, Fenerbahçe ve Galatasaray taraftar gruplarının da alana gelmesinden dolayı mutlu olduklarını söyledi. Son yaşanan şike gelişmelerine de değinen Yakışkan, bu tartışmaların futbolun güzelliğini gölgelediğini dile getirdi.
evrensel

Adana'da sütlerin son kullanma tarihi 2005!



Süt skandalında akıl almaz bilgiler geliyor. Adana’da 200 öğrenciyi zehirleyen sütler 2005 yılı tarihli çıktı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen bozuk süt zehirlenmelerinin en çarpıcı olanı Adana’da kayıtlara geçti. Süt dağıtım ihalesini kazanan firma Adana’daki öğrencilerin katili oluyordu. Zira çocuklara dağıtılan sütlerin üzerinde 2005 yılı ibaresi bulunuyordu.
SPİKER BİLE İNANAMADI
CNN Türk muhabiri Fatih Karaçalı skandalı canlı yayında aktardı. Karaçalı 200 öğrencinin 2005 yılına ait sütlerden zehirlendiğini söyledi. Spiker duyduğuna inanmakta güçlük çekti ve 2005 yılı mı dedin diyerek bilgiyi teyit ettirmek istedi.  Muhabir Fatih Karaçalı da kendisinin süt kutularını gördüğünü söyleyerek şu bilgileri aktardı: “Sütlerin üzerinde son kullanma tarihi 2005 yılına ait damgalar vardı. Üzerinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın logosu var”.(evrensel HABER MERKEZİ)
'Aşırı dozdan olmuştur, büyütmeyin'
"Okul sütü projesi" kapsamında yüzlerce öğrencinin içtikleri sütlerden zehirlenmesi sonrası hükümet kanadından akıllara zarar açıklamalar geliyor. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç "İlk kez içildiğinden, aşırı doz nedeniyle rahatsızlanmış olabilirler" diyerek yaşananların büyütülmemesini istedi.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından konuşan Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, yaşananların büyütülmemesi gerektiğin söyledi. Arınç, “İlk kez içildiğinden, aşırı doz nedeniyle rahatsızlanmış olabilirler” dedi.
Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın açıklaması şaşkınlık yarattı. Toprak, “Şu ana kadar herhangi bir problem yok. İstisnası Hürriyet İlköğretim Okulunda bir veya birkaç çocuğumuzun mide bulantısı şikayetiyle ortaya çıkan bir olay. Psikolojik olarak diğer çocuklar da bundan etkilendi. Bunlar da hastaneye götürüldü” dedi. Sivas Valisi Ali Kolat, öğrencilerin hastanelere kaldırılmalarını “Zehirlenme demeyelim de bozuk sütün verdiği kısmen psikolojik diyelim, kısmen de rahatsızlık” diyerek değerlendirdi. Sakarya Valisi Mustafa Büyük, olayın allerjik olabileceğini ileri sürdü. Konya Valisi Aydın Nezih Doğan yaşananlara “Zehirlenmediler, etkilendiler” yorumunu yaparken; Edirne Valisi Gökhan Sözer ise  “Açsalar mideleri bulanmıştır” ifadelerini kullandı.
DİNÇER: SÜTE KARŞI HASSASLAR
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de çocukların zehirlenmesiyle ilgili açıklama yaptı.Türkiye'nin dört bir yanında süt içen öğrencilerin zehirlenerek hastanelere akın etmesiyle ilgili Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer açıklamada bulundu.Bakan ''Şu ana kadar elde ettiğimiz bilgiler bir zehirlenme vakası değil. Çocukların bazılarının süt içtikten sonra midesinin bulandığına dair şikayetler olunca onlar tetkike alındı, hastanelere götürüldüler'' ifadelerini kullandı.Öğrencilerin sağlık durumlarının takibe alındığını söyleyen Dinçer, ilk tespitlere göre çocukların süte karşı hassasiyet gösterdiklerini söyledi. (HABER MERKEZİ)

Milli Eğitim'in sütü yüzlerce öğrenciyi zehirledi


Türkiye genelinde bugün başlatılan ‘okullarda süt dağıtım projesi’ skandala dönüştü. Birçok ilde sütleri içen öğrenciler zehirlendi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Milli Eğitim Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle Türkiye genelinde  ‘Okul sütü programı’ projesi kapsamında ilköğretim 1, 2, 3, 4 ve 5’inci sınıflara kadar öğrencilere verilecek sütlerin dağıtımı skandalla başladı. Diyarbakır, Samsun, Sivas, Sakarya, Adana, Konya, Mardin, Kırıkkale, Edirne ve Antalya’da dağıtılan sütlerden yüzlerce çocuk zehirlendi. Çocuklarının zehirlendiğini öğrenen veliler hastanelere akın etti. Veliler yetkililere tepki gösterirken, içen çocuklar sütlerden acı bir tat aldıklarını söylediler. SES, Eğitim Sen ve Tabip Odaları sütlerden numune alarak inceleme başlattı.
DİYARBAKIR’DA 340 ÇOCUK ZEHİRLENDİ
Diyarbakır’da 4 ilköğretim okulunda dağıtılan sütler öğrencileri zehirledi. 340 öğrenci karın ağrısı, bulantı ve kusma şikayetleriyle hastanelere başvurdu. Bismil ilçesinde de 8 öğrencinin okullarda dağıtılan sütten zehirlenerek hastaneye kaldırıldığı öğrenildi. Süt kutularının üzerinde son kullanma tarihleri yazarken üretim tarihi bulunmaması dikkat çekti. SES, Eğitim Sen ve Tabip Odası sütlerden numune alınarak inceleme başlattı. Süt dağıtımları ise okullarda durduruldu.
VALİ PSİKOLOJİK DEDİ
Olaya ilişkin Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak’ın açıklaması ise şaşkınlık yarattı. Toprak, olayın sütten kaynaklandığını düşünmediklerini söyledi. Toprak, “Şu ana kadar herhangi bir problem yok. İstisnası Hürriyet İlköğretim Okulunda bir veya birkaç çocuğumuzun mide bulantısı şikayetiyle ortaya çıkan bir olay. Onlar hastaneye götürüldü. Psikolojik olarak diğer çocuklar da bundan etkilendi. Bunlar da hastaneye götürüldü. Biz bunun sütten olduğunu düşünmüyoruz” dedi.
TABİP ODASI: PSİKOLOJİK DEĞİL
Diyarbakır Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Anlı, çocukların durumunun iyi olduğunu ancak bazı öğrencileri gözlem altında tutacaklarını açıkladı. Anlı, yaşanan şikayetlerin psikolojik olmadığını belirterek, süte bağlı gıda zehirlenmesi olduğunu söyledi. Yaşanan duruma tepki gösteren veliler ise artık çocuklarına okulda süt verilmesini istemediklerini söylediler.
Eğitim Sen Diyarbakır Şube Yöneticisi Nihat Kıratlı sütlerin 6 gün önce okullara dağıtıldığını tespit ettiklerini söyledi. Sütlerin üzerinde üretim tarihinin yer almadığını belirten Kıratlı, “Üretici firma ve bakanlık yetkilileri gerekli açıklamayı yapmalı. Sütlerin okullarda hangi koşullarda saklandığı tespit edilmeli” dedi. Kıratlı, sütlerden numune alarak incelemede bulunduklarını söyledi.
ADANA'DA HASTANELER ÖĞRENCİLERLE DOLDU
Adana’da 24 Kasım İlköğretim Okulu ve Kanuni İlköğretim Okulunda dağıtılan sütler nedeniyle yüzlerce öğrenci zehirlendi. Zehirlenen öğrenciler Balcalı, Aşkın Tüfekçi Devlet Hastanesi, Adana Numune Hastanesi gibi hastanelere sevk edildi. Adana Numune Hastanesine  20 öğrenci 24 Kasım İlköğretim Okulundan getirildi. Aşkın Tüfekçi Devlet Hastanesinde ise 24 Kasım İlöğretim Okulundan 25 öğrenci,  Balcalı Hastanesinde ise Kanuni İlköğretim Okulundan 6 öğrenci getirildi. Okulda dağıtılan sütleri içtikleri için zehirlenerek hastaneye kaldırılan öğrenciler, içtikleri sütlerin  tadının kötü olduğunu anlatarak “İçtiğimiz sütte acı bir tat vardı ama yinede içtik” dediler.
Zehirlenmeler üzerine şube binasında açıklama yapan Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Kamuran Karaca, sütlerin dağıtımının sağlık şartları açısından soru işaretleriyle dolu olduğunu dile getirdi. “Bozuk olmadan illere yollandığı bile düşünülse,  buzdolaplarında tutulması gereken sütlerin okul salonlarında gelişi güzel yerlere koyulmasıyla zaten bozulmaması mümkün değildir. Kimsenin çocuklarımızın sağlığı ile oynama hakkı yoktur” diyen Karaca, yetkililerin süt dağıtımı konusunu yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti.
ANTALYA’DA 50 ÖĞRENCİ ZEHİRLENDİ
Antalya’daki Hakkı Tatoğlu İlköğretim Okulundaki 50 öğrenci, dağıtılan sütten zehirlendi. Hakkı Tatoğlu İlköğretim Okulundaki 50 öğrencide bulantı, halsizlik ve kusma görüldü. Zehirlenme şüphesiyle ilköğretim 1’nci sınıf öğrencisi 50 çocuk ambulanslar ve servislerle hastanelere götürüldü. 
Edirne’de Yusuf Hoca İlköğretim Okulunda, dağıtılan sütlerden içen 30 öğrenci karın ağrısı ve kusma şikayetiyle hastaneye kaldırıldı.Okul yönetiminin çağrısı üzerine sağlık ekipleri tarafından ilk müdahaleleri yapılan öğrenciler ambulanslarla Selimiye Devlet Hastanesi ve Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı.
KONYA'DA 99 ÖĞRENCİ ZEHİRLENDİ
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı'nın ortaklaşa yürüttüğü "Okul Sütü Programı" kapsamında Konya kent merkezinde okullarda dağıtılan 200 mililitrelik paketlerdeki sütü içen Yazır İMKB İlköğretim Okulu'nda 11 öğrenci zehirlenme şüphesi gösterdi. Bu haberin ardından TOKİ Mustafa Çetin İlköğretim Okulunda da sütten içen 18 öğrenci de zehirlenme belirtileri görüldü. Öğrenciler ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırıldı. Şu ana kadar sütten zehirlenme şüphesiyle 99 öğrencinin hastanelere başvurduğu bildirildi.

VALİDEN İLGİNÇ SAVUNMA

Konya Valisi Aydın Nezih Doğan ise, Konya'da saat 13.00 itibariyle kendisine verilen bilgi dahilinde sadece Selçuklu TOKİ Mustafa Çetin İlköğretim Okulu'nda 18 öğrencinin sütten etkilendiğini savunarak, "Bu duruma zehirlenmeden çok etkilenme diyelim. Etkilenme dediğimiz şey, çocukların sütü içtikten sonra buna tepki vermesi diyelim. Bize şu ana kadar 18 öğrencinin etkilendiği bilgisi geldi. Öğrenciler çeşitli hastanelere kaldırıldı. Bu etkilenme UHT sütü daha önce kullanmayan öğrencilerde rastlanması anormal değil. Çocuklar bir süre sonra bu süte alışacaklar" iddiasında bulundu.
MARDİN'DE 110 VAKA

Okullardaki süt zehirlenmesi Mardin ve ilçelerinde de yaşandı. Mardin merkez ve Mardin'in Yalım Beldesi'nde bulunan ilköğretimdeki yaklaşık 90 çocuğun verilen sütlerden zehirlendiği öğrenildi. Zehirlenen çocuklar Mardin Devlet Hastanesi çocuk bölümüne kaldırıldı. Kızıltepe'de de yaklaşık 20 öğrencinin sütten zehirlendiği bildirilirken, çocukların Kızıltepe Devlet Hastanesinde tedavi altına alındığı bildirildi. Mardin ve ilçelerinde süttün zehirlenen çocuk sayısının artabileceği tahmin ediliyor. Öte yandan, birçok okulda süt dağıtımının durdurulduğu bildirildi.
Kırıkkale’de Dede Korkut İlköğretim Okulunda dağıtılan sütlerden içtikten sonra rahatsızlanan 9 öğrenci ile Keskin ilçesinde okullarda dağıtılan sütten zehirlenen 9 öğrenci hastanelerde tedavi altına alındı.
Sivas’ın İmranlı ilçesinde Atatürk İlköğretim Okulunda 165 öğrenciden 100’ü zehirlendi.  80 öğrenci İmranlı Devlet Hastanesinde tedavi edildi. Cumhuriyet İlköğretim Okulundan da 5 öğrenci zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Sivas merkez ve Zara ilçelerindeki okullarda da birçok öğrencinin zehirlendiği öğrenildi. (HABER MERKEZİ)

DİNÇER VE EKER’DEN AÇIKLAMA
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bir gazetecinin Diyarbakır’daki zehirlenmelerle ilgili sorusuna; “Sütü daha bugün dağıttık arkadaşlar” yanıtını verdi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eker de aynı soruyu, “Daha yeni, bu sabah başladı” sözleriyle cevapladı.

SÜTLERDE ANALİZ YAPILMALI
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık: Okullarda süt dağıtma projesi Türkiye’deki süt üretimini ve tüketimini düzene sokacak çok iyi bir proje. Fakat Sivas, Diyarbakır ve illerde yaşanan bu talihsiz olay bu sütlerin güvenilirliği ile ilgili düşündürüyor. Sütler analiz edilmeden çok bir şey söylemek mümkün değil fakat zehirlenmelerin  mikroorganizmalardan kaynaklandığını düşünüyorum. Mikroorganizmalar  sütte çok  kolay ürer. Sonuç olarak bu sütleri çocuklar içiyor ve vücut dirençleri düşük olduğundan bu organizmalara karşı koyamıyor.
Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Rahime Petek Akaman: Şu aşamada bir yorum yapmak çok zor. Bunun bir zehirlenme olup olmadığını da bu aşamada bilebilmek zor. Bu sütlerde ambalajda bir bozulma olmadıkça zehirlenme beklenmeyecek bir durum. İlgili tüm kurumlarla biz de sürekli iletişim halindeyiz. Analiz sonuçlarını beklemek en doğru olanı, sonuçlar önemli bilgiler aktaracaktır.
evrensel

Devletin koruyamadığını ‘Yaban Keçileri’ koruyacak

Yargı kararlarının uygulanmadığı, yetkililerin korumasız bıraktığı Alakır Vadisi, Antalyalı ‘Yaban Keçileri’ ve ANDOST üyeleri tarafından insan zinciriyle koruma altına alındı.
Antalya'nın Kumluca ilçesi sınırlarındaki Alakır Vadisi bölgesinde yaşayan halk, hayvanlar ve doğa yıllardır HES kıskacında. Vadiyi tehdit eden HES'lere karşı hukuk mücadelesi yürüten Alakır Nehri Kardeşliği ve köylüler, Antalya Bölge İdare Mahkemesi'nin bölgenin doğal sit alanı ilan edilmesi kararıyla sevinmişlerdi. Hukuk mücadelesinin bir diğer sonucu da Alakır'daki HES'ler için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi’nin (ÇED) gerekli olmadığı yönündeki kararının yürütmesinin durdurulmasıydı.
Ancak yargı kararlarının uygulanmamasıyla mücadele farklı bir evreye girdi. Bu süreçte vadiyi korumak için mücadele veren Alakır Nehri Kardeşliği'ne Antalyalı doğa sporcularından anlamlı bir destek geldi.

'Yaban Keçileri' Alakır’ı korumaya kararlı

Antalya Doğa Sporları ve Sanat Topluluğu (ANDOST) ve kendilerine ‘Yaban Keçileri’ adını veren yürüyüş grubu üyeleri, hafta sonu bölgede yaptıkları eşzamanlı etkinlikle Alakır'ı koruma altına aldılar.
Yaban Keçileri grubu, vadinin Kumluca Ovasına açıldığı bölgede gerçekleştirdiği yürüyüşün ardından 'Alakır Nehri Özgür Aksın' yazılı pankart açtı. ANDOST üyeleri de Alakır II. HES Projesinin hattı üzerinden Karaağaç su kaynağına yürüyerek burada Alakır Nehri Kardeşliği üyeleri tarafından gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına katıldı.
“Su topraktan ayrılırsa vadi yok olur”
Yaban Keçileri grubu adına burada bir açıklama yapan Turan Güvenç, Alakır'da yapımı planlanan HES'leri protesto etmek amacıyla bu etkinliği gerçekleştirdiklerini dile getirdi. Alakır'daki HES projelerinden ikisinin tamamlanmış olduğunu kaydeden Güvenç, diğer HES'lerin de hayata geçmesi durumunda Alakır sularının kanal ve borular içerisine hapsedilerek toprakla olan bağının kesileceğini belirterek, "suyun topraktan ayrılması bu vadinin yok olması demektir" diye konuştu.
Yusuf Yavuz

Bakanlık’tan köylülere 2B kazığı!

Çıralı köylüleri 2B yasasının yürürlüğe girmesiyle üzerinde yaşadıkları arazilerin sahibi olmayı beklerken, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından dava edildiler.
Antalya’nın turizm cenneti Çıralı’da yaşayan köylüler, 2B yasasının yürürlüğe girmesi ile yıllardır üzerinde oturdukları arazilerin sahibi olmayı beklerken, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından dava edildi.
112 köylüye dava
Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı Ulupınar köyünün sahili konumundaki Çıralı'da 397 nolu parsel üzerindeki köylülere açılan dava hakkında tebligat gönderdi. Bakanlık, köylülere, üzerinde oturdukları arazinin orman statüsünde olduğunu bildirdi.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çıralı’daki toplam 124 dönüm arazi için 112 köylüye dava açarak, arazilerin orman statünde olduğunu iddia etti. Köylüler ise Çıralı sahilini korumak için yaptıkları eylemler yüzünden cezalandırıldıkları kanısında.
mustafa_koyluoglu.jpgSebep Çıralı eylemleri mi?
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın dava ettiği köylüler karara tepkili. Söz konusu alanın 1989 yılında 2B kapsamında hazineye devredildiğini belirten Çıralılı Mustafa Köylüoğlu, "eğer böyle bir durum varsa bunca yıl neden beklenildiğini, daha önce neden dava açılmadığını bilmek istiyoruz” dedi.
Çıralı'da Ormanspor'a yönelik kiralamaya köylülerin büyük çoğunluğunun karşı çıktığını anlatan Köylüoğlu, Antalya'da bu kapsamda açılmış başka bir davaya rastlamadıklarını belirterek Çıralı köylüsünün yaptığı eylemler yüzünden cezalandırıldığını savundu. Bazı bürokratlardan “yukarıdan bu yönde talimat ve baskı var” duyumları aldıklarını öne süren Köylüoğlu, bunca yıl sonra Çıralı eylemlerinin ardından dava açılmasında bir art niyet olduğunu düşündüklerini iddia ederek "yoruma göre hukuk olur mu?" diye sordu.
“Köylü rayiç bedeli nasıl ödesin?”
Arazilere karşı dava açıldığı için köylüye 2B satışının durdurulduğunu anlatan Köylüoğlu, kendilerine yapılan bu uygulamanın halkın Çıralı'yı korumak için ayağa kalkmasına bağladıklarını öne sürerek, “bize neden uslu durmadınız diyorlar. Antalya Aksu'da rayiç bedel 290 bin lira. 10 dönüm arazisi olan köylü yüzde yetmişin tutarı olan 2 milyon lirayı nasıl bulacak. Dışarıdan gelen birisi dededen kalma arazisini satın alırsa bu köylü eline silah alıp dağa mı çıkmalı, yoksa geleni vurmalı mı? Bunun vebalini kimse ödeyemez. 2B denilince orman köylüsünün ormanları yakıp yıktığını ve işgal ettiğini düşünüyor, ancak yanılıyorlar. Oysa Osmanlı döneminden bu yana bu araziler bizim atalarımızın malı. Rayiç bedel Ulupınar'da 90 bin, Çıralı’da ise 130 bin. Bu rakamlar çok yüksek, köylü nasıl alacak?” diye konuştu.
sukru_kaya_olcen.jpg2B haksızlığı
Çıralı’da yaşayan emekli Şükrü Kaya Ölçen ise 2B yasası ile orman köylüsünün kalkındırılmasının amaçlandığını ancak uygulamanın öyle olmadığını savundu. İşletmeler ile tarım arazisi sahiplerine yönelik ayrı değerlendirme yapılması gerektiğini söyleyen Ölçen, tarımla uğraşan köylünün rayiç bedeli ödemesinin mümkün olmadığını ve bunun büyük bir haksızlık olduğunu savunurken Çıralı köylüleri söz konusu arazilerin kullanıcılarına yönelik asılsız şikâyetler sonucu böyle bir uygulamanın başladığı görüşünde.
“Bu araziler bizim”
70 yaşında olduğunu söyleyen bir başka Çıralı köylüsü de, yaşananlara tepki göstererek, “bizim arazilerimizi elimizden alıyorlar. Gelip bizim mezarlıklarımıza baksınlar. Diktiğimiz meyve ağaçlarının yaşına baksınlar. Ben 70 yaşındayım bir karış orman açmadım. Bu araziler atalarımızdan kaldı. Ancak 2B'yi tartışanlar konunun ne olduğunu bilmiyorlar. Bu işler tepeden bakmakla olmaz. Tepedekiler gelip halkın içinde ne yaşandığını görsünler. Biz bu devlete askerlik yapmadık mı? Biz devlet değil miyiz? Ben burada doğup burada büyüdüm. Buranın meltemini, buranın havasını bilirim, başka bir yerde yaşayamam. Bu köydeki adamın arazisini elinden aldığında bu adam nereye gidecek? Ya mezarlığa ya da hapishaneye” diye konuştu.
Yusuf Yavuz

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var