2 Haziran 2012 Cumartesi

Kentsel dönüşümde KDV sürprizi

Konutta KDV'nin metrekare yerine vergi değerine göre belirlenmesini düzenleyen yasada son dakika değişikliği yapıldı.
The Lira
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, önceki gün Meclis'te kabul edildi. Yasa, halen 150 metrekarenin altındaki konutlardan yüzde 1 KDV alınmasını belirleyen yasayı tümden değiştiriyor. Bugün gazetesinni haberine göre, yeni yasayla, konutlara uygulanacak KDV’de konutun büyüklüğü değil, vergi değeri esas alındı ve oranları belirleme yetkisi Bakanlar Kurulu’na geçti. Bakanlar Kurulu, bulundukları semte göre konutlara yüzde 1, yüzde 8 veya yüzde 18 KDV uygulayacak.
İSTANBUL'A YÜKSEK VERGİ
Yapılan değişiklikle 'kentsel dönüşüm ve özelleştirme kapsamındaki konutlar'ı bu verginin dışında bırakan madde değiştirildi. Yasanın son haline göre Bakanlar Kurulu, kentsel dönüşümle üretilmiş konutlara da konutun bulunduğu yere göre yüzde 1, yüzde 8 veya yüzde 18’lik KDV'dan herhangi birini uygulayabilecek. Bakanlar Kurulu, yetkisini kullanarak örneğin Van’da yapılan kentsel dönüşüm konutları için yüzde 1 KDV, İstanbul’un rantı yüksek yerlerinde yapılan dönüşüm konutları içinse yüzde 18 KDV belirleyebilecek. Yetkililer bu değişikliğin, lüks bölgelerdeki kentsel dönüşüm konutlarından adil vergi alınması için yapıldığını belirttiler.
YENİ HURDA TEŞVİĞİ
Meclis’te kabul edilerek Köşk’e gönderilen bu yasa, başka birçok düzenlemeyi de içeriyor. Bu kapsamda sigara ve alkollü içeceklere her 6 ayda bir yapılacak vergi zammı 1 Ocak 2103'e ertelendi.
* Yurtdışından yolcu beraberinde getirilen cep telefonlarından 100 lira harç alınacak.
* Asgari 500 milyon lira sabit yatırım öngörülen stratejik yatırımlara KDV iadesi ve indirimli Kurumlar Vergisi avantajı geldi.
* Model yılı 1985 ve daha eski olup hurdaya ayrılan taşıtların ödenmemiş MTV ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi, vergi cezaları ve 28 Şubat 2009’a kadar tescil plakasına kesilen idari para cezaları silinecek.
EMLAK SEKTÖRÜ KÜÇÜLÜR
Konutder Başkanı Ömer Faruk Çelik, KDV düzenlemesi nedeniyle sektörün yüzde 25 küçülme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirtti. YDA Grup Başkanı Hüseyin Arslan ise "Mevcut durumda 1 milyon dolarlık konutlardan da yüzde 1 KDV alınması pek doğru değildi" yorumunu yaptı.

İpte Çamaşır Yoksa, Yıkım Var

Numara 29'un giriş katındaki Jirayr Zincirci, ne mal sahibi, ne kiracı ama 30 yıllık Tarlabaşılı. Şimdi onu küçücük odasından çıkartıyorlar ama gidecek yeri yok.
Nilay VARDAR
İstanbul - BİA Haber Merkezi
Karakurum, Halepli Bekir, Tavla, Fıçıcı Abdi, Sakızağacı caddeleri bomboş.
Tarlabaşı'nda evlerin terk edilmişliğini anlamak için yanlarına kadar varıp, kırık kapı ve camlarına, çöplük dolmuş içlerine bakmaya gerek yok; şöyle uzaktan mahalleye girdiğinizde, evler arasında çamaşır asılı olmayan binalar boşaltılmış demek.
Sakızağazı caddesinin de son sakinleri gitmeye hazırlanıyor.
Numara 29'un giriş katındaki Jirayr Zincirci, ne mal sahibi, ne kiracı ama 30 yıllık Tarlabaşılı.
Eskiden apartmanın kapıcılığını yapan 65 yaşındaki Zincirci, bunun karşılığında giriş katındaki küçücük bir odaya yerleşmiş.
İki metrekarelik küflü odasında, yatağı, demliği, televizyonu, kedisi ve mahallenin davetsiz kedileriyle kendi halinde dertsiz, tasasız yaşıyor. Pek bir masrafı yok; komşular yemeğini, sigarasını veriyor.
Ama oturduğu binadaki herkes gitti; artık kapıya kilit vurulacak.
Üç, dört gün içinde odasını boşaltmak zorunda kalacak; her gün "yetkili" birileri gelip, "çık da çık" diyormuş.
Zincirci, nereye gideceğini bilmiyor; çünkü gidecek bir yeri yok.
30 yıl boyunca devletle de çok işi olmamış, eski tip nüfus cüzdanını bile dün berber Ali ile yenilemiş.Yani öylesine kendi halinde bir hayat sürüyor. Şimdi sinir ve üzüntüden elleri titriyor, ara sıra ayağa kalkıp "ben ne söyleyeyim" deyip, yine yerine oturuyor.
"Yaşlıyım, hastayım ama ufak tefek  işler yaparım" diyor, "yeter ki başımı sokacak bu odanın yarısı kadar bir yerim olsun".
Belediye, kaymakamlık, kimse ilgilenmemiş; "zaten mal sahipleri, kavga gürültü çıktılar, beni mi düşünecekler" diyor. Zincirci, "bir avuç Ermeni kalmışız, devlet sahip çıkmıyor" derken bir yandan da Ermeni cemaatine de sitem ediyor.
Umudu yok ama sesleniyor gene de, "Küçücük bir oda, bu yaştan sonra ben ne yaparım sokakta."
Kapıya kadar uğurluyor beni Jirayr Zincirci, ben ne söyleyeceğimi düşünürken o imdadıma yetişiyor; "geldin, ilgilendin, sağol" diyor.
Apartmanın karşısındaki 30 yıllık berber Ali'ye gidiyorum, taa Eyüp'ten gelen müşterisinin saçlarını kesiyor. Ali kiracı, mal sahibi mahkemelik, şubat ayında karar çıkacak, o da dükkanı boşaltacak. Taksim'den başka yerde çalışmaya niyeti yok.
Müşterisi çıkarken, tedirgin bir şekilde "aman ha taşınınca yeni yerini haber ver" diyor.
Bakkal bir kadın, dükkanını yeni taşımışken binanın yıkılacağını öğrenmiş, şimdi zaten doğru düzgün iş yapamazken, her an çıkarılmayı bekliyor. Kunduracı Ali de aynı sokağın yıkılacak bölümünde kiracıymış, sonra sokağın üst kısmındaki başka bir dükkana geçmiş.
Esnaf, her ne kadar tüm Tarlabaşı'nın üç, beş yıl içinde yıkılacağını bilse de, bir alt, bir üst sokağa geçiyor ama çok da uzaklaşamıyor. Ama alan daraldıkça 200 lira olan kiralar da 600 liraya çıkmış. İşler yarı yarıya düştüğü için kirayı ödemek daha da zorlaşmış.

Dört yıl önceye gidelim...

Tarlabaşı'ndaki kentsel dönüşüm, 2007'den beri Çalık Grubu ve Beyoğlu Belediyesi eliyle yapılıyor. Şu anda dönüşümün ilk etabı çerçevesinde 20 bin dönümlük alan boşaltılıyor, bu da 278 binayı kapsıyor.
Buralarda,  50-100 metrekare arasındaki tarihi evler birleştirilip tek blok haline getirilecek. Binaların bir kısmı restore edilecek, bir kısmı ise orijinaline uygun biçimde yeniden inşa edilecek. Binalar, alışveriş merkezi, konut, otel olarak kullanılacak, yapıların altına otoparklar yapılacak.
Evlerde yaşayanların bir kısmı, en başta devletle başım belaya girmesin diye, evlerini ucuz fiyata sattı; şimdi onların çok pişman olduğu söyleniyor. Anlaşamayanlar ise kamulaştırma tebligatı alıp mahkemelelik oldu. Davalardan son bir umut bekliyorlar.
Kiracılara ise Kayabaşı'ndaki TOKİ'lerde bin ila 4 bin arası peşin, sonrası aylık 100-400 lira arası değişen taksitlerle evler sunuldu. Bir kısmı gitti; bir kısmı, bunu ödeyebilecek durumda olmadığı, bir kısmı ise şehirden çalıştığı yere çok uzak olduğu için o kadar uzağa gitmeyi göze alamadı.
Sonuçta herkes zorla ya da isteyerek evini boşaltmak zorunda.
Uluslararası Af Örgütü, temmuz 2011'de "Tarlabaşı sakinlerinin evlerinden zorla tahliye uygulamasının derhal durdurulmasını" istedi ve tahliye edilenlerin zararının tazmin edilmediğini, alternatif barınma imkanı sağlanmadığını açıkladı.
Proje 2014'te tamamlanacak, peki barınma hakları hiçe sayılan, muhtemelen yoksullukları daha da derinleşecek mahalleli ne zaman toparlanacak ? (NV)

Fotoğraf Çekmelere Doymadınız - Ali Beyler Hariç

Tarlabaşı projesinin geleceğini vaat eden ilüstrasyonlar yıkılmış bina cepheleri üstüne asıldı, bulvardan geçerken görmüşsünüzdür. Yeni modern yapılar, kafelerde kahve içip sohbet eden insanlar, parke taşlı yollar ve pırıl pırıl bir gökyüzü..
Bu gelecek tahayyülünün ne pahasına yapıldığını bilmenin getirdiği huzursuzluk, görselin sunduğu "vaatleri" trajikomik bir hale getiriyor. Trajik demek daha mı doğru? Görsellerde, ancak hakkında haber yapıldıktan sonra "hakkını "alabilen Jirayr Zincirci yok mesela, Ali Öz'ün bahsettiği, penceresiz bir odada yaşamaya çalışan çöp toplayıcısı Muhammed yok, "Adem Peruk" yok, Tarlabaşı'nın Afrikalı, Roman, Kürt sakinleri yok. Var edilmeye çalışılan yeni bir talebin yüzü var sadece.
Bir yandan da o proje görsellerinin kapatmaya çalıştığı rant hesabını deşmeye çalışanlar var. Son 11 yıldır hiçbir ana akım medya kuruluşuna bağlı olmadan çalıştığı foto muhabirlik kariyerinde 30 yılı devirmiş Ali Öz gibi. Sosyal olaylarda, eylemlerde Ali Öz vardır, sonra onun bambaşka açıları yakalamış objektifinden çıkanları görürüz. Yaklaşık  bir senedir de Tarlabaşı'nı ve onun gözlerden uzak tutulmaya çalışılan sakinlerinin fotoğraflarını çekiyor.
Bulvar üzerindeki "Akbaş Meyhane"de buluşuyoruz. Amacımız, Tarlabaşı'nın niçin'ini, nasıl'ını konuşmak. Fellini Sokak'ta insanlarla konuşurken başlamış her şey. Tarlabaşı'nın yıkılacağını, bir kültürün böylece yok olacağını öğrenince mahallede neredeyse yaşamaya başlamış Ali Öz:
"Ben bu sıkıntıyı Zeytinburnu'nda yaşadım. Kazlıçeşme çok ilginç bir yerdi. Deri fabrikaları vardı. İşçiler zor kuşullarda yaşayıp eylemler yapıyorlardı. Eski binalar vardı..Belge olarak önemliydi, tamamen yok ettiler orayı. Şimdi Kazlıçeşme'yi asla hatırlamayacak insanlar. Aziz Nesin'in dediği gibi hafızasız bir toplum yaratılıyor. Kentsel dönüşüme engel olamam ama Tarlabaşı'nda bir hayat yaşandı, göçle gelmiş Afrikalısı, Roman'ı, Kürt'ü... komün gibi yaşayabildiler. Hala da yaşıyorlar. Tarlabaşı hayal olacak ama Ali Öz'ün fotoğrafları somut gerçek olarak kalacak."



"Nasıl bir anda kayboldular?"


Bölgedeki dönüşüm projesinin şimdiki sınırlarında kalmayacağı, Dolapdere'yi de kapsayarak genişleyeceği iddiaları dolanıyor ortalıkta. Mülkiyet hakkının açıkça gasp edildiği yıkım sürecinde mahalle sakinleri neredeyse buharlaşmış:
"Kiracılar kolayca atıldı. Mülk sahipleri de çeşitli yöntemlerle ya da zorla kandırıldı. Adem Peruk'un 350 m kare'lik dükkanına 180 bin vermişler. Kafadan 1 milyonluk mülk orası. Süryani Kilisesi yanında Hasan Amca var, 180 bin lira vermişler. Mahkemeye verdi 'para delikanlıyı bozar ben burada yaşamak istiyorum' diye, mahkemeyi kazandı.
İnsanlar zorla götürüldü buradan, buharlaştılar sanki. Sokaklar bir anda boşaldı. 5-10 göç olayı çektim ama nasıl bir anda kayboldular ben bile anlayamadım."
Mahalle sakinlerinin yaşadıklarından nasibini bölgenin mimarisi de alacak.19. yüzyıl'dan kalma güzide örnekler restorasyon değeri yok sayılarak yıkıldı, yıkılacak. Birkaç yüz metre ötedeki İstiklal Caddesi'nde artık hiçbir binaya dokunulamazken, Tarlabaşı'ndaki akranlarının payına bile bile çürütülme ve yıkım kaldı.
Peki tüm bunlar olurken, örgütlü bir mücadele olmadı mı? Gerçi Sulukule'deki yıkım, örgütlü mücadele ve kamuoyunun tepkisine rağmen kentsel dönüşüm projelerinin uygulanabildiğini acı bir şekilde göstermiş oldu; Ali Öz, Tarlabaşı'nda böyle bir karşı çıkışın da olmadığını, sadece tek tek Hasan Amca gibi insanların bireysel mücadeleleri olduğunu söylüyor.

Tarlabaşı'nda foto safari

Öz, Facebook sayfasından şimdiye kadar çektiği fotoğrafların bir kısmını yayınlayınca Tarlabaşı'nda neler olduğuna medya dahil pek çok internet kullanıcısının uyanmasını sağladı. Bu durum ortaya bir kentli hobisi de çıkarmış: Tarlabaşı'na gidip fotoğraf çekmek. İnsanlar Ali Öz'le iletişime geçip onunla mahalleyi dolaşmak istiyorlarmış. Kendisi herkesle canayakın bir muhabbet içinde olduğu için istekleri geri çevirmiyor, onlarla dolaşıyor. Fakat bir yandan da foto - safari olarak tanımladığı bu tavrı eleştiriyor :
"Bizi de götür diyorlar. 3-5 fotoğraf çekmişler. Bir gün sonra Facebook'a koyuyorlar 'Tarlabaşı'nı çektim' diye. Halbuki fotoğraf için emek ve çaba harcamak lazım. İnsanlarla konuşmak lazım. Biz insanlara yabancılaşmışız. İnsana sevgiyle yaklaşırsan geri dönüşü de öyle oluyor. Bugün sizinle buraya gelirken gördünüz, benimsediler artık beni, herkesle selamlaşıyorum. Gazetecilikte insanları kandırma politikası vardır. Ben hiçbir zaman insanı kandırmadım haber kaynağı olarak."
Gündemin bu kadar hızlı değiştiği, hatta çoğu zaman böylesinde üst üste yığıldığı kaç ülke var? Belgelemek, bu tepenin aralarına işaretler bırakmak anlamına geliyor; sadece gelecek kuşak değil, içinde yaşayıp unutanlar için de. "Doğanın ve insanın geleceğine inanmıyorum ama inanmak için fotoğraf çekiyorum, yazıyorum. Bir şeylerin değişmesini beklemiyorum ama belgeleyerek bunların geleceğe kalmasını çok önemsiyorum" diyor Ali Öz. Peki değiştirmek için çok mu geç mi kalındı? Tarlabaşı'nda yıkım devam ediyor, ama bitmiş değil. (GK/ÇT) Bianet

Bazları şehir dışına kovan adam!

Oturduğu apartmanın önündeki elektrik direğine baz istasyonu takılan Bedirhan Atasoy'un mücadelesi dev GSM şirketlerini dize getirdi

Milliyet gazetezinden Türker Karapınar'ın haberine göre, oturduğu apartmanın önündeki elektrik direğine baz istasyonu takılan Bedirhan Atasoy, istasyonun radyasyon yaydığının uzmanlarca belirtildiğini, kızının lenf kanseri hastası olduğunu, bu durumun aile açısından yıkıma yol açtığını, istasyonun faaliyetine devam ediyor olmasının aile bireylerinin sağlığı için endişeye neden olduğunu belirterek, 2009’da istasyonun kaldırılması istemiyle dava açtı. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, davacının ve aile bireylerinin, baz istasyonu ile karşı karşıya kalmasının psikolojilerini olumsuz etkileyeceğinin doğal bir sonuç olduğunu vurguladı. İstasyonun kaldırılması gerektiğine yönelik kararda, kızları lenf kanseri olan ailenin sürekli bir endişe içerisinde, baz istasyonuyla karşı karşıya yaşamak zorunda bırakıldığı vurgulandı. Haberleşme hakkının bireyin konutunda huzurlu ve sağlıklı yaşama hakkından üstün tutulamayacağı kaydedilen gerekçede, ailenin tedirgin olduklarının gözlendiği, bu nedenle istasyonun başka bir yere yerleştirilmesinin uygun olacağı kaydedildi. 


Onadı sonra bozdu 
Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını onadı. Daire, yönetmeliğe uygun olarak kurulup işletilse dahi baz istasyonlarının ”uzun zaman diliminde insan sağlığında zarara neden olacağına” ve ”para ile ölçülebilen bir zarar olmasa da insanların psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yarattığı” gerekçesiyle baz istasyonlarının yerleşim yerlerinden uzaklaştırılmasına karar verdi. Davalı GSM şirketinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine dosyayı yeniden görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kez yerel mahkemenin kararını bozdu. 


Fazla insan etkilenir 

Bozma gerekçesinde ise baz istasyonunun şehir dışına çıkarılması halinde sinyallerin abonenin cep telefonuna ulaşması için çok yüksek elektromanyetik dalga oluşturması gerekeceği vurgulandı. Daha fazla güç kullanılacağından daha çok insanın daha fazla elektromanyetik alana maruz kalacağı bildirilen gerekçede, “Davacının baz istasyonunun sağlığına zarar verdiğini ve yönetmelikte belirtilen limit değerlere uygun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Soyut, ’uzun vadede zarar verir’, ’baz istasyonu yakın mesafede’, ’görünce moralim bozuluyor’ gibi nedenlerle baz istasyonunun sökülmesine karar verilmesi hukuka ve yasalara uygun değildir” denildi. Ankara1. Asliye Hukuk Mahkemesi ise ilk kararında direndi. Dosya, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na geldi. Genel Kurul, oy çokluğuyla yerel mahkemeyi haklı buldu. Karara göre; evinin çok yakınında baz istasyonu bulunanlar, yargı kararını emsal göstererek, ilgili şirketten istasyonun kaldırılmasını isteyebilecek. GSM şirketi, buna rağmen kaldırmazsa, emsal niteliğindeki karar dayanak gösterilerek, dava açılabilecek. Karar uyarınca, GSM şirketlerinin, talepte bulunulması halinde istasyonu kent merkezlerinin dışına çıkartması gerekiyor. Aksi takdirde talep edenlerin dava açma hakkı bulunuyor.

Kanseri 4 kez yendi

1979 doğumlu, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü mezunu Bemay Deniz Atasoy 1996’da lise birinci sınıfta okurken, lenf kanserine yakalandı. 1996’dan bu yana, 6 kez kemoterapi gören, ışın tedavisi uygulanan, kök hücre nakli yapılan Atasoy’a 4 ayrı kez kanser teşhisi konuldu. Son teşhisin ardından hastalığı bir kez daha yendiği söylenen Atasoy, babası Bedirhan Aksoy’un anlatımına göre, son tedavi sürecinde, evinin karşısına dikilen baz istasyonu nedeniyle büyük moral bozukluğu ve endişe yaşadı. Bemay Deniz Atasoy, “Kararın herkes için emsal oluşturmasını istiyorum” diye konuştu. 


‘İletişim durur’ 

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer, baz istasyonlarının ‘yerleşim yerlerinde kalması’ ve ‘şehir dışana çıkarılması’ gibi bir seçenek olmadığını belirtti. Acarer, ikinci olasılığın gerçekleşmesi halinde iletişim altyapısının kullanılamayacağını söyledi. Tayfun Acarer, baz istasyonlarının yerleşim yerlerinin dışına çıkarılması neticesinde haberleşmenin duracağını, bunun da ‘haberleşme hakkı’ tartışmalarını beraberinde getireceğine dikkat çekti. BTK ’dan alınan bilgilere göre baz istasyonları teknik özellikleri gereği düşük çıkış güçlerinde ve hücresel yapıda çalışıyor. Bu nedenle şehir dışlarına taşınmaları teknik olarak mümkün değil. (Milliyet)

Dersim'de Peri Suyu nöbeti

Pembelik Barajı inşaatı yargı kararına rağmen devam ediyor. Sular altında kalacak 12 köy 'direniş çadırı'nda bir yıldır nöbette.

Radikal/İSTANBUL - Tunceli, Elazığ ve Bingöl sınırları arasında kalan Peri Suyu’nun üzerindeki Pembelik Barajı’nın inşaatı, Danıştay’ın 14 Aralık 2011’de verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen son hız devam ediyor. Baraj yapılırsa sular altına kalacak olan 12 köy bir yıldır genciyle, yaşlısıyla 24 saat nöbet tutuyor. Direniş çadırına ulaşmaya çalışırken bir patlama sesi duyuyoruz, yer sarsılıyor. Dallıbahçe Muhtarı Kazım Kaya, gülerek “Korkmayın, dinamit patlattılar yine” diyor. 
İnşaat makinelerinin kum çıkarttığı dağların üzerlerindeki ağaçlar kesilmiş, çırılçıplak kalmış. Nöbetteki köylülerden Ali Tanış, nehir yatağının neredeyse iki katı genişlediği bir yeri gösteriyor: “Yukarı köylere gidip kamulaştırmadıkları yerlerden kum almaya çalıştılar, izin vermedik. Bu sefer suyun içinden kum çıkarmaya başladılar, nehir genişledi.” 
Köylüler ilk başlarda çadırda kalıyorlarmış, sonra da akşamları içinde yatmak için tek odalı bir baraka yapmışlar. Baraka, nehrin Tunceli tarafında, barajın gövdesinin yapılacağı Doluca Köyü’ne bağlı arazinin tam ortasında. “Burayı almadan barajı yapamazlar” diyorlar. Kimi çoban, kimi tarımla uğraşıyor, kimi üniversiteye hazırlanıyor. Her gece barakada iki-üç kişi kalıyorlar. “Burası bize dedelerimizden, nenelerimizden kaldı. Öleceğimizi bilsek de vermeyiz’’ diyorlar. 
Barajı yapan Bilgin Enerji ve Limak ortaklığı olan Darenhes Elektrik. Limak’ın internet sitesinde “Baraj nehir yatağından 77 metre yükseklikte beton dolgu baraj tipinde inşa edilecektir” yazılı. Baraj yapılırsa, Karakoçan’a bağlı Pamuklu, Aşağı Dolluca, Akarbaşı, Okçular, Surçay, Akkuş, Akarbaşı, Okçular, Çalıkaya, Alabal ve Özlüce köylerinin büyük kısmı suya gömülecek. Peri Suyu Koruma Platformu adına konuşan Eren Akyol, “Burası HES projelerinin en kuralsız şekilde hayata geçirildiği vadilerden” diyor: “Son beş yılda Kiğı Barajı, Selenk Barajı, Tatar Barajı, Seyrantepe Barajı yapıldı. Buradaki çatışmalı ortamda sessiz bir şekilde peş peşe yapılan barajlar burayı insansızlaştırdı, organik tarıma elverişli bütün araziler sular altında bırakıldı.” 

‘Sorun gölse taşırız’ 
Alevilerin kutsal mekânları da barajla sulara gömülecek. Örneğin hastalar ve çocuğu olmayanların derman aradığı Düzgün Baba Ziyaretgâhı, Peri Suyu’nun kenarındaki Golê Xızırı (Hızır Gölü). Hızır Gölü’nün etrafındaki bir kaya, üzerinde yakılan mumlarla kaplanmış. Şantiye şefi “Sorun gölse taşırız” demiş, köylülerden Ali Tanış, “Bu inancımıza büyük saygısızlık” diyor: “Mekke’yi ya da Medine’yi taşıyabilir misiniz?” 
Köylülerin direniş çadırını barakaya çevirmesinin bir sebebi de güvenlik. Şantiyenin özel güvenlikleriyle aralarında sık sık çatışma yaşanıyor. Muhtar Kazım Kaya, “Çadırı ilk kurduğumuz günlerde karşı karakoldan havaya ateş açıyorlardı. Direnişteki köylüleri de çocuklarını da fişlediler” diyor. 
Danıştay 6. Dairesi, köylülerin başvurusu üzerine ‘kamulaştırmada hukuksuzluk’ gerekçesiyle barajın yapımını durdurmuştu. Bölge halkı, 9 Nisan’da Limak’ın Danıştay kararına uyması için Karakoçan Savcılığı’na 300 imzayla suç duyurusunda bulunmuş, fakat hâlâ yanıt yok. İnşaat makineleri ise kazılarına aralıksız devam ediyor.

1 Haziran 2012 Cuma

Artık 'SİT' alanı olmayacak

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın 14 maddesi komisyondan geçti. Geçen maddeler arasında İkizdere’ye HES yapılmasının önünü açan düzenleme de yer aldı.
Madde kapsamında daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş koruma alanlarında, gerçek veya tüzel kişilerden gelen öneriler üzerine ya da bu kanunun ilgili maddesi kapsamında yürütülen izleme çalışmalarının değerlendirilmesi de dikkate alınarak, alanı yöneten bakanlık tarafından uygun görüldüğünde “yeniden değerlendirme” işlemi başlatılabilecek. Yeniden değerlendirme kararlarıyla daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş koruma alanlarının sınırları bu kanunun hükümlerine göre değiştirilebilecek, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabilecek veya daha önce ilan edilmiş koruma kararı kaldırılabilecek. Kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlanan çevre düzeni planlarında, gerekli değişiklikler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılacak. Korunan alan sınırları içinde kalan yerlerdeki gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmazlar, gerekli görüldüğünde ilgili mevzuata göre Orman ve Su İşleri Bakanlığı veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kamulaştırılabilecek.

Bu ne yaman çelişki

Radikal/İSTANBUL - 12 Eylül darbecileri ve işkencecileriyle ilgili yargı süreci başlamışken, dönemin en insanlık dışı uygulamalarına sahne olan Diyarbakır Cezaevi ’ni anlatan kitabın yazarı ‘örgüt propagandası’ yapmaktan hapis cezasına çarptırıldı. Kitabın yayınevine de para cezası verildi. Yazar İrfan Babaoğlu, 1980’den sonra Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde yaşananları, ‘Auschwitz’ten Diyarbakır ’a 5 Nolu Cezaevi’ kitabında yazdı. 12 Haziran 2011 seçiminden önce ilk baskısı Aram Yayınları’nca yapılan kitapla ilgili Diyarbakır4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi ’nde dava açıldı. Mahkeme, kitapta örgüt propagandası yapıldığı gerekçesiyle yazar İrfan Babaoğlu’na 1 yıl 3 ay hapis, yayınevine ise 16 bin lira para cezası verdi. 
Karara tepki gösteren yazar İrfan Babaoğlu, kitabın ilk baskısının seçimden önce piyasaya çıktığını ve bir soruşturma dahi açılmadığını, ancak ikinci baskının çıkmasından sonra dava açıldığını anlattı. Babaoğlu, şöyle konuştu: “İkinci baskının çıktığı dönemde siyasi tutuklamaların artması ve dönem itibariyle kitaba dava açıldı. Kitapta o dönemde cezaevinde yaşanan insanlık dışı uygulamalar nedeniyle yaşamını yitirenler için geçen, ‘Minnet ve saygı ile anıyoruz’ sözleri bile örgüt propagandası sayılarak iki ay gibi kısa bir sürede karar verildi. Kararı temyiz ettik. Kararın hukuki olduğunu sanmıyorum.” 

Yayıncı uyarmış 
Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı hazırladığı iddianamede, kitaptan örnekler vererek ‘örgüt propagandası’ yapıldığını ifade etmişti. İddianamede, yayınevi sahibi Mehmet Emin Teymür’ün “Kitabı basmadan önce kitapta PKK propagandası niteliğinde ifadeler bulunduğunu yazara söylediğini, ancak yazarın sorumluluğu aldığını kendisine söylemesi üzerine kitabın basımını yaptığını söylemiştir” ifadesine de yer verildi. İddianamede, kitapta PKK terör örgütü mensuplarından bir kısmının özel yaşamöykülerine yer verildiği belirtiliyor. 

Savcının örnekleri 
Bu doğrultuda savcı, ‘örgüt propagandası kapsamında’ kitaptan verdiği şu örnekleri suç saydı: 
“142. sayfada, cezaevinde açlık grevine başlayan Hayri isimli örgüt mensubuna ait olduğunu iddia ettiği: ‘Bir de şunu belirtmek istiyorum. Her kim Kürdistan’ın özgürlüğü için çaba göstermek istiyorsa, silahlı mücadeleyi esas almak zorundadır. Bugüne kadarki uygulamalar, baskı ve işkenceler, halka yapılan baskılar gösteriyor ki, ancak silahlı mücadele ile sonuç alınır’.” 
“143. sayfada, cezaevinde açlık grevine başlayan Ali Çiçek isimli örgüt üyesine ait olduğunu iddia ettiği ‘ PKK bize teslimiyeti değil, direnişi öğretti’.” 
“Kitabın 254. sayfasında, duruşma salonunda Keşe isimli bir örgüt mensubunun söylediğini iddia ettiği ‘Ben PKK ’yi Kürdistan’ı kurmaya çalıştığı için seviyor. Bir de ağalara başkaldırdığı için seviyor. Çünkü şimdiye kadar kimse Siverek’te ağalara karşı, Mehmed Ağa’ya karşı gelmedi. PKK’den başka. Onun için ben de PKK ’yi seviyor’.” 

Babaoğlu: Çifte standart 
Yazar İrfan Babaoğlu savunmasında, 12 Eylül işkencecileri yargılanırken, yaşananları anlatmanın suç sayılmasının çifte standart olduğunu ifade etti. Babaoğlu, şunları kaydetti: “Üç yıl boyunca bu cezaevinde nelerin yaşandığını kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ele aldığım gerçeğini görmezlikten gelmiştir. O dönemin mağdurları, sanıkları veya tutukluları olan bizlerin sarf ettikleri sözler, gösterdikleri tavırlar da o dönemin koşulları içinde ele alınmalı, insanlık onurunu korumak adına masum sayılmalıdır. İddia makamı, o dönem duruşma tutanaklarına geçen bazı sözleri bugünün politik atmosferine göre değerlendirerek ceza talebinde bulunmuştur. Kitapta bir değil, dokuz örgütten yargılanan insanlar vardır. Bu insanlar da o günkü koşullar içinde örgütü değil, 3 bin tutukluyu ilgilendiren bir onur savaşı vermekteydiler. Onlar, bugün yargılanan işkencecilerin insanlık dışı işkenceler altında acı içinde inleyerek, kimi yanarak, kimi kendini asarak öldüler.”

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var