15 Eylül 2012 Cumartesi

Şehircilik ilkeleri ve hukuk ayaklar altında

  • HAYDARPAŞA PORT PROJESİNİN BELEDİ MECLİSİNDE ONAYLANMASINA TEPKİ BÜYÜK
  • Tuba Güngör
  • Haydarpaşa Garı ve Liman Dönüşüm Projesi için nihai düzenleme kararının, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanması tepki çekti. TMMOB’ye bağlı odalar kararın iptali için dava açmaya hazırlanıyor. Gazetemize konuşan Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhçu, kararın şehircilik ilkelerini ve hukuku ayaklar altına alan skandal bir proje olduğunu söyledi. Öte yandan önceki gece yüzlerce kişi Haydarpaşa Garı merdivenlerinde toplanarak, bölgenin sermayeye açılmasına tepki gösterdi.
    HAYDARPAŞA PORT İÇİN ONAY VERİLDİ
    İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 1/5000 ölçekli Haydarpaşa Garı ile Kadıköy Meydanı ve Çevresi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı teklifini onayladı. Teklif, CHP’nin ret oyu vermesine karşın AKP’li meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi.
    Alınan kararla, 2007 yılında yapılan protokolle ilk adımı atılan Haydarpaşa Port projesinin 2009’da başlanan planlama çalışmalarıyla ilgili düzenlemeler için gerekli onay verildi. Böylece plan düzenlemesi tamamlanan projenin ihale ve uygulama çalışmalarına başlanacak, Yapılacak ihalenin ardından Haydarpaşa’ya ilk kazma vurulacak.
    Haydarpaşa Garı’nın hem fonksiyonu hem de tarihi dokusuyla İstanbul’un simgesi olduğunu söyleyen Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, bu alanın gar olarak kalması gerektiğini dile getirdi. Sadece Haydarpaşa binasının değil fonksiyonunun da korunması gerektiğine dikkat çeken Kahraman, “Burası gelecek nesillere aktarmamız gereken bir yapı. İstanbul’un simgesi olmuş. Bu koruma ilkelerinden biridir. Bu plana karşı çıkıyoruz” Daha önce Haydarpaşa’nın otel yapılacağının söylendiğini, gelen tepkiler üzerine sergi salonu gibi tepkileri yumuşatacak planlar eklendiğini hatırlatan Kahraman, bunun yapılmak istenenin üstünü örtmek için yapıldığını dile getirdi.
    KAMUNUN YARARLANMASI DÜŞÜNÜLMESİ
    Haydarpaşa’nın hemen yanında bulunan limanın ve Harem Otogarı’na doğru olan alanın tamamen özelleştirileceğine dikkat çeken Kahraman, “Buraların müdahale edilmesi gereken olanlar olduğu ortada. Ancak buraların illa özelleştirilmesine gerek yok. Kıyı alanları kamusal fonksiyonlar olarak kullanılabilir. Konut, alışveriş merkezi, otel olarak değil kamusal kullanım dikkate alınarak değerlendirme yapılmadı” diye konuştu. Süreci takip edeceklerini dile getiren Kahraman, kararın iptali için dava açacaklarını da sözlerine ekledi. (İstanbul/EVRENSEL)

    SERMAYEYE SUNACAKLAR
    Haydarpaşa ile Harem bölgesini turizme ve ticarete açacak olan Haydarpaşa Port projesi, yeni koruma imar planı gereğince, TCDD mülkiyetinde bulunan ve Üsküdar’a dek uzanan yeşil alanı ‘turizm ve ticaret alanı’ kapsamına alarak büyük oranda kamuya kapatacak. Harem Otogarı’nın Haydarpaşa Port kapsamında “rekreasyon alanı” olarak halkın kullanacağı bir yeşil alana dönüştürüleceği iddia edilse de araziye, Osmanlı padişahlarının alanı “Harem Toprağı” olarak adlandırdığı öne sürülerek “Sürre Alayları”nı temsilen bir cami inşa edilecek. Mimarlık ve şehircilik literatüründe “kentsel açık alan” olarak tanımlanan ve kamuya açık sosyal tesisler barındırması gereken “rekreasyon alanı”, Türkiye’de genellikle ticari ve turistik özel tesislerin yer aldığı bir alan olarak düzenleniyor. Haydarpaşa Port projesi kapsamında ise, kruvaziyer yat limanına ek olarak oteller, yat kulüpleri, kongre salonları, iş merkezleri, rezidanslar ve AVM’ler inşa edilerek kıyı şeridi sermayenin hizmetine verilecek. Alandaki TCDD lojmanları dahil olmak üzere mevcut TCDD yapıları, TMO binaları, silolar ve TCDD manevra alanı ise proje kapsamında yıkılacak.

    BETON YIĞININA ÇEViRECEKLER
    Eyüp Muhçu (Mimarlar Odası Genel Başkanı): Haydarpaşa Garı ve liman alanı rant amaçlı bir yapılaşma için 2004 yılından beri AKP iktidarı bu amaçla yasa bile çıkarmıştı. Bölgenin ranta açılması çalışmaları sonucunda koruma kurulu yetki altına alınarak AKP oy çokluğuyla yürürlüğe soktu. Haydarpaşa otele dönüştürerek. Bölgede 4 milyon metre kareye yakın bir alanı turizm ve  ticarete açacak. Bu proje ile kamusal alan halka kapatılacak.  Yüksek yoğunluklu yapılardan kaynaklı alt yapılar geçersiz hale gelecek. İstanbul’un en önemli kent dokusu zarar görecek. Kadıköy bölgesi özellikle olumsuz etkilenecek. Tarihi ve doğa yağması projesi gerçekleştirilirse, Galata Port  projesinin de önü açılmış olacak. Şehircilik, hukuk ve toplumsal ilkeleri çiğneyen skandal nitelikte bir projeye imza atılmış durumda. İstanbul halkı duyarlılık gösterecek, kendilerinin bir parçası olan Haydarpaşa’nın betonlaştırılmasına ve yok edilmesine karşı duracaklardır. Durdurma girişimi için dava açılacak. Yargı süreci mutlaka beklenmeli ve İstanbulluların duyarlılıkları dikkate alınmalıdır.

14 Eylül 2012 Cuma

"Haydarpaşa Port"a onay verildi

Haydarpaşa Garı ve Liman Dönüşüm Projesi için nihai düzenleme kararı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nden AKP'li milletvekillerinin onayı ile geçti.
Haydarpaşa Garı ve Liman Dönüşüm Projesi için nihai düzenleme kararı, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nden geçti.
Cnntürk'ün haberine göre Büyükşehir Belediyesi eylül ayı toplantılarının dördüncü birleşimi, belediyenin Saraçhane'deki yerleşkesinde AKP ve CHP'li meclis üyelerinin katılımıyla gerçekleşti.
Mecliste, 1/5000 ölçekli Haydarpaşa Garı ile Kadıköy Meydanı ve Çevresi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı teklifi oylamaya sunuldu. Teklif, CHP'nin ret oyu vermesine karşın AKP'li meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi.
"Haydarpaşa Port" için onay verildi
Alınan kararla, 2007 yılında yapılan protokolle ilk adımı atılan ''Haydarpaşa Port'' projesinin 2009'da başlanan planlama çalışmalarıyla ilgili düzenlemeler için gerekli onay verildi.
 
Böylece plan düzenlemesi tamamlanan projenin ihale ve uygulama çalışmalarına start verilecek. Projenin hayata geçmesi için önünde engel kalmadı.
Yapılacak ihalenin ardından Haydarpaşa Port projesinde ilk kazma vurulacak. AA muhabirine açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi İmar Komisyonu Başkanı Sefer Kocabaş, planın Haydarpaşa projesi olduğunu ve ''Haydarpaşa Manhattan'' diye bir projeleri olmadığını söyledi.
''Bu plan, Haydarpaşa Garı ve çevresine ait plandır'' diyen Kocabaş, bu planın bundan önce mecliste sonuçlandırıldığını belirterek, idari sınır ile sit sınırı arasında uyumsuzluk görüldüğünü ve alınan kararla bunun düzeltilmiş olduğunu kaydetti.

13 Eylül 2012 Perşembe

Aman Kredi Kayıt Listesine düşmeyin

Kredi Kayıt Bürosu'ndaki 25 milyon kişye ait risk bilgileri artık sadece bankalarda değil günlük hayatın her aşamasında kullanılacak. Risk Raporu temiz olmayan kredi kullanamayacak, ev kiralayamayacak, dükkan açamayacak hatta işe bile giremeyecek!
İSTANBUL- Kredi Kayıt Bürosu (KKB), bugüne kadar sadece bankalarla paylaştığı 25 milyon kişinin kredi ve kart bilgilerini 10 Eylül itibariyle hem bireyler hem de kurumların hizmetine açıldı. Risk Raporu bankalardan birkaç dakika içinde alınabilecek. Bundan böyle, bankalardan borç talep eden, ev kiralamak veya işe girmek isteyen Risk Raporu'nu getirmek zorunda. Raporu temiz olmayan kredi kullanamayacak, ev kiralayamayacak, dükkan açamayacak hatta işe bile giremeyecek.

Ev kiralamak, kredi almak, bir işe girmek ve hatta evlenmek isteyen kişilerin bile risk puanı sorulmaya başlandı. Kredi Kayıt Bürosu (KKB), 25 milyon kişinin kredi ve kart bilgilerini 10 Eylül itibarıyla paylaşmaya başladı. Bugüne kadar sadece bankalarla paylaştığı bilgileri bireylerin de hizmetine sunan KKB, artık "fişlemeye" de hizmet ediyor. Vatandaşa “Riskine göre muamele” dönemi olarak yansıyacak uygulamada bundan böyle kişilerin kredi kartı bilgileri, kart ödemesini zamanında yapıp yapmadığı, faturalarını ödeyip ödemediği KKB'den öğrenilebilecek. Böylece kişilerin bütün finansal durumu ve borç ödeme alışkanlıkları şeffalık kazanacak ve ev kiralarken, borç alıp verirken, yeni iş kurarken, kısacası bütün üçüncü kişilerle olan finansal ilişkilerde açık olacak.

Kredi Kayıt Bürosu'nda tutulan bilgiler, kişilerin onayı halinde talep edene verilebilecek. Yani, bir kişi herhangi birinin bilgisini, kendi onayı olmadan alamayacak. Şimdilik sadece bankalar aracılığıyla bu bilgilere ulaşılabilirken, yakında internet, akıllı telefon gibi farklı kanallardan da bu bilgilere ulaşılacak. Altyapı çalışmalarının ardından cep telefonundan su faturasına, doğalgaz ve vergi ödemelerine kadar birçok bilgi risk raporunda yer alacak. Yurt dışında da kullanılan risk raporu uygulaması, en çok evini kiraya verenlerle kredi kullandıracak şirketler tarafından kullanılıyor. (Bugün)

Eee-devlet fazla oldun!

Can Dündar/Milliyet

Bir gazeteci arkadaşım, yeni bir “e-devletuygulaması”nı anlattı:
Polisteki cemaat yapılanmasına dair bir kitapyazıyormuş. Konu hassas olduğu için içeriğinden kimseye söz etmiyormuş.
Bir gün polisteki bir tanıdığı arayıp “Sakıncalı şeyler yazıyorsun” demiş.
Dehşete kapılmış gazeteci...
“Ne yazıyormuşum” diye sormuş.
Telefondaki kitabı anlatmaya başlamış.
“Ama... Nerden biliyorsunuz” diye kekelemiş bizimki...
“İnternete bağlı olduğun sürece bilgisayarına girip yazdıklarını görebiliyorlar” diye izah etmiş arayan.
Sonra da “Dikkatli ol, seni alacaklar” diye fısıldamış.
Gazeteci hemen pılı pırtıyı toplayıp yurtdışına çıkmış. Kitaba orada devam etmiş. Bir süre sonra aynı kişi yine aramış:
“Ben sana sakıncalı şeyler yazıyorsun demedim mi?”
Arkadaşım “Yok artık” demiş, ama karşısındakinin izahatı basitmiş:
“Hala internete bağlı bir bilgisayardan yazıyorsun. Yurtiçi, yurtdışı ne fark eder?”
* * *
Bu “Büyük Birader” öyküsüne inanıp inanmamakta serbestsiniz, ama inanmıyorsanız bile,Türkiye’de hangi koşullarda, ne tür korkularla yazı yazıldığını varın hesap edin.
Lafı, Oda TV davasına getireceğim:
Orada da bilgisayarınıza yerleştirilen bir virüsün, sizi terörist ilan etmeye yeteceği kanıtlanıyor.
Biliyorsunuz, iddianameye göre Oda TV, “Ergenekon örgütünün medya yapılanması”...
Bu iddiayla da hemen hepsi gazeteci olan 13 sanık, 1,5 yıldır yargılanıyor. 8’i hala tutuklu...suçlama, Oda TV’cilerin bilgisayarlarında bulunan “örgüt dokümanları”na dayanıyor.
Bu dosyalarda “Örgüt üyelerine, Ergenekon davasını yıpratma talimatı veriliyor.”
Sanıklar ise bunlardan hiç haberdar olmadıklarını söylüyor.
Bu durumda mahkeme hemen, bu dijital verileri bilirkişiye yollamalıydı, yapmadı.
Mahkeme yerine sanıklar 4 üniversiteye başvurdu.
“Bu dosyalar, kaydı belirsiz sahte bir adresten virüs yoluyla bilgisayarlara gönderilmiş” diye raporlar geldi.
Mahkeme, “Üniversite resmi bilirkişi sayılmaz” gerekçesiyle TÜBİTAK’ı görevlendirdi.
TÜBİTAK, “Virüs var” dese dava çökecekti.
“Virüs yok” dese üniversitelerle ters düşecekti.
7 ay debelendikten sonra harika bir formül buldular:
“Ne var, ne yok” dediler. 
Ama sanık avukatlarına göre, bunu derken bile, “Bilgisayarlarda uzaktan dosya yükleme özelliğine sahip zararlı yazılımlar tespit edildiğini”, “tutuklu gazetecilerin söz konusu dokümanları oluşturmadığını, değiştirmediğini, açıp okumadan sildiğini” belirttiler.
Bunları söyleyen TÜBİTAK, “ancaaak...” diye ekliyor:
“Bu dosyaların zararlı yazılımlar vasıtasıyla gelip gelmediğine dair kesin bir yargıya varılamamıştır.”
Yani?
Yani artık davaya konu dosyalar şaibelidir; delil sayılamaz.
Gazeteciler suçsuzluğunu ispatlamayacaktır, mahkeme suçları varsa ispatlayacak; yoksa, dosyaları dışarıdan kimin yolladığını bulacaktır.
Bulana kadar da sanıkları tahliye edecektir.
* * *
Geçen haftaki duruşmada rapora rağmen “Kuvvetli suç şüphesi devam ediyor” denilerek tahliye talepleri reddedildi.
Yarın sabah yeni bir duruşma var.
Gazeteciler bu gece sabaha kadar adliye önünde olacak.
Bu kez meslektaşlarını alıp dönmek için...
* * *
(Not: Bir yazıyı daha telefon almadan bitirdik şükür... İnşallah önden okuyanlar beğenmiştir.)

Amerikalı-İsrailli bir emlakçının marifeti

Amerikalı-İsrailli Sam Bacile, şiddetli protestolara yol açan filmi Yahudilerin finansmanıyla çektiğini söylüyor.


Radikal/Mısır , Libya ve Tunus gibi ülkelerde şiddetli gösterilere neden olan ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı filmin faturası Mısırlı Kıptilere kesilse de Hz. Muhammed’e hakaretler içeren yapımın arkasında Amerikalı-İsrailli bir emlakçı var. 2011 yazında çekilen ama Eylül 2012’nin başında Arapça versiyonunun Youtube’a yüklenmesi üzerine dikkat çeken filmin yazarı, yönetmeni ve yapımcısı 56 yaşındaki gayrimenkul danışmanı Sam Bacile. Bacile haziranda filmin ilk gösteriminin ardından “ İslam kanserdir ve bu dini değil politik bir filmdir” dedi. Film geçen yıl tüm yaz California’da çekildi. Temmuzda Hollywood ’da bir sinemada gösterilen filmin boş bir salonda oynadığı belirtiliyor. Bacile 60 oyuncunun yer aldığı 2 saatlik filmin bütçesinin 5 milyon dolar olduğunu ve İsrail’deki 100’den fazla bağışçıdan tedarik edildiğini söyledi. Bacile olayların ardından ortadan kayboldu. Filme Mısırlı Hıristiyan cemaatinin destek verdiğine dair kanaatin de ABD ’de yaşayan Kıpti aktivist Morris Sadek’in bu konudaki tutumundan kaynaklandığı belirtiliyor. New York Times’a göre Sadek kendi bloğundan filmi yayımlayıp linkini de Kuran yakma eylemiyle bilinen Floridalı papaz Terry Jones’a gönderdi. Sadek blog’unda Jones’un yanıtına ve Kahire’deki olayları kınayan mesajına yer verdi. Filme danışmanlık yapan Steve Klein, Bacile’i ‘yeni Theo Van Gogh olabileceğini’ belirterek uyardığını kaydetti. Theo van Gogh ‘İtaat’ filminin ardından 2004’te öldürülmüştü.
Hakaretlerle dolu bir film: Müslümanların Masumiyeti 
Ortalığı ayağa kaldıran Müslümanların Masumiyeti filminde Hz. Muhammed şehvet düşkünü, çocuk istismarcısı ve ‘gay’ olarak tanımlanıyor. Filmin internete yüklenen 13 dakikalık bölümü önce 
Mısır ’da Hıristiyanların Müslümanlarca katledilmesiyle başlıyor. Ardından hikaye Muhammed dönemine gidiyor. Muhammed’in rica üzerine bir ailede yetiştiği, babasının kim olduğunun bilinmediği atıfları yapılıyor. Annesi yarı çıplak resmedilen peygamberin peygamberliği de bir hayal ürünü olarak gösteriliyor. Peygamber olmasının ardından gördüğü eşeği ‘ilk Müslüman hayvan’ ilan ediyor. Peygamber, savaş yapacakları kişilerin hepsinin öldürülmesini, mallarına zarar verilmeden el konulmasını, kadınların ve çocukların köleleştirilmesini istiyor. Filmde peygamber din kisvesi altında başkalarının karılarıyla ilişki kuran ve Yahudi kadınlara tecavüzeden kişi olarak gösteriliyor. Birçok sahnede Yahudi nefreti, yağmacılık ve tecavüzcülük ‘bir İslam kültürü’ olarak sunuluyor. Muhammed bir Yahudiye kızıp hepsinin Filistin ’den taşınmak ya da haraç ödemek zorunda olduğunu söylüyor. Peygamberin Filistin topraklarını yağmacılık ve zorbalıkla ele geçirdiği ima ediliyor. 
Kıptilerin öfkesi 

Mısır Kıptiler Koalisyonu, filmin gösteriminin durdurulması için ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenecek gösteriye katılacaklarını açıkladı. Kıpti Ortodoks Kilisesi “Kilise, İslam dinine hakareti çok net bir şekilde kınamaktadır” dedi. (HUFFINGTONPOST / NEWYORKTIMES)

11 Eylül 2012 Salı

İğneada'yı Beğendik...Tenekede Tavuk...Dupnisa:Karanlık Delik...

Hayber Gürsoy

İğneada…Orman ürünleri,Balıkçılık,Turizm…İğneada sandığınız gibi bir ada değil. Kendisi değil ama sadece ismi ada olan bir yer. Evliye Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde kendisini bulan bir yer. Ada olması,o tarihlerde lagün ve longozlarla çevrili olmasından kaynaklanan bir yanılsama olsa gerektir. İğneada’ın çevresi,arka tarafı lagün ve longoz ormanlarıdır. Evliya Çelebi’ye bu tesbiti yaptıran neden bu olmalıdır.

İğneada Çeşme Sokak'ta alıcısını bekliyor. Meraklısına  Ederi: Bin TL.
Bu serçenin sahibi 2yıl önce ölmüş...Arabaya hiç hevesli değilmiş. Yeni sahibini arıyor. Lastikleri sağlam..Sahipsiz diye hurda edilmemiş. İsteyen için telefonu var...

İğneada’ya giderken yol genişletme çalışmaları vardı.
2 yıldır dışarıdan yoğun bir ilginin olduğu İğneada,turizm de atağa kalkmış durumda. Pansiyonculuk gelişiyor. Bir çok binanın camında,duvarında ‘Pansiyorn bulunur’ diye yazı var. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini anlayamadım. Bizim adımıza aracılık yapmak mı yoksa kendilerine ait kiralanmak üzere olan bir yerleri mi var,bunu bu yazıdan anlamak mümkün değil.
Sokaklarında her cinsten irili ufaklı,insanlarla içli dışlı olmuş kulaklarında plastik kimlik numaralarıyla dolaşan bir çok köpek var. Özellikle lokantalar önünde yemek yiyenleri seyrederken tuhaf bir manzara oluşturuyorlar.
   Sahilin çarşıya bitişik olan yeri adeta çadırkent gibi...Çadırlarda eğlence,canlı müzik,gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Bir çok hediyelik eşya satıcısı yavaş yavaş mevsim sonu geldiği için çadırlarını topluyordu.


İğneada’yı kuzeyden güneye birbiri ile paralel kat eden 3 caddesi var. Birisi güneyin en ucundan başlayıp balıkçı barınağına kadar uzanıyor. Şehir bu hat ve buna paralel olan diğer hat  üzerinde yoğunlaşmıştır,diyebiliriz. Güneyinde uzun ve geniş bir kumsal var. Kuzeye doğru,özellikle 3 yıl önce kaderine terk edilerek harabeye dönmüş Öğretmenler Kampı plajına diyecek yok. Burası bir Avrupa kenti olsa eminim ki müthiş bir turist akınına uğrar.
İğneada Öğretmenler Kampı kaderine terkedilmiş...Yazık!
Nüfusu 2 bin beşyüz civarında ama yazın 15 binlere kadar çıkabiliyor,belki daha fazlası.
Yöre halkı orman köylüsü…Geçimlerini çoğunlukla orman gelirlerinden sağlıyorlar. Çift tekerlekli traktör romarkörlerinin önünde uzun üç sırık dikili ve seyir halinde bir traktör görürseniz ve römarköründe biri varsa mutlaka ayakta ve eli arkasında rüzgara karşı dimdik duruyordur.
Öğretmenler Kampı size kucak açıyor!
Kırklareli ‘nden gelen Mustafa Bey söyledi.
-Bir saatte geliyoruz. Güzel yer…Biz sürekli geliriz. Bu güzelim Öğretmenler Kampı kapatıldı. Niye kapatıldı kimse bilmiyor. Yazık oldu. İnsanlar,öğretmenler gelip günlüğü 10 liradan  tatil yapıyorlardı. Buraya bir çimento fabrikası yapıldı. Fabrika sahipleri bir liman yapılmasını istiyorlar. Buradan dışarıya çimento satmak için. Tek parasını biz verelim,yeter ki izin verilsin diyorlar.

   Yirmi yıl inşaat halinde kaldıktan sonra 2 yıldır faaliyete geçen ve İğneada'nın her yerinden görünen devasa bir otel. Canlılık getridiği söyleniyor. Bulgar sınırına turlar düzenliyor.


Bu sahil sizi bekliyor! Sessizliğine bakmayın,sabahın erken saatleri...


Sinoplu Mustafa 20 yıl öncesinden gelmiş. Ama her sene gelmeye devam etmiş,sonunda buranın önemini kavramış ve yer alarak yerleşmiş. İyi bir oto elektrikçi çok güzel para kazanır diyor.
-Belediye ne yapacağını bilmiyor. Öneriyoruz ama dinlemiyor,dedi. Sahilde derme çatma kulübeler yapıp kiraya verdiler. İlkel bir görüntü. Turistk bir yere yakışıyor mu?
Bakımsızlık ve kirlilik özellikle sahillerde göze çarpıyor.
Akşam Kolpa grubu kalabalık bir kitleye konser vermeden önce Belediye Başkanı Tahir Işık 30 Ağustos töreninde konuştu.
-İğneadalılar kaydınızı buraya alın. İller bankasından alacağımız pay artsın. Yatırım yapalım...
Yeni binalar göze çarpıyor. Metrekareleri ortalama bin TL. Çoğunlukla yine Trakya kökenliler geliyorlarmış.


Her işe yarayan emekçi peçkalar öteki adıyla kuzineler

Pazar ucuz değil...Organik köy ürünleri arayanlar için ideal.
Çoğunluğu emekli,tarımdan umduğunu bulamayarak toprakları kaderlerine terk etmişler ve tarımın getirisine bu yüzden sırt çevirerek tarım ve hayvancılık hepten önemini yitirmiş. Kimse zaten sınırlı olan toprakla uğraşmıyor.
Bunun üzerine çeşitli dedikodular eklenince ki içlerinde gerçek olanı şu;bir liman yapılıyor. Sınır ticarete açılacak…Bu yüzden emlak fiyatları tavan yapmış durumda.

Balıkçılar çok dertli…Sorunlar çoookkk...


1 Eylül 2012 Balık mevsimi açılışı...
31 Ağustos günü saat dört-beş sularında balıkçıların barınağında kalabalık var. Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yapılmış,katılımcılara balık ekmek ikram ediliyordu. Her zamanki gibi bir kargaşa hakimdi. Ziyaretçilere tekne turu yapıldı.
İğneadalı balıkçılar ekmek balık ikram ediyorlar

Kaptan Adnan Oktar

Kardşi Balıkçı Tufan Oktar

Sınırda,İğneada'ya 10 km uzaklıkta Beğendik köyü var.
-Beğendik’te Teneke Tavuk var! Oraya gidin Tenekede Tavuk tadına bakın.
Öyle yapıyoruz. Beğendik Köyü ortasından geçiyoruz. Köy ama gelişigüzel kurulmuş. Otantik bir mimariden eser yok…Orijinallik yok. Ama beyaz badanalı,çatılı…Tam karşıda bir köy var,bakımlı düzgün…Sessiz bir şekilde bize doğru bakıyor. Türk köyü olacağını düşünüyoruz ama yanılıyoruz,burası bir Bulgar Köyü imiş: Rezova...

Tenekede Tavuk...Farklı bir lezzet...
Beğendik köyü sahilinde Teneke Tavuk ustası Beğendikli Sabri ustayı buluyoruz. Ailece kiraladıkları ama pek kira vermedikleri sahilde acele ile yapılmış,çatıları sazlarla kaplı,rende görmemiş odunlarla yapılmış,her yanı açık direkler üzerinde oturakları olan bir yer…
Tam Bulgar sınırında bir köy. Biraz ileride denize doğru uzanmış olan yüksekçe bir burun üzerinde Bulgar Köyü var. Sınır Rezeva Deresi ile ayrılıyor.

Sınırdaki Bulgar Köyü Rezova

Sabri usta tozlanmış gözlükleri üzerinden bakarak hafif kirli sakalıyla konuşuyor.
-Ben çok yer dolaştım. Burada ne yaparım diye düşündüm. Bunu buldum. Bir çok denemeden sonra kıvamını yakaladım. Çok gelen var. Şimdi mevsim sonu…Ama burası dolar taşar. Canlı müzikte var. Gazeteler yazdı,televizyona çıktım.
Karşısı Rezova,Bulgar Köyü…Şu gördüğünüz Türk bayrağının dalgalandığı yer sınır. Orada Rezeva deresi ikiye ayırıyor. Bizim orada derenin ağzında balıkçılar var. Bulgar balıkçılarla yan yanalar. Birbirlerine balık ikram ederler. Bizim burada halk olarak bir sorunumuz yok. Bakma sen,hükümetler birbirine düşman. Yoksa burada herkes halinden memnun. Bizi ordan bakıp çok merek ediyorlar. Bizim kumsalımızı görüyorsun. Onlar kayanın üzerinde..Rezova Köyünden biri Edirne üzerinden buraya geliyor. Sahilden köyü arayıp işaretleşerek konuşuyorlar. ‘Karşıdan göründüğü kadar güzel bir yer!’ Diyor adam. Eee!Onların eğlence mekanları var! Gece renkli. Bizde yok. Bizde sahilde ne varsa…
Bizim köy emekli köyü. Her evden bir iki kişi emekli. Ne yapacak,nasıl yapacak? Toprakla uğraşmıyor.
Tarım İşletmesi var. Gelirken gördünüz mü? Buradan sahibi bin dönüm arazi aldı. Arazilerini ona satanlar,şimdi onun yanında işçi olarak çalışıyorlar. Şu gördüğün sahil kenarında toprakların çoğu benim kayınbabamın idi. Bir soğan ekecek bir yer bırakmadı sattı. Kendisi yoksul öldü.  Kayınlarım da öyle.


Dupsina Mağarası Ana yoldan 33 km içerde.

Dupsina...Görmeden geçemeyeceğiniz bir yer.


Dupnisa; Bulgarca ‘Karanlık Delik’ anlamına geliyor. Hafta sonları ortalama 600-700 ziyaretçi,bayramlarda ise 1000 civarında ziyaretçi geliyor. Bayramda 3 günlük hasılat 5750 TL olmuş. Ana yoldan33 Km içeride. Öğrenciler 1 TL,yetişkinlere 2.5 TL.

İki katlı,dubleks bir mağara...Üstü kuru 900 metre uzunlukta olan 17 derece, 1700 metre uzunluktaki altı sulu olan mağara ise 10 derece...Biz sulu olanı değil kuru olan,gezintiye izin verilen üst kısımı gezdik.Alttan girdik tepeye çıktık,bir baca gibi. İkisi arasındaki yükseklik farkı 30 metre... 3-4 milyon yıllık bir oluşum süreci varmış.
 Mağaranın olduğu yerde bir Rum köyü varmış. Mübadele yıllarında terkedilmiş. Yakın bir tarihte keşfedilip turizme açılmış...

Sözün kısası gidin görün İğneada'yı... Lafa gerek yok!

03.09.2012

Üçüncü Köprü İçin Ağaç Kesimleri Başladı

İstanbul Boğazı'na 3. Köprü için çalışmalar başladı. Sondaj hazırlıkları sürerken köprü karşıtları ağaç kıyımı nedeniyle tedirgin.

İstanbul 'da Poyrazköy ile Garipçe arasına yapılacak 3. köprünün ilk sondajı başladı. Köprü için Anadolu ve Avrupa yakasında toplam 48 ayrı sondaj yapılarak örnekler alınacak. Bir yandan sondaj çalışması yapılırken bir yandan da çam ağaçları kesilerek yeni yollar açılıyor.

3. köprünün ihale sürecinin tamamlanmasının ardından ilk inşaat çalışmaları yaklaşık 2 hafta önce Poyrazköy'de başladı. Köprüyle ilgili zemin araştırmalarının yapılabilmesi için sondaj vurulması gerekiyordu. Poyrazköy'de orman yolu da kullanılarak köprünün yapılacağı yere önce yol genişletme ve yeni yol açma çalışmaları yapıldı. Orman Bölge Müdürlüğü'nden yetkililer kesilecek ağaçları damgaladı. 
1 Eylül'de ağaçların kesilip yolların tamamlanmasının ardından sondaj aleti Poyrazköy'de çalışmalara başladı.

Sondaj alanındaki şantiye sorumlusu Jeoloji Mühendisi Süleyman Parlak, köprü başlangıcının yapılacağı yerden yaklaşık 50 metre derinlikten örnek aldıklarını anlattı. Anadolu Yakası'nda 24, Avrupa Yakası'nda da 24 olmak üzere toplam 48 ayrı noktadan örnek alınacağını belirten Parlak, çalışmaların 2 ay süreceğini belirtti.

'1.5 milyon ağaç gidecek'
Yeşiller Partisi'ne sızdırılan bir belgeye göre 
3. köprü ve bağlantı yollarının tamamı için 2.3 milyon ağaç kesilmesi öngörülüyordu. Yeşiller Parti üyesi Serkan Köybaşı, Göktürk'teki bir bağlantı yolu için 800 bin ağaç kesildiğini ve 1.5 milyon daha ağacın kesileceğini söyledi. Köybaşı, "Hiç bir işe yaramayacak proje için onlarca ağaç katlediliyor. Hayvanların da yaşam alanı kâr hırsı yüzünden yok edilecek. 3. köprünün trafik sorununu çözemeyeceği de çok açık" dedi.

Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi Çare Olgun Çalışkan da davaları hatırlatarak konuştu: "Sürecin başından bu yana meslek odası olarak bu konuyu gündeme getirdik. 
AK Parti'ye ve diğer tüm yetkililere başvurduk. Olumlu bir dille başvurduk. Ancak müzakereye kapalı bir süreç başladı. 8-9 meslek odası olarak dava açıldı. Bazı davaların bilirkişi tespitleri yapıldı. Bazı bölümlerle ilgili durdurma kararı çıktı." Ancak yargı süreci devam ediyor."
Kaynak:Radikal

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var