4 Ekim 2012 Perşembe

Başbakan Gelmeden Esenler,Havaalanı Mahallesi Karıştı,Halk Ayaklandı

Esenler,Havaalanı Mahallesi Sakinlerinin Kentsel Dönüşüm tepkisi
Başbakan Gelmeden Esenler,Havaalanı Mahallesi Karıştı,Halk Ayaklandı.
Hayber Gürsoy
5 Ekim’de Başbakan tarafından ilk kazmanın vurulacağı yer olan Havaalanı Mahallesi karıştı. Kentsel Dönüşüm uygulamalarına karşı 300 kişi akşam namazından sonra Havaalanı Mahallesi,Yunus Emre  Camii Kütüphanesinde toplandı. ‘Çözüm istiyoruz!’Diyerek Belediye Başkanı M.T Göksu’yu suçladılar.Ortak istek ‘Biz bu mahalleden başka yere gitmek istemiyoruz. Biz başka yer göndermesinler.Hakkımızı versinler. Hepimiz yaşlı insanlarız. Bu yaştan sonra borç mu ödeyeceğiz?’ şeklindeydi. Büyük bir öfke ile bunundan soluyan halk ne yapacağını tartışıyordu.

Kadınlar cami bahçesinin dışında olan biteni meraklı gözlerle izlediler. Tartışmalar akşam geç saatlerine kadar sürdü. Oy verdiklerine bu sefer hoşgörülü değillerdi. Bu görüntüler Kentsel Dönüşüm sürecinin ne kadar zorlu geçeceğinin göstergesiydi. Yaklaşık 150 kişi Belediye Başkanlığına verilmek üzere hazırlanan ortak metni imzaladı. Hararetli kalabalık şimdiye kadar karşılarına çıkanlara, söylenenlere inanmıyor,kendilerine söz verenlerin sözüne güvenmediğini söylüyordu.

Haklarının gaspedilmeye çalışıldığını düşünen öfkeli bir kitle ortak bir metin üzerinde anlaşmaya çalışıyor,her kafadan bir ses geliyordu.
-Bunu yaz arkadaş. Biz buranın sahibiyiz. Buranın sahibi biziz.Bunu yaz.
-Herkes haklarına sahip çıksın.
-Hakkınızı arayın.
-Bu işin vebali büyük.
-Komple mahalleyi yıkmayın!
-Bizi aptal,cahil yerine koyup bir iki parlak sözle,bir resim göstererek kandırmaya çalışıyorlar.
-Kananlar var ama. Kentsel Dönüşüm Bürosu’na gidip neyin altına imza attıklarını bilmeyenler var.
-İfrazlı tapu yok,hisseli…Söz verdin,hani nerede?
Özellikle ifrazlı tapu istemelerinin sebebi,hisseli tapuya göre ellerinin daha güçlü olacakları idi.

En çok tepki Belediye Başkanı çekiyordu. Belediye Başkanı’nın her adının geçtiğinde sözlerinde bir öfke görülüyordu.

Musa Sönmez adlı vatandaş;
-Belediye Başkanı Göksu’nun verdiği sözlerin hiçbiri birbirini tutmuyor. Her yerde ayrı ayrı konuşuyor. ‘Sizleri ayrı bir yere taşıyacağız. Yerinizi yapıp sonra buraya taşıyacağız.’Dedi. Sonra başka bir şey söyledi. Havaalanı Mahallesi’nde 1500 dairede 5 bin kişi yaşıyor. ‘Kiraya çıkaracaksınız,kira bedelini vereceğim.’ Diyor. Burada kiraya yer yok! Bir tane kiralık yer bulamazsın. Bu ne demek oluyor? Başının çaresine bak! Nereye gidersen git! Bizi mahalleden kovacaklar. Bütün dertleri bu. Biz öncelikle mevcut hisseli tapuların ifraza dönüştürülerek verilmesini istiyoruz. Biz verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz.  Proje gösterilerek kaç daire verilecek… Bunları açıklasın. Ondan sonra bizden yer istesin.  Hiçbir şey belli değil. İşine nasıl gelirse öyle konuşuyor.

Adının açıklanmasını istemeyen başka bir vatandaş araya girdi.
-Ortada proje yok. Her şey sanal.  Anlaşma metni yok. Altında belediye yetkilisinin adı yok,imzası yok. Nereye,neye imza atacağımız belli değil. Eskom imzası yok.

-Belediye Başkanı Göksu,bugünkü konuştuklarını yarın unutuyor. Her seferinde farklı projeler ortaya koyuyor. Bazı hacizli tapu sahiplerinin paralarını ödeyerek imzaya zorluyorlar.

   Elinde kalem, bir metin oluşturmaya çalışan arkadaşına sesleniyorlar.
-Yaz arkadaş. Havaalanı Mahallesi Platformu Olarak Belediyeden İsteklerimiz. Başlık böyle olsun.
-Yaz,görüşmelerin tek tek değil toplu olarak yapılması.
-Daha önce Kentsel Dönüşüm sözü verilip yerine getirilmeyen Çiftehavuzlar,Oruçreis ile ilgili son durumları yaz.

    Çayocağı bahçesinde başka bir grup heyecanlı bu şekilde tartışıyordu.
-Belediye Başkanı,Selçuk Düğün Salonu’nda seçime girerken bize ne dedi? ‘Tapuları vereceğim!’ Verdi mi? Vermedi. Sonra bize ne dedi? ‘Siz bana bunun için mi oy verdiniz?’ Biz de ‘Evet,bunun için oy verdik’ dedik. Ben de AKP’liyim ama bir daha bunlara oy vermem!

   Murteza Kızılkaya; 70 yaşındayım. 5 Ekim’deki yıkım ile belediye hesabına 10 milyon yatacakmış. Şu köşedeki bina yıkılacak. Bütün dertleri bu parayı kasaya atmak.

   Daha o lafını bitirmeden başkası araya girdi: 68’den beri çalıştım çabaladım,başımı sokacak bir ev yaptım. Onu da şimdi elimden alıyorlar. İnsanda biraz vicdan olmalı. Bize yazık! Allah’tan korksunlar. Bize ev verecekler, borçlu çıkaracaklar. Ben bu saatten sonra bir de borç mu ödeyeceğim? Zaten kıt kanaat geçiniyoruz. Bu olacak iş mi Allah’ını seversen!
Başka biri:
-Milleti resmen kandırıyorlar. Korkarım,buralar komple yıkıp bizi buradan kovacaklar. Bunların amacı bu.  Bizi sokağa atmak. Gözlerimize uyku girmez oldu.
-Bu kadar insan kiraya çıkacak. 5 bin kişi… Bu kadar halkı nereye sığdıracaksın? Nereye gidecek bu kadar insan? Milletin korkusu,güvensizliği bu…Kimse artık inanmıyor, güvenmiyor bu insanlara. O kadar çok tutarsızlıklar oldu ki…
-Kiralar yükselecek. Geçen bir arkadaş bir yakının evi boşalacakmış,sözünü almaya çalışmış. Adam bir milyar istemiş! Bu ne demek yahu? En az 5 bin kişi var…
-Askeriyenin yerini aldık, dediler. Orayı yapınca oraya taşıyacağız,sonra burayı yapınca sizi buraya taşıyacağız,dediler. Sonra bu da tutmadı. Şimdi başka bir şey söylüyorlar.

   Masayı çevreleyen bir başka grup içindeki Hüseyin Hişt:
-Belediye kendi kasasını doldurmak için 5 Ekim’de şov yapacak!…
-Milletle oynanıyor. Millet bunun farkında değil. Kış uykusunda kolay kolay uyanmıyor.
-Ortada proje yok. İnternetten uydurma resimlerle bizi kandırmaya çalışıyorlar. Her şey karmakarışık. Halk neye inanacağını bilmiyor. Birilerine peşkeş çekilecek. Bunların amacı bu.
Benim alternatifim var ama bu kadar adam ne yapacak? Ömür boyu borç ödeyecek. Var mı böyle bir şey!
Bir diğeri onu desteklemek için…
-Sulukule’de  ne yaptılar?
-Ne yaptılar?
-Yaptıkları ortada! Taşoluk’a sürdüler…
Birisi öfke ile lafa karıştı.
-Herkes yağcılık yaptığı zaman ben karşıydım. Kimse konuşmasın! Ben restimi çektim. Var mısın yarın belediye önüne gidelim?
-İş işten geçmiş,bu saatten sonra ne yapacaksın?dedi masada Hüseyin’in yanında oturan yaşlı bir hacı. Başkana ‘yap’ diyeceğim.  Yarın yıkılacak! Topla milleti ben de geleyim. Akıllı sen ile ben miyim?
-Yahu bir Pazarın kalkması için referandum yapıldı da bu Kentsel Dönüşüm için niye yapılmıyor?
-Bakın arkadaşlar. Bu işin bir de Avrupa’sı var. İnsan hakları diye bir şey var.

   Çayocağında en sonunda akil adamlar grubu ortak bir metin üzerinde anlaşarak işi yazılı hale getirdiler:

Esenler Belediye Başkanlığı’na
1-İfrazlı tapu istiyoruz.
2-Bize taahhüt edilenleri kağıt üzerinde yazılı olarak tebliğ edilmesini istiyoruz.
3-Maket değil,gerçek proje istiyoruz.
4-Görüşmelerin topluca yapılmasını istiyoruz.
5-Bize konut yapılarak yerimize yapılacak binaların inşaatı bitince geçmek istiyoruz.
-Kiracı olan vatandaşların mağdur edilmesini istemiyoruz.

Bu metni 150 kişi isim,soyad ve telefon numaralarını yazarak imza edildi.

Bu arada haberimiz yoktu,diye gelenler oldu. Çayocağı çalıştıran kişinin ‘Sabahın köründen beri aç bilaç ayaktayım. Tamam,bu kadar yeter!’çıkışı üzerine yavaş yavaş içerden  bahçeye çekilen kalabalık dağılmaya başladı.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Dünya Değerler Araştırması'na göre Türkiye!

Türk toplumu Allah'tan başkasına güvenmiyor!
Vatan
Dünya Değerler Araştırması’na göre Türkiye’de yaşayanlar, 47 Avrupa ülkesi içinde siyasal yelpazenin en sağında ve en dindar... Dikkat çekici başka bir nokta ise Türkiye’de yaşayanların birbirlerine en az güvenmeleri.
SOSYAL Bilimler alanında dünyanın en geniş kapsamlı projesi olarak bilinen Dünya Değerler Araştırması’nın Türkiye sonuçları açıklandı. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dünya Değerler Araştırmaları Yönetim Kuruyu üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer tarafından hazırlanan araştırmada Türkiye’ye dair sonuçlar dikkat çekti. Araştırma Türkiye’de altı bölge ile İstanbul ve İzmir bazında 2 bin 205 denekle yapıldı. İşte araştırmadan çarpıcı sonuçlar: 
Türkiye, araştırmada dünyada kişilerarası güven düzeyinin en düşük olduğu ülkelerden biri. Bu 22 yıldır da değişiklik göstermiyor. Türkiye’de insanların yaklaşık onda biri genelde insanlara güvenebileceğini söylerken, İskandinav ülkelerinde bu oran yüzde 80’lere yaklaşıyor. Güven ortalamasında bölgelere göre bakıldığında en düşük Batı Anadolu ve Trakya yüzde 7 oranında güven duyarken, en yüksek oran yüzde 16 ile Orta Anadolu. İstanbul, Akdeniz ve Orta Anadolu’da güven oranları Batı Anadolu ve İzmir’in iki katı.
Orduya güven azalıyor hükümete güven artıyorAraştırmada kurumlara güven de ele alındı. Buna göre, orduya güven 2011 yılında bir düşüş gösteriyor. 2008 yılında orduya güvenenlerin oranı yüzde 90 iken, bu oran 2011-2012’de yüzde 78’e düştü. Yapılan hiçbir araştırmada orduya güven konusunda bu kadar düşük bir rakam ortaya çıkmamıştı. Güneydoğu Anadolu’da yaşayan her beş kişiden biri orduya çok güvendiğini söylerken, bu oranın en yüksek olduğu bölgeler ise Akdeniz, Orta Anadolu ve Karadeniz. 
Polise güven ise yıllar boyunca bir kaç puan artıp birkaç puan azalarak devam ederken, TBMM’ye güven 1990 yılında yapılan araştırmayla aynı noktada. TBMM’ye 1990’da yüzde 58 güven varken bugün yine aynı oranda güven söz konusu. Hükümete güvende ise artış dikkat çekiyor. 1996-2001 arası dramatik bir düşüş varken sonra artış trendi göze çarpıyor. Hükümete 2001 yılında güven yüzde 29 iken, günümüzüde yüzde 62 oranına çıkıyor. Hükümete en çok güvenenler Orta Anadolu’da yaşayanlar iken en düşük olduğu bölgelerin başında İzmir geliyor. Adalet sistemine güven konusunda ise 2008’de adalet sistemine güvenenlerin oranı yüzde 80 iken, bugün yüzde 72 düzeyinde. AB’ye duyulan güven dalgalı seyretmekle birlikte bugün 1990 ile hemen hemen aynı düzeyde. 1990’da oran yüzde 36 düzeyinde iken, günümüzde yüzde 39.

Yükselen sağ direnmeye çalışan sol47 Avrupa ülkesi içinde siyasal yelpazenin en sağında Türk toplumu yer alıyor. Bölgeler açısından baktığımızda Doğu Anadolu daha sağa yakınken, İzmir en sola yakın yer olarak dikkat çekiyor. 
Türk toplumunun çoğunluğunun dindar ve muhafazakar olduğunun belirtildiği araştırmada, ana trendin hep sağa yakın olduğu kaydediliyor. Araştırmadaki bölgeler açısından ele alındığında ise sol ideolojiye en yakın yer İzmir. Doğu Anadolu ise sağa en yakın noktada duruyor. Sola yakınlıkta İzmir’i İstanbul, Güneydoğu Anadolu ve Batı Anadolu izliyor. 
Demokrasiye bakış 
Türk halkının demokrasi anlayışı hem liberal demokrasinin özelliklerini içeriyor hem de sosyal demokrasinin. Türk toplumunun sadece yüzde 10’u toplu bir dilekçe imzaladığını söylerken yüzde 60’ı “Kesinlikle böyle bir şey yapmam” yanıtını veriyor. Toplumun yüzde 5’i bir boykota katıldığını belirtirken yüzde 70’i asla diyor. Yine yüzde 3’ü greve katıldığını dile getirirken yüzde 72’si kesinlikle katılmayacağını söylüyor. Barışçı gösteriye kesinlikle katılmayacağını söyleyenlerin oranı da yüzde 66. Toplu dilekçe imzalayanların en yüksek olduğu yer İstanbul ve İzmir. Türkiye’de yönetiminin ne ölçüde demokratik olduğuna ilişkin değerlendirmeler bölgeler arasında büyük farklılıklar göstermiyor. İzmir ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ise ülke yönetiminin demokratikliği konusunda en olumsuz düşünen yerler. Güneydoğu Anadolu ve İzmir’deki bölgelerdeki yurttaşlar ülkenin demokratik düzeyinin olmasını istedikleri noktadan çok uzak olduğunu düşünürken, Orta Anadolu ise bu açığın en düşük ölçüldüğü bölge. 
Güçlü lider istiyoruz 
Demokrasinin en iyi rejim olduğunu düşünen ve bu şekilde yönetilmek isteyenlerin azımsanamayacak oranlarına rağmen, ‘parlementoyla, seçimle uğraşmak zorunda olmayan güçlü bir lider iyi olurdu’ diyenlerin oranı yüzde 58. Bu oran 2000 yılında yüzde 73 olarak belirlendi. Son beş altı yıldır bu oran istikrarlı bir şekilde yüzde 60’lar düzeyinde. 

Batıkların efendisi: İNŞAAT

İnşaat sektörü, batık kredilerde yılların birincisi tekstil sektörünü geride bıraktı. İnşaat sektörünün temmuz sonu itibariyle 1.6 milyar liralık kredisi takibe düştü.

Radikal
Ziraat Bankası’nın Bayrampaşa Ora İstanbul Alışveriş Merkezi’ne verdiği 285 milyon euroluk kredinin batık hale gelmesi, Fiyapı’nın iflas erteleme istemesi inşaatı tekrar gündemin ilk sırasına yükseltti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun temmuz verilerine göre, bankacılık sektöründe takibe düşen kredi miktarı en yüksek sektör inşaat oldu. Temmuz sonu itibariyle kullandığı nakdi kredilerin toplamı 43.5 milyar liraya ulaşan inşaatta takibe düşen kredi ise 1.6 milyar lirayı aştı. 
İnşaattaki batık kredi miktarı 2011 sonuna göre yüzde 8,5, son bir yılda ise yüzde 14 yükseldi. Bankalar, inşaat sektöründe son bir yılda günde ortalama 541.6 bin liralık kredi batırdı. İnşaat sektörünün ardından takipteki kredi tutarının en yüksek olduğu sektör 1.5 milyar lira ile kullandığı nakdi kredi tutarı 23.4 milyar lira olan tekstil oldu.Teks- til sektörünü 1.4 milyar liralık batık kredi hacmi ile toptan ticaret ve komisyonculuk sektörü izledi. Toptan ticaret ve komisyonculuk, bankalardan 46.3 milyar lira ile en fazla nakdi kredi kullanan sektör oldu. 


Erdoğan da dile getirdi 

Başbakan Erdoğan , geçen hafta katıldığı televizyon programlarında, “Emlakta balon var mı” sorusunu yanıtlarken, genel olarak bu görüşe katılmadığını, fakat finansman yönetimini iyi yapamayan şirketlerin zor durumda olduğuna dair kendisine bilgiler geldiğini söylemişti. Global resesyon endişeleri ve yurtiçinde Merkez Bankası ’nın kredi talebini yavaşlatmak için uyguladığı tedbirler inşaatı sıkıntıya soktu.Türkiye ’de özellikle son 5 yılda çok sayıda proje hayata geçirilirken, ‘maket aşaması’nda satışı tamamlanan ancak gerçekte yarım kalan evler oldu. Ancak son 1.5 yıldır yaşanan krize rağmen, konut ihtiyacı nedeniyle geçmiş dönemdeki yoğun talebin devam edeceği beklentisiyle projelerine ara vermeden devam eden birçok şirketin elinde satılamamış binlerce konut kaldı. 
Bankaların, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar nedeniyle faizleri yükseltmesi de satılamayan konutlarda fiyatda düşüşlerine neden oldu. 2011 temmuz sonu itibariyle tüketicilerin kullandığı konut kredilerindeki yıllık artış yüzde 11,2’de kaldı. Bu oran bir önceki yıl yüzde 38’i geçmişti. 


Üretilen 1.5 milyon konut elde kaldı 
Fi Yapı ve Ora’da yaşanan kriz nedeniyle şu anda bütün gözler inşaat sektöründe. Sektörün önde gelen isimleri denetimsiz ve sorgusuz bir büyümenin varlığına dikkat çekiyor. “Her önüne gelen inşaat yapmasın” diyen sektör temsilcileri denetimli büyümeden yana. Sektörde artan tedirginliğin en büyük göstergelerinden biri olarak son 3 yılda artan stok miktarı gösteriliyor. Tahminlere göre Türkiye’de son 9 yılda yaklaşık 6 milyon konut üretildi ancak bunların yaklaşık 4.5 milyonu satıldı.

Anlatacak muhalefet isterim!

Anlatacak muhalefet isterim! PDF Yazdır e-Posta


Eksiksiz, kusursuz, çok çalışan, söylediğini dinleten “muhalefet olma” zamanı geldi, geçiyor.
Yapılanlar zam mıdır?
Deli Dumrul haracı mı?
İktidar riyakar.
İkiyüzlü. Murai.
Başbakan bilgi kirletiyor.
İşte tam muhalefet zamanı.
Halk kulağını açtı bekliyor.
Muhalefet anlatsın isterim.
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Bölge Başkanlığını 9 yıl (1980’de başlayıp 1989’a kadar) yaptı. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1986’da  Dünya Enerji Kongresi için istatistikleri hazırlayan ekibin içinde yer aldı. Ünal Erdoğan, “yapılanın zam değil halka bindirilmiş Deli Dumrul haracı” olduğunu hesapladı.


Xx

İşte hesap:
Doğal gaz:
İthal ediliyor.
(Yılda 46 milyar metreküp)
8 milyar TL’na mal ediliyor..
Halka 55 milyar TL’ye satılıyor.
Gazda Deli Dumrul Haracı:
47 milyar TL’ye ulaştı.
Petrol:
İthal ediliyor.
(Yılda 34 milyon Ton)
17 milyar TL’ye mal ediliyor.
Halka 93 milyar TL’ye satılıyor.
Petrolde Deli Dumrul Haracı:
76 milyar TL’ye ulaştı.
Elektrik:
İthal değil. Ülke üretiyor.
(Yılda 200 milyar kilovat saat)
17 milyar TL’ye mal ediyor.
Halka 76 milyar TL’ye satıyor.
Elektrikte Deli Dumrul Haracı:
59 Milyar TL’ye ulaştı.

Xxx

Üç kalem malda (doğal gaz, petrol yani akaryakıt, elektrik) mal oluş fiyatı ile halka satış fiyatı arasındaki fark (doğal gazda 47 milyar- petrolde  76 milyar- elektrikte 59 milyar TL) 182 milyar TL’ye çıkıyorsa bunun adı “zam değil” olsa olsa gizli, ikiyüzlü, riyakar ve sömürücü vergi olabilir.
Yukarda size yazdığım tabloyu çıkartıp bana gönderen enerji politikaları uzmanı yüksek elektrik mühendisi Ünal Erdoğan, “doğal gaz, petrol ve elektriğin halka satış fiyatları içine 20-25 ad altında (parakende satış hizmet bedeli, enerji fonu bedeli, tüketim vergisi, ileri kullanım vergisi, TRT payı gibi) vergi bindirildiğini” de söylüyor.

Xxx

Nisan ayından Eylül’e:
Doğal gaza yüzde 30 zam geldi.
Nisan’dan bugüne:
Elektriğe yüzde 19 zam yapıldı.
İthal edilen doğalgazın fiyatı mı artı ki, hem doğalgaza ve hem elektriğe bu yüksek zamlar (gizli sömürücü vergi- Deli Dumrul haracı) biniyor.
Hayır doğal gaz fiyatı artmadı.
Nisan’dan Eylül’e:
Doların değeri mi arttı?
Hayır dolar değeri artmadı.
Tersine: 1.87’den 1.79’a indi.
Nisan’dan Eylül’e:
Ham petrolün fiyatı mı arttı?
Hayır o da artmadı.

Xxx

Mal oluş fiyatları artmadığı halde satış fiyatları yükseltilerek, “gizli sömürücü vergilerle” toplanan paralar niçin? Nerede nasıl harcanıyor? Türkiye, 15-16 ailenin HES santrali sömürgesi haline neden getirildi? 1 kilovaat saat elektrik; su santralinden 1’e elde edilirken, doğal gaz santralinden 16’ya elde ediliyor. Türkiye kendi su kaynaklarından ucuz elektrik üretmek yerine pahalı ve dışa bağımlı ithal doğalgazdan elektrik üretmede niçin ısrar ediyor? Bu sömürücü yapıdan kimler yemleniyor?
Muhalefet anlatsın isterim.
Halk kulağını açtı bekliyor.

KUTU
(uyan borusu)

Alex dersi!

Türkiye’de herkes FB taraftarının son bir yıl içinde sergilediği “yüksek vicdanlı diklenmeyi” gösterebilse bütün kirlikleri aşarız. Ben FB taraftarı değilim. Bu taraftar son bir yıl içinde önce Başkanları Aziz Yıldırım’ın haksızca hapse konulduğuna inandı. Genci yaşlısı, erkeği, kadını ona hapishane kapısında, hapisten çıkışında, sokakta, stadyumda destek verdi, yalnız bırakmadı. Aynı taraftar, 9 yıldır FB’ye bitmez enerjisi ve profesyonel ahlakından beslenen futboluyla hizmet veren Alex’e haksızlık yaptığına inandığı için Aziz Yıldırım’ı protesto etti. Türkiye’ye FB taraftarı gibi “doğruya doğru” diyebilecek dün baş tacı ettiğini bugün eleştirebilecek halk bilinci lazım.   
Anlatacak muhalefet isterim! PDF Yazdır e-Posta


Eksiksiz, kusursuz, çok çalışan, söylediğini dinleten “muhalefet olma” zamanı geldi, geçiyor.
Yapılanlar zam mıdır?
Deli Dumrul haracı mı?
İktidar riyakar.
İkiyüzlü. Murai.
Başbakan bilgi kirletiyor.
İşte tam muhalefet zamanı.
Halk kulağını açtı bekliyor.
Muhalefet anlatsın isterim.
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Bölge Başkanlığını 9 yıl (1980’de başlayıp 1989’a kadar) yaptı. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1986’da  Dünya Enerji Kongresi için istatistikleri hazırlayan ekibin içinde yer aldı. Ünal Erdoğan, “yapılanın zam değil halka bindirilmiş Deli Dumrul haracı” olduğunu hesapladı.


Xx

İşte hesap:
Doğal gaz:
İthal ediliyor.
(Yılda 46 milyar metreküp)
8 milyar TL’na mal ediliyor..
Halka 55 milyar TL’ye satılıyor.
Gazda Deli Dumrul Haracı:
47 milyar TL’ye ulaştı.
Petrol:
İthal ediliyor.
(Yılda 34 milyon Ton)
17 milyar TL’ye mal ediliyor.
Halka 93 milyar TL’ye satılıyor.
Petrolde Deli Dumrul Haracı:
76 milyar TL’ye ulaştı.
Elektrik:
İthal değil. Ülke üretiyor.
(Yılda 200 milyar kilovat saat)
17 milyar TL’ye mal ediyor.
Halka 76 milyar TL’ye satıyor.
Elektrikte Deli Dumrul Haracı:
59 Milyar TL’ye ulaştı.

Xxx

Üç kalem malda (doğal gaz, petrol yani akaryakıt, elektrik) mal oluş fiyatı ile halka satış fiyatı arasındaki fark (doğal gazda 47 milyar- petrolde  76 milyar- elektrikte 59 milyar TL) 182 milyar TL’ye çıkıyorsa bunun adı “zam değil” olsa olsa gizli, ikiyüzlü, riyakar ve sömürücü vergi olabilir.
Yukarda size yazdığım tabloyu çıkartıp bana gönderen enerji politikaları uzmanı yüksek elektrik mühendisi Ünal Erdoğan, “doğal gaz, petrol ve elektriğin halka satış fiyatları içine 20-25 ad altında (parakende satış hizmet bedeli, enerji fonu bedeli, tüketim vergisi, ileri kullanım vergisi, TRT payı gibi) vergi bindirildiğini” de söylüyor.

Xxx

Nisan ayından Eylül’e:
Doğal gaza yüzde 30 zam geldi.
Nisan’dan bugüne:
Elektriğe yüzde 19 zam yapıldı.
İthal edilen doğalgazın fiyatı mı artı ki, hem doğalgaza ve hem elektriğe bu yüksek zamlar (gizli sömürücü vergi- Deli Dumrul haracı) biniyor.
Hayır doğal gaz fiyatı artmadı.
Nisan’dan Eylül’e:
Doların değeri mi arttı?
Hayır dolar değeri artmadı.
Tersine: 1.87’den 1.79’a indi.
Nisan’dan Eylül’e:
Ham petrolün fiyatı mı arttı?
Hayır o da artmadı.

Xxx

Mal oluş fiyatları artmadığı halde satış fiyatları yükseltilerek, “gizli sömürücü vergilerle” toplanan paralar niçin? Nerede nasıl harcanıyor? Türkiye, 15-16 ailenin HES santrali sömürgesi haline neden getirildi? 1 kilovaat saat elektrik; su santralinden 1’e elde edilirken, doğal gaz santralinden 16’ya elde ediliyor. Türkiye kendi su kaynaklarından ucuz elektrik üretmek yerine pahalı ve dışa bağımlı ithal doğalgazdan elektrik üretmede niçin ısrar ediyor? Bu sömürücü yapıdan kimler yemleniyor?
Muhalefet anlatsın isterim.
Halk kulağını açtı bekliyor.

KUTU
(uyan borusu)

Alex dersi!

Türkiye’de herkes FB taraftarının son bir yıl içinde sergilediği “yüksek vicdanlı diklenmeyi” gösterebilse bütün kirlikleri aşarız. Ben FB taraftarı değilim. Bu taraftar son bir yıl içinde önce Başkanları Aziz Yıldırım’ın haksızca hapse konulduğuna inandı. Genci yaşlısı, erkeği, kadını ona hapishane kapısında, hapisten çıkışında, sokakta, stadyumda destek verdi, yalnız bırakmadı. Aynı taraftar, 9 yıldır FB’ye bitmez enerjisi ve profesyonel ahlakından beslenen futboluyla hizmet veren Alex’e haksızlık yaptığına inandığı için Aziz Yıldırım’ı protesto etti. Türkiye’ye FB taraftarı gibi “doğruya doğru” diyebilecek dün baş tacı ettiğini bugün eleştirebilecek halk bilinci lazım.   

Eksiksiz, kusursuz, çok çalışan, söylediğini dinleten “muhalefet olma” zamanı geldi, geçiyor.
Yapılanlar zam mıdır?
Deli Dumrul haracı mı?
İktidar riyakar.
İkiyüzlü. Murai.
Başbakan bilgi kirletiyor.
İşte tam muhalefet zamanı.
Halk kulağını açtı bekliyor.
Muhalefet anlatsın isterim.
Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Bölge Başkanlığını 9 yıl (1980’de başlayıp 1989’a kadar) yaptı. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1986’da  Dünya Enerji Kongresi için istatistikleri hazırlayan ekibin içinde yer aldı. Ünal Erdoğan, “yapılanın zam değil halka bindirilmiş Deli Dumrul haracı” olduğunu hesapladı.
Xx
İşte hesap:
Doğal gaz:
İthal ediliyor.
(Yılda 46 milyar metreküp)
8 milyar TL’na mal ediliyor..
Halka 55 milyar TL’ye satılıyor.
Gazda Deli Dumrul Haracı:
47 milyar TL’ye ulaştı.
Petrol:
İthal ediliyor.
(Yılda 34 milyon Ton)
17 milyar TL’ye mal ediliyor.
Halka 93 milyar TL’ye satılıyor.
Petrolde Deli Dumrul Haracı:
76 milyar TL’ye ulaştı.
Elektrik:
İthal değil. Ülke üretiyor.
(Yılda 200 milyar kilovat saat)
17 milyar TL’ye mal ediyor.
Halka 76 milyar TL’ye satıyor.
Elektrikte Deli Dumrul Haracı:
59 Milyar TL’ye ulaştı.
Xxx
 Üç kalem malda (doğal gaz, petrol yani akaryakıt, elektrik) mal oluş fiyatı ile halka satış fiyatı arasındaki fark (doğal gazda 47 milyar- petrolde  76 milyar- elektrikte 59 milyar TL) 182 milyar TL’ye çıkıyorsa bunun adı “zam değil” olsa olsa gizli, ikiyüzlü, riyakar ve sömürücü vergi olabilir.
Yukarda size yazdığım tabloyu çıkartıp bana gönderen enerji politikaları uzmanı yüksek elektrik mühendisi Ünal Erdoğan, “doğal gaz, petrol ve elektriğin halka satış fiyatları içine 20-25 ad altında (parakende satış hizmet bedeli, enerji fonu bedeli, tüketim vergisi, ileri kullanım vergisi, TRT payı gibi) vergi bindirildiğini” de söylüyor.
Xxx
Nisan ayından Eylül’e:
Doğal gaza yüzde 30 zam geldi.
Nisan’dan bugüne:
Elektriğe yüzde 19 zam yapıldı.
İthal edilen doğalgazın fiyatı mı artı ki, hem doğalgaza ve hem elektriğe bu yüksek zamlar (gizli sömürücü vergi- Deli Dumrul haracı) biniyor.
Hayır doğal gaz fiyatı artmadı.
Nisan’dan Eylül’e:
Doların değeri mi arttı?
Hayır dolar değeri artmadı.
Tersine: 1.87’den 1.79’a indi.
Nisan’dan Eylül’e:
Ham petrolün fiyatı mı arttı?
Hayır o da artmadı.
Xxx
 Mal oluş fiyatları artmadığı halde satış fiyatları yükseltilerek, “gizli sömürücü vergilerle” toplanan paralar niçin? Nerede nasıl harcanıyor? Türkiye, 15-16 ailenin HES santrali sömürgesi haline neden getirildi? 1 kilovaat saat elektrik; su santralinden 1’e elde edilirken, doğal gaz santralinden 16’ya elde ediliyor. Türkiye kendi su kaynaklarından ucuz elektrik üretmek yerine pahalı ve dışa bağımlı ithal doğalgazdan elektrik üretmede niçin ısrar ediyor? Bu sömürücü yapıdan kimler yemleniyor?
Muhalefet anlatsın isterim.
Halk kulağını açtı bekliyor.

KUTU
(uyan borusu)
Alex dersi!
 Türkiye’de herkes FB taraftarının son bir yıl içinde sergilediği “yüksek vicdanlı diklenmeyi” gösterebilse bütün kirlikleri aşarız. Ben FB taraftarı değilim. Bu taraftar son bir yıl içinde önce Başkanları Aziz Yıldırım’ın haksızca hapse konulduğuna inandı. Genci yaşlısı, erkeği, kadını ona hapishane kapısında, hapisten çıkışında, sokakta, stadyumda destek verdi, yalnız bırakmadı. Aynı taraftar, 9 yıldır FB’ye bitmez enerjisi ve profesyonel ahlakından beslenen futboluyla hizmet veren Alex’e haksızlık yaptığına inandığı için Aziz Yıldırım’ı protesto etti. Türkiye’ye FB taraftarı gibi “doğruya doğru” diyebilecek dün baş tacı ettiğini bugün eleştirebilecek halk bilinci lazım.  

2 Ekim 2012 Salı

Kredi kartı kullanırken bilmeniz gereken 10 şey!

Tüketiciler ile bankaların arasında soğuk rüzgarların esmesinin en önemli nedenlerinden biri kredi kartları.
THE LİRA

Tüketiciler ile bankaların arasında soğuk rüzgarların esmesinin en önemli nedenlerinden biri kredi kartları. Şikayetvar.com kart sahiplerinin yaşadıkları sorunlardan oluşturdukları şikayetlerke kredi kartı kullanırken tüketicilerin bilmesi gereken 10 kuralı çıkardı. İşte bu kurallar şöyle:

1-Bankalarla İmzaladığınız Sözleşmelere Dikkat: “İşyerimize gelen banka görevlisi tarafından neredeyse bıktıracak ısrarları sonucu talep formu doldurdum. Daha sonra sözleşmenin kredi kartı başvurusu olduğunu öğrendim. Bunun üzerine kredi kartını gelen kuryeden almadım. Defalarca gönderdiler banka ile iletişime de geçtim kart istemediğimi söyledim. Bana ‘Adresinize gönderdiğimiz kartı kabul etmeyin iptal olur’ dediler. Kartı her defasında iade ettim, hiçbir şekilde imzalamadım geri yolladım. Cep telefonuma 214. 29 TL borcum olduğunu mesajı geldi. Bu nasıl bankacılıktır? Almadığım kullanmadığım karta nasıl borç gelir?”

2- Kredi Kartınızın Peşine Düşün: “2006 yılında askerdeyken banka adıma talebim olmadan kart çıkarmış. Kartın başkasına teslim edildiğini 2011’de bankanın hukuk bürosundan gelen mesaj ile öğrendim. Kartın üzerimde gözüktüğünü ve yasal takibe girdiğini söylediler. Maaşıma da haciz geldi. Bende bu durumu görünce savcılığa banka hakkında dilekçe verdim. Savcılıktaki şikâyetim sonuçlanmadan önce 2012 yılının mayıs ayında icra müdürlüğünden maaşıma icra geldiğini duyunca üzerimde gözüken borcu yani 285 TL’yi bankaya yolu ile ödedim. Savcılığın verdiği kararı öğrenince şok oldum. Çünkü kovuşturmaya yer olmadığına dair karar alınmıştı. Karar ve sonucu aşağıda yer almaktadır. Kararda 2011 yılı ve öncesinde benim kredi kartı talebinde bulunmadığımı, 2006 yılında adıma kredi kartı düzenlendiğini fakat şahsıma teslim edilmediği, kart kapatılmadığından dolayı da yasal takibin başlatıldığı yer almaktadır.”

3- Kart Kefilliğine Dikkat: “Şimdiye kadar kimseye kefil olmadım ve kefil borcum yok. Fakat ödenmeyen kredi kartı borcu nedeni ile evime ihbarname geldi. Hiç tanımadığım bir kişiye kefil yapılmışım. İcra işlemlerinin durdurulması için dava açacağım. Nüfus cüzdanımın fotokopisi kullanılarak hiç tanımadığım kişiye kefil gösterilmişim. Çünkü ben nüfus cüzdanımı hiç kaybetmedim. Bir kişinin kullanması mümkün değil.Kredi formunda kefil bölümünde benim bilgilerim yanlış yazılmış. Sadece ismim tutuyor.”

4- Kalan Borçları Unutmayın: “Kredi kartımı kapatmaya karar verdim borcumu kapattım. Bir ay sonra bana faiz bedeli olarak 30 TL'den fazla bir rakam isteyen ekstre geldi. Bankayı aradığımda ise bunun gecikme değil alışveriş faizi olduğu söylendi ve bir önceki hesap kesiminden sonraki hesap kesimine kadar olan dönemin faizi alınıyor dendi. 3-5 kuruş için binlerce TL'lik harcama yapan müşterileri kaybetmeye mahkum olan bu banka sonradan da müşteri kazanmak için neredeyse sokakta kart dağıtıyor.”

5- Kartınız Kopyalanmış Olabilir: “Kartımı ATM'ye taktım ve bir anda ne olduğunu anlamadan ATM kartımı yuttu. Bir saat beklemeden sonra anlaşıldı ki, kartım Bulgaristan'da Plovdiv'de kullanılmış. Param çekilmiş ve kullanılmış. Ardından İstanbul’un değişik yerlerinde de. Kartımın kopyalandığını söylediler. Bir banka nasıl oluyor da kartın kopyalanmasına izin veriyor? Biz güvenip paramızı yatırıyoruz insanlar gelip rahatlıkla kopyalama yapıp bakiyemizi kullanabiliyorlar. Üstelik de ben bunu 1 hafta sonra öğreniyorum.”

6- Kredi Kartlarınızı Kırıp Atmayın: “Bankaya ait kredi kartım eksi bakiyeye düşmüştü. Tüm borcu 2 TL fazla ödeyip kapattım ve ‘Kartı iptal edin’ dedim. Cevap olarak ‘Kartınızı kırabilirsiniz’ yanıtını aldım ve çıktım. Yıllar sonra 500 TL’den fazla borcum olduğu gerekçesiyle bana haciz işlemi başladığını söylediler. Hesapları kontrol ettirdim para yatmış ama kartım iptal olmamıştı. Peşinden ekstre ücreti diye 2.5 TL para kesilmiş ve hesap tekrar eksiye düşürülmüş. Onun üzerinden yürüyen faiz avukat masraflarıyla beraber 500 TL'yi geçmiş.”

7- Habersiz Gelen Kartlara Dikkat!:
“Birkaç ay önce işe girince hesap açtırmam gerekmişti. Bankaya hesap açtırmak için gittim ve müşteri temsilcisine kredi kartı istemediğimi özellikle belirtmeme rağmen evime hesap kartı yanında kredi kartı da geldi. Ben önemsemeyerek bir kenara koydum ancak bugün telefonumda bir mesaj gördüm ve borcunuzu ödemediğinizden dolayı hesabınızdaki para kredi kartınıza aktarılmıştır yazıyordu ve bu ücret hizmet bedeli. Ben istemediğim bir kartın yollanarak hizmet bedelini ödemek zorunda bırakılıyorum.”

8- Kredi Kartlarına Habersiz Sigorta!:
“Kredi kartı kullanmaktayım gelecek dönem ekstreme baktığımda hesabıma sigorta 6 ay taksitlere bölünmüş (37, 35 tl ) Sigorta ödemesi olduğunu gördüm .Benim bu konuda talebim olmamasına rağmen hangi kanuna dayanarak beni sigortalamışlardır merak ediyorum .Ben sigorta istediğimde yaptıramayacak kadar aciz birimiyim size sormak istiyorum. Büyük bir firmanın bu tür küçük hesaplar yapmasını anlamış değilim.”

9- Kredi Kartınızdan Habersiz Harcama Yapılabilir: “Kredi kartımdan hiçbir şekilde benimle alakası olmadan 6 adet ödeme yapılmış durumda. Bu olaydan dolayı 1052 TL kredi kartımda borç gözükmekte. Bu harcamalardan son alışveriş yapıldı zaman haber aldım. Sms  telefonuma geldi(şans eseri), yoksa hiç farkında değilim. Bankaya arayıp kartımı kapattırdım ve  gerekli dilekçeyi yazdım.Her alışverişten sonra telefonuma bir sms gelsin istedim. Ama bankada böyle bir hizmet yok dediler!!Binlerce lira kartlarımdan para çalınıyor ve biz haber alamıyoruz.”

10- Ödemeleri Aksatmadan Yapın: “Bazı aylar kredi kart borcumu 2-3 parçada yatırdığım oluyor, tabi bu sefer bu 1.25 TL x 3 olarak ekstreme yansıyor. Bir kaç defa kartımı yatırmayı geciktirdim. Ekstrem 14' ünde ödenecekse ve ödememişsem, 15'inde direk mesaj geliyor. Ve bu mesaj bana 3 TL ile gecikme bildirim SMS ücreti adı altında mahsup ediliyor. Bir sms'i gsm şirketleri 0.40 kuruşa ücretlendirirken, aynı gsm şirketlerinin alt yapısıyla bizlere gönderdiğiniz sms'i bize 3 TL'ye faturalandırmanız son derece çirkindir.”

2/B’de afişli kredili satış dönemi!

Mayıs ayında başlayan 2/B arazilerine ilişkin başvuru süresi 30 Ekim’de sona eriyor. Türkiye’nin en fazla 2/B arazisine sahip olan Antalya’da 40 binin üzerinde başvuru yapıldığı belirtilirken, satışları cazip hale getirmeye çalışan Antalya Defterdarlığı afişli tanıtımlarla kredi kolaylığı sağlandığını duyuruyor.
Antalya Defterdarı Hidayet Mat, 2/B arazilerine ilişkin yaptığı açıklamada, başvuru sürecinin sonuna yaklaşıldığını belirterek bu nedenle oluşan yoğunluk nedeniyle Cumartesi günleri saat 09 ila 13 arasında da başvuru yapılabileceğini dile getirdi. Taksitli ve kredili satış olanaklarının ‘tarihi fırsat’ olarak duyurulduğu afişler il ve ilçelere dağıtılırken, Antalya Defterdarı Hidayet Mat, “2B arazilerinde haksahibi kullanıcıların satın alma başvuru son tarihi 30 Ekim 2012 dir. 2B arazisi kullanıcı vatandaşlarımızın, bu tarihi fırsatlardan yararlanmaları için kalan son 40 günün bitimini beklemeden bir an önce başvurularını yapmaları kendi menfaatlerinedir” açıklamasında bulundu.
Bankalardan 2/B kredisi, yaylalarda inşaat kaygısı
2/B için 120 aya kadar varan vade seçenekleriyle kredi vereceğini duyuran Vakıfbank’ın dışında bir çok özel banka da arazilerin ipotek edilmesi karşılığı kredi vermeye başlarken, başvuru süresinin dolmasına sayılı günler kala ülkenin bir çok bölgesinden 2/B arazilerde çarpık yapılaşma haberleri geliyor. 2/B’lere ilişkin yapılaşma baskısının özellikle yaylalarda kontrolsüz biçimde sürdüğünü dile getiren uzmanlar, bu konuda kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiğini söylüyorlar. 2/B yasası çıkmadan önce yapılaşma bulunmayan bir çok alanda, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından inşaat faaliyetleri başladığına dikkat çeken uzmanlar, ortaya çıkan manzaranın kaygı verici olduğuna işaret ediyor.
Bingöl'deki 2/B gğndeme gelmiyor, çünkü rantı yok!
2/B arazilerine ilişkin yaşanan süreç hakkında sorularımızı yanıtlayan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Emekli Hukuk Dairesi Başkanı ve Başmüfettiş Mustafa Kaya, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Konuyla ilgili gelişmeleri yakından izleyen Kaya, 2/B’nin yıllar içinde oluşan sosyal bir yara olduğunu belirterek mevcut yasanın bu yarayı iyileştirmekten çok daha da büyüteceğini öne sürdü. Türkiye’nin en çok 2/B arazisinin Antalya, Muğla ve İstanbul gibi illerde bulunduğunu anımsatan Kaya, “Ancak Bingöl’ün Karlıova ilçesinde de oldukça fazla 2/B arazisi bulunmasına rağmen buralar hiç gündeme gelmiyor. Çünkü buralardaki arazilerin rantı yok. Daha çok sahillerdeki arazilerin gündemde olmasının en önemli nedeni rantının çok yüksek olması” diye konuştu.
Başbakan'a 2/B raporu
2/B yasasının, Anayasa’nın 169 ve 170. maddelerine aykırı hükümler içerdiği görüşünü savunan Kaya, düzenlemenin geçmişte Anayasa Mahkemesi’ne görütülmesi durumunda iptal edilmesinin kesin olduğunu öne sürdü. Yıllar içinde kamu otoritesinin de göz yummasıyla oluşan ilçelerin bulunduğu dile getiren Kaya, İstanbul’daki Ümraniye ve Sultangazi gibi yerleşimleri örnek gösterdi. 2/B yasasını tasarı halindeyken inceleyip bununla ilgili doğabilecek hukuki ve sosyal sıkıntılar hakkında bir rapor hazırlayarak ilgili bakanlıklara ve Başbakanlığa ulaştırdıklarını kaydeden Kaya, “Türkiye’deki çarpık yapılaşma süreci yeni değil. 1997 yılında uygulamaya konulan Milli Emlak ve Gecekondu Islah Projesi (MEGİP) kapsamında da benzeri uygulamalara girişildi. Ümraniye bu açıdan pilot bölge seçildi. Daha sonra 2/B konusu gündeme geldiği dönemde özellikle Antalya bölgesinde yoğun bir karmaşanın yaşandığını gördük. Yasa taslağını incelediğimiz zaman bu düzenlemenin çok tehlikeli olduğunu dile getirdik. Ancak insanların bireysel çıkarlarının peşinde koşmasının yarattığı atmosferde bu yasa çıktı” dedi.
Köylünün alamadığı 2/B'ler turizme açılacak
Antalya’nın Aksu ve Serik ilçelerinde özellikle kıyıya yakın bölgelerde seracılıkla uğraşan halkın arazilerini kaybetme riskinin gündemde olduğunu keydeden Kaya, rayiç bedellerin yüksek oluşunun hak sahiplerinin bu arazileri satın almasını güçleştirdiğini belirterek, “Örneğin Aksu bölgesinde 2/B dışındaki bir dönüm ekilebilir arazinin fiyatı 30 bin lirayken, yanıbaşındaki 2/B arazisine 70 ila 75 bin lira gibi rayiç bedel tespit edildiği söyleniyor. Hatta 60 bin liralık arazilerin bitişiğindeki 2/B’lerin 200 bin lira rayiç bedelle satılacağı dile getiriliyor. Bu çarpıklığın en büyük nedeni bu bölgenin turizm bölgesi olması. Çünkü buralarda tarım yapan köylülerin bu fiyatlarla arazileri alması söz konusu değil. Yasa, öncelikli olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veriyor yetkiyi. Daha sonra da TOKİ ve belediyelere. Bu bölgedeki arazilerin turizm amaçlı değerlendirileceğini düşünüyorum. Antalya’nın doğusundaki sahil bandında yeni turizm destinasyonları yaratma projeleri var. Antalya- Alanya arasındaki kıyı bandında batılı zenginlere yönelik konut projeleri var. Kısacası bu arazileri vatandaşın elinden alıp bu projeler için değerlendirecekler. Bu alanları kara para aklamak için kullanacaklar. Üstelik tapu kaydını ortaya koyunca bu talan yasal olarak ve meşrulaşarak gerçekleşecek. Yabancılara yönelik dolaylı satışlar yaşanacak. Bütün bu işler için TOKİ kullanılacak” diye konuştu.
Hükümet 2/B'leri para olarak görüyor
Afişler hazırlanarak 2/B arazilerin satışının teşvik edilmesini de değerlendiren Kaya, hükümetin bu arazileri para olarak gördüğünü ileri sürerek, “Hangi hükümet gelirse gelsin buna böyle bakacak ancak bir yandan bu arazileri gelir kapısı olarak görürken diğer yandan da ortaya çıkan sosyal yarayı iyileştirmenin de yolları bulunmalı. Ancak mevcut yasanın mantığı bu yaraya merhem olmaktan çok, yarayı daha da azdıracak nitelikte” görüşünü savundu.
2/B'ler havuç ve sopayla oy devşirme aracına dönecek
30 Ekim tarihinde başvuru süresi dolacak olan arazilerin, 2/B kadastrosu yapılarak işgalcileri tespit edilmiş olanları kapsadığını anımsatan Kaya, henüz kadastro çalışmaları tamamlanmamış olan 2/B’lerle ilgili başvuru süresinin sekiz ay sonra dolacağını belirterek, “Bu konudaki çalışmalar halen sürdürülüyor. Bu da önümüzdeki yıl yapılması planlanan yerel seçimlerin öncesine denk düşüyor. Bir nevi 2/B arazileri, havuc ve sopa taktiğiyle oy devşirme aracı olarak kullanılacak” iddiasında bulundu.
Kamu otoritesi çarpık yapılaşmaya göz yumuyor
2/B yasasının tartışmaya başlanmasından sonra yaylalarda ortaya çıkan yapılaşmanın, sürecin yarattığı bir hastalık olduğunu ifade eden Kaya, “İşgalci konumundaki vatandaşlar ‘bu arazinin benim olduğu belli olsun’ mantığı ile çarpık yapılaşma yoluna gidiyor. Kamu otoritesi de bu duruma çoğu zaman göz yumabiliyor” dedi.
Alanyalı yörükler Almanlara uzaktan bakıyor
2/B’lere ilişkin sürecin sosyo-kültürel açıdan büyük sıkıntılara neden olacağını ileri süren Kaya, “Alanya’nın Mahmutlar kasabasında yıllar önce arazisini satan Yörük’ler, şimdi yanıbaşındaki villaya yerleşen Alman’a ya da Hollandalı’ların kurduğu mahallelere uzaktan bakıyor. Yörük kadını hala ineğini sağıyor ama komşusuyla arasında duvar var. Yabancılar Türkiye’den arazi almayı seviyorlar. Çünkü Avrupa’da toprak çok kıymetli. Örneğin İngiltere’de toprak satın almanız mümkün değil, çünkü bütün topraklar kraliçenin mülkiyetinde. Bir çok ülkede de arazi satışı yapılmıyor. Ancak Türkiye bu konuda yaptığı düzenlemelerle kısıtlamaları da kaldırdı. Türkiye’de yaşanan süreç, kurbanlık koyunun kendisini kesen bıçağı yalamasına benziyor” değerlendirmesinde bulundu.
Yusuf Yavuz

Kentsel Dönüşümle Yağlar da Dönüşecek

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kentsel dönüşümle birlikte yeni kurulacak binalarda atık yağları ayrı toplayacak.

Türkiye de yaklaşık kişi başına ortalama 20 kg yağ tüketiliyor. Yıllık yaklaşık 1,5 milyon ton yağ gıda amaçlı piyasaya sürülüyor.2011 yılında Türkiye de kayıt altına alınan kullanılmış kızartmalık yağ miktarı 10 bin  ton civarında.  Bu yağlardan işletmelerde kullanılanların toplanmasında zorluk yaşanmazken, hanelerde oluşan yağların toplanmasında ise çok büyük zorluklar yaşanıyor.

YENİ BİNALARDA, ATIK YAĞ DEPOLARI OLACAK

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hanelerde oluşan kızartmalık yağların geri dönüşümünü sağlamak için harekete geçti. Kentsel dönüşümle birlikte kurulacak yeni binalarda özel sistemle atık yağlar depolarda birikecek. Binalara yerleştirilecek tahliye sistemiyle hane sakinleri kullanmış oldukları yağı depoda biriktirecek.
Bu şekilde kullanılmış yağlar ekonomiye geri kazandırılacak. Çevresel tahribatlar ve yüksek maliyetlerinde önüne geçilecek.
Bakanlık bu kapsamda pilot il olarak Tokat’ta çalışmalarına başladı.
Konuyla ilgili Çevre Yönetimi Genel Müdürü Mehmet Baş Projenin Ülke geneline yaygınlaştırılmasının amaçlandığını, böylece elde edilecek ekonomik fayda ile sürdürülebilir bir çevre yönetiminin sağlanacağını söyledi.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar Kentsel dönüşümün birçok yeniliği de beraberinde getireceğini söyledi. Bakan Bayraktar “ Kentsel dönüşüm ile birlikte biz örnek binalar, örnek şehirler kuracağız. Alt yapısından modern görünümüne varıncaya kadar her şeyi ile dört dörtlük şehirler olacak” dedi.

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var