5 Ekim 2012 Cuma

‘Afete dönüşmemesi lazım’

Okmeydanı
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında yıkımlar bugün başlıyor. Rant amacıyla yapıldığı yönünde eleştirilere konu olan kentsel dönüşüm yasası dahilinde 33 ilde ve 100 noktada yıkımlar gerçekleştirilecek. Toplam 6.5 milyon konut, birim ve işyeri yıkımına başlanacak. Evleri yıkılacak insanlar ise tedirgin ve belirsizlik içerisinde bekliyor.
Afet yasası olarak da ifade edilen 6306 sayılı kanun 16 Mayıs 2012’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmadan hızla geçirilmişti. Bu yasa kapsamında birçok ilde yıkımlar bugün başlıyor. İstanbul’da ise ilk olarak Esenler’de yıkım başlatılacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda bakanın da katılımıyla bugün Esenler’de kentsel dönüşümün temelleri atılacak.
YATIRIMCININ YARARINA
Kentsel dönüşüm kapsamında yıkımların başlamasını değerlendiren Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Deniz İncedayı, “Eğer gerçekten afet riski kapsamında bir kentsel dönüşüm yapıyorsak Esenler’den önce Avcılar’dan başlamamız lazım” diye konuştu. Sürecin çok hızlı geliştiğini söyleyen İncedayı, kamu yararından çok yatırımcı yararının öne çıkarıldığını ve rant amaçlı bir proje olduğunu ifade etti. Türkiye’nin nüfusuyla, coğrafyasıyla, tarihiyle, kültürel varlıklarıyla öne çıkan bir ülke olduğunu belirten İncedayı, projenin mimari, fiziksel, sosyal yönden araştırılması gereken çok kapsamlı bir proje olduğunu ve uzmanların görüşlerinin alınıp değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. “Doğaya ve tarihi değerlere zarar verilmeden, imar planı çerçevesinde, sadece mimari olarak değil kültürel boyutları da düşünülmeli” diyen İncedayı, hiçbir vatandaş mağdur edilmeden, yasal hakların da gözetilerek projenin yapılması gerektiğini belirtti. Kentin yaşam kalitesinin örgütlenmesi gerektiğinin altını çizen İncedayı, yasada bu anlamda açıkça belirtilmemiş noktalar olduğunu, toplumun maddi ve manevi olarak zarar görmemesi gerektiğini vurguladı. Barınma hakkı temelinde kentsel dönüşümün önemli bir konu olduğunu söyleyen İncedayı, vatandaşları yerinden etmeden bir dönüşümün planlanması ve kullanıcısıyla beraber karar verilmesi gerektiğini ifade etti. Projenin sosyal ve kentsel anlamda önemli olduğunu belirten İncedayı, “Daha sağlıklı bir çevre için, yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve olumsuzlukların giderilmesi amaç olmalıdır” dedi.
TİCARİ PERSPEKTİFTEN BAKILMAMALI
Esenler’de yapılacak olan yıkımı değerlendiren İncedayı, orada yaşayan insanların nereye gönderileceğinin belli olmadığını, alt yapıda hazırlık yapılıp yapılmadığı sorularının cevaplanması gerektiğini belirtti. Ekonomik, toplumsal, yasal uzlaşının sağlanıp sağlanmadığının da önemli olduğunu ifade eden İncedayı, “Kentsel dönüşüm kapsamında yapılacak olan alanların afete dönüşmemesi lazım” diye konuştu.
İyi yapılmış kentsel dönüşüm örnekleri olduğu gibi yakın zamanda yapılan ve hala izleri görülen örneklerin de olduğunu belirten İncedayı, kentsel dönüşümün ticari perspektiften bakılarak yapılmaması gerektiğini vurguladı. İncedal “Tarlabaşı ve Sulukule bunların en büyük örnekleridir” dedi.
(İstanbul/EVRENSEL)

HANGİ İLLERDE YIKIM YAPILACAK
Kentsel dönüşüm kapsamında 33 ilde 100 noktada yıkım gerçekleştirilecek. Dönüşüm kapsamında yıkım yapılacak iller ise şöyle: İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli, Adana, Afyonkarahisar, Ağrı, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bitlis, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce, Edirne, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, Hakkari, Hatay, Kahramanmaraş, Kırıkkale, Kırşehir, Malatya, Nevşehir, Samsun, Sinop, Tekirdağ, Tunceli ve Van.

ÖNCELİKLİ OLARAK KAMU ALANLARI YIKILACAK
Kentsel dönüşüm kapsamında en çok yıkım İstanbul’da yapılacak. İstanbul’da öncelikli olarak kamu alanları yıkılacak. Yıkımı yapılacak kamu binaları:
Yenilevent’te 33 daireli Milli Savunma Bakanlığı lojmanı, Sancaktepe’de MSB er pavyonu ve su kulesi, Sarıgazi’de MSB’ye ait 276 daireli 23 binadan oluşan lojman, Maltepe’de MSB’ye ait er pavyonu ile Şakir Gürkan Sağlık Ocağı, Hadımköy’de MSB’ye ait 6 daireli lojman, er pavyonu, karargah binası, Küçükyalı’da MSB’ye ait lojmanın su deposu, KBRN Eğitim Taburu er pavyonu, Tuzla’da subay ve astsubay yatma yeri, su kulesi, Çatalca’da Binkılıç Sağlık Ocağı, Şişli’de Okmeydanı Hastanesi A ve P Blok lojmanları, Mecidiyeköy Aile Sağlığı Merkezi, Sultangazi’de Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesi, Sarıyer’de İstinye Semt Polikliniği binası, Rumeli Feneri Aile Sağlık Merkezi, Kadıköy’de Semt Polis Hizmet Binası, Fatih’te Vilayetler Semt Polikliniği.

On binler 'Savaşa hayır' dedi

Taksim Meydanında buluşan binlerce kişi tezkere kararına karşı ayağa kalktı. 
Taksim Meydanında buluşan binlerce kişi tezkere kararına karşı ayağa kalktı. Suriye halklarıyla kardeş olduğunu ifade eden binler, “Emperyalizmin askeri olmayacağız” diyerek bugün meclisten geçen tezkereyi protesto etti.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) , ÖDP, TKP, Halkevleri, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacı Odası, TMMOB ve KESK’in çağrısıyla Taksim meydanında bir araya gelerek Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüyen kalabalık, Suriye’ye emperyalist müdahale istemediklerini haykırdı.
Burada ilk sözü alan sanatçı Hilmi Yarayıcı, “Suriye sınırından, Hatay’dan geliyorum” diyerek Suriye ve Türkiye halklarının kardeş olduğunu ifade etti.
Basın açıklamasını okuyan Özge Ozan ise, AKP’nin ülkeyi komşu halklarla savaşa sürüklemeye izin vermeyeceklerini ifade etti.
ANKARA'DA POLİS SALDIRDI
Ankara’da emek örgütleri, siyasi partiler ve kitle örgütleri tezkereyi protesto etmek üzere Başbakanlık binasına yürüyüş yapmak istedi. YKM önünde toplanan emekçilere polisler biber gazıyla saldırdı.

Polis saldırısının ardından kitle dağılmak zorunda kaldı.

Suriye’ye karşı tezkerenin mecliste kabul edilmesi İzmir’de de yürüyüşle protesto edildi. Eski Sümerbank önünde toplanan emekçiler, “AKP’nin savaş politikalarını durduracağız” diyerek AKP İl binasına yürüdü.

AKP binası önünde basın açıklamasını okuyan TMMOB İKK Sekreteri Ferdan Çiftçi, meclisten çıkan tezkerenin ülke içinde ve dışında halklara ölüm getireceğini söyledi. (evrensel HABER MERKEZİ)

4 Ekim 2012 Perşembe

'İstanbul Uyuma Radyona Sahip Çık!' Birleşmiş Milletler'e devredilmek istenen Harbiye'deki İstanbul Radyosu önünde çalışanların ve sanatçıların şarkılı tepkisi...

İstanbul Radyosu
Harbiye’de bulunan İstanbul Radyosu,Birleşmiş Milletler’e devredilmek isteniyor.

Hayber Gürsoy

   Bugün,yani 04.10.2012 tarih itibariyle saat 13.30'da bir araya gelen çalışan ve sanatçılar şarkılar söyleyerek radyoevinin Birleşmiş Milletler'e devredilmesini protesto ettiler. Birleşmiş Milletler Başkanı Banki Moon’a şikayetlerini bildireceklerin ve başkanın kendilerini anlayacaklarını söylediler.'Radyomuza sahip çıkıyoruz. Radyomuzu kimseye vermiyoruz. Radyo bizimdir' dendi.'Radyo bizim evimizdir,vermiyoruz!' Afişi dikkat çekti. Sık sık 'İstanbul susma radyona sahip çık!' 'Türkiye uyuma radyona sahip çık!' sloganları atıldı.
Bunun üzerine harekete geçen radyo çalışanları ve sanatçılar tepkilerini dile getirdiler,destek beklediler. Bu arada destek gördükleri çeşitli kurum,kuruluş ve sivil toplum örgütlerine,siyasi partilere teşekkür edildi.


 6 Mayıs 1927 yılında Sirkeci,Büyük Postane binasının bodrum katında yayın hayatına başlayan İstanbul Radyosu,1945 yılında inşa edilen ve halen kullanmakta olduğu binasına taşındı. Şimdi bu bina Birleşmiş Milletler'e verilmek isteniyor.
Sanatçılar ve çalışanlar hem üzgün hem bir burukluk içindeydiler. Nasıl olur da böyle bir yer devredilmek istenirdi,buna inanamıyorlardı. Tepkili,öfkeli ama umutlarını hala diri tutuyorlardı. Ve o neşe içinde türkülerini söyleyerek tepkilerini dile getirdiler.

Haber-Sen'de orada idi
Tarihi bir sembol ve kentsel bir kimlik olan TRT binası,kentin en gözde ve en değerli  yerlerinden biri olması dolayısıyla dikkatleri üzerine çekmektedir. Uzun yıllar bir okul olma özelliği göstermiş olan radyo,bir çok sanatçılar yetiştirmiş,bir kültür mirasıdır.

Sanatçıların sordukları bir başka soru da şu idi: Dünyanın her tarafında kültür miras listeleri hazırlayan Birleşmiş Milletler nasıl olur da böyle bir tarihi,kültürel bir mirasa konmak durumunda kalır?

04.10.2012

Milyon Dolarlık Evleri İnternetten Nasıl Sattı?

İnternet üzerinden yaptığı satışlarla kendisinden bahsettiren Web Planlama'nın çalışmaları hakkında detayları araştırdık.

Web Planlama'dan Nihan Urel'e işin püf noktalarını soran editörümüz Bengü Öner, internet satışı hakkında merak edilenleri öğrendi. İşte detaylar...
Bengü Öner: İnşaat sektörü ve internet dendiğinde  akla siz geliyorsunuz? "İnternet emlakçısı" mısınız?
Nihan Urel:  Hayır internetten emlakçılık yapmıyoruz. Satılması  en zor şeyi, milyon dolarlık evi bile sattırabiliyoruz.  İnternetten 1 TL’ lik sakızı da, boğaza nazır milyon dolarlık yeni projeleri de internetin neresinde, nasıl  olmak gerektiğini  ürüne göre,  hizmete göre, pazarına göre planlayarak müşterisine ulaştırıyoruz.
Bengü Öner:  O  zaman çoğunlukla konut projelerinin internet planlamasında mı yer alıyorsunuz?
Nihan Urel:  Müşterilerimizin % 80'i konut sektörü. Konut üreten inşaat şirketlerinin büyük kısmının internet satın almalarına ya direkt, ya dolaylı, ya da danışmanlık yoluyla bulaşıyoruz.
Sadece İnternet Yoluyla Konut Satan Projeler Var!
Bengü Öner:  Son bir kaç yıldır konut sektörü interneti  yoğun olarak kullanıyor?  İnternetteki konut reklamı yoğunluğu için ne düşünüyorsunuz?
Nihan Urel: İlk olarak 2002 yılında Soyak ile başlayan konut sektörü internet kullanımı, Ağaoğlu ile ve sonra diğer markaların internette sadece ev arayanların girdiği ilan sitelerini değil, herkesin girdiği siteleri  kullanmasıyla yaygınlaştı. Bundan 5-6  sene önce gide gele tabiri caizse tırnaklarımızla kazıyarak internete ikna ettiğimiz ve milyon dolarlık internet satın alması yaptığımız ama bilgisayar açmayı bilmeyen müteahhitler şimdi her gün iphone'larından  yayınlarını takip ediyorlar. 
İnternet satın alması en zor ürünü, örnek daireleri, kat planlarını, ödeme tablolarını herkesin her gün girdiği sitelerde yayınlayarak ev almakla ilgisi olmayan vatandaşın da  aklına, gündemine emlakı düşürdü. Artık  biraz internet kullanan herkes mahallemizdeki emlakçı kadar bilgi sahibi.
 Birçok marka tarafından Türkiye’de alternatif mecra olarak görülse de dünyada reklampastasında  en önemli pazar payını internet almaya başladı. Bizde televizyon hala birinci sırada, çünkü dünyanın televizyon karşısında en çok vakit geçiren ikinci ülkesi Türkiye. Birincisi iseAmerika. Türkiye’de birim maliyeti en düşük, geri dönüşü maliyetine göre en yüksek mecra internet.  İnşaat sektörü için; fiyatı doğruysa, iyi bir kampanya yapılmışsa, dairelerini sadece internetten yaptığı reklamlar ve haberlerle satan projeler var.
Bengü Öner:  Planlama yaparken neye dikkat ediyorsunuz? Müşteriniz mi sizi yönlendiriyor?
Nihan Urel:  Hangi sektörde olursa olsun, öncelikle müşterinin ürünü alıcı gibi tanıyarak, 10 yıllık iş planına patronu gibi bakarak çalışmaya başlıyoruz.  Müşteri bu işi sadece  dönemsel  para kazanmak için mi yapıyor? Yoksa pazarda kendine bir yer mi edinmeye çalışıyor? Nasıl bir yer edinmek  istiyor?  Şirket yapısı, ürüne ulaşmak isteyen müşteriyi karşılayan şirket personelinin motivasyonu da dâhil olmak üzere her şeyi iyice anlayıp buna göre bir iş planı çıkarıyoruz.  Kurumsal danışmanlığı, internet planlamasının bir uzantısı olarak fahri şekilde yapmış oluyoruz. Çünkü internetteki reklamları şirketlerinin, ürünlerinin, hizmetlerinin halka açılan şirkete maliyeti en düşük penceresi. Geride bir yerde sorun olursa ne kadar iyi planlama yaparsanız yapın şirket;  müşterisini memnun edememenin bedelini o müşteriyi satın alma yaptıramadan kaçırarak ödüyor.
Müşteri genellikle interneti sadece kendi kullandığı kadar biliyor. Bu yüzden bütçe belirlenmesinden itibaren her aşamada yer alıyoruz ve takip ediyoruz. Müşterinin reklamdan aldığı geri dönüşü sürekli takip ediyoruz, neredeyse müşterinin reklam verdiği üründen kazandığı parayı sayıyoruz.
En önemlisi  Türkiye’de herkesin girdiği portallarda müşterilerimiz için  geliştirdiğimiz alanlar, yarattığımız yeni reklam  modelleri.  Şimdi  tüm internet reklam verenleri  bu alanları kullanarak müşterileri için reklam satın alıyor.

Bengü  Öner:  İnşaat şirketi  interneti profesyonel yardım almadan kullanırsa ne olur?
Nihan Urel:  İnternet dışında her yeri televizyonu, gazeteyi, radyoyu da kullanan bir reklam verense internetle özel olarak ilgilenmeyebilir. Ama internette mutlaka olması gerektiğini düşünüp sektör bilgi birikimi çok fazla olmayan bir ajansla  ya da tek tek internet siteleriyle görüşerek reklam vermeye karar verirse  genellikle ilk kullanımında hayal kırıklığına uğrar ve bir daha kullanmak istemeyebilir.
İnternet danışmanlığı ve satın alımı tamamen uzmanlık gerektiren, ürünün, hizmetin, projenin ve şirketin iyi okunması gereken bir iş modeli.  İşinizi iyi yapıyorsanız kimse Siz’den vazgeçmez, müşteriniz de katlanarak büyür. Önemli olan doğru kullanmak ve nerede, nasıl, ne zaman, ne kadar süre çıkacağınızın belirlenmesi.
Bengü Öner:  Peki konut dışındaki diğer sektörler?
Nihan Urel:  2000 yılında Walkswagen dünyada ilk defa Türkiye de marka güvenirliğini test etmek için ve sadece internetten satılan Lupo diye bir model çıkardı ve 30 kadar sipariş aldı. Marka bilinirliği ve güvenirliği olan şirketler için,  12 sene öncesi için ve sadece internetten markaya duyulan güven testi olarak  yapıldığı için çok önemli bir örnek.  Ama marka bilinirliği ve güvenirliği henüz oluşmamış, oturmamış markalar için interneti doğru kullanmak için profesyonel hizmet almak olmazsa olmaz.  Hele sadece internetten ürün satan bir şirketse genellikle profesyonel  hizmet almadıkları için maalesef batma noktasına gelinebiliyor.
Bengü Öner:  Peki sosyal medya kullanımı için neler söyleyebilirsiniz.
Nihan Urel:  Bazı sektörlerin,  bazı  ürünleri için sadece sosyal medya bile yeterli olabilir. Kellik ilacı satmak için facebook son derece uygun ya da saç bakım yağı satıyorsanız Demet Akalın'la anlaşıp bir tweet attırabilirsiniz.  Sosyal Medyadaki iş ortağımızla birlikte konut sektörü için bambaşka projeler geliştiriyoruz.  Youtube, facebook ve twitterda paylaşılmak üzere video çekiyoruz ve bunu takipçisi 500 000'nin üzerinde facebook şöhretlerimizle paylaşıyoruz. Reklam olduğunu kimsenin anlamadığı tweetler,  fenomen olan videolarla sosyal medyada cazip ve farklı ürünler geliştiriyoruz.
Bengü Öner:   İnterneti kimse kendi başına kullanmasın mı demek istiyorsunuz?Nihan Urel: Özellikle konut sektörü için danışmanlık almadan, ya da spesifik sektör deneyimi olmayanlardan danışmanlık alarak internet kullanımını hiç tavsiye etmiyorum.  Sadece internetten yayın yapan Wikileaksle dünyada hükümetlerin sallandığı  bu mecradan faydalanamadan, hayatlarına devam ederler. İnternetten bir haber, nimetlerinden yararlanamadan, hala çok uygun olan satın alma fırsatlarını kaçırırlar.

Başbakan Gelmeden Esenler,Havaalanı Mahallesi Karıştı,Halk Ayaklandı

Esenler,Havaalanı Mahallesi Sakinlerinin Kentsel Dönüşüm tepkisi
Başbakan Gelmeden Esenler,Havaalanı Mahallesi Karıştı,Halk Ayaklandı.
Hayber Gürsoy
5 Ekim’de Başbakan tarafından ilk kazmanın vurulacağı yer olan Havaalanı Mahallesi karıştı. Kentsel Dönüşüm uygulamalarına karşı 300 kişi akşam namazından sonra Havaalanı Mahallesi,Yunus Emre  Camii Kütüphanesinde toplandı. ‘Çözüm istiyoruz!’Diyerek Belediye Başkanı M.T Göksu’yu suçladılar.Ortak istek ‘Biz bu mahalleden başka yere gitmek istemiyoruz. Biz başka yer göndermesinler.Hakkımızı versinler. Hepimiz yaşlı insanlarız. Bu yaştan sonra borç mu ödeyeceğiz?’ şeklindeydi. Büyük bir öfke ile bunundan soluyan halk ne yapacağını tartışıyordu.

Kadınlar cami bahçesinin dışında olan biteni meraklı gözlerle izlediler. Tartışmalar akşam geç saatlerine kadar sürdü. Oy verdiklerine bu sefer hoşgörülü değillerdi. Bu görüntüler Kentsel Dönüşüm sürecinin ne kadar zorlu geçeceğinin göstergesiydi. Yaklaşık 150 kişi Belediye Başkanlığına verilmek üzere hazırlanan ortak metni imzaladı. Hararetli kalabalık şimdiye kadar karşılarına çıkanlara, söylenenlere inanmıyor,kendilerine söz verenlerin sözüne güvenmediğini söylüyordu.

Haklarının gaspedilmeye çalışıldığını düşünen öfkeli bir kitle ortak bir metin üzerinde anlaşmaya çalışıyor,her kafadan bir ses geliyordu.
-Bunu yaz arkadaş. Biz buranın sahibiyiz. Buranın sahibi biziz.Bunu yaz.
-Herkes haklarına sahip çıksın.
-Hakkınızı arayın.
-Bu işin vebali büyük.
-Komple mahalleyi yıkmayın!
-Bizi aptal,cahil yerine koyup bir iki parlak sözle,bir resim göstererek kandırmaya çalışıyorlar.
-Kananlar var ama. Kentsel Dönüşüm Bürosu’na gidip neyin altına imza attıklarını bilmeyenler var.
-İfrazlı tapu yok,hisseli…Söz verdin,hani nerede?
Özellikle ifrazlı tapu istemelerinin sebebi,hisseli tapuya göre ellerinin daha güçlü olacakları idi.

En çok tepki Belediye Başkanı çekiyordu. Belediye Başkanı’nın her adının geçtiğinde sözlerinde bir öfke görülüyordu.

Musa Sönmez adlı vatandaş;
-Belediye Başkanı Göksu’nun verdiği sözlerin hiçbiri birbirini tutmuyor. Her yerde ayrı ayrı konuşuyor. ‘Sizleri ayrı bir yere taşıyacağız. Yerinizi yapıp sonra buraya taşıyacağız.’Dedi. Sonra başka bir şey söyledi. Havaalanı Mahallesi’nde 1500 dairede 5 bin kişi yaşıyor. ‘Kiraya çıkaracaksınız,kira bedelini vereceğim.’ Diyor. Burada kiraya yer yok! Bir tane kiralık yer bulamazsın. Bu ne demek oluyor? Başının çaresine bak! Nereye gidersen git! Bizi mahalleden kovacaklar. Bütün dertleri bu. Biz öncelikle mevcut hisseli tapuların ifraza dönüştürülerek verilmesini istiyoruz. Biz verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz.  Proje gösterilerek kaç daire verilecek… Bunları açıklasın. Ondan sonra bizden yer istesin.  Hiçbir şey belli değil. İşine nasıl gelirse öyle konuşuyor.

Adının açıklanmasını istemeyen başka bir vatandaş araya girdi.
-Ortada proje yok. Her şey sanal.  Anlaşma metni yok. Altında belediye yetkilisinin adı yok,imzası yok. Nereye,neye imza atacağımız belli değil. Eskom imzası yok.

-Belediye Başkanı Göksu,bugünkü konuştuklarını yarın unutuyor. Her seferinde farklı projeler ortaya koyuyor. Bazı hacizli tapu sahiplerinin paralarını ödeyerek imzaya zorluyorlar.

   Elinde kalem, bir metin oluşturmaya çalışan arkadaşına sesleniyorlar.
-Yaz arkadaş. Havaalanı Mahallesi Platformu Olarak Belediyeden İsteklerimiz. Başlık böyle olsun.
-Yaz,görüşmelerin tek tek değil toplu olarak yapılması.
-Daha önce Kentsel Dönüşüm sözü verilip yerine getirilmeyen Çiftehavuzlar,Oruçreis ile ilgili son durumları yaz.

    Çayocağı bahçesinde başka bir grup heyecanlı bu şekilde tartışıyordu.
-Belediye Başkanı,Selçuk Düğün Salonu’nda seçime girerken bize ne dedi? ‘Tapuları vereceğim!’ Verdi mi? Vermedi. Sonra bize ne dedi? ‘Siz bana bunun için mi oy verdiniz?’ Biz de ‘Evet,bunun için oy verdik’ dedik. Ben de AKP’liyim ama bir daha bunlara oy vermem!

   Murteza Kızılkaya; 70 yaşındayım. 5 Ekim’deki yıkım ile belediye hesabına 10 milyon yatacakmış. Şu köşedeki bina yıkılacak. Bütün dertleri bu parayı kasaya atmak.

   Daha o lafını bitirmeden başkası araya girdi: 68’den beri çalıştım çabaladım,başımı sokacak bir ev yaptım. Onu da şimdi elimden alıyorlar. İnsanda biraz vicdan olmalı. Bize yazık! Allah’tan korksunlar. Bize ev verecekler, borçlu çıkaracaklar. Ben bu saatten sonra bir de borç mu ödeyeceğim? Zaten kıt kanaat geçiniyoruz. Bu olacak iş mi Allah’ını seversen!
Başka biri:
-Milleti resmen kandırıyorlar. Korkarım,buralar komple yıkıp bizi buradan kovacaklar. Bunların amacı bu.  Bizi sokağa atmak. Gözlerimize uyku girmez oldu.
-Bu kadar insan kiraya çıkacak. 5 bin kişi… Bu kadar halkı nereye sığdıracaksın? Nereye gidecek bu kadar insan? Milletin korkusu,güvensizliği bu…Kimse artık inanmıyor, güvenmiyor bu insanlara. O kadar çok tutarsızlıklar oldu ki…
-Kiralar yükselecek. Geçen bir arkadaş bir yakının evi boşalacakmış,sözünü almaya çalışmış. Adam bir milyar istemiş! Bu ne demek yahu? En az 5 bin kişi var…
-Askeriyenin yerini aldık, dediler. Orayı yapınca oraya taşıyacağız,sonra burayı yapınca sizi buraya taşıyacağız,dediler. Sonra bu da tutmadı. Şimdi başka bir şey söylüyorlar.

   Masayı çevreleyen bir başka grup içindeki Hüseyin Hişt:
-Belediye kendi kasasını doldurmak için 5 Ekim’de şov yapacak!…
-Milletle oynanıyor. Millet bunun farkında değil. Kış uykusunda kolay kolay uyanmıyor.
-Ortada proje yok. İnternetten uydurma resimlerle bizi kandırmaya çalışıyorlar. Her şey karmakarışık. Halk neye inanacağını bilmiyor. Birilerine peşkeş çekilecek. Bunların amacı bu.
Benim alternatifim var ama bu kadar adam ne yapacak? Ömür boyu borç ödeyecek. Var mı böyle bir şey!
Bir diğeri onu desteklemek için…
-Sulukule’de  ne yaptılar?
-Ne yaptılar?
-Yaptıkları ortada! Taşoluk’a sürdüler…
Birisi öfke ile lafa karıştı.
-Herkes yağcılık yaptığı zaman ben karşıydım. Kimse konuşmasın! Ben restimi çektim. Var mısın yarın belediye önüne gidelim?
-İş işten geçmiş,bu saatten sonra ne yapacaksın?dedi masada Hüseyin’in yanında oturan yaşlı bir hacı. Başkana ‘yap’ diyeceğim.  Yarın yıkılacak! Topla milleti ben de geleyim. Akıllı sen ile ben miyim?
-Yahu bir Pazarın kalkması için referandum yapıldı da bu Kentsel Dönüşüm için niye yapılmıyor?
-Bakın arkadaşlar. Bu işin bir de Avrupa’sı var. İnsan hakları diye bir şey var.

   Çayocağında en sonunda akil adamlar grubu ortak bir metin üzerinde anlaşarak işi yazılı hale getirdiler:

Esenler Belediye Başkanlığı’na
1-İfrazlı tapu istiyoruz.
2-Bize taahhüt edilenleri kağıt üzerinde yazılı olarak tebliğ edilmesini istiyoruz.
3-Maket değil,gerçek proje istiyoruz.
4-Görüşmelerin topluca yapılmasını istiyoruz.
5-Bize konut yapılarak yerimize yapılacak binaların inşaatı bitince geçmek istiyoruz.
-Kiracı olan vatandaşların mağdur edilmesini istemiyoruz.

Bu metni 150 kişi isim,soyad ve telefon numaralarını yazarak imza edildi.

Bu arada haberimiz yoktu,diye gelenler oldu. Çayocağı çalıştıran kişinin ‘Sabahın köründen beri aç bilaç ayaktayım. Tamam,bu kadar yeter!’çıkışı üzerine yavaş yavaş içerden  bahçeye çekilen kalabalık dağılmaya başladı.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Dünya Değerler Araştırması'na göre Türkiye!

Türk toplumu Allah'tan başkasına güvenmiyor!
Vatan
Dünya Değerler Araştırması’na göre Türkiye’de yaşayanlar, 47 Avrupa ülkesi içinde siyasal yelpazenin en sağında ve en dindar... Dikkat çekici başka bir nokta ise Türkiye’de yaşayanların birbirlerine en az güvenmeleri.
SOSYAL Bilimler alanında dünyanın en geniş kapsamlı projesi olarak bilinen Dünya Değerler Araştırması’nın Türkiye sonuçları açıklandı. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dünya Değerler Araştırmaları Yönetim Kuruyu üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer tarafından hazırlanan araştırmada Türkiye’ye dair sonuçlar dikkat çekti. Araştırma Türkiye’de altı bölge ile İstanbul ve İzmir bazında 2 bin 205 denekle yapıldı. İşte araştırmadan çarpıcı sonuçlar: 
Türkiye, araştırmada dünyada kişilerarası güven düzeyinin en düşük olduğu ülkelerden biri. Bu 22 yıldır da değişiklik göstermiyor. Türkiye’de insanların yaklaşık onda biri genelde insanlara güvenebileceğini söylerken, İskandinav ülkelerinde bu oran yüzde 80’lere yaklaşıyor. Güven ortalamasında bölgelere göre bakıldığında en düşük Batı Anadolu ve Trakya yüzde 7 oranında güven duyarken, en yüksek oran yüzde 16 ile Orta Anadolu. İstanbul, Akdeniz ve Orta Anadolu’da güven oranları Batı Anadolu ve İzmir’in iki katı.
Orduya güven azalıyor hükümete güven artıyorAraştırmada kurumlara güven de ele alındı. Buna göre, orduya güven 2011 yılında bir düşüş gösteriyor. 2008 yılında orduya güvenenlerin oranı yüzde 90 iken, bu oran 2011-2012’de yüzde 78’e düştü. Yapılan hiçbir araştırmada orduya güven konusunda bu kadar düşük bir rakam ortaya çıkmamıştı. Güneydoğu Anadolu’da yaşayan her beş kişiden biri orduya çok güvendiğini söylerken, bu oranın en yüksek olduğu bölgeler ise Akdeniz, Orta Anadolu ve Karadeniz. 
Polise güven ise yıllar boyunca bir kaç puan artıp birkaç puan azalarak devam ederken, TBMM’ye güven 1990 yılında yapılan araştırmayla aynı noktada. TBMM’ye 1990’da yüzde 58 güven varken bugün yine aynı oranda güven söz konusu. Hükümete güvende ise artış dikkat çekiyor. 1996-2001 arası dramatik bir düşüş varken sonra artış trendi göze çarpıyor. Hükümete 2001 yılında güven yüzde 29 iken, günümüzüde yüzde 62 oranına çıkıyor. Hükümete en çok güvenenler Orta Anadolu’da yaşayanlar iken en düşük olduğu bölgelerin başında İzmir geliyor. Adalet sistemine güven konusunda ise 2008’de adalet sistemine güvenenlerin oranı yüzde 80 iken, bugün yüzde 72 düzeyinde. AB’ye duyulan güven dalgalı seyretmekle birlikte bugün 1990 ile hemen hemen aynı düzeyde. 1990’da oran yüzde 36 düzeyinde iken, günümüzde yüzde 39.

Yükselen sağ direnmeye çalışan sol47 Avrupa ülkesi içinde siyasal yelpazenin en sağında Türk toplumu yer alıyor. Bölgeler açısından baktığımızda Doğu Anadolu daha sağa yakınken, İzmir en sola yakın yer olarak dikkat çekiyor. 
Türk toplumunun çoğunluğunun dindar ve muhafazakar olduğunun belirtildiği araştırmada, ana trendin hep sağa yakın olduğu kaydediliyor. Araştırmadaki bölgeler açısından ele alındığında ise sol ideolojiye en yakın yer İzmir. Doğu Anadolu ise sağa en yakın noktada duruyor. Sola yakınlıkta İzmir’i İstanbul, Güneydoğu Anadolu ve Batı Anadolu izliyor. 
Demokrasiye bakış 
Türk halkının demokrasi anlayışı hem liberal demokrasinin özelliklerini içeriyor hem de sosyal demokrasinin. Türk toplumunun sadece yüzde 10’u toplu bir dilekçe imzaladığını söylerken yüzde 60’ı “Kesinlikle böyle bir şey yapmam” yanıtını veriyor. Toplumun yüzde 5’i bir boykota katıldığını belirtirken yüzde 70’i asla diyor. Yine yüzde 3’ü greve katıldığını dile getirirken yüzde 72’si kesinlikle katılmayacağını söylüyor. Barışçı gösteriye kesinlikle katılmayacağını söyleyenlerin oranı da yüzde 66. Toplu dilekçe imzalayanların en yüksek olduğu yer İstanbul ve İzmir. Türkiye’de yönetiminin ne ölçüde demokratik olduğuna ilişkin değerlendirmeler bölgeler arasında büyük farklılıklar göstermiyor. İzmir ve Güneydoğu Anadolu bölgesi ise ülke yönetiminin demokratikliği konusunda en olumsuz düşünen yerler. Güneydoğu Anadolu ve İzmir’deki bölgelerdeki yurttaşlar ülkenin demokratik düzeyinin olmasını istedikleri noktadan çok uzak olduğunu düşünürken, Orta Anadolu ise bu açığın en düşük ölçüldüğü bölge. 
Güçlü lider istiyoruz 
Demokrasinin en iyi rejim olduğunu düşünen ve bu şekilde yönetilmek isteyenlerin azımsanamayacak oranlarına rağmen, ‘parlementoyla, seçimle uğraşmak zorunda olmayan güçlü bir lider iyi olurdu’ diyenlerin oranı yüzde 58. Bu oran 2000 yılında yüzde 73 olarak belirlendi. Son beş altı yıldır bu oran istikrarlı bir şekilde yüzde 60’lar düzeyinde. 

Batıkların efendisi: İNŞAAT

İnşaat sektörü, batık kredilerde yılların birincisi tekstil sektörünü geride bıraktı. İnşaat sektörünün temmuz sonu itibariyle 1.6 milyar liralık kredisi takibe düştü.

Radikal
Ziraat Bankası’nın Bayrampaşa Ora İstanbul Alışveriş Merkezi’ne verdiği 285 milyon euroluk kredinin batık hale gelmesi, Fiyapı’nın iflas erteleme istemesi inşaatı tekrar gündemin ilk sırasına yükseltti. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun temmuz verilerine göre, bankacılık sektöründe takibe düşen kredi miktarı en yüksek sektör inşaat oldu. Temmuz sonu itibariyle kullandığı nakdi kredilerin toplamı 43.5 milyar liraya ulaşan inşaatta takibe düşen kredi ise 1.6 milyar lirayı aştı. 
İnşaattaki batık kredi miktarı 2011 sonuna göre yüzde 8,5, son bir yılda ise yüzde 14 yükseldi. Bankalar, inşaat sektöründe son bir yılda günde ortalama 541.6 bin liralık kredi batırdı. İnşaat sektörünün ardından takipteki kredi tutarının en yüksek olduğu sektör 1.5 milyar lira ile kullandığı nakdi kredi tutarı 23.4 milyar lira olan tekstil oldu.Teks- til sektörünü 1.4 milyar liralık batık kredi hacmi ile toptan ticaret ve komisyonculuk sektörü izledi. Toptan ticaret ve komisyonculuk, bankalardan 46.3 milyar lira ile en fazla nakdi kredi kullanan sektör oldu. 


Erdoğan da dile getirdi 

Başbakan Erdoğan , geçen hafta katıldığı televizyon programlarında, “Emlakta balon var mı” sorusunu yanıtlarken, genel olarak bu görüşe katılmadığını, fakat finansman yönetimini iyi yapamayan şirketlerin zor durumda olduğuna dair kendisine bilgiler geldiğini söylemişti. Global resesyon endişeleri ve yurtiçinde Merkez Bankası ’nın kredi talebini yavaşlatmak için uyguladığı tedbirler inşaatı sıkıntıya soktu.Türkiye ’de özellikle son 5 yılda çok sayıda proje hayata geçirilirken, ‘maket aşaması’nda satışı tamamlanan ancak gerçekte yarım kalan evler oldu. Ancak son 1.5 yıldır yaşanan krize rağmen, konut ihtiyacı nedeniyle geçmiş dönemdeki yoğun talebin devam edeceği beklentisiyle projelerine ara vermeden devam eden birçok şirketin elinde satılamamış binlerce konut kaldı. 
Bankaların, Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar nedeniyle faizleri yükseltmesi de satılamayan konutlarda fiyatda düşüşlerine neden oldu. 2011 temmuz sonu itibariyle tüketicilerin kullandığı konut kredilerindeki yıllık artış yüzde 11,2’de kaldı. Bu oran bir önceki yıl yüzde 38’i geçmişti. 


Üretilen 1.5 milyon konut elde kaldı 
Fi Yapı ve Ora’da yaşanan kriz nedeniyle şu anda bütün gözler inşaat sektöründe. Sektörün önde gelen isimleri denetimsiz ve sorgusuz bir büyümenin varlığına dikkat çekiyor. “Her önüne gelen inşaat yapmasın” diyen sektör temsilcileri denetimli büyümeden yana. Sektörde artan tedirginliğin en büyük göstergelerinden biri olarak son 3 yılda artan stok miktarı gösteriliyor. Tahminlere göre Türkiye’de son 9 yılda yaklaşık 6 milyon konut üretildi ancak bunların yaklaşık 4.5 milyonu satıldı.

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var