10 Ocak 2013 Perşembe

Dünyanın en büyük enerji üreticisi oldu!


Çin'in yükselişi sürüyor
Çin 2012 yılı sonu itibariyle dünyanın en büyük enerji üretim ülkesi haline geldi. Ülkede geçtiğimiz yıl elektrik üretim kapasitesi 1 milyar 140 milyon kilovata ulaştı.Çin medyasında yer alan haberde, geçen yılki üretim kapasitesinin 249 milyon kilovatlık kısmının hidroelektrik santrallerinden, 63 milyon kilovatlık kısmı ise rüzgâr enerjisinden elde edildiği bildirildi.
Öte yandan, ülkedeki toplam nükleer elektrik üretim kapasitesinin de dünyada birinci sırada yer aldığı belirtildi. Haberlerde ayrıca, ülkenin doğusundaki Üç Boğaz Barajı'nda geçen yıl 98,1 milyon kilovat elektik üretildiği, elektrik üretiminin 2011 yılına göre yüzde 25 arttığı kaydedildi. Üç Boğaz Barajı'nın 2012 yılı sonu itibariyle en yüksek verimliliğe ulaştığı ve Çin'in hidroelektrik tesislerinden elde ettiği toplam elektrik üretiminin yüzde 14'ünü karşıladığı ifade edildi.
Çin Devlet Enerji İdaresi'nden yapılan açıklamada da, gelecek yıl enerji alanında arz-talep dengesini korumak için kömürden elektrik üretiminin daha sağlıklı hale getirilmesi ve bölgeler arası elektrik nakliyatının güçlendirilmesi gibi bir dizi tedbir alınacağı açıklandı.
CİHAN

7 Ocak 2013 Pazartesi

Lütfen Bu Sese Doğru İlerleyiniz!

Nalan Yırtmaç, 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz/Afetşehir' sergisinde bizi kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşümle, doğayı tahrip eden HES gerçeği ile yüzleşmeye çağırıyor.
bianet
Şimdilerde galeri x-ist'teki 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz 2: Afetşehir' sergisi ile karşımızda olan sanatçı, bizi kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşümle, doğayı tahrip eden HES gerçeği ile yüzleşmeye çağırıyor.
19 Ocak'a kadar açık olan sergide sanatçının, Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde ve İstanbul'da çektiği fotoğrafları kullanarak yaptığı kolajlar ve yeni resimleri bulunuyor.
Bu sergi aslında bir serinin ikinci perdesi. İlk perde olan 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz'de kentsel dönüşüm ve yok olan mahalle kültürü gibi gerçekliklere odaklanan Yırtmaç, serinin ikinci perdesinde yolunu Anadolu'ya düşürüyor. Bizi de peşinden sürükleyen Nalan Yırtmaç'la kentte, kırsalda yaşanan yıkımı, bir şehrin ne zaman afetşehire dönüşeceğini ve sanatını konuştuk.
Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz 2/Afetşehir serinin ikinci sergisi. İlki İstanbul eksenli iken ikinci sergi Anadolu'ya götürüyor bizi. Seni Anadolu'ya götüren neydi?
Şehir ve yıkım dendiğinde akla ilk olarak İstanbul geliyor ama benzer bir yıkım Anadolu'da da var. Özellikle HES inşaatları nedeniyle Karadeniz yıkımdan fazlası ile payını almış durumda. Tam da bu yüzden...

"Taksim afetşehir oldu"Peki kentsel dönüşüm ve HES inşaatları hayatını nasıl etkiliyor? Neden bu konuya odaklandın?

İki yıldır aklımdaydı HES'ler. Geçen yıl Rize'de bir köye gittim. Rize'den Borçka ve Artvin'e kadar yolculuk yaparken onlarca HES inşaatı gördüm. Sonra dönüşte İstanbul'da bir panele gittim. İyi ki bu panele gitmişim. Panel konuşmacıları kendi yasam alanları için mücadele veren kadınlardan oluşuyordu. Loç vadisinin sari yazmalı kadınları, termik santrale karsı direnen Gerzeli kadınlar, nükleer santrallere geçit vermeyen Sinoplu kadınlar, Dersim'de yasam alanlarının yok edilmesine, baraja karsı direnen Dersimli kadınlar tecrübelerini anlattı. İşte bu kadınlar beni çok etkiledi. Urfa Halfeti'ye de gitmiştim. Baraj yapımından sonra Halfeti ve Savaşan köyünün verimli toprakları sular altında kalmış, halk yukarı taşınmış,10-20 adet tas ev dışında her şey Fırat suları altında kalmış. Bu manzara yüzünden üç-beş turisti ağırlayan insanlardan başka pek kimse kalmamış köyde. Yeni Halfeti'ye, yukarıya TOKİ binalarına taşınan insanlarla tanıştım. Barajdan nefret ediyorlar. Yeni taşındıkları tek katli TOKİ'lerde mutlu değiller. Eski yaşadıkları, Urfa'nın o sıcağına rağmen, yemyeşil her türlü ağacın, meyvenin, sebzenin ve turunçgillerin yetiştiği bahçelerini özlüyorlar. Yeni Halfeti beton, asfalt, kuru topraktan oluşuyor. Vatandaş TOKİ'lerde suya, elektriğe, her şeye para ödediği için şikayet ediyordu. Bütün bunlar beni etkiledi.
Serginin adında ilkinden farklı olarak 'afetşehir" vurgusu var. Bir şehir ne zaman 'afetşehir'e dönüşür?
Bence Taksim afetşehir oldu. Tarlabaşı yıkımı, Taksim meydan düzenlemesi, alt geçit inşaatları ayni anda devam ediyor. Her gün işe gidip gelen vatandaş, günde en az iki defa mağdur ediliyor. Bütün otobüs durakları, dolmuşlar, yaya yolları, metro engelli giriş çıkışları iptal oldu. Her şey arapsaçına döndü. Yağmur yağdığında inşaat kazılarından akan çamurlu su, Tarlabaşı bulvarından aşağı bir dere gibi dalga dalga çağlıyor. Yayaların can güvenliği düşünülmedi. Paravanlarla düşüncesizce kapatılmış bu tehlikeli caddeliden koşturup duruyoruz. Her gün yüzlerce insan aynı noktada otobüs bekliyor, inanılmaz bir şey bu. Hala yıkımın devam ettiği bu yerde, Tarlabaşı bulvarının göbeğinde bir yandan otobüsün, dolmuşun yolunu gözlerken bir yandan yıkım molozlarının kafanıza inmemesi için arkanızı kollamak zorundasınız.
Tarlabaşı konumu itibari ile de pek çok tartışmanın gündeminde. Evler yıkılıp, insansızlaşıyor ve bu süreci belgelemek ya da görünür kılmak isteyen sanatçıların da uğrak yeri haline geliyor. Tarlabaşı özelinde kentsel dönüşüm mağduru alanlara sanatçının içerden ya da dışardan bakışı nasıl bir fark yaratıyor?
Bu dönüşüm, kendi rant kaynağını bulmaya yönelik çabalara sahne oldu. Bu cümleyi içeriden, Tarlabaşı'nın yıkılan kısmından kuruyorum. Hatta sokağın vahşi, örgütsüz sanatı sayılan graffiti, yerel yönetim imzasıyla bir promosyon ve bu olup biteni sıradanlaştırma, normalleştirme aygıtı olarak sunuldu. Bunu, Begüm Özden Fırat bir yazısında çok güzel ele almıştı. Çok yerinde bir eleştiriydi.
Sanatçı kentsel dönüşümün yarattığı yıkımı görünür kılmak isterken hangi koşullarda yıkıma ortak olmuş olur? Sanatçı kendini bundan nasıl kurtarabilir?
Bu yıkımı örgütleyen her türlü kurum ve kişi ile maddi manevi ilişkide olduğu sürece, sanatçı bu yıkımın aktif bir parçası olur. Sanatçının kendini bundan kurtarabilmesi ise hayatı ve ilişkileri boyunca her kılıktaki iktidarla arasına koyduğu koşulsuz mesafe ile mümkün olabilir.
Anadolu da yıkımdan fazlasıyla payını alıyor ancak bu konudaki sanatsal üretimlerin çoğunlukla İstanbul'a odaklandığını görüyoruz. Bunun sebebi ne?
Evet, günümüz sanat üretim ve tüketiminin çoğunluğu, ekonomi ve iletişim haritası açısından İstanbul'da. Ama buna rağmen, sevindirici biçimde Sinop, Antakya, Mardin ve Çanakkale'de de kültürel, sanatsal hareketler olduğunu biliyoruz. Hatta Mersin'de geçen sonbaharda yalnızca kentsel dönüşüm odaklı 'Hasar Tespiti' adlı bir uluslar arası sergi deneyimi oldu. Bu yönüyle çizdiğiniz manzara, çok şükür o kadar da İstanbul odaklı görünmüyor.
Sergindeki işlerinde kafası eve dönüşmüş insanlar var. İşlerinde yer verdiğin insanların ev tanımı fiziksel bir tanımdan mı ibaret?
Tabii ki, burada gördüklerimiz sadece fiziksel tanımlarla sınırlı değil. Müsaadenizle resimlerin yorumlarını da izleyiciye bırakayım.
Kentsel dönüşümü yaşayan mahallelerde uzun zamandır çocuklarla beraber çalışıyorsun. Bu sürecin çocuklar üzerindeki etkisi nedir?
Çocuklarla daha çok karikatür çalışıyorum. Direk bu konular bağlamında çalışmalar yapmıyoruz tabii ki... Ama çocuklar dolaylı da olsa yaptıklarına evdeki, mahalledeki, yaşantılarını ilişkilerini yansıtıyor. Kentsel dönüşüm alanı içindeki çocukların daha çok  şiddete maruz kaldıklarını görüyoruz. Büyüklere şüpheyle, geleceğe endişe ile bakıyorlar.
Sergindeki işler çoğunlukla sokağı anlatıyor, sergi mekânı ise bir galeri. Galeriler, sokağın dilini aktarmada ne kadar etkili?
Kastettiğiniz etki, galeride sergilenen işlerin sokağa yakınlığı ile ölçülebilir. Sokağın dilini aktarma becerisi ressama ve ortaya koyduğu işe bakar. İyi bir işi sergilenmesi için nereye koysanız koyun iyidir. Ayrıca sergideki işler sadece sokağı anlatmıyor ve ben sadece sokağın dilini kullanmıyorum. Yıllarca resim okuduğum için çok eski bir teknik kullanıyorum: fırça, boya ve tuval. Resimlerde sokaktan başka kırsalda ve kentte ev hayatı da var. Yani dışarısı kadar içerisi de söz konusu.
Önümüzdeki dönemdeki işlerinin odağında neler olacak, şimdiden belli mi?
Çalışmalarımın içeriğini yaşamın kendisi tayin ettiğinden, sorunuzun yanıtını ben de çok merak ediyorum.
* Fotoğraf: Ahmet Emre Tanyıldız

5 Ocak 2013 Cumartesi

Talan için rüşvet mi?

4 Ocak 2013 Cuma

Akılalmaz aldatma ve tazminat!

Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, evli bir erkekle birlikte olan kadını, adamın karısına 7 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkûm etti. Aldatmanın öyküsü ise inanılır gibi değil!
E.G. isimli kadın, avukatı Can Tatar aracılığıyla, 9 yıldır evli oldukları ve iki çocukları olan kocası M.G. ile ilişki yaşayan N.E. adlı kadın hakkında, ”kişilik haklarına saldırıda bulunduğu” iddiasıyla 100 bin liralık manevi tazminat davası açtı.

Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, kısmen kabul ettiği davada, kocasıyla birlikte olduğu E.G’yi ”manevi zarara uğratan” N.E’yi 7 bin lira manevi tazminat ödemekle cezalandırdı.

'ÜNİVERSİTEDEN ARKADAŞIM' YALANI

Evlilik birlikteliğine devam eden E.G, dava dilekçesinde, eşi M.G’nin, kendisi de evli olan N.E. ile sık sık internette görüştüğünü, şüphelenip sorması üzerine de ”üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşım” diye tanıştırdığını kaydetti.

AİLEYE GİRDİ, EVLERİNİ BİLE DEĞİŞTİRTTİ

N.E’nin daha sonra kendisiyle arkadaş olduğunu ve evine gelip gittiğini anlatan E.G, ”N.E, ’Bu dağ başında ne işin var, sen daha iyi muhitlerde yaşamaya layıksın’ diyerek, eşim vasıtasıyla beni ikna edip, kendi dairesinin birkaç bina yanındaki bir daireyi kiralamamızı sağladı. Sonra neredeyse her gün evimize gelmeye başladı” ifadesini kullandı.

BİRLİKTE TATİLE GİTTİLER

N.E. ve ailesi ile tatile dahi gittiklerini belirten E.G, dilekçesinde, dostluk ilişkilerinden dolayı böyle bir ilişkiden şüphe etmediğini kaydetti.

KARI-KOCA HAYATI!

Eşi iş yerindeyken, bilgisayara otomatik olarak kaydedilen yazışmaları gördüğünü ve böylece eşi M.G’nin, N.E. ile internetten tanıştığını ve ilişki yaşadığını öğrendiğini ifade eden mağdur kadın, yazışma kayıtları ve itiraflardan, eşinin N.E. ile gayriresmi bir tören yaparak karı-koca hayatı yaşamaya başladığını anladığını ifade etti.

Eşinin sevgilisinden 100 bin lira tazminat talep eden N.G, dilekçesinde, yaşananların tarifi ve tamiri mümkün olmayan acılar yaşamasına neden olduğunu, ekonomik durumu ve çocuklarının küçük olması nedeniyle de eşinden boşanma yolunu seçmediği ifadelerine yer verdi.

AA

Menderes’in ‘örtülü aydınları’

Sevda Aydın
Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç gibi yazarların dönemin Başbakanı Adnan Menderes’ten para istemek için yazdıkları mektuplar tartışılmaya devam ediyor.
Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç gibi yazarların dönemin Başbakanı Adnan Menderes’ten para istemek için yazdıkları mektuplar tartışılmaya devam ediyor.
Menderes’in yargılandığı ‘Yassıada Duruşmaları’nda ‘örtülü ödenek’ dosyası da yer almıştı. Habertürk gazetesinde Abdullah Kılıç imzasıyla önceki gün yayımlanan haberde, örtülü ödenek gönderilenler arasında Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Yahya Kemal, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemal Kutay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mesut Cemil Bey, Yusuf Ziya Ortaç ve İbrahim Çallı gibi isimlerin olduğu ifade edildi.
Menderes’e gönderilen mektuplarda yazarlar kimi çocukları için, kimi dergi kurmak için, kimi ise borçları için destek istemiş. Fakat mektuplarda en dikkat çeken nokta para isterken ağlamaklı bir halle kalemlerini koşulsuz iktidarın hizmetinde oynatacaklarına dair sözleri.
‘10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE...’
Necip Fazıl Kısakürek: Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lira tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideolojik, bina edici kafalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve gözyaşları içinde yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz....”
“Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim...”
‘KALEMİMİZİ HİZMETTE KULLANMAYA HAZIRIZ’
Orhan Seyfi Orhon: Yusuf Ziya Ortaç ile Akbaba’yı 1954 seçimleri sonuna kadar muhalefetin hiciv, istihza ve tarizlerini aynı silahla hem çok daha incelik ve zerâfet le karşılayan bir mizah dergisi olarak çıkarmayı kabul ediyoruz. Akbaba, iktidarı destekleyerek muhalefete hücum edeceği için kazançlı bir iş olmaz. Bu gazeteye konması kararlaştırılan parayı Akbaba’yı 1954 seçimlerinin sonuna kadar çıkarmak için kullanacağız. Şayet Akbaba, partice çıkarılırsa matbaa, kâğıt ve diğer masraflar temin edilirse biz kalemimizi bu hizmette kullanmaya hazırız.

SANATÇI KALEMİNİ  ÇIKAR İÇİN SATMAZ
Mustafa Köz (Türkiye Yazarlar Sendikası): 90 yıllık cumhuriyet tarihinin, ekonomiden spora, spordan siyasete, siyasetten sanata, edebiyata foyası, şikesi, örtülü örtüsüz özrü, kirli çamaşırı o kadar çok ki yıka yıka bitmiyor. İnsanın kirlendiği her yerde alçalma diz boyu. Oysa ne diyordu Cenap Şahabettin menfaat sandalyeye benzer, başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir’ kim olursa olsun gerçek sanatçı iktidarın değirmenine veya kendi bahçesine su taşımak için, kalemini, fırçasını, murcunu, dividini, okkasını çıkar için satmaz. 50’li yıllarda Yatsı adaya taşınan örtülü ödenek meselesi bugün için de tartışılmalı.

İKTİDAR-YAZAR İLİŞKİLERİNİN KARANLIK BOYUTU
Prof. Dr.Taner Timur /Tarihçi-Yazar): Menderes döneminde bazı yazarların örtülü ödenekten para sızdırmak için nasıl alçaldıklarını Menderes’e yazdıkları mektuplar hazin bir şekilde gözler önüne seriyor. Bunlardan en ilginci bugünkü iktidarın da bir mürşid düzeyine çıkardığı Necip Fazıl’ın mektuplarıdır. Geçen Kasım ayında Evrensel Kültür’de Necip Fazıl’la ilgili yazımda şair-düşünür’ün kişiliğinin bu yönünü de anlatmıştım. Menderes’i her fırsatta CHP’yi kapatmaya ve ülkeyi Führer’in Türkçesi izlenimi veren bir “Başyüce” ve “Başyüce Hükümeti” ile idare etmeye teşvik eden bu şahıs günümüzde Başbakan Erdoğan’ın her vesile ile andığı bir “mürşid” statüsüne yüceltilmiştir. Partisinin son Kızılcahamam toplantısını da Erdoğan, Necip Fazıl’ın “Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!” dizeleriyle biten bir şiiri ile açmıştı. Menderes dönemi her şeye rağmen N. F. Kısakürek’in en çok mahkum olduğu yıllar olmuştu. Bugünkü durum siyasal iktidar-yazar ilişkilerinin İslamcı perspektifte ne kadar karanlık ve ürkütücü boyutlar kazandığının ifadesidir.

TEK YANLI TEŞHİR
Sennur Sezer(Şair-Yazar): Örtülü ödenekten para isteyen yazar ressam mektupları açıklandı ama burada bir haksızlık var. Bu yazarlara, dergi sahiplerine önceden böyle bir olanaktan kim söz etti,  nasıl bir işaret çaktı bilmiyoruz. Durup dururken neden para istesin bir dergi sahibi. Neden “kardeşlik” falan sözleri etsin. Tek yanlı bir teşhir bu.
Zor durumda olan öteki sakıncalı yazarlar böyle bir istekte bulunmamış, zaten böyle bir olanağı da bilmiyor, bilseler de onursuzluk sayıyorlar. Işık Öğütçü’nün Zamana Karşı Orhan Kemal kitabını okursanız, Ankara ile ilişkileri düzeltmek üstüne gelen teklifi de görürsünüz, her kafanın satılık olmadığı açıklamasını da.
Örtülü ödenek bugün de var. Sanırım valiliklerin yetkisinde. Nasıl kullanılıyor bilmiyoruz. Bir yazarın muhalefetten caymak için para istemesi ne kadar onursuz bir davranışsa, bir iktidarın ülkesinin yazarlarını kafasını satma pazarlığı yapmak zorunda bırakması da o kadar onursuz bir tutum bence. (İstanbul/EVRENSEL)

3 Ocak 2013 Perşembe

Konuta KDV darbesi

Büyükşehirlerde daha önce 150 metrekarenin altındaki konuta uygulanan yüzde 1'lik KDV oranı yüzde 18'e yükseldi. Bu KDV oranıyla 1+1 ve 2+1 lüks konutlarda fiyatlar yükselecek. Sektör temsilcilerine göre inşaat artık kârlı bir sektör olmaktan çıkacak.
Şehriban Kıraç
Cumhuriyet- Maliye Bakanlığı’nın metrekaresi 1000 lira ve üzerinde olan konut projelerinde KDV oranının yüzde 18’e yükseltilmesine yönelik uygulaması, inşaat sektörünü tedirgin etti.
Yeni sistemle büyükşehirlerde birinci sınıf inşaat olarak yapılan arsanın metrekare vergi değeri 500 TL ile 1000 TL arasında olan konutların KDV oranı yüzde 8, 1000 TL ve üzerinde olan konutların KDV oranıysa yüzde 18 oldu. Yeni oranlar 1 Ocak 2013’ten sonra ruhsatı alınan ya da ihalesi yapılan konutları kapsayacak. Konutta KDV oranı konutun değeri ve metrekaresine göre değil, arsanın fiyatına göre belirlenecek. Örneğin aynı arsaya gecekondu da yapsanız lüks oluyor, çok lüks bir konut da yapılsa aynı sınıflanmaya giriyor.


Sektöre yeni yük gelecek

Arsa birim metrekare vergi değeri 1000 lira ve üzerinde olan konutların tesliminde yüzde 18 vergi oranı uygulanacak. Yüzde 18 KDV oranı 150 metrekareden küçük konutları özellikle ilgilendiriyor. Yeni uygulama ile 1+1 ve 2+1 konutlara yönelik talebi daraltacak bu konutların yatırım aracı olarak cazibesinin kalmayacağı anlamına da geliyor. Örneğin metrekare fiyatı 3 bin TL’den 100 metrekarelik bir ev satın alan yurttaş 2013 öncesi ruhsat alan projede 3 bin TL KDV ödeyecek. Yeni ruhsatlı bir projede ödeyeceği KDV tutarı 54 bin TL’ye çıkacak. Böylece aradaki vergi farkı 51 bin TL’yi bulacak.

Sektör temsilcileri yeni düzenlemenin, sektörü ciddi bir maliyet, satış, talep daralması ve bunların doğuracağı yan sorunlarla karşı karşıya getireceği görüşünde birleşiyor.

DAP Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Yılmaz, İstanbul’daki tüm projelerin yüzde 18’lik KDV dilimine gireceğini belirterek yeni yüklerin sektöre fayda getirmeyeceğini söyledi.

İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Genel Başkanı Tahir Tellioğlu, devletin kendi menfaatını gözeterek vergi gelirini artıracak bir uygulama başlattığını vurgulayarak inşaat sektöründe sıkıntıların artacağını ifade etti.


Fiyatlar artacak

Gayrimenkul Yatırım Ortakları Derneği Başkanı Işık Gökkaya “Yeni düzenleme ciddi bir maliyet artışını gündeme getirecek. Pazarda maliyet/fiyat baskısı, sıkıntısı yaratacaktır. Kâr marjlarının belirli sınırlarda oluştuğu konut sektöründe bu önemli maliyet artışı, doğal olarak fiyatlara da yansıyacak. Yeni düzenleme, konut pazarını olumsuz etkileyen ‘belirsizlik’i ortadan kaldırırken, maliyet ve fiyat konusunda ise ciddi sıkıntılar yaratacak. Konu öncesinde sektörün STK’leriyle birlikte bir çalışma yapıp sunulmuştur. Bundan sonra da işleyiş çerçevesinde oluşabilecek olumsuzluklar için tekrar bir çalışma yapmayı düşünüyoruz” açıklamasını yaptı.

İstanbul İnşaatçılar Derneği Başkanı Nazmi Durbakayım, düzenlemenin 31 Aralık’a kadar ruhsat alan projeleri kapsamayacak şekilde yapıldığını belirterek “Bu iş şans oyununa döndü. 1 Haziran son tarihti, şimdi 31 Aralık oldu. O tarihe kadar ruhsat almayanlar yine mağdur olacak. Ruhsat almış olanlar avantajlı. Haksız rekabet çıkıyor ortaya” diye konuştu.


Yeni evlere talep azalır

Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Uğur Dumankaya KDV uygulamasının yeni konut projelerine olan talebi azaltacağını vurgulayarak “KDV oranlarının rayiç bedellere göre belirlenecek olması da yeni uygulamayı önemli hale getiren başlıklardan bir tanesi. Birçok belediyede rayiçler piyasa değerinden bile yüksek. Bu konu sektörü olumsuz etkileyebilir. Bu ve bunun gibi diğer sektörü olumsuz etkileyecek başlıklarda revizeler yapılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Baraj değil sanki Estergon Kalesi!

CHP Milletvekili Arif Bulut’un "'acele kamulaştırma' uygulamasının yaratacağı toplumsal travmalar hakkında ne gibi önlemler alınmıştır?" sorusuna Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yazılı olarak yanıt verdi: “köylüler talep ederlerse çalışma başlatılacaktır.”
Antalya ve Isparta sınırlarında inşa edilecek olan Kasımlar Barajı’nın suları altında kalacak olan Darıbükü köyünde kamulaştırılacak konutları meclis gündemine taşıyanCHP Antalya Milletvekili Arif Bulut’un “en temel insan haklarından olan 'yaşama hakkının' ihlali anlamına da gelebilecek olan 'acele kamulaştırma' uygulamasının yaratacağı toplumsal travmalar hakkında ne gibi önlemler alınmıştır?" sorusuna Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yazılı olarak yanıt verdi: “köylüler talep ederlerse çalışma başlatılacaktır.”
Bakan Yıldız'dan 'el koyma' itirafı
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Bakanlar Kurulu Kararı’yla ülke savunmasında gerekli görülen ‘acele kamulaştırma’ uygulaması kapsamına alınan Kasımlar Barajı ve HES projesine ait yapıların inşa edileceği araziler için Isparta Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nden gerekli iznin alındığını, Antalya’dan ise yanıt beklendiğini belirten Bakan Yıldız, her iki ilin asliye hukuk mahkemelerine ‘acele el koyma’ kararına karşı bir dava açılmadığını kaydetti.
Yıldız, evler için 'talep edilirse çalışma başlatılır' dedi
Konuya ilişkin yasal düzenlemede, kamu kurumları tarafından yapılacak baraj, havaalanı, karayolu, demiryolu, fabrika, ekonomi ve savunmayla ilgili tesislerin inşası için taşınmaz malların kısmen veya tamamen kamulaştırılması sonucu yerlerini terk etmek zorunda kalan ailelerin, talep ettikleri takdirde Bakanlık’ça gösterilecek yerlerde bu kanun hükümlerine göre iskan edildiğini anımsatan Bakan Yıldız, Bulut’un sorusunu; “Gerekli şartları taşıyanların ilgili kaymakamlıklardan iskan talep etmeleri halinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından iskan çalışmaları başlatılacaktır” şeklinde yanıtladı.
Muhtar Avcu: 'Firma bize söz verdi, turistik ev yapacaklar'
Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Darıbükü köyü Muhtarı Mehmet Avcu, baraj için yol ve alt yapı çalışmalarının başlamış olmasına rağmen su altında kalacak olan konutlar için hiçbir somut adımın atılmadığının altını çizerek henüz buna ilişkin yazılı ve resmi bir taleplerinin olmadığını söyledi. Yüklenici firma yetkilileri tarafından kendilerine ve ilçe kaymakamlığına bu konuda sözlü taahhüt verildiğini dile getiren Avcu, “firmanın bir yetkilisi bize acele etmememiz gerektiğini söyleyerek, gelecekte baraj gölü çevresinde turizmin gelişeceğini ve yapacakları konutların turizme uygun, taş kaplamalı ve gösterişli olacağı yönünde taahhütte bulundular. Bizim için şu anda en önemli sorun çoğunluğu yaşlı ve hastalardan oluşan köylülerin mağdur edilmemesidir” diye konuştu.
Bakan'ın yanıtı köylülere 'başınızın çaresine bakın' demektir
Bakan Yıldız’ın yanıtına ilişkin Yukarı Köprüçay Koruma Platformu’nca yapılan açıklamada ise enerji bahanesiyle yaşam alanlarına el konulan köylülere sözlü taahhüt verilmesinin sömürge ülkelerinde bile rastlanmayacak bir durum olduğu öne sürülerek, “Bakan Yıldız’ın verdiği yanıtta, köylülere açıkça ‘başınızın çaresine bakın’ denilmektedir. Evine el konulan seksen yaşındaki köylünün ne hukuki yollardan hakkını arama ne de yaşamını sürdürebilmek için bürokratik işlemleri takip etme olanağı bulunmamaktadır. 2013 Türkiye’sinde ‘ileri demokrasi’ adına yaşanan mağduriyetlere bu vesileyle yenilerinin eklenecek olması hepimizin ayıbıdır” görüşüne yer verildi.
'Sanki baraj değil ülkeyi savunacak kale yapıyorlar'
Acele kamulaştırmanın bir çeşit ‘el koyma’ olduğunun Bakan Yıldız’ın yanıtıyla da altının çizildiği kaydedilen platform açıklamasında, “ilgili yasanın kamu tarafından yapılan yatırımları ve ‘savunma’ gibi amaçları da içerdiği Bakan Yıldız tarafından da adeta ‘itiraf’ edilmiştir. Oysa söz konusu proje kamunun değil, 49 yıllığına su kullanım hakkı ve enerji üretim lisansı verilen özel şirkete ait bir yatırımdır. Yasada anılan ‘kamu yararı’ çerçevesinin de tamamıyla dışındadır. Yüklenici firmanın bir yetkilisi, Isparta Valisi’ne yazdığı mektupta, Kasımlar Barajı’nın kurulacağı Köprüçay’ın kendileri için ‘boşa akan bir su’ olduğunu ileri sürmüş ve canlı yaşamıyla bütün kamunun ortak temel değeri olan suyun ‘günde 55 bin Dolar getiren’ bir meta olduğunu ortaya koymuştur. Oysa Bakan Yıldız’ın verdiği yanıtta kamu yararı adına el konulan yaşam alanlarına yıkım projeleri değil, sanki ülke savunmasını üstlenecek kalelerin inşa edildiği anlamı çıkmaktadır. Baraj değil sanki Estergon Kalesi inşa ediyorlar. Bütün bu yaşananları kamuoyunun takdirine bırakıyoruz” denildi.
Yusuf Yavuz

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var