23 Ocak 2013 Çarşamba

Büyükşehir Yasası ile Susadım çeşmeye varmaz olaydım

Galatasaray Üniversitesi'nde yangın

Ortaköy'de bulunan Galatasasaray Üniversitesi'nin 3.katındaki derslikte yangın çıktı. Kısa sürede binaya yayılan yangın 7 saat sonra kontrol altına alınabildi.
İstanbul - Üniversitenin Ortaköy'deki kampüsünde bulunan ahşap binanın 3. katında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın başladı. Kısa sürede büyüyen yangın, binanın çatısına sıçradı. Öğretim üyelerinin odaları ve sekretaryanın bulunduğu tarihi ahşap binada çıkan yangına, çok sayıda itfaiye ekibi karadan ve denizden müdahale etti. Yangının başladığı bölüm olarak bilinen kısım Üniversite'nin ilk kurulan binası olduğu ve bu binada Hukuk Fakültesinin yer aldığı, aynı zamanda kütüphanenin de bu kısımda olduğu öğrenildi.

Yangının  20:00 sıralarında başladığı  ve Ünivesitenin ahşap olması sebebiyle alevlerin daha hızlı yayıldığı tahmin ediliyor. Durumun bildirilmesi üzerine olay yerine gelen Sarıyer, Beşiktaş, Şişli ve Beyoğlu itfaiyesi ekipleri, su ve köpükle yangına müdahale ederken, binanın yanan çatısında çökme meydana geldi.
Rüzgarın etkisiyle binayı saran yangın, itfaiyenin yaklaşık 2,5 saatlik çalışması sonucu kısmen kontrol altına alındı. Dumandan etkilenen bazı itfaiye erlerine de olay yerinde bekletilen sağlık ekiplerince müdahale edildi.
Yangın sırasında kampüse gelen çok sayıda öğretim üyesi ve üniversite öğrencisi söndürme çalışmalarını izlerken, polis olay yerine güvenlik şeridi çekerek vatandaşları bölgeden uzaklaştırdı.
Galatasaray Üniversitesi rektörü Ethem Tolga'nın yaptığı açıklamada: 

"Saat 19.00 civarında bir öğretim üyesinin odasından bir elektrik kontağı sebebiyle  yangın alarmı çalıyor. Güvenlikçiler hemen gelip müdahale ediyorlar, söndürüyorlar  o esnade alev bile yok. Sonra itfaiye geliyor, yangın söz konusu olmadığı için zabıt tutuyor. O esnada çatıda  dumanlar çıkıyor daha sora alev alıp gidiyor. Bizim tahminimiz elektrik kablolarından yangının yürümüş olması, yani görünmeyen kısmından yürümüş olması ve çatıya kadar devam etmiş olması. Binada Çok eski kuru tahtalarımız var, yani söndürmesi zor olabilir. Şimdi bütün itfaiye, kıyı emniyet hep birlikte çalışıyorlar, umarım kontrol altına alınır. Bu Çırağan Sarayı'na olan kısım henüz kontrol altına alınamadı, umarım o da alınır. 

Öğrencilerin ders yaptığı kısım yolun öbür tarafı oluyor. Şu anda can kaybı gözükmüyor, umarım yoktur. Boşaltılmış. 

Bizim bilgisayar merkezimiz başka binada, orada onları koruma altına aldık.onlarda bir sorun olacağını zannetmiyorum.
Binanın tarihçesi
Yanan bina, Galatasaray  Üniversitesi tarafından kullanılan, Feriye Sarayları olarak da bilinen ve Çırağan Sarayı'nın müştemilatı olan bina. 

Sultan Abdülaziz döneminde mimar Sarkis Balyan tarafından inşa edilen (1871) ve resmi adı İbrahim Tevfik Efendi Sahilsarayı olan ana bina, uzun yıllar Galatasaray Lisesi'nin kız bölümü dersliği ve yatakhanesi olarak kullanıldıktan sonra Galatasaray İlkokulu'na tahsis edildi ve 1992 yılında da üniversiteye devredildi.

İlk dönemde idari birimler, sınıflar, kütüphane ve öğretim üyelerinin bürolarını barındıran ana bina, günümüzde sadece idari birimlerin bir kısmı ile Hukuk, İİBF ve İletişim Fakülte sekreterliklerini ve bu fakültelerde görevli öğretim üyelerinin bürolarını içeriyor.

14 Ocak 2013 Pazartesi

Güzel ölmek istemiyoruz

Beşerli, onarlı, otuzarlı gruplar halinde katliam boyutuna varmış iş cinayetlerinde öldüler. Hükümet yetkilileri cinayet gibi kazalarda ölen işçilerin ardından “iyi öldüler”, “takdir-i ilahi”, “işin doğası” dedi. En büyük kazalar taşeron şirketlerin elinde olan madenlerde oldu. Çünkü taşeron işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili hiçbir kurala uymuyordu.
En son TTK’ya bağlı Kozlu maden ocaklarında taşeron şirkette çalışan 8 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Eyüp Alabaş’la madenlerde yaşanan kazaları, ve taşeron sistemini konuştuk. Alabaş, Kozlu’da meydana gelen kazanın ardından “Kaçınılmaz kaza” açıklamaları yapılarak halen taşeron sisteminin aklanmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Söz konusu olan insan hayatı. Her şeyi yok sayabilirsiniz ama insan hayatını hiçe sayamazsınız. Biz Zonguldak insanı olarak artık ‘güzel ölmek’ istemiyoruz” dedi

Kozlu’da taşeron şirkette yaşanan iş cinayetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bir iş cinayetidir, bundan şüphemiz yok. Taşeron sisteminin uygulama anlayışı açısından değerlendirildiğinde bu sonuca ulaşılır.
Yeraltı madenciliği dünyanın en riskli ve ağır iş kolu. Bu derecede riskli bir iş kolunda kâr amacını öne çıkarır, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini maliyetin önemli bir parçası olarak görürseniz kazalara yol açarsınız. Kaçınılmaz olan sadece budur.
Diğer yandan yeraltında yapılan bir hata, o ocağın diğer alanlarında çalışanları da doğrudan etkiler. Bu kazanın daha büyük boyutlara ulaşmasını TTK’nın teknik elemanlarının dikkati önlemiştir.
Üstelik bu kaza 2004 yılından beri yaptığımız uyarı ve eylemlerimize rağmen, 17 Mayıs 2010 tarihinde Karadon’da taşeron şirketin iş yaptığı alanda meydana gelen ve 30 madencinin hayatını kaybettiği kazanın ardından ısrarla sürdürülen bir anlayışın sonucudur.

Taşeron çalışmasına karşı bir dönem kampanyanız oldu, yasaklanması konusunda. Son olarak da örgütlemeyi denediniz. Ne amaçlıyordunuz, nasıl bir sonuç aldınız?
Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) ilk kez yeraltında taşeron şirketlere iş verilmesi 2004 yılında gündeme geldiğinde sakıncalarını kamuoyuna anlattık. Taşeron sistemine karşı çıktık. Ancak büyük bir duyarsızlıkla bu sistem yer altına sokulmak istendi. 2005 yılında 1 ay boyunca taşeron şirketi ocağa sokmadık. Ama sonra ilin valisi ve emniyet kuvvetleri gelerek taşeronu ocağa soktu.
Sonuçta 17 Mayıs 2010’da dünya madencilik literatüründe olmayan bir kaza meydana geldi.
Kozlu’da kazaya neden olan taşeron şirket aynı zamanda Üzülmez bölgemizde de iş yapıyor. Buralarda çalışan arkadaşlarımız iş sağlığı ve güvenliği endişeleri ve maaşlarının ödenmemesi nedeniyle birçok kez eylem yaptı. Biz de onlara destek olduk. Arkadaşlarımızın bu sorunlarının ancak örgütlenmeyle çözülebileceğinden hareketle bu şirkette örgütlendik. Ancak şirket iş kolu itirazında bulundu. Yani “Biz inşaat şirketiyiz, siz madencilik iş kolunda örgütlüsünüz” dedi. 3 yıla yakın bir süredir mahkemelerde oyalanıyoruz.
Gerek şirketin, gerekse sorumluların duyarsızlıkları dikkate alındığında zaten taşeron sisteminin garabeti daha net olarak ortaya çıkar. Biz öncelikle yeraltında taşeron şirket istemiyoruz. Bu kazanın nedenleri ve sonuçlarını sonuna kadar takip edeceğiz ve “Kaçınılmaz kaza” gibi açıklamalarla geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz.
Taşeron sistemi Türkiye’nin kanayan yarasıdır. İş kazaları çok büyük oranda taşeron şirketlerde meydana geliyor. Bu gerçeği göz ardı etmek akılla, mantıkla bağdaşmaz.

Madenlerde taşeron neden tehlikeli?
Çünkü taşeron sistemi, kâr amacı güden bir anlayışla hareket eder. Düşük ücretle çalıştırır, yeterli kalifiye eleman kullanmaz, eğitim harcamasından kaçınır, iş güvencesi vermez. Örgütlenmeyi engellemek için elinden geleni yapar. Oysa yeraltı madenciliğinde dayanışma büyük önem taşır. Çünkü yeraltında herkes birbirinden sorumludur. Biz buna “can emaneti” diyoruz.
Oysa taşeron şirket sadece işi bir an önce bitirip parasını almanın peşindedir. Yeraltı madenciliği riskli ve ağır iş koludur ve hataya yer yoktur. Ancak işin içine sadece kâr mantığı girince maliyetleri artırdığı gerekçesiyle iş sağlığı ve güvenliği önlemleri de geri planda kalıyor. Sonuç ortada, tartışmak bile yersiz aslında…

ÖNCE DERSLER ÇIKARILMALI

Madenlerde yaşanan bu kazalar nasıl önlenir?

Birincisi, taşeron şirketler yer altından bir an önce çıkarılmalıdır.  İkincisi, madencilik riskli bir iş kolu. Bu nedenle çok sıkı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması, çok sıkı denetimlerin yapılması, teorik ve pratik eğitimlerin yapılması, iş güvenliğini artıracak teknolojilerin araştırılması gerekir. Ve her şeyden önce yaşanan kazalardan, tekrarlanmaması için dersler çıkarılması gerekir.

KAZALAR  BU İKTİDAR DÖNEMİNDE YAŞANDI

Yaşanan iş cinayetlerinin bir sorumlusu da taşerona onay veren hükümet değil midir?

Derin yeraltı madenciliğinde, TTK’da yeraltında ihale verme işi ilk kez 2004 yılında gündeme geldi. Tüm uyarılara rağmen uygulandı. 17 Mayıs 2010 tarihinde taşeron şirketin çalıştığı alanda grizu faciası yaşandı ve 30 madenci hayatını kaybetti. Tüm uyarılar ve eylemler göz ardı edildiği gibi 2010 yılındaki kazadan da ders çıkarılmadı. “Güzel öldürüler” denildi, “Madenciliğin kaderinde var” denildi.
7 Ocak 2013 tarihinde Kozlu’da meydana gelen kazanın ardından da “Kaçınılmaz kaza” açıklamaları yapılarak halen taşeron sistemi aklanmaya çalışılıyor. Bunların tamamı bu iktidar döneminde gerçekleşti. Üstelik Sayıştay Raporunda özellikle Kozlu için bu şirket için açık uyarılar var. Hatta kaza olmaması tesadüf olarak belirtilmiş. Sorumlulukları yoktur diyebilir misiniz?
Bu sorumluluğu, yaşanan facialardan da dersler çıkararak yerine getirmeleri gerekir. Söz konusu olan insan hayatı. Her şeyi yok sayabilirsiniz ama insan hayatını hiçe sayamazsınız. Biz Zonguldak insanı olarak artık “güzel ölmek” istemiyoruz.

TAŞERON SİSTEMİ KALDIRILMALI

Taşeron çalışma konusunda hükümet yasayı Haziranda çıkartmayı planlıyor. Yasa ile taşeron firmanın “işte yeterlilik koşulu da kalkacak” bu yasa çalışma hayatını nasıl etkiler?

Taşeronlaşmanın hızla yaygınlaştırıldığı bir dönemdeyiz. Yeraltında bile taşeron şirketlerin olduğu, korunup-kollandığı bir dönemde işte yeterlilik gibi çok kritik ve önemli bir hususun yok sayılması Türkiye’de iş kazalarının, iş güvencesinden yoksun, düşük ücretli çalışanların sayısının rekor düzeyde artacağını gösterir.
Bugüne kadar yaşanan acı tecrübeler, ülkemizde taşeronluk sisteminin tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

12 Ocak 2013 Cumartesi

ÇED kimlere emanet?

Sahte ÇED belgesiyle Dubaili şirket dolandıran mühendisin bakanlıktan yetki alarak yine çalıştığı ortaya çıktı.
SERKAN OCAK / Arşivi
Eski İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürü’nün imzasını taklit ederek sahte ‘ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) gerekli değildir’ belgesi hazırlayan çevre mühendisi D.U.T., Dubaili Emaar şirketini dolandırdı. 2011’de meydana gelen bu olayı Radikal dün ‘Kredi borcu için sahte ÇED‘ başlığıyla haberleştirdi. Çevre mühendisi D.U.T. bir süre cezaevinde yattıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. Bu arada bakanlıkça lisansı iptal edildi. 
Ancak çevre mühendisi D.U.T.’nin, olayın ardından ÇED sürecinde iki şirkette daha yine yetkili mühendis olarak çalıştığı ortaya çıktı. Gelişmeler, ÇED raporu hazırlayan şirketler ve ÇED süreciyle ilgili soru işaretlerini arttırdı. 
Emaar’ı kendi firması olan Çevre Sistem Mühendislik adlı firmada çalıştığı sırada sahte belge hazırlayarak dolandıran D.U.T, daha sonra Adanalı AYEN Madencilik adlı firmada çalışmaya başladı. ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde de yetkili çevre mühendisi olarak yer aldı. Ardından buradan da ayrıldı ve Nisan 2012’de kurulan Akdeniz ÇED Çevre ve Mühendislik adlı firmada yetkili çevre mühendisi olarak çalışmaya başladı. Projelere imza attı. Tüm bunlar yaşanırken bakanlıktan D.U.T.’yi çalıştıran firmalara bir uyarı gelmedi. 
‘Sadece telefonla konuştuk’ 
Akdeniz ÇED Çevre ve Mühendis-lik’in sahibi Züleyha Dağlı “D.U.T. bizde 5-6 ay çalıştı. Firmaların belli sayıda mühendis bulundurma şartı var. Bartın’da yaşayan D.U.T.’yi arkadaş tavsiyesi ile işe aldık. Ancak bazı projelerde eksik evraklar hazırladığı ortaya çıktı ve puan cezası aldık. Biz de işten çıkardık. Kendisiyle sadece telefonda konuşuyorduk. Yüz yüze hiç gelmedik” dedi.

Diplomasını kiralayanlar olabiliyor Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Sekreteri Can Cihan Yılmaz: Sahte imza örneklerine bazen rastlıyoruz. Çevre mühendisi, koordinatörse tam zamanlı çalışmasına gerek yok. Değilse ve dışarıdan çalışıyorsa usulsüzlük. (ÇED) Yetki belgesine sahip 200 firma var. En az 4 personel bulunması gerekiyor. Toplam 800 personelden en fazla 100’ü diploma kiralama yöntemiyle çalışıyordur. Sürece çok büyük bir zararı yok ancak kanunsuz bir durum.

11 Ocak 2013 Cuma

Çığlıkara’nın çığlığını duymuyor

BAŞBAKAN ERDOĞAN NİJER’DE ÇAM AĞACI FİDANI DİKTİ AMA;
  • Sinem Uğurlu
  • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Afrika turunun ikinci ayağı olan Nijer’de Türk-Nijer Hatıra Ormanı’na Türkiye’den getirdiği çam fidanlarını dikti. Önceki gün gerçekleşen fidan dikme töreninde, Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile Nijer Cumhurbaşkanı ve eşi de fidana kürekle toprak döktü. Erdoğan da ardından fidanları suladı.
    Erdoğan,  kendi ülkesindeki Antalya’da gerçekleşen ağaç katliamına ise sessiz. Çığlıkara Tabiatı Koruma Ormanı’nın (ÇTKA) bir bölümü olan Elmalı Orman İşletme Müdürlüğü’ne bağlı Çığlıkara ormanında katliamın boyutlarında ağaç kesiliyor. Bölgede kurulan 35 adet taş ve mermer ocağı ile gencecik sedir ağaçları tek tek kesiliyor. İşletme Ormanı içinde Orman ve Su işleri Bakanlığı tarafından tahsisi yapılan taş ve mermer ocakları, dünyada sadece orman olarak bu bölgede bulunan sedir ormanını yok ediyor.
    Katran ağacı olarak da bilinen toros sediri, 1000 yaşına kadar yaşayabilen nadir bir tür. Yabancı birçok bilim adamı, en iyi yayılışını batı Toroslardaki Elmalı, Finike ve Kaş üçgeninde yapan Toros sedirini sadece görebilmek için bölgeye geliyor. Çığlıkara sedir ormanları tüm bu özellikleri ve taşıdığı genetik, biyolojik çeşitlilik nedeniyle “Tabiatı Koruma Alanı” da ilan edildi. Ancak rüzgara dayanıklı ve kirliliğe karşı hassas olan sedir ağaç ormanın yakın çevresindeki ocakların çalışmasının devam etmesi durumunda, bu habitatlar olumsuz yönde etkilenecek ve adeta bir orman yok olacak. Bölgedeki yaşam savunucuları ise, Çığlıkara’daki 35 taş ocağının kapatılması için mücadele ediyor. Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu, koruma alanı ilan edilen ormanın çığlığını, Başbakan’ın da duymasını istiyor.
    Başbakan Erdoğan daha önce de Ankara Pursaklar’da  “AK Kadınlar Ormanı” açılışına katılmış, burada yaptığı konuşmada asırlık ağaçlara sahip çıktıklarını ve şehirlerin her yanını ağaçlandırdıklarını öne sürmüştü. (İstanbul/EVRENSEL)

    TAŞ OCAĞININ VERDİĞİ DİĞER ZARARLAR
    - Yol kıyısındaki bahçe ve açık alan, sebze ve meyvelerin üzeri tozla kaplandığı için üretim düşüyor ve köylü ekonomik olarak zarar görüyor.
    - Ağır tonajlı taş ocağı kamyonları yolları bozuyor
    - Yol güzergahında bulunan içme suyu şebekelerine ağır tonajlı kamyonlar zarar veriyor ve  sular kesiliyor.
    - Taş ocaklarının derelere dökülen molozlarının yağışlarda biriktirdiği sular dolup patlayarak sel olarak bahçeleri molozlarla dolduruyor.

    AĞAÇ KATLİAMLARI
    - Taksim’de hayata geçirilen proje ile birlikte Gezi Parkı’nda ağaç katliamı yapılıyor. Kentin merkezinde kalmış son nefes alınacak alan olan Gezi Parkı’nın ağaçları, duvarları, trabzanları ve yeşil zemini şantiye alanı haline geliyor.
    - Ankara Atatürk Orman Çiftliği’nde (AOÇ) de, “Başkanlık Sarayı” denilen bina yükseliyor ve hızla ağaçlar kesilerek yok ediliyor.
    - İstanbul 3. Köprü için bağlantı yolları yapılıyor. Şimdiye kadar bu yollar için 800 bin ağaç kesildi 1,5 milyon ağacın daha kesilmesi bekleniyor.
  • 10 Ocak 2013 Perşembe

    Ilısu'ya ÇED şartı

    Danıştay, Hasankeyf'i su altında bırakacak Ilısu Barajı'nda yapılan tesisleri ÇED sürecinden muaf tutan genelge maddesinin yürürlüğünü durdurdu.
    Yargı, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı için ‘ÇED raporu almak şart’ kararı verdi. Danıştay 14. Dairesi, Başbakanlık tarafından barajın zamanında bitirilmesi için yayımlanan genelgede yer alan ve yapılacak tesisleri çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinden muaf tutan hükmün yürütmesini durdurdu. Peyzaj Mimarları Odası avukatı Emre Baturay Altunok, “Tesisler mühürlenmeli” dedi. 
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 4 Nisan 2012’de Ilısu Barajı inşaatının zamanında tamamlanması için önerilerin yer aldığı bir genelge yayımlandı. Önlemlerden biri, projedeki bütün altyapı ve üstyapı inşaatlarına gereken, tesislerin ÇED sürecinden muaf tutulması talimatıydı. Genelgede projenin, 7 Şubat 1993’ten önce yatırım programına girdiği ve ÇED Yönetmeliği’nin bu tarihten önceki projelere muafiyet verdiği belirtiliyordu Peyzaj Mimarları Odası ve Mimarlar Odası, bu maddenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’a başvurdu. Danıştay 14. Dairesi, genelgenin ‘ÇED süreciyle ilgili bölümü’ hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararda, genelge hükmüyle ‘projenin gerçekleştirilmesinde gerekli olan tüm altyapı ve üstyapı tesisleri’ denilerek, bu tesislerin neler olduğu yönünde belirsizlik oluşturulduğu belirtildi. Daire, bu hükümle muafiyetin genişletildiğini, bunun da yönetmeliğin amacını aşması anlamına geldiğini kaydetti ve maddenin yürütmesini durdurdu. Başbakanlık’ın kararın tebliğini izleyen yedi gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz hakkı bulunuyor. İtiraz halinde karar bu kez de kurulda görüşülecek. Peyzaj Mimarları Odası avukatı Emre Baturay Altunok “Bu karar uyarınca derhal ve her durumda ÇED olmadığı için şantiyelerin Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından mühürlenmesi lazım” dedi. 
    İzmir ’de de yaşanmıştı 
    Gebze - İzmir otoyol projesinin uygulanmasınada da benzer süreç yaşanmıştı. Otoyol için Başbakanlık’ça genelge yayımlanmış, projenin gerçekleştirilmesi için gerekli olan alt ve üstyapı tesisleri ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu. Danıştay, çevrecileri haklı bulmuştu

    İstanbul'un en eski köyü bulundu

    İstanbul'un en eski köyü Pendik'te. Tren yolu inşaatında ortaya çıkan 8 bin 500 yıllık köyün sakinleri, evlerin altına geçirgenlik için midye kabuğu döşemiş, çöp çukurlarına bakılırsa bolca deniz mahsulü tüketmiş.
    Haber: ÖMERERBİL omer.erbil@radikal.com.tr / Arşivi  
    Ölülerin ana rahmindeki gibi ayakları büzülmüş pozisyonda (hocker) gömüldüğü mezarlarda çok sayıda kullanım eşyası da bulundu. El baltaları, kemik kaşık, deri dikmeye yarayan kemik iğne, arpa ve buğday dövmek için havan, öğütme taşı, çakmak taşları, obsidyen kesici aletler, Bizans dönemi çanak çömlek tespit edildi. 
    Pendik yerleşmesi, Pendik ilçe merkezinin 1.5 km. doğusunda, Kaynarca Tren İstasyonu’nun 500-600 metre batısında, denizden 50 metre uzaklıkta yer alan küçük bir koyun kuzeybatısında, Temenye mevkiinde bulunuyor. İlk olarak 1908 yılında şu an sökülmüş durumdaki rayların inşası esnasında Miliopulos adında bir demiryolu işçisi tarafından bilim dünyasına tanıtılan yerleşmedeki ilk bilimsel kazı Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun 1961’de, 4 küçük sondaj yapması ile başladı. Bu çalışmada yerleşimle ilgili kısıtlı bilgi edinildi. 
    Prof. Kansu’nun açtığı sondajların ardından yerleşmede uzun süre çalışma yapılmadı. 1981 Nisan ayında ise höyük üzerinde yapılaşma nedeni ile yoğun bir tahribat olduğu görülünce kısa süreli bir kurtarma kazısı daha düzenlendi. Bu çalışmayı İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Prehistorya Kürsüsü öğretim elemanları ortaklaşa yürüttü. Kurtarma kazısından 10 yıl sonra, yerleşim alanınında yeniden inşaatların başlaması üzerine, 1992’de müze ikinci bir kurtarma kazısı daha gerçekleştirdi. Alanda üç tabaka saptandı: En üstte klasik çağlara ait bol miktarda çanak çömlek parçası bulunan yüzey tabakası, altında erozyonla tahrip edildiği için bozuk durumda mimari kalıntılar ve mezarlar, en altta 3-6 evreli bir neolitik çağ tabakası bulunuyor.
    Tren yolunda arkeopark
    Kazı alanında yüzlerce işçi, 3 arkeolog gözetiminde çalışıyor. En ufak bir ayrıntı dahi not ediliyor. Bazı mezarlar ise üst üste gömülmüş, kemikler birbirine karışmış. Tren yolunu ayıran duvarın dibinde adeta sıraya dizilmiş neolitik dönem mezarlarının devamının karayolunun altında olduğu tahmin ediliyor. Arkeologlar Green Park Otel’in hemen arkasında kalan karayolunda da kazıların sürmesi gerektiğine dikkat çekiyor. İstanbul İl Kültür Turizm Müdürü Prof. Bilgili de yeni bir müzeden söz ederken aslında yerinde yapılacak bir koruma biçimiyle hem arkeolojik park hem de bir müze Pendik’te farklı bir uygulamayı turizme kazandırabilir. Çünkü tren yolunun üst tarafına doğru höyük devam ediyor ve buradan da çok sayıda mezar ve köy yapısının olduğu tahmin ediliyor. 
    Marmara bölgesinde Fikirtepe ve Yenikapı kazılarından sonra sadece Pendik’te neolitik dönem izlerine rastlanıldı. Anadolu ’da Çatalhöyük, Göbeklitepe, Amik Ovası’nda Tell Cudeyde, Tarsus - Gözlükule, Mersin Yumuktepe gibi kısıtlı yerlerde neolitik dönem izlerini görüyoruz.
    İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden arkeolog Sırrı Çömlekçi:
    Yenikapı’daki (Neolitik/Taş Devri) dönemi mezar buluntuları ile karşılaştırıyoruz. Aralarında akrabalık bağı var mı, karşılaştılar ya da birbirlerine ziyarete gittiler mi inceliyoruz. Evlerin temelleri, çöp çukurları neolitik dönem için oldukça önemli veriler. İstanbul için önemli bir gelişme.
    Marmaray Projesi Gebze-Haydarpaşa hattı Pendik mevkiinde İstanbul Arkeoloji Müzesi denetiminde kazılar sürüyor. İl Kültür Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, ‘İstanbul’un tarihinin binlerce yıl geriye gitmesinin büyük bir sevince neden olduğunu, neolitik dönem için yeni bir müze ihtiyacı doğduğunu’ söyledi. 
    İstanbul’un tarihi her yeni kazıyla biraz daha geriye gidiyor. Marmaray Pendik – Gebze hattında tren yolunun genişlemesi çalışmaları sırasında arkeologlar neolitik dönemden bir köye rastladı. Günümüzden 8 bin 500 yıl öncesinin evlerinin temelleri, yanında çöp çukuru ile mezarlar birlikte ortaya çıkarıldı. 
    Evlerin altına geçirgenliği sağlaması için midye kabukları yerleştirildiği görüldü. Çöp çukurunda da çok sayıda deniz mahsulleri tükettikleri belirlendi. Pendik’te daha önce Yenikapı’da benzer örneklerine rastlanan 32 neolitik dönem mezarı da ortaya çıkarıldı.
    İğneler, havanlar, baltalar
    Yenikapı’dan sonra Pendik’te de 8 bin 500 yıllık neolitik dönem (Taş Devri) insanının izleri bulundu.İstanbul ’un bu en eski yerlileri Pendik’de köy kurmuş. Kazı alanında evlerin temelleri, çöp kuyuları, mezarlar, kemik kaşık, iğne, balta gibi aletler ortaya çıkarıldı. Arkeologlar şimdi Yenikapı sakinleri ile Pendik’te oturanlar arasında akrabalık olup olmadığını araştırıyor. Mezarları ve arkeolojik alanı Radikalve CNNTürk ilk defa görüntüledi.
     

    İki güzellik bir arada

    İki güzellik bir arada

    Ya üçüde olmasaydı

    Ya üçüde olmasaydı

    Mehmet Akif Ersoy'dan

    Mehmet Akif Ersoy'dan

    Gezi Parkı

    Gezi Parkı

    Ne Denilebilir!...

    Ne Denilebilir!...

    Gezi

    Gezi

    Günün Fıkrası

    Deli

    1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



    O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



    Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



    Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



    Avukat 1




    Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

    - 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

    Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

    - Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

    Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

    - Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

    Avukat gülümsemiş.

    - Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




    Avukat 2




    George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

    "Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

    Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

    George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

    Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

    "Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




    Avukat 3




    Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

    “İki kere iki kaç eder?”

    Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

    Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

    En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

    ''Kaç olmasını istersiniz?''




    Avukat 4




    Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

    Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

    Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

    Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

    “Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




    Avukat 5




    Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

    “Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

    Avukat açtı ağzını:

    “Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

    Görevli yerin dibine geçmişti.

    Sadece:

    “Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

    Avukat onun sözünü keserek devam etti:

    “Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















    Günün Sözü

    Homo sum,humani nil a me alienum puto

    İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

    Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

    Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
    Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

    Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

    Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
    Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

    Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

    Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
    Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

    Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

    Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
    Zamanın belleği var