19 Haziran 2015 Cuma

Tahliye Taahhütnamesi nedir?

Hem kiracının hem de gayrimenkul sahibinin yani kiralayanın dikkat etmesi gerekenler…
Tahliye taahhütnamesi, kiralayanın belirlenen tarihte ihtiyacı olma dahilinde,aynı zamanda 6570 sayılı yasanın tahliye olanaklarını sınırlı kılması nedeniyle,  kiracının bu süreyi gözeterek kiraladığı gayrimenkulü,istenen sürede itirazsız,kendiliğinden tahliye edeceğine ilişkin verdiği söz,yani yazılı irade beyanıdır.

Diğer bir deyişle,eşeği sağlam kazığa bağlamanın adıdır.

Tahliye taahhütnamesi kiracıyı,kiraladığı gayrimenkulden tahliye etmenin en masrafsız,en kolay,en çabuk,hızlı ve etkili yoludur. Çünkü kendi isteğiyle ve bağımsız iradesiyle  beyan ettiği tarihte gayrimenkulü tahliye edeceğini söz vermektedir. İleride doğabilecek anlaşmazlığı,uyuşmazlığı başından çözmeye yöneliktir.

Taahhütnamenin inceliklerine dikkat edilmediği takdirde amacına ulaşılamayacağını bilmek gerekir. Bu konuda bir çok yanlış yapılmakta ve istenen sonuç alınamamaktadır. Hem kiralayan hem kiracı mağdur olabilmektedir. Esas olarak güçsüz,zayıf olan kiracıdır ve işin hinliğine kaçan bazı mülk sahipleri; yasa da amaçlana gerekçenin dışında,kira artışında kiracının baş ağrıtması,mülk sahibinin bitmek bilmeyen kaprisleri,daha yüksek kira talebi,kiranın bir gün bile aksatılmasına tahammülsüzlük gibi bir çok nedenlerle amacı aşarak  tahliye taahhütnamesi alma yoluna gitmektedirler.

Peki kira sözleşmesi ne işe yarar? Gibi bir soru akla gelebilir.
6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri,kiracıyı,kiraya verenin ihtiyacı halinde gayrimenkulü tahliye etmesi koşulları zordur. Kiracı ancak dava açılarak,yani mahkeme yoluyla tahliye edilmektedir. Bu da çok uzun yargılama süreci sonucu olmaktadır. Kiralayan kendi ihtiyacı için,kiranın bitiminden sonra,ancak 6570 sayılı yasa ve Borçlar Kanun’u hükümlerine göre  tahliye davası açabilir. 6570 sayılı yasa daha çok kiracıyı koruyan ve tahliye konusunda kiracı lehine işleyen hükümleri vardır.

Bir de tahliye gerekçeleri var:
-Kendi ihtiyacının olması;bu durumda kira bitiminden 1 ay sonra dava açabilir.
-Bir yılda en az 2 defa kirasını geciktirmesi halinde;2 ihtar çeker ve kira bitiminde,1 ay içinde dava açar.
-Gayrimenkulün oturulmayacak derecede onarım istemesi;kira bitiminden sonra 1 ay içinde  tahliye davası açabilir.
 -Evi satın almış ise;1 ay içinde bir ihtar çekmesi ve tahliye davası açabilmesi için 6 ay beklemesi gerekmektedir.
Gayrimenkul sahipleri ileride kendi mülklerini ihtiyaç duyduklarında ne yaparlar?  Çoğunun konu hakkında doğru dürüst bilgisi olmadığı için hata yapma durumunda kalıyorlar. Kira sözleşmesi ile birlikte hemen orada bir tahliye taahhütnamesi imzalarlar. Bir diğer yanlışı da yapan kiracı da istediği evi bulduğunu düşünerek,evi kaçırmamak için hemen orada düzenlenen taahhütnameyi ki;burada tarih kısımları bazen boş olabiliyor,imzalıyorlar.
Konu basit gibi görünüyor ama bu konuda çok yanlış yapılıyor.
Tahliye taahhütnamesinin geçerli olması koşullarından en önemlisi; kiracının kiraladığı gayrimenkulde oturuyor olmasıesastır. Bir kere bunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir. Hukuki bir anlam kazanması için buna ihtiyaç var. Bunun dışında mahkemeler tarafından  imzalanan taahhütname kerhen imzalanmış kabul edilir.
Kira başlangıç tarihinde yapılan kira sözleşmesi ile aynı tarihi taşıyan taahhütname geçerli değildir. Kiralayan,kira sözleşmesindeki kira başlangıç tarihinden ileri bir tarihte yapılan tahliye taahhütnamesi  geçerlidir. Gerekçesi;Mahkeme,taahhüt verildiğinde kiracının gayrimenkulde oturması ve makul bir süre geçmiş olmasını esas alır
Eğer kiracı,kiraladığı gayrimenkulde oturuyor ve henüz kira sözleşmesi yapmamış ise hem kira sözleşmesi hem tahliye taahhütnamesi aynı tarihi taşıyor ise,bu durumda kiracının müzayaka(sıkıntı,darlık,parasızlık) halinden söz edilemez ve taahhüt geçerlidir.

Mahkeme kararı: İlk kira ilişkisi kurulmadan veya kurulurken alınan tahliye taahhütlerinin serbest iradeye dayanmaması nedeniyle geçersizliği kabul edilmiştir. Hiç kuşkusuz kira ilişkisi kurulduktan, kiralanan taşınmaz kiracının kullanımına geçtikten ve 6570 sayılı kanunun kiracıyı koruyan hükümlerine tabi olduktan sonra alınan tahliye taahhütleri geçerli olup 6570 sayılı Yasanın 7/a maddesinde de bu hal tahliye nedenlerinin başında yer almıştır.
6570 Sayılı yasa 7/a Madde: Madde 7 - Kira şartlarına ve Borçlar Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümlerine riayet edilse bile aşağıdaki yazılı hallerde kiralayan a) Kiracı tarafından gayrimenkulün tahliye edileceği yazı ile bildirilmiş olmasına rağmen tahliye edilmezse icra dairesine müracaatla tahliye isteyebileceği gibi…
Yargıtay kararına göre; kiracı kiraladığı gayrimenkulde otururken hiçbir baskı olmadan,serbest irade ile bu taahhüdü vermelidir.
Kısaca tahliye taahhüdü sözleşeme başlangıcında alınmış ise geçersizdir.  Tahliye taahhüdünün her zaman ileri bir tanzim tarihi taşıması gerekmektedir. En az 1 aylık süre olmalıdır. Ayrıca tahliye taahhüdüne cezai bir şartta konulabilir.
Bunun dışında kira sözleşmesinin düzenlenmesi esnasında,tahliye taahhüdü yapılırken tanzim tarihinin sonradan doldurulması ya da ileri bir tarih  olarak gösterilmesi de doğru olmamakla birlikte geçerlidir. Kiracı gayrimenkulde oturmaya başlamış olması  halinde serbest iradesiyle tahliye taahhüdü vermiş olduğu kabul edilir. Hatta tahliye taahhüdünün tanzim tarihinin boş ve sonradan doldurulduğu yönündeki itiraz pek kabul görmemektedir. Kiracı boş tahliye taahhüdünü imzalamış olmasının sorumluluğunu üstlendiği kabul edilir.
Bu durumda da kiracının söz konusu gayrimenkulde oturuyor olması gerekir. Birden fazla kiracı olması halinde de kiracıların hepsiyle birer birer tahliye taahhüdü yapılması gerekir.
Noterde veya kendi aralarında da yapılsa bu taahhütname geçerlidir. Resmi,yani noterde yapılması hızlı sonuç alınması bakımından en iyi yoldur. Bir ay gibi bir süre içinde icra ile sonuç alınabilir.
Sonuç olarak:
1-Tahliye taahhütnamesi,kira sözleşmesindeki,kira başlangıç tarihi ile aynı tarihi taşımayacak.
2-Kiracı, taahhüdün geçerli olabilmesi için kendi serbest irade ile imzalamış olması ; kiraladığı gayrimenkulde oturuyor olması gerekmektedir. Tanzim tarihi buna işaret etmelidir.
3-Taahhüt yazılı yapılmalı,eksiksiz olmalı ve tahliye tarihinin belirtilmesi,tahliye tarihinin tanzim tarihinden sonraki yıl olması gerekmektedir.
Bu konuda sulh hukuk mahkemeleri yetkilidir. Davalının ikamet ettiği yerdeki mahkeme yetkilidir.
19.07.2012

Arkaya doğru ilerlemek

Bu yazıyı tam bir sene önce yazmıştım. Biraz ekleme ile günceli yakalamaya çalıştım.
AKP,12 Eylülcülerin bile cesaret edemediği şeyleri yapıyor.
İşçilere kıdem tazminatları neredeyse hiç verilmemek üzere kaldırılmaya çalışılıyor. Bu neoliberal, piyasacı  sistemin ateşli savunucuları kazanılmış bütün hakları birer birer ortadan kaldırıyor. Acımasızca saldırıyor!
İşçilerin emekli olduktan sonraki tek güvenceleri olan kıdem tazminatına göz dikiyorlar. 12 Eylül öncesi kıdem tazminatı ile neredeyse bir ev alınıyordu. 12 Eylül’den bugüne eridi,şimdi de AKP kaldırmaya,sermaye için fon oluşturmaya hazırlanıyor.
Kıdem tazminatı işçiye yıpranması karşılığı verilen paradır. Yıllarını verdiği,harcadığı emeğin karşılığıdır. Çalıştığı yerin şerefiyesine katkısı karşılığıdır. Ama bu para bugünden sonra patronların denetimine girecek ve onların ihtiyacı için kullanılacak. İşçi alabilirse bir kırıntı alacak!
Hak ve özgürlüklerde engelsiz bir geriye dönüş var. Pervasız bir hak gaspı yapılıyor. Oldukça cılız bir karşı duruş var. Sendikalar görüş açıklamaktan öte bir tavır sergilemiyor. Bu tavır,bu yaklaşım AKP’ye geri adım attırır mı? AKP arkasına aldığı %50’lik rüzgarla kimseyi dinlemiyor,muhalif hiçbir sese kulak vermiyor…
AKP buna nasıl cesaret ediyor?
Acaba bu kadar haksızlıklara,hak gasplarına  karşı  neden güçlü bir muhalefet oluşturulamıyor?
Toplumsal bilinç olarak  geriye gidiş buna denk düşüyor olsa gerek. Bu konuda Amerikalı iktisatçı Veblen’e(1857-1929) kulak verelim:
‘Bireyi baskı altına alan ve böylece onu etkisizleştirerek sistemle uyumlaştıran günümüzün toplumsal kurumları ve kültür dokusu geçmiştekinden daha güçlü ve etkili bir şekilde çalışmaktadır.’
Her şeyin önüne bir ‘ileri’ sözcüğü koyarak bizi körleştiriyorlar. ‘İleri’ dedikçe bizim bundan tam bir ‘gerilik’ anlamamız gerekiyormuş. Örneğin ‘ileri demokrasi’ gibi.
İlerlemek söz konusu olunca  siz nereye doğru ilerlersiniz?
İşte burada bir sorun var.
Maalesef bizde bu ‘geriye doğru ilerlemek’ anlaşılıyor. Bu bize özgü bir şey olsa gerek!
Felsefi olarak da konjonktüre sanki uyuyor. (Eagleton  bir kitabında bahsi geçen “Geçmişe doğru, ileri!” sloganı gibi)
70’li yılları hatırlayanlar varsa bilirler,o ortamda çocuklarına şöyle öğüt veriyorlardı: Önden gitme burnunu kırarlar, arkada kalma belini kırarlar. Ortadan git!
Romalılar da ‘Orta yol altın yoldur’ demiş.  Ortadan,suya sabuna dokunmadan gitmenin,kimseyi rahatsız etmemenin,riske girmemenin,güvenlik kaygısı içinde olmanın gereği olarak ortaya çıkmış olsa gerek. Azıcık aşım,kaygısız başım! Yani 3 maymunu oynamak; görme,duyma,konuşma!
Şehir içi yolcu otobüsleri  tam bir felaket.
Şehir içi yolcu otobüslerinin  hali memleketin hali gibidir.
‘Lütfen arkaya doğru ilerleyiniz!’ Bu etiketler dikkatiniz hiç çekti mi bilmiyorum. Her gördüğümde  beni rahatsız ediyor.
Bilinçaltımıza böyle giriyor,böyle kazıyorlar. Arkaya doğru ilerleyiniz! Şoförlerden en çok duyduğum cümle bu. Hep arkaya doğru yönümüzü dönüyoruz. İlerlemenin adresi arkaya dönmek.
Yazgımızda bu var galiba. Hep arkaya doğru ilerlemek. Bu bizim genetiğimize işlemiş.Kanıksamışız. Önde bir uyarı levhası. ‘Lütfen arkaya doğru ilerleyiniz!’ Geriye doğru ilerlemez iseniz başınıza sanki bir iş gelecekmiş  gibi hissedersiniz.
Bir türlü yüzümüzü ileriye çevirmiyoruz. Kısaca ileri gitmeyi pek sevmeyiz. İleri gitmek korkutur. İleri gitme! Çok ileri gidiyorsun! Bir tehdit havası vardır. Bu yüzden ileri gitmek pek hoş karşılanmaz. Aman Allah,haddini aşıverirsin! Ortalık karışır.
Otobüste buna bazıları ‘Arkaya doğru ilerleyiniz!’ yazısına  pek aldırış etmez,görmezden gelirler,farkında olduklarından değil statükocu olduklarından olsa gerek,arkaya doğru ilerlememekte ısrar eder,tutunacak bir yer bulup oraya adeta yapışıp kalanlar hiçbir uyarıya kulak asmazlar.Orada öyle çivilenip kalırlar. Ön taraftaki koridorda yer tutar arkaya doğru ilerigitmezler. Bunlar iyi tutucudurlar. Tuttukları yeri asla bırakmazlar. Başkalarının arkaya doğru ilerlemelerine de asla  izin vermezler. Sayıca çok azdırlar. Uyarılar da hiç fayda etmez. ‘Yerinden oynayan 70 gadre uğrar’ diye endişe duyarlar. Neme lazım!
Bazıları ise bu levhaları okuyup dikkate aldıklarından mıdır nedir bilinmez,yara yara basıp arkaya doğru ilerlerler. Geriye gitmede bunların hiçbir endişeleri yoktur. Balık istifi gibi birbirine yapşır,gidişattan hiç rahatsız olmazlar. Birisi rahatsız olup,’insan taşıyorsunuz,hayvan değil,yeter be!’ demez. Diyenleri de eleştirmek için hücum ederler. Anında bir linç girişimi başlar. Hemen birbirlerini suçlarlar.
 Bu yüzden otobüsün ön tarafı her zaman doludur, tıkalıdır.  Orta ya da arka taraf kapı önleri bu yüzden bir iki kişilik(!) boşluk bulunur. Bu durumda çare orta ya da arka kapıları açmaktır. Şoför çaresizdir.
-Arkadan bininiz!
-Ortadan bininiz!
Size her ne kadar bu kelimeler müstehcen ve argo çağrışımlar yapar ise de geçici çözüm üretmek açısından iyidir. Çünkü arkadan binince gerçek anlamda bir ilerleme vardır, bu arkadan ileri doğru gitmektir. Bunlar hep geç kalanlar ya da ileri durakta bekleyen otobüse binme şansı çok az olanlardır.
İnsanların ileriye doğru gitmek için önü açılmayınca,bu yollar tıkanınca seçenek olarak ayak diremek yada geriye dönmek kalıyor. Zaten bilinçaltına bir şekilde işlendiği için geriye dönmek,arkaya doğru ilerlemek daha kolay geliyor.Bunun bir tehlikesi yok. Kişi bir de yılgınlığa müsait ise pısıp kalıyor hemen.
Bence çok eskiler bilirler,eskiden öyleydi. Otobüse arkadan binmek bence daha iyi idi. Ama bunun rahatsız edici bir yanı görülmüş ki otobüse binme şekli değişmiş,arkadan binmek, tehlikeli ve rejmin geleceğini sarsıcı olarak görülmüş olmalı(!) Çünkü o zaman gerçek anlamda ileri gidiyorsunuz. Otobüsteki uyarıcı etiket: İleri gidiniz! Şeklinde olsaydı. Kazara bu lafı gençler yanlış anlar,toplumun temellerine, yanında bulundurdukları ‘puşu,kitap,şemsiye, kartpostal’ ile dinamit koyarlardı!
Lütfen ileri giderken dikkat! Nereye gideceğinizi iyi bilin!


04.07.2011

Esenler Namı Diger Çin Mahallesi`nde Kentsel Dönüşüm

Esenler, Namı Diğer Çin Mahallesi`nde Kentsel Dönüşüm

Geçen haftalarda haberini yaptığımız toplantı ilgili yazımızı yayınlama fırsatını ancak bulabildik. Çin Mahallesi derken Esenler’i kastediyoruz. Mecidiyeköy’de Kentsel Dönüşüm ile ilgili Gayrimenkul Hukuku Enstitüsü’nde yapılan toplantıya İBB Kenntsel Dönüşüm Müdürü İdris Atabay ve Esenler Belediye Başkan Yardımcısı Bülent Babaoğlu konuşmacı olarak katıldı.
İlk konuşan İdris Atabay oldu ve konuşmasına Kentsel Dönüşüme karşı çıkanları suçlamakla başladı.
Karşı çıkanlar ‘akıl tutulması’ içinde! Kentsel Dönüşüm adı haksız yere kirletilmiş. Akıl tutulmasıymış!
Bu önyargılı suçlamalar yapıldığına göre karşı çıkanların da neden karşı çıktığı ya anlaşılamamış ya da anlamak istenmiyor.
Kimse bu depreme dayanıksız, uyduruk, kalitesiz, yapı ve yaşam standartlarına uymayan binalarda otursun istemiyor. Hatta acil olarak bu binaların terk edilmesi, insanca yaşayacakları binalara kavuşturulması asıl talep olarak öne çıkıyor.
İşin sonucunun ranta dönüşmesi, yerinde dönüşüm gibi itirazlara kulak tıkamak…
Eleştirenler neredeyse provokatörlükle suçlanıyor. Bu suçlama tarzının izleyicilerde hemen karşılığını bulacağı düşünülüyor olsa gerek.
Onlara göre bu yasayı eleştirmek yasak! Eleştirirseniz bu memleketin iyiliğini, gelişmesini istemeyen neredeyse vatan hainliğiyle suçlanan biri oluyorsunuz.
Deniliyor ki biz bu yasayı getirdik, deprem var memleket kurtulacak… Karşı çıkmayın, yanında olun! Adını kirletmeyin! Aynen böyle telaffuz ediliyor! Kentsel Dönüşüm adı haksız yere kirletilmiş. Akıl tutulmasıymış!
Karşı çıkanlar da aslında bir şey söylemiyormuş, karşılıklı konuşma esnasında Kentsel Dönüşüm Yasasını kabul ediyor, onaylıyorlarmış ama iş sonuca gelince kendi siyasi görüşlerinin, parti çıkarlarının kurbanı olarak karşı çıkıyorlarmış… Aynen böyle deniliyor. Vatandaş, muhalefet etmek zorundayım! Diyormuş. Sizin yaptığınız doğru ama bizim partinin görüşüne aykırı, bu nedenle sizi onaylamıyoruz. Asıl akıl tutulması bu olsa gerek! İnsanı aptal yerine koymak buna denir. Eleştirenleri, uygulamadaki haksızlıklara karşı çıkanları top yekun mahkum etmek… İstisna olanlar olabilir, uçuk kaçık istekler her yerde her zaman olur. Bunu genelleştirmek yanlış.
Vatandaş yaptı vatandaş suçlu! Kaçak yapmışsın, suçlusun!
O zaman vatandaş yaptıklarının sonucuna katlanmaya, paylaşmaya razı olmalıdır. Bu iş kimsenin keyfine bırakılmamalıdır.
Vatandaş bu riskli binaları yaptığı zaman ortada sanki ne devlet vardı ne de kanun! Herkesin dilediği gibi hareket ettiği, kafasına, keyfine göre davrandığı bir dönemmiş gibi bir algı yaratılıyor ve suç varsa bu suç vatandaşa yıkıp kenara çekiliyorlar.
Her şey devletten beklenmemeli deniyor! Peki, kimden beklenecek? Vatandaşta elini taşın altına koymalı, deniyor. Yasayı koyan, yönetmelikleri çıkaran devlet, standardı koyan devlet, vergi toplayan devlet, memur, asker, polis devletin… Devletten beklemez iseniz vatandaş yapar, yapınca da sizin ortadan kaldırmak istediğiniz çürük binalar yaparlar. müteahhitlik bir yasaya, yönetmeliğe, izne tabi olmaz, karpuzcudan müteahhitler türe(Karpuzcu müteahhit Kazım Karabekir Mahallesi Cami yan sokakta bina yaparken 2. Kat aşamasında 2 kere çöktü),bina yapar, size de yıkmak düşer. Kızı gönlüne bırakırsanız ya davulcuya ya zurnacıya örneği.
Bu yasaları en katı şekliyle uygulamak arzusunda olanlara göre karşı görüş belirtmek, eleştirmek tam bir provokatörlük! Eleştirmek gerekiyorsa da bu yasayı kendilerinin eleştirmeleri gerek.
Bu yasa o kadar çok haksızlıklar doğurmaya aday ki
En basitinden,adamın yeni yapılmış binasını yıkacaksın,olmadı başka bir yere göndereceksin, o da olmadı daha küçük bir daire vereceksin,olmadı şerefiye farkı,ilçe,mahalle şerefiye farkı gözetmeyeceksin,mahkemeye baş vurup hakkını arayamayacaksın…Hangi birini sayalım!...
Sapla saman birbirine karıştırılıyor.
Kentsel Dönüşümün yıkıcılığına, yerinden etmeye, hak gasplarına karşı çıkmak başka, insanca yaşanacak binalar, yaşam alanları talep etmek başka şey.
Bu uyduruk, çürük yapılarda yaşamak kimsenin kaderi değil. Bu binalar devletin gözü önünde yapılırken ses çıkarılmamış,şimdi vatandaş suçlanıyor... Sanki devlet bunlar yapılırken yokmuş davet üzerine sonradan gelmiş, bir de bakmış ki ne görsün her şey arapsaçı imiş gibi anlatılıyor!
 Nasıl uygulanacağının bir standardı olmayan, belirsizliklerin henüz hakim olduğu uygulama olacak!
Kimsenin henüz kafası bu konuda net değil. Henüz yönetmelik de çıkmamış. Kafalar bu yüzden daha da karışık.
Her yerde farklı uygulamaların yapılacağı sinyalleri geliyor. Bu nedenle lokal olarak iyi uygulamaların söz konusu olabileceği gibi baştan sona haksız uygulamaların da kötü örneklerini görmek ziyadesiyle mümkün olacak.
 Sulukule örneği.
Odalar biz mahkemeye veriyorlar,engelliyorlar,dendi.
İdris Atabay, odaların engelleyici girişimlerinden, kendilerini mahkemeye verdiklerinden yakındı.
Odaların haklı çıkıp çıkmamaları önemli değil, engel olmaları önemseniyor. Nitekim Sulukule için mahkemeden durdurma kararı çıktı. Daha önce tarihi dokunun gözetilmediğine dair v.s karar çıkıştı.
 Kentsel Dönüşüm ‘iç göç’ başlattı!
Sulukule’yi gelin görün, denildi.
Sulukule’lilerin sürgün yeri Taşoluk’un o kadar kötü bir yer olmadığı söylendi. Apartmanda oturma şansları olduğu, kiracıların da daire sahibi olduklarından dem vuruldu.
Sürgün edilip kovulan bu Roman vatandaşların, şimdi de orada 100 TL’lik taksidi ödeyecek iş ve iş güvencesi var mı? Hiç umurlarında değil!  Bırakın taksidi diğer apartman giderlerini ödeyemiyorlar.
Sulukule ile ilgili gazete haberine göre : ‘Şehir Plancısı Yrd. Doç. Dr. Erbatur Çavuşoğlu, bitmek üzere olan ‘Osmanlı Evleri’ için ise “Mahallelinin bunların içinde yaşaması mümkün değil. Onların planında 5 yıldızlı otel ve AVM var, bizimkindeortak lokanta ve Roman kültür merkezi” dedi. 
İngiliz Sosyal Bilimci Profesör David Harvey “Sermaye bir bölgeyi değerlendirdiği zaman oradan insanları kovar”diyor.
Burada asıl soru şudur: ‘Sulukule kimin için dönüşüyor?’
Bunu Fatih Belediyesi Başkanı Mustafa Demir cevaplıyor: ‘İnsanlar barakalarda yaşıyorlardı. Bu insanlara aynı şartlarda ev yapmanın anlamlı olmadığını düşündük.’Radikal 19.06.2012
Ardından bir mahkeme kararı daha.
‘Sulukule`nin ardından Fener-Balat-Ayvansaray projesine de iptal kararı: Mahkeme, bölgenin kentsel sit alanı içinde kaldığı, kültür mirası niteliğinde olan yıkımların öngörüldüğü ve projenin şehircilik kurallarına aykırı olduğu ve hukuka aykırılığı bulunduğu gerekçeleriyle projenin iptaline karar verdi. Fener Balat Ayvansaray Derneği 5366 sayılı yasakapsamında projenin iptal edilmesi istemiyle dava açmıştı.’ 20.06.2012 soL 
Burada niyet çok önemli… Soylulaştırma! Tarihi dokuyu ortadan kaldırarak 500 yıllık–1000 yıllık tarihi geçmişi olan asıl sahiplerini yerinden et! Onlara layık değil!
Taşoluk şehir dışı, gözden uzak, sürgün yeri! Ayıbı halının altına süpürmek gibi bir şey.
Taşoluk daki aynı binayı neden Sulukule’de yapıp bu insanların mülkiyet haklarına saygılı olmadınız? Neden tarihi bir lokasyonu arındırmaya uğrattınız, şeklini değiştirdiniz? Soylulaşma ile yerinden ettiniz, ediyorsunuz?
Babaoğlu, Oruç Reis Mahallesi’ndeki çalışmasının yerinde dönüşüm için bir örnek olması itibariyle sadece bu yanıyla, ben de yerinde buluyorum. Zaten bunu konuşurken kendileri de ifade ettiler. Mahallelinin en büyük arzusu ve isteğinin bu olduğunu söyledi.
Kent planlarına, koruyucu hekimlik gözüyle baktıklarını söyleyen İdris Atabay’ın Bayrampaşa Cezaevi’nin tarihi, kültürel geçmişini bir kalemde silip oraya kentsel Dönüşümün ‘güzel bir örneğini’ verecek olmalarına ne demeli bilemiyorum.
Kentsel Dönüşümün en çarpıcı yanının itirafı… Kentsel Dönüşümden anlaşılması gereken: `Aramıza bariyer koyun`
Oruç Reis Mahallesi`nde yapılan konutlar için gelen taleplerden birinin de; bariyer talebi olduğunu belirten Babaoğlu devamla, burada oturmak isteyecek olan üst gelir grubunun yani zenginlerin alt gelir grubu yani yoksul vatandaşlarla yüz yüze gelmek istemedikleri için `Araya bariyer koyun. Öbür vatandaş benden uzak dursun` dediklerini anlattı. Bu talebi reddettiklerini ama bu isteğin de haklı olduğunu söyledi. Katılımcıların genelinin onayladıkları dikkatten kaçmadı. Kentsel Dönüşümün ruhunun özeti gibi…
Kentsel Dönüşüm Yasasından önce girişimde bulunduk. Haklı yerdeyiz.
Esenler Belediye Başkan Yardımcısı B.Babaoğlu bir slâyt sunumu yaptı. Resim şöyle:
Vatandaş binasının cephesini yenilemiş, kaçak kat atmış ve içi inşaat halinde. Bunu fırsatçılık olarak değerlendiriyor. Soru sormaya fırsatımız olmadı. Bu soruyu hep soruyorum ama kimseden net bir yanıt,daha doğrusu bir cevap alamadık. Eşit iki parselden birinde 2 kat var ve içinde 2 aile oturuyor, diğerinde 4 kat var ve 4 aile oturuyor. Parsel değerleri yaklaşık aynı fiyat olan her iki parsel içindeki binalar için anladığım kadarıyla aynı kriterler ile uygulama yapılıyor. Esenler’de yanılmıyorsam arsaların değeri 450-500 bin TL, belki daha fazladır. Arsasını satsa vatandaş 2 katlı bina için tek daire başına 200-250 bin TL koyacak,4 katlı için ise 100-125 bin TL koyacak. Bir de 7 -9 katlı olanları düşünün. Onlar da 50-60-70 bin Tl alacaklar.
Bülent Beye göre bu illegal yapı sahipleri tam bir fırsatçı.
Bu parsellerde bulunan binalar parsel değeri artı enkaz değeri mi esas alınıyor? Yoksa her daire için tek tek bir değer mi belirleniyor? Bu haksızlık değil mi peki?
Her parselin imar hakkı kadar daire sahibi olduğu kabulünden yola çıkılmadığı sürece tabi slayta konu adam fırsatçı oluyor bu durumda. Bu nasıl saçmalık?
Bir kere daire boş olmayacak, içinde 3 yıl oturuyor olma koşulu var.
 Türkiye’de garip bir yaklaşım var. Önce sorun haline,yani kangren haline gelmesine neden ol. Sonra çözüm bulmaya çalış. Çünkü vatandaş yapmışsa vatandaş suçludur. Bunun da hemen önüne geçmek için şu argümanı öne sürüyorlar. Şehirler canlı bir organizmaya benzer. Bu genel doğru… Zaman zaman eskiyen kent yenilenebilir. Bu da doğru… Bu binaların hiçbir işlemden geçmemiş midye kabuklu kumdan yapılmasına, hurda demir kullanılmasına, yapı standardı getirilmemesine, isteyenin istediği gibi bina yapmasına, denetlenmemesine seyirci kalmaya ne demelidir?
Öngörülemeyen göç deniyor… Göç öngörülememiş. Siz sanayiyi, hizmet sektörünü kurduğunuzda meydana gelecek göç öngörülemez miydi?
Bizim uygulamamız doğru… Her yerde farklı uygulama olacağı anlaşılıyor.
Kiracılara, Afet Yasası’nın ilgili maddesince, kira yardımı yapılabilir, denmesine rağmen hiçbir hak tanımamaya yemin etmiş olan Babaoğlu Oruç Reis Mahallesi’deki uygulamada kesinlikle kiracılara bir hak tanımayacaklarını açıkladı.
Hatalarıyla, genel olarak Esenler Belediyesi’nin, Babaoğlu’nun anlatıları çerçevesinde olan Oruç Reis Mahallesi’ndeki lokal uygulaması mantıklı gibi görünüyor.
Bu nedenle her yerde aynısının uygulanacağını sanmak! Uygulamaya geçildikçe arapsaçına dönecek!
Her yerde farklı uygulama var. Her ilçede farklı uygulamalar olacak. Bunlar kimi yerde haklı kimi yerde haksız uygulamalar olarak karşımıza çıkacak.
Kimse yerinden oynamak istemiyor.
Babaoğlu mahallelinin kendilerinde  ısrarla `Esenler`den taşınmak istemiyoruz. Mümkünse Oruç Reis Mahallesi`nden hiç çıkmak istemiyoruz`  dediklerinin altını çizdi.
21.06.2012

Bilmem, bizim Niyazi`yi tanır mısınız?




Herkesin yakınında olan bir Niyazi mutlaka vardır. Yoksa bile bu Niyazi bizim hayatımıza çokça girmiştir.
Nasıl?
Çocukluğumda bu Niyazi’yi hep merak eder ama bir türlü tanıma fırsatı bulamazdım. Yazıklanacak bir şey oldu mu ‘Ne şehittir ne gazi b.ku b.kuna gitti Niyazi! Ya da ‘Ne şehittir ne gazi pisi pisine gitti bizim Niyazi!’ denirdi. Ben de bu Niyazi’yi hep merak ederdim.
Sadece bu mu? Şu ‘Geyik Muhabbeti ‘ni de hep merak etmişimdir. Nerden çıktı bu ‘Geyik Muhabbeti’ diye. Oysa bu geyik muhabbeti de bizim Niyazi’nin eseriymiş.
Şimdi ne oldu da konu oldu?
Şişli-Fulya Mahallesi’nde bir ilkokul var. Yokuşun başında,düzlükte bir yer. Fulya biraz dik yokuşlarıyla anılan,düzlükleri kıt,ulaşımı zor bir yer…
Ben sürekli bu okulun yanından geçerken okulun ismindeki Niyazi’ye takılır acaba bu bizim Niyazi mi diye kendime sorardım? Biraz araştırma yapınca gördüm ki bu bizim Niyazi imiş! Biraz sevinmedim değil. Yıllarca merak ettiğim,aradığım Niyazi’ye nihayet kavuşmuştum. Sanki kırk yıllık dost imiş gibi birbirimize sarılıp hasret giderdik.
Ya işte böyle! Meğer bizim Niyazi Resneli imiş! Hey gidi hey!
Size kadim dostum Niyazi’yi tanıtacağım.
Resne,Makedonya’nın  güneybatısında bir yer.14.yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiş,1912-13 yıllarına kadar Osmanlı sınırları içinde kalmış.
1900 yıllar Osmanlı açısından bu bölge sıkıntılıdır. 1906 da Selanik’te ‘Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ gizlice kurulur. Avrupa’daki özgürlük hareketlerinden etkilenen bu hareket ivme kazanarak daha sonra adını ‘Osmanlı Terakki (İlerleme) ve İttihat(Birlik) Cemiyeti’ alır.
Harbiyeli Resneli Niyazi,Yunan savaşlarında gösterdiği başarıdan dolayı Enver Paşa tarafından kaydı yapılır. 1908 Jöntürk Devrimin kahramanlarından biridir. 1908’de Abdulhamit’in baskı düzenine isyan edip ‘Hürriyet,Eşitlik,Adalet,Kardeşlik’ şiarıyla dağa çıkar. ’Hürriyet Kahramanı’ ilan edilir. Bu sırada Abdulhamit yeniden meşrutiyet ilan eder ve Kanuni Esasi’yi devreye sokar. Balkan Dağlarındaki bu isyan ile ünlenen Resneli Niyazi,meşrutiyetten sonra adına marşlar,şarkılar yazılıp bestelenir.



Geyik Muhabbeti
 Bu arada Resneli Niyazi’nin dağda iken arkadaş olduğu ve yanından ayırmadığı geyiği ile geldiği, 31 Mart Olayı’nda,Harekat Ordusu ile İstanbul’a gelir ve bu olayın en önünde yer alanlar arasında olur.  Bu geyik İstanbul’da rahatça gezinmekte ve günün konusu haline gelmekte,gazeteler de bunu yazmaktadır. Asıl konu bir yana bırakılmış bütün dikkatler bu geyik üzerinde toplanmıştır. Denilebilir ki geyik,Resneli Niyazi’den daha çok ünlenmiştir. Ve böylece ‘Geyik Muhabbeti’ doğmuştur. Bugün bu ‘Geyik Muhabbeti’ kadar Resneli Niyazi’yi tanıyan var mıdır?
Ne Şehittir Ne Gazi B.ku B.kuna Gitti Bizim Niyazi.
Ne İsa’ya Ne Musa’ya yaranamamak Durumu…
Abdulhamit’in sıkı muhalifi,’Vatan Fedaisi’,’Hürriyet Kahramanı’  olan Resneli Niyazi Bey memleketine dönüp elini eteğini siyasetten çekip,çiftçilikle uğraşmayı yeğler. Balkan Savaşı onu tekrar asli işinin başına dönmesine sebep olur. Savaştan sonra memleketine döner. Fakat daha memleketine dönemeden,İttihat ve Terakki Fıkrası’nca  İstanbul’a davet edilmek üzere gönderilen8 kişilik bir grup içinden  ‘koruma’ olduğu söylenen biri tarafından Arnavutluk’un Avlonya limanında öldürüldüğünde tarih 17 Nisan 1913’ü gösterir. Bunun üzerine ‘Ne Şehittir Ne Gazi B.ku B.kuna Gitti Niyazi!’ denmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Kimi yerde pisi pisine,kimi yerde bok yoluna şekilinde de söylenir.

13.06.2012

Kentsel Dönüşüm Yasası, Doğal Afet gibi! Sorular Cevaplar

Afet Yasası, Doğal Afet gibi!

ÂFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN  İLE İLGİLİ EN ÇOK SORULACAK SORULAR VE MADDELERLE İLGİLİ ELEŞTİRİLER


Evsizleşmeye hoş geldiniz.

Şehir merkezleri çok değerlendi. Büyük inşaat şirketleri için büyük rant alanları oluştu. Kenti yenilemek adına kutsal bir görev üstlendiler. Vatandaşın canını depremden kurtarmak adına onları evsizleştiriyorlar. Siyasi kaygı gütmeyeceklermiş!...Brezilya ve Meksika bunu yapamadığını yapacaklarmış!


Hukukun üstünlüğü lafta kaldı. Hukukun üstünde bir yasa… İtiraz yok!
İnsan hakları ihlali…Anayasal haklar ihlali…
Doğal bir afet gibi…Siyasal bir afet …
Depremden daha deprem…
Depremde çaresizdiniz,şimdi yüz kere çaresiz kalacaksınız.
Asıl çözümün muhatabı yerel yönetimler devre dışı bırakılarak,valiler yetkili kılındı.
Her yere uygulanabilecek,her yer risk alanı olabilecek bir anlayışta…
Risk,bir alan olarak tanımlanmış.
İtiraz yok! İtiraz edene hapis yolu…
Dava açma hakkı ortadan kaldırılıyor.
Binada risk olmasa da ‘uygulama bütünlüğü’ çerçevesinde yeni binanız yıkılacak
Rezerv alanları denilerek yağmanın,talanın önü açılacak
Anayasal haklar Barınma hakkı,konut dokunulmazlığı yok olacak.

Şehir dışına marş marş!
Sizi şehir merkezlerinde görmek istemiyorlar…
Kendi evlerinin yerlerine lüks konut yapılacak olanlar burada oturamayacakları için kenar semtlere sürülecek. Göçeceksiz,gittiğiniz yere borçlanacaksınız! TOKİ veya KİPTAŞ’a borçlanarak yoksulluktan yoksulluk beğeneceksiniz.


Önce evinizin bir röntgeni çekilecek…6.5 büyüklüğündeki bir depreme dayanamayacağı görülürse binanızın yıkılması için bildirimde bulunulacak. Ve sizden yıkım masraflarını kendinizin karşılayarak evinizi yıkmanız istenecek. Bunun için bir süre verilecek,bu süre içinde yıkmazsanız,idare binanızı yıkacak ve masraflarını size ödetecek.

Bu halde bile…Evinizi yıktınız arsaya dönüştü. Sonunda bir araya geldiniz yeniden bina yaptıracaksınız…Öyle kolay değil…Bir sürü sorun,kavga sizi bekliyor…Diyelim ki eviniz şu an 7 kat ama şu an geçerli olan imar uygulamasıyla, yıkıldığında evinizin yerine 5 katlı bina yapılacak. 2 kişi açıkta kalacak. Bu halde olan o kadar çok bina var ki…Bu durumda ne olacak? Belirsizlikler…Belirsizlikler… İçinden çıkılamayacak bir hal alacak.
Müteahhide veremeyeceksiniz,çünkü böyle bir yere müteahhit girmez,kazancı yok. Siz yaptıramayacaksınız,birinizin parası varsa birinizin ki yok. Kredi alacak olsanız,başka bir yerden yeni bir daire almakla eş değer bir kredi almış olacaksınız…Borçlanacaksınız da borçlanacaksınız….Ya hakkınızı üç on paraya birine satıp devredecek ya da borçlanmayı göze alarak bir ömür boyu borç içinde çırpınacaksınız.


Kısaca vatandaşa bir dayatma ile ‘Yapacağın hiçbir şey yok. Bu iradenin önünde boyun eğ,diz çök! ‘ deniliyor. İşin özü bu yasanın hedefi durumunda olanlar yoksullaşacak,evsizleşecek,mülksüzleşecek!

Anayasal bir hak olan barınma hakkını savunmaya ceza verilecek! Yaratılan hukuksuzluk ortamını  hukuksuzluklar dolduracak. Vatandaş çileden çıkacak! Bu yasa ile hukukun önü tıkanacak ve vatandaş çözümü hukuk dışı yollarda arayacak.

Bu yasa başta Şehir Plancılar Odası tarafından ‘Dönüşüm, anti-demokratik, merkeziyetçi, bilimsel temelden yoksun, Anayasa ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı bir yasa’ olmakla suçlanıyor.

Bu kadarı mı? Diyenleriniz çıkacaktır. Biz daha fazlası diyoruz. Daha fazlasına tanık olmaya hazırlanın!...
Afet Yasası ile ilgili Sorular-Cevaplar-Eleştiriler

Soru-Bu Kanun’un uygulanmasında; bakanlık denilince hangi bakanlık,idare denilince hangi kuruluşlar ilgilidir?
Cevap- MADDE 2- (1) a) Bakanlık: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı,b) İdare: Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeleri, bu sınırlar dışında il özel idarelerini, büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerini ve Bakanlık tarafından görevlendirilmesi hâlinde büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerini…
Madde Eleştirisi: ‘Yetkinin genel olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmesi, yerleşmelerin asıl sorumlusu olan yerel yönetimleri devre dışı bırakacak…’ ‘Tasarı ile Bakanlığa tanınan yetkiler, belediyeleri kentlerinde yetkisiz bırakacak, görevlerini yerine getirmelerini engelleyecek, halk ile belediye, belediye ile bakanlık karşı karşıya gelecektir.   ‘
Soru- Bu Kanun’un uygulanmasına,kapsamına giren alanlar hangileridir?
Cevap-c) Rezerv yapı alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek olan uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdare’nin talebine bağlı olarak veya re’sen Bakanlık’ça yapılacak olan teklif üzerine Bakanlar Kurulu’nca belirlenen alanları,
ç) Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yolaçma riski taşıyan ve Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından belirlenerek Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu’nca kararlaştırılan alanı,
d) Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında ekonomik ömrünü tamamlamış, yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tesbit edilen yapıyı…
Madde Eleştirisi: ‘Kamunun elinde kalan son araziler de elden çıkarılacak, kamusal fakirleşme yeni bir boyut kazanacak…’
Soru-Binanınız hakkında tespit başvurusu yapmaz iseniz ne olur?
Cevap-Tesbit, taşınmaz devri ve tescil MADDE 3- (1) Riskli yapılar, İdare’ce tesbit edilir ve Bakanlığa bildirilir. Bu tesbit büyükşehirlerde büyükşehir belediyesince bizzat veya ilçe belediyeleri aracılığıyla yapılır veya yaptırılır. Bakanlık,belirlediği alanlardaki riskli yapıların tesbitini süre vererek TOKİ’den ve İdare’den isteyebilir. Verilen süre içinde bu tesbitler yapılamadığı takdirde, Bakanlık’ça yapılır veya yaptırılır.
Soru-Riskli yapılar tespit tarihinden kaç gün sonra tapu müdürlüğüne bildirilir? Kim bildirecek?
Cevap-(2) Riskli yapılar, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmek üzere, tesbit tarihinden itibaren en geç on iş günü içinde Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir; tapu kütüğüne işlenen belirtmeler hakkında, tapu müdürlüğünce aynî ve şahsî hak sahiplerine bilgi verilir.

Soru-Riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarındaki Hazine’ye ait yerlerin durumu nedir?
Cevap-(3) Riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında olup Hazine’nin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan ……………. bulunan yerler için Millî Savunma Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak Maliye Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile; kamu idarelerine tahsisli olmayanlar ise, Maliye Bakanlığı’nca ilgili kamu idaresinin görüşü alınarak Bakanlığa tahsis edilir veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdare’ye bedelsiz olarak devredilebilir.
Madde Eleştirisi: ‘Tasarının yasalaşmasıyla kamunun elinde kalan son araziler de elden çıkarılacak, kamusal fakirleşme yeni bir boyut kazanacaktır. ‘

Soru-Kamu alanları nasıl etkilenecek?
Cevap-4) Hazine dışındaki kamu idarelerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar, bu Kanunun amaçları çerçevesinde kullanılmak üzere mâliki olan kamu idarelerinin görüşü alınarak Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıylaBakanlığa tahsis edilerek tasarrufuna bırakılır veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsiz olarak devredilebilir. Bu Kanuna göre uygulamada bulunulan alanlarda yer alan tescil dışı alanlar, tapuda Hazine adına tescil edildikten sonra Bakanlığa tahsis edilerek tasarrufuna bırakılır veya Bakanlığın talebi üzerine TOKİ’ye ve İdareye bedelsizolarak devredilebilir.

Madde Eleştirisi: ‘Tasarı içine özenle zerk edilen düzenlemelerle, kentlerimizin rantı yükselen merkezi bölgelerindekikamu tesislerine yönelik talan süreci de hızlandırılmış olacaktır. ‘ ‘Hazine dışındaki kamu kurumlarına ait taşınmazların da, üstelik bu alanların riskli alanda olma koşulu da aranmadan Bakanlığa tahsis edilmesiyle, kentlerin rantı yükselen merkezi bölgelerindeki kamu tesislerine (okul, hastane vb.) yönelik talan süreci hız kazanacak..’

Soru-Tahsis ve devir edilen 3 yıl içinde maksadına uygun olarak kullanılmazsa ne olur?
Cevap-(5) Tahsis ve devir tarihinden itibaren üç yıl içinde ve gerekli görülen hâllerde Bakanlığın talebi üzerine Maliye Bakanlığı’nca uzatılan süre içinde maksadına uygun olarak kullanılmadığı Bakanlık’ça tesbit edilen taşınmazlar, bedelsiz olarak ve re’sen tapuda Hazine adına tescil edilir veya eski mâliki olan kamu idaresine tekrar devredilir.

Soru-Meralar da tehdit altında mıdır?
Cevap-(6) 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamında olup riskli alanlarda ve riskli yapılarda yaşayanların nakledilmesi için Bakanlıkça ihtiyaç duyulan taşınmazlar, 4342 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendindeki alanlardan sayılarak, tahsis amaçları aynı maddeye göre değiştirilip tapuda Hazine adına tescil edilir; butaşınmazlar hakkında bu Kanuna göre uygulamada bulunulur.
Madde Eleştirisi: ‘Üzerinde yapılaşma olmayan ve bu yönüyle afet açısından herhangi bir risk taşıma olasılığı bulunmayan mera alanlarının devrini ve satışını kolaylaştıran bu düzenleme ile ülkemiz hayvancılığının ve korunması gereken doğal değerlerimizin ağır bir darbe daha almasının, geniş çaplı yeni bir talanın önü açılmaktadır. ‘

Soru-Yeni binalar da bu yasa ile tehdit altında mıdır? Bu kanun kapsamında değerlendirilerek aynı akıbete uğrayacak mı?
Cevap-(7) Bu Kanunun uygulanması için belirlenen alanların sınırları içinde olup riskli yapılar dışında kalan diğer yapılardan uygulama bütünlüğü bakımından Bakanlıkça gerekli görülenler de bu Kanun hükümlerine tâbi olur.
Madde Eleştirisi: ’Böylesi bir düzenleme, güvenli, risk taşımayan yapılarda oturan, “benim yapım risk taşımıyor, güvendeyim” düşüncesine sahip olan kişilerin hukuksal güvencelerini, barınma haklarını, konut dokunulmazlığını, belirsizlik taşıyan “uygulama bütünlüğü” kavramı ardına gizlenerek, ortadan kaldıran yanlarıyla Anayasaya aykırıdır. ‘

Soru- TOKİ veya İdare her türlü imar ve yapılaşma işlemlerini geçici olarak durdurabilir mi?
Cevap-Tasarrufların kısıtlanması MADDE 4- (1) Bakanlık veya uygulamayı yürütmesi hâlinde TOKİ veya İdare, riskli alanlarda, riskli yapıların bulunduğu taşınmazlarda ve rezerv yapı alanlarında bu Kanun kapsamındaki proje ve uygulamalar süresince her türlü imar ve yapılaşma işlemlerini
Özür dileriz,bir hatadan dolayı yazının tamamını yayınlayamıyoruz!
Anlayışla karşıladığınız için teşekkürler...
Yazının tamamı http://haybergursoy.blogspot.com/2012/06/afet-yasas-dogal-afet-gibi-sorular.html

Yönetici İkiyüzlülüğü

Yönetici İkiyüzlülüğü!
Böyle bir başlık niye? Duyduğum,gözlemlediğim olaylar,bir iş için insanların nelere katlandıkları,onurlarının,kişiliklerinin nasıl örselendiği,ayaklar altına alındığını,bunun onlarda nasıl bir travmaya yol açtığıdır.
Çocuklarımızın okumasını,iyi bir eğitim görmesini istiyoruz,önemsiyoruz.
Okumak,eğitim almak için sadece kişinin maddi durumunun iyi olması yetmiyor. Eğitim alacak kişinin bu hevesi,bu heyecanı sürdürmesi için sosyal çevrenin de buna uygun olması gerekiyor.
İlköğretimden sonra çocuklar için kritik aşama… Çocuklarınızda okumaya karşı bir isteksizlik,bir alerji varsa çevrenizi sorgulamanızda,yer değiştirmeniz gerektiği konusunda karar verme zamanı gelmiş demektir.
Okumanın işle ilişkisine değineceğim.
Yaygın bir işsizlik var.
Böyle bir ortamda iş bulacak adayların kıyasıya birbirleriyle yarış içinde olmaları daha da trajik… Bir arkanız,dayınız,adınıza iş için ‘hamili kart yakınımdır’ yazacak bir siyasi,bir bürokrat v.s yoksa  torpiliniz olmadığı için yüzde elli şansızlıkla,belki daha fazla,belki de hiç şansınız olmadan çaldığınız kapılardan eli boş döneceksiniz.
Gelelim gerçek  hikayeye… İsim,kurum vermeden…
Melda bir işe girecektir ama  gireceği işyerinde diğer bir kişi Serpil’de işinden olacaktır.
Melda yurt içinde çok iyi derecelerle eğitim gördü,bunu yurt dışında master yaparak taçlandırdı.  İki üç dil biliyor,donanımlı,birikimli. Heyecanla ülkesine döndü,ülkenin yararını da düşünerek çok iyi bir işte çalışmayı umut ediyor. Anne baba daha heyecanlı. Yıllardır harcadıkları emeklerinin karşılığını almak istiyorlar.
İş başvurusu için kolları sıvadı. Eşe dosta haber verdi. CV’ler doldurmaya,heyecanla telefon beklemeye başladı.
Günün birinde şans yüzünüze güldü. Bir yakını Melda’yı bir marka şirket yöneticisine önerdi. Yönetici arkadaşını kırmamak adına kabul etti. ‘Bir deneyelim’ dedi.
Arkasından yakını Melda’yı  aradı.
-Melda yarın şu saatte,şu kişiyi görüşüp işe başlıyorsun.
Melda’nın kendine güveni tamdı. Ertesi gün sevinç içinde giyindi kuşandı,şirket yöneticilerinin önünde ‘ifade verip’,sorgudan geçtikten sonra işe başladı. Ama iş deneyimi  yoktu,çünkü yeni mezun olmuştu. Böyle bir yerde çalışmadan nasıl deneyim sahibi olacaktı? Bir eksi ile işe başlamış oldu.
 Melda’yı eşit olmayan şartlarda,halen çalışmakta olan,işin inceliklerini iyi bilen,deneyimli Serpil  ile teste tabi tutulacaktı. Hangisi işi iyi yapıyorsa birisi gidip birisi kalacaktı. Bundan ne Melda’nın  ne halen çalışmakta olan Serpil’in haberi  yoktu. Ama karşılaştıklarında Serpil’in içine işini kaybetme korkusu düşmüştü. O korku onu kahrediyordu. Kapıya konulacak olursam,diye düşünen Serpil türlü türlü mobinge (duygusal taciz) maruz kalmış,ekmeğinin hatırı için sesini çıkarmamıştı.Tacizlere uğramış,deyim yerinde ise ‘kan kusmuş kızılcık şerbeti içtim’ demiştir. Küfürler,hakaretler…
Serpil kendisinden çok daha beceriksiz,yeteneksizlerin hiçbir iş yapmadıkları halde işten kovulmadıklarına tanık olmuştur. Onların arkaları güçlüdür çünkü. İş ilişkileri Sepil’in gözünde  dejenere olmuş,yozlaşmıştır. Serpil’de alışır,zamanla kanıksar. Şirketin adam kayırma,kollama,ayak oyunlarını iyi bilir. Üç maymunu oynar.
Günün birinde yanına kendinden daha iyi eğitimli biri,yani Melda  gelip oturunca halen çalışmakta olan Sepil tedirgin oldu. İşini sevmekte,iyi yapmaktadır. Maaşı da üstelik düşük,yanına oturan Melda’nın  neredeyse yarısı kadardır. ‘Keşke ben de okusaydım. Ne büyük eşeklik yapmışım okumamakla!’ diye iç geçirir,pişmanlığını arkadaşlarına söyler. Kafasına vurur. İşinden olacağı endişesi hakim olur.
Yönetici her ikisine de birbirinden habersiz aynı işi verir. Bir süre sonra çalışmayı değerlendirmek üzere iş yöneticinin önüne gelir. Yönetici her ikisine de dikkatlice bakar. Büyük üniversiteler bitirmiş kişinin yaptığı iş,Serpil’in yaptığı işle aynıdır,hatta daha düşük bir performansa sahiptir. Bu koşulda Melda’dan daha iyi bir iş nasıl beklenir. Ya da Serpil’in suçu nedir?
Yönetici, Serpil ile kıyaslar. Melda’yı küçümsemeler,aşağılamalar. Sanki Melda’nın mezun olduğu üniversite, marka şirketin çalışma düzenine göre eğitim vermiştir!
Sonunda Melda’yı Halkla İlişkiler’e gönderir. Talimatını verir.  Melda’nın iş sevinci bir hafta sürer. Melda’nın kendine güveni kaybolur. Melda’ya bir şans,bir adaptasyon süreci verilmemiştir. Eğitimi ile pratiği yani uygulama fırsatı verilmemiştir.
-Piyasanın kuralları bu. İşverenin işi bu değil,diyenleri duyuyor gibiyim.İyi olmak zorundasın,en iyisi olacaksın,diyenler sizce Melda bu fırsatı nerede bulacak?
İnsana yatırım yapmayan anlayışla iş yönetenlerin gidecekleri yerde bellidir.
Ertesi gün Melda’nın ‘toz’ olduğunu gören Serpil rahatlar. ‘Okuyup da ne olacak? Okuyanın hali ortada. İyi ki okumamışım! Okusaydım ben de böyle olacaktım.’Arkadaşlarına bunları söyler.  Büyük bir olasılıkla Serpil’in çocukları da okumayacaktır. Okumaya karşı böyle bir yargı gelişir. Bu ve bunun gibi maganda yöneticiler,böyle genç insanların iş umutlarıyla,duygularıylaoynayıp,kendilerine olan özgüvenlerini yitirmelerine neden oluyorlar. İhtiyacın yoksa neden çağırıyorsun?
O zaman bu çocuklar niçin okusun? En iyi eğitim verilen eğitim müessesesi senin özel ine göre eğitim veremeyeceğine göre,bunun birkaç aylık bir uygulama,pratik görmesi gerekir.  Ben vermem kim verecek?
Ondan sonra okumaya karşı ilgisizlik,önyargılar,karşı duruşlar,yakınmalar…..Bir de eleman yok iki yüzlülüğü!
Artık siz ayıklayın pirincin taşını. 
 Siz televizyonlarda büyük büyük laflar eden işadamları,siyasetçilerin sözlerini dinlerken bir kez daha düşünün.
-Yetişmiş elaman açığı var! Yetişmiş eleman bulamıyoruz! Yalanları gırıla gider.
Siz,bu örnekten yola çıkılmaz,bir iş yerinde olmuştur,v.s diye geçiştirirsiniz ama daha kötüleri daha yaygın…
Şimdi siz çocuğunuzdan okumasını isteyin… Cevap verin!
Değerler böyle heba olup giderken bir aklıevel de sizin ‘bilmediğiniz!’  bir şeyi söyler
-Eee,ne yapacaksınız şartlar böyle. Hayat acımasız!

10.08.2011

KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNDE KİRACININ DURUMU


Başa gelmeyince…
Müteahhit K,bina sahibi A ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıyor….Yapıyor yapmasına ama kiracılar unutuluyor. İşte dananın kuyruğu burada kopuyor. Bu unuttukları konu başlarına dert açıyor.
Neden mi?
Evin sağlıksız,oturulamayacak derecede yıpranmış olmasından şikayetle evi tahliye etmeye hazırlanan  ama düşük kira bedeli ile oturmaya devam eden,7 yıl aynı binada kiracı olan 2 aile binanın kat karşılığı verildiğini duyunca müteahhit K’nın karşısına dikiliyorlar. Müteahhit K ise onları bina sahibine yöneltiyor. Kiracılar yıllık kira bedellerini,taşınma giderlerini,emlak komisyon ücretlerini peşin istiyor ve kesinlikle geri adım atmıyorlar. Bina sahibi A ise daha önce çıkmak isteyen kiracıları sözleşme yapmadan önce elini çabuk tutup çıkmalarına yardımcı olmadığı için hayıflanıyor. Zaten parası olmayan emekli bina sahibi A,altınlarını satmak istiyor ama yetmiyor. Bir süre sonra bu talepleri karşılayamayacağını anlayınca vazgeçiyor. Tahliye davası açmayı düşünüyor. Bunu başından düşünmediği için  hem zaman kaybediyor hem kira gelirlerinden mahrum kalıyor.
1-Kısaca bina sahibi kiracıların tahliyesi ile yükümlüdür.
2-Kiracıyı ancak mahkeme yolu ile çıkarabilirsiniz…
Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde taraf olmayan üçüncü kişi kiracılardır. Ancak 6570 sayılı kanuna göre yeniden inşaat yapacak olan bina sahibi,kiracısına haklı olarak tahliye davası açabilir. Zaten sorun da buradan itibaren başlıyor. Tahliye davası 1 yıl ve daha uzun sürebiliyor. Tahliye davası bitene kadar da  kiracı kiralayan hukuku devam eder. Kat karşılığı inşaat başlangıç süresi de kiracılar binayı tahliye ettikten sonra başlamaktadır.
Kiralayan ile kiracı arasında bir sözleşme varsa bu her iki tarafı da yükümlülük altına sokmaktadır.
Kiracının hakkı nedir? 6570 sayılı kanun 7 madde ç bendi; ç) Gayrimenkulü yeniden inşa veya imar maksadiyle esaslı bir surette tamir, tevsi veya tadil için ve ameliye esnasında içinde ikamet veya iştigal mümkün olmadığı fennen anlaşıldığı takdirde kira akdinin hitamında,
15. madde;Kiralayan 7 nci maddenin ç fıkrasına göre tahliye edilen gayrimenkuller eski hali ile, mücbir sebepler olmadıkça üç sene müddetle başkasına kiraya verilemez.
Bina yeniden yapıldıktan sonra,yukarıda görüldüğü gibi kiralanacak olan konut 3 yıl müddetle bir başkasına kiraya verilemez.  Öncelik eski kiracıya aittir. 6570 sayılı yasaya göre kiracı değişen koşullar nedeniyle yeni belirlenen kira karşılığında kiralama hakkı vardır. Ama piyasada bunun pek uygulanmadığını  görüyoruz. Kiracı isterse hakkını arayabilir. Bu 15. Maddeye uymayanları ise 16 madde uyarınca hapis beklemektedir. 16.madde;Hava parası olarak veyahut her ne nam ve suretle olursa olsun bu kanuna göre taayyün eden kira bedelinden fazla para alanlar, bunlar namına hareket edenler veya bunlara tavassut edenlere 15 inci madde hükmüne aykırı hareket edenler hakkında altı aydan bir seneye kadar hapis ve üç yıllık kira bedeli tutarınca adli para cezası hükmolunur. Mükerrirler hakkında bu cezalar bir misli artırılır.
08.05.2012

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var