30 Mart 2012 Cuma

1980'lerden Bugüne. Şişli'de Bir Kitap Satıcısı: Fevzi Çolak

‘Bedelini ödeyerek öğreneceksin.’

Ortaokul mezunu görmüş geçirmiş seyyar bir kitap satıcısı,Erzincanlı Fevzi Çolak filozofik bir konuşma tarzıyla anlatıyor.
’62 yaşındayım,25 yıldır kitap satıyorum. Türkiye’yi il il gezdim. 81 ilini de iyi bilirim. Gitmediğim yer kalmadı. Feriköy’de oturuyorum.
'Bizim işimiz 1980'li yıllarda revaçta olan bir işti. Benim hikayem de böyle başladı.'
‘Eskişehir yolu üzerinde Çayır ve Mera Müdürlüğü var. Serbest biriydim. Ekmek param için çalmayacağım kapı yoktu. Girdim içeri,memurların karşısına geçip kendimi tanıttım..  Çantamda Dünya Klasiklerinin kitap kapaklarından ibaret sunum katalogu vardı. Çıkardım koydum önlerine...Ben satıcıyım,parasına bakarım. Sattığım şey beni ilgilendirmez,diye düşünüyorum. Gencim,aklım bir karış havada. Hanımefendinin biri eline tanıtıcı kitabı aldı sayfaları çevirdi. Tolstoy,Gogol,Dostoyevski, Puşkin,Gorki…Kataloğu bir kenara bıraktı,yüzüme baktı. Bakışı beni sarstı. ’Bu kitapları okuyan, adam gibi adam olur.’ Dedi. Bu laf benim zoruma gitti. ‘Niye,ben adam değil miyim?’ dedim. Kadın yüzüme baktı,bir şey söylemedi. Otele döndüm. Bu kadının lafı kafama takıldı. Niye böyle söyledi? Diye düşündüm. Vedat Türkali’inin Bir Gün Tek Başına ile okumaya başladım,Tolstoy,Gogol,Dostoyevski devam ettim. Okumaya başlayınca dünyam değişti,konuşmam,düşünmem değişti,her şeye farklı bakmaya başladım. Okumak insanı bu kadar mı değiştirir...’
‘80’li yıllarda Ankara’ya Sanayi Bakanlığı’na gittim. Kaçak olarak binaya girdim.Çıktığım kat bakanın bir alt katı imiş. İçeri girdim bir bayan tek başına oturuyor, kendimi tanıttım.’Kitap okur musunuz?’ diye sordum.’  Kadın afalladı. Şaşkın bana bakıyor. ‘Ben bu maaşla nasıl kitap okurum?’Dedi. Bu beni çok etkiledi. Çantamdan bir kitap çıkardım,’Al bu kitabı oku,bu benim sana hediyemdir’ dedim. ‘Bir şartla alırım. Ankara’ya her geldiğinde bana uğrayacaksın ’dedi. Tamam,dedim. Her zaman habersiz gittim. Çünkü onun o maaşla bana bir yemek yada benzer bir şey ikram edecek olması beni üzerdi.’
‘Üsküdar’a gittim. Çok yorulmuştum,orada bir çay ocağına girdim. Oturdum,baktım karşımda bir tablo var. Çay ocağının tam üzerinde. Çay buharından tablonun rengi değişmiş. Değerli bir tablo olduğunu fark ettim. Birden aklıma geldi. ‘Hemşerim sana bir Kuranı Kerim versem bu tabloyu bana verir misin?’ ’Tabi,ne demek,bu, Kuran’dan daha mı değerli? Al, senin olsun.’ Diyerek tabloyu hemen çıkarıp bana verdi.’
‘Anadolu’yu gezerken bir Tunceli'ne uğradım. Liseye gitmeden önce telefon ettik. Resim öğretmeni bizi karşıladı. O zaman ressamları anlatan bir kitap satıyorum. Hepsini yanımda gezdiremediğim için elimde bir demo,tanıtıcı bir kitap var,onu sunuyorum. Resim öğretmenine sundum,parası o an olmadığı için 10 gün sonra gel,20’sini veririm 100’ünü de sonra veririm,dedi. Benden tanıtıcı kitabı istedi. Ne yapacaksın,bu tek başına işine yaramaz,dedim,o da çocuğuna vereceğini söyledi.  İçimden gelmeyerek verdim. İlçeleri dolaştıktan sonra tekrar yanına geldim. Konuşurken bir bardak su istedim,o da mutfağın yolunu gösterdi. Mutfağa gittiğimde verdiğim kitabın demlik altı olarak kullanıldığını gördüm. İçim cızz etti. Kitabı alıp çantama koydum. Biraz sonra o da mutfağa gitti,döndüğünde,orada bir kitap olduğunu ama şimdi orada olmadığını söyledi. Ben aldım,dedim.Bu senin işine yaramaz. Sen bunun kıymetini bilmiyorsun. Bilsen,demlik altı olarak kullanmazsın! Bu ne senin ne benim işime yarar,dedim. Sonra kitabın sayfalarını çevirip Van Gogh’un bir tablosunu gösterdim. Sen bu resimden bir şey anlıyor musun?diye sordum. Bir şey anlamadığını söyledi. Anlayamazsın,anlasaydın,bu kitabın yerini bilirdin.’
‘Bedel ödemeden öğrenmeyeceksin. Öyle kolaycılık yok. Ben bu bilgiyi bir bedel ödeyerek öğrenmişim. Ben bunun hamallığını yapacağım,senin bir çaban olmayacak!Yok böyle bir şey. Türkiye’de bilgi hamallığı var. Birisi öğrensin bana anlatsın. Ne güzel! Kendin çaba harcamayacaksın,ondan sonra sormayan,sorgulamayan,söylenen her şeyi kabul eden insan tipi ortaya çıkıyor.

‘Şimdiye bakınca keşke okumasaydım. Okumasaydım da  kahrolmasaydım,diyorum’
‘İnsan sormuyorsa,nedenini sorgulamıyorsa her şey boşuna!...Annesi çocuğuna ‘git kızım,dişini fırçala’ dediğinde kızı da ‘neden fırçalayayım’ diye sormuyorsa bunun hiçbir anlamı olmaz. Dişini niye fırçaladığını bilmeyen zoraki iş yapmış demektir,bir süre sonra hiç yapmaz.’
‘Kitap dosttur,insanın sırrını saklar,her şeyini paylaşır. Kitap okumayan sağır,dilsiz ve kördür. Bu kadar!’
Hayber Gürsoy
30.03.2012

En gizemli yer altı şehirleri

İşte ülkemizden 2 ismin de bulunduğu dünyanın en gizemli ve ürkütücü yer altı şehirleri…

milliyet
Eski dönemlerde yer altı şehirlerinin önemi büyüktü. İnsanlar savaşlardan, yırtıcı hayvanlardan ve akınlardan kaçmak için yeraltı şehirleri inşa etmişlerdi. İşte dünyanın ilgisini çeken ve ülkemizden Derinkuyu’nun da yer aldığı gizemli yer altı şehirleri…
Petra

Ürdün’de bulunan Petra yer altı şehri M.Ö. 6. yüzyılda Hor dağı’nın eteklerinde inşa edilmiştir. Bu yer altı şehrinde büyük bir tiyatro, devasa bir kale ve şehir merkezi de bulunmaktadır. Petra, UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştır ve BBC “Ölmeden önce görülmesi gereken 40 yer” arasında Petra’ya yer vermiştir.
Yerebatan Sarnıcı
Ayasofya’nın hemen yanında bulunan Yerebatan Sarnıcı, ilk olarak geniş bir ticaret ve sanat alanı olarak inşa edilmiştir. Ardından İmparator Justinian döneminde şehrin su ihtiyacını karşılamak için sarnıca dönüştürülmüştür. Sarnıcın 21 milyon galon su tutma kapasitesi bulunmaktadır. Sarnıcın içerisinde bulunan Medusa başları ise hala gizemini korumaktadır.
Moskova Metrosu
Dünyanın en çok trafik yaşanan metrosu olmasa da 2. Dünya Savaşı öncesinde inşa edilen bu yapı kesinlikle göz doldurmaktadır. Yüksek tavanı, mermer duvarları ve daha pek çok yönüyle görenleri hayrete düşürmektedir. Her yıl metrodan 2.3 milyar insan gelip geçmektedir.
Derinkuyu yer altı şehri
Dünyanın en ünlü 4 yer altı şehri arasında bulunan Derinkuyu, Kapadokya bölgesinde bulunur. En eski ve büyük yer altı şehrlerindan olan Derinkuyu’da 40 bin kişinin tüm ihtiyaçlarıyla birlikte yaşayacağı kadar bir alan mevcuttur. Hıristiyanların zulümden ve işkencelerden kurtulmak için inşa ettiği bu şehirde bir kilise de bulunmaktadır. Şehrin her seviyesini koruyan ağır bir taş blok yer almaktadır. Derinkuyu yer altı şehrini Kaymaklı yer altı şehrine bağlayan bir de tünel inşa edilmiştir.
Wieliczka Tuz Madeni
Eski bir kaya tuzu madeni olan Wieliczka, Polonya’nın en çok turist çeken yerlerinden biridir. İçerisinde tamamen kaya tuzundan oyulmuş bir katedral ve heykeller bulunan maden 1996 yılında tuz üretiminin durmasıyla müzeye dönüştürülmüştür. Yer altında dar merdivenlerle inilen madende her şey tuzdandır. Madenin içerisinde muhteşem bir de göl bulunmaktadır. Katedralin içerisinde bulunan avizeler de dahil olmak üzere her bir parçası burada çalışan işçiler tarafından kaya tuzuna oyularak elde edilmiştir.

Cinayetlere rüşvet perdesi

Metro Turizm'in sahibi Öztürk'ün 'tetikçisi', Cumhurbaşkanı'na mektup yazarak hem cinayetleri hem de polis ve savcılara 'rüşvet çarkı'nı anlattı.

Milliyet 30.03.2012
Kan davasından dolayı altı cinayeti azmettirmekle suçlanan Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk’ün 10 polis ve savcıyı maaşla kendisine bağladığı ortaya çıktı.
Edinilen bilgilere göre Galip Öztürk, cinayet dosyalarına bakan savcılara düzenli olarak maaş ödedi. Öztürk hakkındaki yakalama kararını kaldıran Y. Ö. isimli bir savcı emekli olduktan sonra da Metro Turizm’de avukat olarak işe başladı.
Öztürk, bazı polisleri de ‘köstebek’ olarak kullanarak kendisi hakkında yapılan araştırmaları öğrendi. Galip Öztürk’ün tetikçisi olarak tutuklanan ve 2011 yılında öldürülme korkusuylaArdahan’dan yurtdışına kaçarken yakalanan Kudret Okumuş’un 2005 yılında Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa yazdığı mektup da ele geçirildi.
Galip Öztürk soruşturması İşlenen cinayetlerin tek tek anlatıldığı bu itiraf mektubuyla başladı.

Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk, bir süre önce ‘kan davası cinayetleri’ nedeniyle tutuklanmış, ardından da şirketlerinin yöneticilerinin de gözaltına alındığı operasyon başlamıştı
BÖYLE KURTULMUŞ
Radikal gazetesinin haberine göre, daha önce yargılandığı davalardan ceza almadan kurtulan Galip Öztürk’ün bunu nasıl başardığı merak konusuydu. Hem itiraf mektubunda anlatılanlar hem de soruşturma dosyasındaki ayrıntılar Öztürk’ün kurtuluş sırrını ortaya koydu. Öztürk, hakim, savcı ve polislere düzenli rüşvet ödemeleri yaptı, çocuklarına okul bursu verdi. Soruşturmayı yürüten savcı, rüşvet alan adalet personeli hakkında Adalet Bakanlığı’na yazı yazıp izin istedi. Öztürk’ün polis bağlantılarından birinin de yakalandığı ve diğer polisler hakkında araştırmaların sürdüğü belirtildi.

Galip Öztürk’ün tetikçisi olduğu iddia edilen Kudret Okumuş, 2005 yılının nisan ayında Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa mektup göndererek işlediği tüm cinayetleri ve ‘dönen dolapları’ itiraf etti. Bu itiraftan sonra Galip Öztürk yakın takibe alındı ve soruşturmanın startı verildi. Kurdet Okumuş geçen yıl yakalanınca da Galip Öztürk’ü cezaevine götüren operasyon başladı. Ele geçirdiği mektuba göre Okumuş işlenen altı cinayeti de ayrıntılı bir şekilde anlattı. Okumuş, Galip Öztürk’ün polise, jandarmaya, savcılara rüşvet vererek nasıl her defasında kurtulduğunu da mektubunda yazdı.
30 CİNAYET İDDİASI
Kudret Okumuş’un mektubundaki iddialara göre Galip Öztürk 1996 yılından sonra ‘kirli para’yla otogarlara, dev işletmelere sahip olmaya başladı. Okumuş, sadece kendisinin altı cinayete tanık olduğunu ayrıntılı bir şekilde isim isim tarihleriyle itiraf ettikten sonra duyduğu cinayetlerin sayısının en az 30 olduğunu öne sürdü. Okumuş’un mektubu şöyle: “Bütün bu cinayetlere Galip Öztürk’ün ve Metro işletmelerinin adı karışmıştır ancak parası ve Emniyet ve Jandarma’daki üst düzey dostları sayesinde kendini ve benim gibi tetikçileri kurtarmıştır. Beni de vurduracağı içinTürkiye’den kaçmak zorunda kaldım şu an firardayım. Ailemi Galip Öztürk’ün beni öldürtmesi korkusuyla görememekteyim. İşlediğim suçlardan pişmanım, teslim olup cezamı çekmek ve aflardan yararlanmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanım itiraf ettiğim tüm bu olaylar hâlâ faili meçhuldür. O dönemden bütün bu olaylarda Galip Öztürk’ün ve Metro işletmelerinin adı geçtiği halde hiç ifadesi alınmamıştır. Sizden istirhamım bu cinayetlerin yeniden incelenmesidir.”
OTOGARLARI ELE GEÇİRMİŞ
Galip Öztürk hakkındaki iddialar sadece cinayet ve rüşvetle sınırlı değil. Öztürk hakkında birçok otobüs firması da şikâyetçi oldu. Firma sahiplerinin iddiasına göre Galip Öztürk, Tokat, Kayseri, Biga, Çanakkale, Antalya ve Van’daki otogarların işletim haklarını baskı ve şantajla kazandı. Daha sonra sahip olduğu otogarların giriş çıkış ücretlerine fahiş zamlar yaparak firmaları borçlandırma yoluyla mallarına el koydu.
İsmini gizleyen bir firma yetkilisinin iddialarına göre Galip Öztürk, sahibi olduğu Biga otogarının giriş çıkış ücretini 35 liraya yükseltti. Otogardaki otobüs firmaları buna itiraz edince İstanbul-Biga arası yolcu taşıma ücretini 1 lira gibi sembolik bir rakama düşürerek ek otobüs seferleri başlattı. Otobüs firmaları bu dampinge dayanamayıp iflas etti. Galip Öztürk, iflas eden otobüs firmalarının mallarını çok ucuza kapattı. Bu konuyla ilgili otobüs şirketleri Rekabet Kurulu’na şikâyetçi oldu fakat şikâyet dosyası kuruldan kayboldu. Soruşturmanın kurulda görevli bürokratlara da uzanması bekleniyor.
BEYKOZ'DA SUSKUNLUK Galip Öztürk, Kavacık’ta bulunan Metro Turizm tesislerinin arazisini Beykoz Belediyesi’nden yap–işlet– devret modeliyle aldı. İhale şartlarına göre tesisin bir kısmını belediye, bir kısmını Metro şirketi kullanacaktı. Tesis bittikten sonra Galip Öztürk anlaşmaya uymayarak belediyeniin bölümünü de kullandı. İddiaya göre engel olmak isteyen belediye görevlilerini de tehdit, şantaj ve rüşvetle susturdu. İstanbul Emniyeti’ne ifade veren Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek bu durumu kabul etti ama Galip Öztürk’ten şikâyetçi olmadı.

En yeni Karadeniz fıkrası: Tenor aranıyor

 

Türkiye'nin güleryüzlü bölgesinden tenor mizahı: Trabzon'da 'Bir Tenor Aranıyor' oyununa 12 iş başvurusu geldi!

Milliyet 30.03.2012
Kültür ve Turizm BakanlığıTanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı gönderdi, 'veriler kitapçığını.' Geçen yıl, opera ve bale temsil sayısı 862'ye ulaşmış. 379 bin 48 seyirci opera ve bale izlemiş.

Türkiye için açıkçası sevindirici ve yüksek bir rakam gibi geldi bana. 14.Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali' için gittiğim Adana'da, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'e yorumunu soruyorum: 'Bu sayı sevindirici değil mi?' 'Devlet tiyatroları 23 şehirde her gece perde açıyor' diye söze başlıyor ve şöyle devam ediyor:
'Opera da, devlet tiyatrolarının sahnesini daha sık kullanmaya başladı. Daha yoğun turne yapıyorlar.' Ardından şunu ekledi: 'Samsun Opera, Ordu'ya, Tarbzon'a sık sık turneye gidiyor, biletler de yok satıyor.
' Duruyor 'Anlatayım hadi' diyor.

Samsun Operası, Trabzon'da 'Bir Tenor Aranıyor'u sahnelemiş.
Şehrin görünür yerlerinde afişler asılmış.

12 kişi iş için başvurmuş, demişler ki, 'Tenor nedir bilmiyorum ama elimden her iş gelir.'
Doğal 'Temel fıkrası mı?' Evet ama başka 'gerçekler' de var. İşsiz insanın çaresizliğinin de bir göstergesi.
Kaynak: Funda ÖZKAN/ Akşam

Boğaz'ın incisi satıldı


Vatan 30.03.2012

İşte o şirket
ANKARA-İstanbul’un en değerli arazilerinden birisi olan Paşabahçe’deki eski Tekel fabrikasının arazisi Torunlar’ın oldu. 2009’da 50 bin lira sermayeli As-Asya Gayrimenkul’ün 303.1 milyon liraya aldığı ancak parasını ödeyemediği için satışı iptal edilen araziye en yüksek teklifi 355 milyon lira ile Torunlar verdi.

İstanbul Beykoz’daki Paşabahçe Mahallesi’nde Tekel’e ait eski içki fabrikasında bulunan taşınmazlar ve üzerindeki binaların satışı ile iskele-rıhtım ve dolgu alanının 49 yıllık kullanma izninin devri için açılan ihale dün Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda gerçekleşti. Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Kırşan’ın komisyon başkanlığında gerçekleşen ihaleye için Özyazıcı İnşaat Elektrik, Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Fernas İnşaat, Asitane Gayrimenkul Geliştirme ve Turizm ile Siyahkalem Mühendislik teklif verdi.

İhalenin birinci turunda en yüksek teklif 276 milyon TL olurken, birinci elemeli turda en yüksek teklif 300 milyon TL’ye çıktı. Açık artırma 320 milyon TL ile başladı ve şirketlere en az 100 bin TL’lik dilimlerde artırma yapabileceği uyarısı yapıldı.

Pazarlık 72 tur sürdü

Fernas İnşaat, birinci elemeli tur sonunda elenirken, Özyazıcı İnşaat ise ikinci elemeli turda yarış dışı kaldı. Asitane Gayrimenkul de 320 bin TL ile başlayan açık artırmanın altıncı turunda çekildiğini açıkladı. Bunun üzerine Torunlar GYO ve Siyah Kalem Mühendislik arasında sıkı bir pazarlık başladı. 72 tur süren açık artırmada Siyah Kalem’in de çekilmesi ile Torunlar GYO 355 milyon TL ile ihaleyi alan şirket oldu. İhale sonrası açıklamalarda bulunan Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Torun, İstanbul’un 10 Boğaz’ı olmadığını belirtkerek, “Tek bir Boğaz var. İstanbul’un incisi olan bir yeri almak istedik’’ dedi.

Turizme yönelik bir proje yapacaklarını ve bunun İstanbul’a değer katacağını kaydeden Torun, “Otel projesi olabilir’’ dedi. Torun, yatırım miktarını öngörmenin mümkün olmadığını ancak ihale rakamına yakın bir tutar olacağını belirtti. Ödemeyi nasıl yapacaklarına ilişkin soru üzerine Torun, peşin ya da taksit seçeneklerinin ikisini de değerlendireceklerini söyledi. Mehmet Torun, ‘’Halka açık bir şirketiz yeni ortaklıklar değil, mevcut ortaklıklarla devam edeceğiz’’ diye konuştu. 

‘Başarım kendi kısmetim’ 

Torunlar Şirketler Topluluğu bünyesindeki Torunlar Gayrimenkul, çok sayıda geliştirdiği gayrimenkul projesiyle dikkatleri çekti. Şirket, Bursa’daki Zafer Alışveriş Merkezi’nden sonra İstanbul’da geliştirdiği Torium AVM, Depo Outlet Crowne Plaza Hotel projeleri ile öne çıktı. Gıda toptancılığından en büyük gayrimenkul yatırımcılığına yükselen Torunlar Şirketler Topluluğu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Torun, bir süre önce verdiği röportajda, “Başarım kendi kısmetim” açıklaması yapmıştı. Torun, Başbakan Erdoğan’la İmam Hatip Lisesi’nden arkadaş olduklarını açıklamış ancak Başbakan olduktan sonra az görüştüklerini vurgulamıştı.

Fatih Belediyesi: Hata yaptık!



Radikal tarihi yarımadada müze denetimi olmadan yapılan hafriyatı gündeme getirdi, Fatih Belediyesi itiraf etti: Evet, hata yaptık.
30.03.2012  Radikal

İSTANBUL- Ayvansaray’da 2005’te yenileme alanı ilan edilen 16 bin metrekare alanı kapsayan Türk Mahallesi’nde müze denetimi olmadan yapılan hafriyat çalışmasında hata yapıldığını Fatih Belediyesi de kabul etti. Belediye Başkan Yardımcısı Talip Temiz, ‘‘Güzel bir proje yaptığımızı düşünürken müzeden uzman istemeyerek hata yaptık ve projenin imajını zedeledik’’ dedi. 
Ayvansaray’da Radikal’in ortaya çıkardığı izinsiz kazı çalışması için Fatih Belediyesi inşaat alanını gazetemize açtı. İşmakineleri durmuş, inşaat alanının çevresi demir levhalarla kapatılmış durumda. Tabandan 1 metre kadar aşağıya iş makineleri ile kazı yapılmış. Tüm bunları yerinde gördükten sonra Başkan Yardımcısı Temiz’e sorularımızı yönelttik. Temiz özetle şunları söyledi: 
‘‘2005 yılında bu proje, Yenileme Kurulu tarafından avan proje onaylandı. Burada 15 tescilli bina restore edilecek. Hafriyatın yapıldığı alan, projede otel olarak ayrılan yer. Burası bir fabrikaydı. Fabrikadaki eski yapıları yıktık. Temel kazısı yapmadık. Jeoradar sistemiyle inceletmiştik, tarihi esere rastlanmadığı için de müzeden uzman çağırmaya gerek duymadık. Ancak hata yapmışız. Müzeden uzman istedik. Onlar gelmeden hiç bir işlem yapmayacağız. Harabe haldeki bir mahalleyi turizme katmak düşüncesiyle 5 yıldır uğraş verdiğimiz bir projeyinin imajını bir hata ile bozduk. İnanın art niyet yok. Sadece doğru bildiğimiz ama bürokratik işlediğimiz hata söz konusu.’’ 

Projede neler var? 
Ayvansaray yenileme alanında toplam 69 parsel var. Bu parsellerden 4’ü anıt eser, 15’i sivil mimarlık örneği yapı. Alanda toplam 149 hissedar bulunuyor. Görüşmeler neticesinde 7 parsele ait toplam 17 hissedar ile satış/konut sözleşmesi yapılmış. Projede 50 konut, 5 ticaret, 1 otel, 15 adet sivil mimarlık örneği yapı, 1 katotoparkı ve sosyal tesis planlanmış.

‘Hayat dolu mahalle boşaltıldı’ 
Fener Balat Ayvansaray Derneği (FEBAYDER) Fatih Belediyesi ve Şener Holding hakkında suç duyurusunda bulunacak. FEBAYDER’den Çiğdem Şahin, “Tokludede 70 ailenin yaşadığı hayat dolu bir yerdi. Ama belediye ve firma mahalleyi tamamen boşalttı, geriye evini satmayı reddeden 5-6 aile kaldı. Şimdi de denetimsiz kazı yapıyorlar. Mahallemizde yasadışı inşaat, denetimsiz kazı istemiyoruz” dedi. Açıklamaya Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası da destek verdi. {ELİF İNCE, RADİKAL}

29 Mart 2012 Perşembe

EN ÇOK SİGORTALANAN TARIM ÜRÜNÜ BUĞDAY

Türkiye’de en fazla sigortalanan ürün, buğday oldu. Buğdayın ardından üretim alanları ve miktarına bağlı olarak pirinç, kayısı ile üzüm geldi.


Türkiye’de en fazla sigortalanan ürün, buğday oldu. Buğdayın ardından üretim alanları ve miktarına bağlı olarak pirinç, kayısı ile üzüm geldi. Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) Genel Müdürü Bülent Bora, buğday alanlarının yüzde 8’inin sigortalı olduğunu bildirdi. Tarımda sigortalanma oranının yüzde 6 olduğuna işaret eden Bora, “Buğday, ülke ortalamasını da geçti. Bakın üründe poliçe sayısı 200 bini aşıyor, 250 bine yakın olabilir. Yani buğday, toplam poliçe adedinin yüzde 40’ına denk geliyor.” dedi. 


Türkiye’de 150 milyon dekar olan ekili alanın, 9,5 milyon dekarı sigortalandı. TARSİM tarafından 3 milyon üreticiden 503 bininin tarla, tapanları ve hayvanları teminat altına alındı. Sigortalanma oranı üretim alanı ve miktarına bağlı olarak sıralandı. Burada birinciliği buğday aldı. 2011’de 21 milyon 800 bin ton üretilen bu ürünün ardından pirinç, meyvelerden kayısı, üzüm ve kiraz geldi. Konuya dair Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) açıklamalarda bulunan TARSİM Genel Müdürü Bülent Bora, 2011’de 587 bin poliçe oluşturulduğunu, 7 milyar lira değerinde tarım ürününün sigortalandığını dile getirdi. 2010’da 350 milyon lira hasar ödemeleri yaptıklarını aktaran Bora, “O rakam, şu an 550 milyon lira ama 2011’de 210 milyonu aşan bir ödemede bulunduk. Bununla 2010’da çiftçinin Tarım Sigorta Havuzu’na ödediği miktar 236 milyon, havuzdan geri aldığı miktar da 350 milyon. Yani sistem aldığından yaklaşık 1,5 katı tazminatı çiftçiye ödedi.” ifadelerini kullandı. 


Tarımda yüzde 6,3 gibi bir sigorta oranının yakalandığını belirten Bora, şunları kaydetti: 


“Bu sigortaya konu olabilecek ekonomik üretimi yapılan ürünlerde çok daha fazla; yüzde 14’e kadar çıkan bir oran. Ürün tabanında yüzde 50’lere varan oranlar görüyoruz. Ama burada daha çok ekonomik üretim yapan üreticiler sigortalanıyor. Öte yandan Türkiye’de ufak parçalara bölünmüş arsalar var. Tarımsal en büyük sorunlardan biri bu. Bu konuda yeni bir kanun yapılacak, arsaların parçalanması önleneecek. O parçalı arsalar, bize olumsuz yansıyor. Sözünü ettiğim alanlarda üretim verimli olmadığı için, üretici tarafından sigortalanmaya değer bulunmuyor. Ama değerli ürünlerde sigortalanma oranımız iyi. Poliçe sayısı olarak buğday ilk sırayı alıyor. Ana ürün. Anadolu’da bir söz var ya; ‘Buğda ile koyun gerisi oyun’ diye öyle. Buğday daha hala temel ürün. En çok sayıda, yani tarımsal parsellerin en çok sayıda üretilen ürünü. Şu an, buğday alanlarının yüzde 8’e yakını sigortalı, genel ortalamayı geçiyor. Burada 200 bini aşan, 250 bine yakın bir poliçe sayısı söz konusu. Yani toplam poliçe sayılarının yüzde 40’ına denk geliyor.”
TARSİM, POLİÇE SAYISINI YÜZDE 58 ARTIRDI 
Devlet destekli Tarım Sigortaları Sistemi'nde 2007’den bu yana önemli aşamalar alındı. Poliçe sayısı 2011'de 2010'a göre yüzde 58 artışla 371 bin 116'dan 587 bin 716'ya çıktı. 2010 Aralık ayı itibari ile 7 milyar lira değerinde tarımsal ürünün sigortalandı, 9 milyon dekarlık alanın güvenceye alındı. Geçen sene 175 bin hasar dosyası sonuçlandıran ve 260 milyon TL'ye yakın hasar ödemesi yapan Tarım Sigortaları Havuzu, sistemin başlangıcından 2011 sonuna kadar ise; 550 milyon TL'ye yakın hasar ödemesi yaptı. Kanunla kurulan kurumun, primlerinde devlet desteği bulunduğunu anlatan TARSİM Genel Müdürü Bora, “Primin yarısı kimi durumlarda daha fazlası devlet tarafından veriliyor. Primler bir havuzda toplanıyor, oluşan hasarlar bu havuzdan karşılanıyor.” dedi. 


Türkiye’de son 10 senenin buğday üretimi şöyle: *
Dönemi Buğday Üretimi (Ton)
2011 (İkinci dönem) 21.800.000
2011 (Birinci dönem) 21.800.000
2010 19.660.000
2009 20.600.000
2008 17.782.000
2007 17.234.000
2006 20.010.000 
2005 21.500.000
2004 21.000.000
2003 19.000.000 
2002 19.500.000
2001 19.000.000
2000 21.000.000 


(*) TÜİK verileri CİHAN 

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var