10 Ocak 2013 Perşembe

Ilısu'ya ÇED şartı

Danıştay, Hasankeyf'i su altında bırakacak Ilısu Barajı'nda yapılan tesisleri ÇED sürecinden muaf tutan genelge maddesinin yürürlüğünü durdurdu.
Yargı, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı için ‘ÇED raporu almak şart’ kararı verdi. Danıştay 14. Dairesi, Başbakanlık tarafından barajın zamanında bitirilmesi için yayımlanan genelgede yer alan ve yapılacak tesisleri çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinden muaf tutan hükmün yürütmesini durdurdu. Peyzaj Mimarları Odası avukatı Emre Baturay Altunok, “Tesisler mühürlenmeli” dedi. 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 4 Nisan 2012’de Ilısu Barajı inşaatının zamanında tamamlanması için önerilerin yer aldığı bir genelge yayımlandı. Önlemlerden biri, projedeki bütün altyapı ve üstyapı inşaatlarına gereken, tesislerin ÇED sürecinden muaf tutulması talimatıydı. Genelgede projenin, 7 Şubat 1993’ten önce yatırım programına girdiği ve ÇED Yönetmeliği’nin bu tarihten önceki projelere muafiyet verdiği belirtiliyordu Peyzaj Mimarları Odası ve Mimarlar Odası, bu maddenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’a başvurdu. Danıştay 14. Dairesi, genelgenin ‘ÇED süreciyle ilgili bölümü’ hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kararda, genelge hükmüyle ‘projenin gerçekleştirilmesinde gerekli olan tüm altyapı ve üstyapı tesisleri’ denilerek, bu tesislerin neler olduğu yönünde belirsizlik oluşturulduğu belirtildi. Daire, bu hükümle muafiyetin genişletildiğini, bunun da yönetmeliğin amacını aşması anlamına geldiğini kaydetti ve maddenin yürütmesini durdurdu. Başbakanlık’ın kararın tebliğini izleyen yedi gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz hakkı bulunuyor. İtiraz halinde karar bu kez de kurulda görüşülecek. Peyzaj Mimarları Odası avukatı Emre Baturay Altunok “Bu karar uyarınca derhal ve her durumda ÇED olmadığı için şantiyelerin Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından mühürlenmesi lazım” dedi. 
İzmir ’de de yaşanmıştı 
Gebze - İzmir otoyol projesinin uygulanmasınada da benzer süreç yaşanmıştı. Otoyol için Başbakanlık’ça genelge yayımlanmış, projenin gerçekleştirilmesi için gerekli olan alt ve üstyapı tesisleri ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu. Danıştay, çevrecileri haklı bulmuştu

İstanbul'un en eski köyü bulundu

İstanbul'un en eski köyü Pendik'te. Tren yolu inşaatında ortaya çıkan 8 bin 500 yıllık köyün sakinleri, evlerin altına geçirgenlik için midye kabuğu döşemiş, çöp çukurlarına bakılırsa bolca deniz mahsulü tüketmiş.
Haber: ÖMERERBİL omer.erbil@radikal.com.tr / Arşivi  
Ölülerin ana rahmindeki gibi ayakları büzülmüş pozisyonda (hocker) gömüldüğü mezarlarda çok sayıda kullanım eşyası da bulundu. El baltaları, kemik kaşık, deri dikmeye yarayan kemik iğne, arpa ve buğday dövmek için havan, öğütme taşı, çakmak taşları, obsidyen kesici aletler, Bizans dönemi çanak çömlek tespit edildi. 
Pendik yerleşmesi, Pendik ilçe merkezinin 1.5 km. doğusunda, Kaynarca Tren İstasyonu’nun 500-600 metre batısında, denizden 50 metre uzaklıkta yer alan küçük bir koyun kuzeybatısında, Temenye mevkiinde bulunuyor. İlk olarak 1908 yılında şu an sökülmüş durumdaki rayların inşası esnasında Miliopulos adında bir demiryolu işçisi tarafından bilim dünyasına tanıtılan yerleşmedeki ilk bilimsel kazı Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun 1961’de, 4 küçük sondaj yapması ile başladı. Bu çalışmada yerleşimle ilgili kısıtlı bilgi edinildi. 
Prof. Kansu’nun açtığı sondajların ardından yerleşmede uzun süre çalışma yapılmadı. 1981 Nisan ayında ise höyük üzerinde yapılaşma nedeni ile yoğun bir tahribat olduğu görülünce kısa süreli bir kurtarma kazısı daha düzenlendi. Bu çalışmayı İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Prehistorya Kürsüsü öğretim elemanları ortaklaşa yürüttü. Kurtarma kazısından 10 yıl sonra, yerleşim alanınında yeniden inşaatların başlaması üzerine, 1992’de müze ikinci bir kurtarma kazısı daha gerçekleştirdi. Alanda üç tabaka saptandı: En üstte klasik çağlara ait bol miktarda çanak çömlek parçası bulunan yüzey tabakası, altında erozyonla tahrip edildiği için bozuk durumda mimari kalıntılar ve mezarlar, en altta 3-6 evreli bir neolitik çağ tabakası bulunuyor.
Tren yolunda arkeopark
Kazı alanında yüzlerce işçi, 3 arkeolog gözetiminde çalışıyor. En ufak bir ayrıntı dahi not ediliyor. Bazı mezarlar ise üst üste gömülmüş, kemikler birbirine karışmış. Tren yolunu ayıran duvarın dibinde adeta sıraya dizilmiş neolitik dönem mezarlarının devamının karayolunun altında olduğu tahmin ediliyor. Arkeologlar Green Park Otel’in hemen arkasında kalan karayolunda da kazıların sürmesi gerektiğine dikkat çekiyor. İstanbul İl Kültür Turizm Müdürü Prof. Bilgili de yeni bir müzeden söz ederken aslında yerinde yapılacak bir koruma biçimiyle hem arkeolojik park hem de bir müze Pendik’te farklı bir uygulamayı turizme kazandırabilir. Çünkü tren yolunun üst tarafına doğru höyük devam ediyor ve buradan da çok sayıda mezar ve köy yapısının olduğu tahmin ediliyor. 
Marmara bölgesinde Fikirtepe ve Yenikapı kazılarından sonra sadece Pendik’te neolitik dönem izlerine rastlanıldı. Anadolu ’da Çatalhöyük, Göbeklitepe, Amik Ovası’nda Tell Cudeyde, Tarsus - Gözlükule, Mersin Yumuktepe gibi kısıtlı yerlerde neolitik dönem izlerini görüyoruz.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden arkeolog Sırrı Çömlekçi:
Yenikapı’daki (Neolitik/Taş Devri) dönemi mezar buluntuları ile karşılaştırıyoruz. Aralarında akrabalık bağı var mı, karşılaştılar ya da birbirlerine ziyarete gittiler mi inceliyoruz. Evlerin temelleri, çöp çukurları neolitik dönem için oldukça önemli veriler. İstanbul için önemli bir gelişme.
Marmaray Projesi Gebze-Haydarpaşa hattı Pendik mevkiinde İstanbul Arkeoloji Müzesi denetiminde kazılar sürüyor. İl Kültür Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili, ‘İstanbul’un tarihinin binlerce yıl geriye gitmesinin büyük bir sevince neden olduğunu, neolitik dönem için yeni bir müze ihtiyacı doğduğunu’ söyledi. 
İstanbul’un tarihi her yeni kazıyla biraz daha geriye gidiyor. Marmaray Pendik – Gebze hattında tren yolunun genişlemesi çalışmaları sırasında arkeologlar neolitik dönemden bir köye rastladı. Günümüzden 8 bin 500 yıl öncesinin evlerinin temelleri, yanında çöp çukuru ile mezarlar birlikte ortaya çıkarıldı. 
Evlerin altına geçirgenliği sağlaması için midye kabukları yerleştirildiği görüldü. Çöp çukurunda da çok sayıda deniz mahsulleri tükettikleri belirlendi. Pendik’te daha önce Yenikapı’da benzer örneklerine rastlanan 32 neolitik dönem mezarı da ortaya çıkarıldı.
İğneler, havanlar, baltalar
Yenikapı’dan sonra Pendik’te de 8 bin 500 yıllık neolitik dönem (Taş Devri) insanının izleri bulundu.İstanbul ’un bu en eski yerlileri Pendik’de köy kurmuş. Kazı alanında evlerin temelleri, çöp kuyuları, mezarlar, kemik kaşık, iğne, balta gibi aletler ortaya çıkarıldı. Arkeologlar şimdi Yenikapı sakinleri ile Pendik’te oturanlar arasında akrabalık olup olmadığını araştırıyor. Mezarları ve arkeolojik alanı Radikalve CNNTürk ilk defa görüntüledi.
 

Dünyanın en büyük enerji üreticisi oldu!


Çin'in yükselişi sürüyor
Çin 2012 yılı sonu itibariyle dünyanın en büyük enerji üretim ülkesi haline geldi. Ülkede geçtiğimiz yıl elektrik üretim kapasitesi 1 milyar 140 milyon kilovata ulaştı.Çin medyasında yer alan haberde, geçen yılki üretim kapasitesinin 249 milyon kilovatlık kısmının hidroelektrik santrallerinden, 63 milyon kilovatlık kısmı ise rüzgâr enerjisinden elde edildiği bildirildi.
Öte yandan, ülkedeki toplam nükleer elektrik üretim kapasitesinin de dünyada birinci sırada yer aldığı belirtildi. Haberlerde ayrıca, ülkenin doğusundaki Üç Boğaz Barajı'nda geçen yıl 98,1 milyon kilovat elektik üretildiği, elektrik üretiminin 2011 yılına göre yüzde 25 arttığı kaydedildi. Üç Boğaz Barajı'nın 2012 yılı sonu itibariyle en yüksek verimliliğe ulaştığı ve Çin'in hidroelektrik tesislerinden elde ettiği toplam elektrik üretiminin yüzde 14'ünü karşıladığı ifade edildi.
Çin Devlet Enerji İdaresi'nden yapılan açıklamada da, gelecek yıl enerji alanında arz-talep dengesini korumak için kömürden elektrik üretiminin daha sağlıklı hale getirilmesi ve bölgeler arası elektrik nakliyatının güçlendirilmesi gibi bir dizi tedbir alınacağı açıklandı.
CİHAN

7 Ocak 2013 Pazartesi

Lütfen Bu Sese Doğru İlerleyiniz!

Nalan Yırtmaç, 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz/Afetşehir' sergisinde bizi kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşümle, doğayı tahrip eden HES gerçeği ile yüzleşmeye çağırıyor.
bianet
Şimdilerde galeri x-ist'teki 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz 2: Afetşehir' sergisi ile karşımızda olan sanatçı, bizi kentsel dönüşüm adı altında yapılan rantsal dönüşümle, doğayı tahrip eden HES gerçeği ile yüzleşmeye çağırıyor.
19 Ocak'a kadar açık olan sergide sanatçının, Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde ve İstanbul'da çektiği fotoğrafları kullanarak yaptığı kolajlar ve yeni resimleri bulunuyor.
Bu sergi aslında bir serinin ikinci perdesi. İlk perde olan 'Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz'de kentsel dönüşüm ve yok olan mahalle kültürü gibi gerçekliklere odaklanan Yırtmaç, serinin ikinci perdesinde yolunu Anadolu'ya düşürüyor. Bizi de peşinden sürükleyen Nalan Yırtmaç'la kentte, kırsalda yaşanan yıkımı, bir şehrin ne zaman afetşehire dönüşeceğini ve sanatını konuştuk.
Lütfen Arkaya Doğru İlerleyiniz 2/Afetşehir serinin ikinci sergisi. İlki İstanbul eksenli iken ikinci sergi Anadolu'ya götürüyor bizi. Seni Anadolu'ya götüren neydi?
Şehir ve yıkım dendiğinde akla ilk olarak İstanbul geliyor ama benzer bir yıkım Anadolu'da da var. Özellikle HES inşaatları nedeniyle Karadeniz yıkımdan fazlası ile payını almış durumda. Tam da bu yüzden...

"Taksim afetşehir oldu"Peki kentsel dönüşüm ve HES inşaatları hayatını nasıl etkiliyor? Neden bu konuya odaklandın?

İki yıldır aklımdaydı HES'ler. Geçen yıl Rize'de bir köye gittim. Rize'den Borçka ve Artvin'e kadar yolculuk yaparken onlarca HES inşaatı gördüm. Sonra dönüşte İstanbul'da bir panele gittim. İyi ki bu panele gitmişim. Panel konuşmacıları kendi yasam alanları için mücadele veren kadınlardan oluşuyordu. Loç vadisinin sari yazmalı kadınları, termik santrale karsı direnen Gerzeli kadınlar, nükleer santrallere geçit vermeyen Sinoplu kadınlar, Dersim'de yasam alanlarının yok edilmesine, baraja karsı direnen Dersimli kadınlar tecrübelerini anlattı. İşte bu kadınlar beni çok etkiledi. Urfa Halfeti'ye de gitmiştim. Baraj yapımından sonra Halfeti ve Savaşan köyünün verimli toprakları sular altında kalmış, halk yukarı taşınmış,10-20 adet tas ev dışında her şey Fırat suları altında kalmış. Bu manzara yüzünden üç-beş turisti ağırlayan insanlardan başka pek kimse kalmamış köyde. Yeni Halfeti'ye, yukarıya TOKİ binalarına taşınan insanlarla tanıştım. Barajdan nefret ediyorlar. Yeni taşındıkları tek katli TOKİ'lerde mutlu değiller. Eski yaşadıkları, Urfa'nın o sıcağına rağmen, yemyeşil her türlü ağacın, meyvenin, sebzenin ve turunçgillerin yetiştiği bahçelerini özlüyorlar. Yeni Halfeti beton, asfalt, kuru topraktan oluşuyor. Vatandaş TOKİ'lerde suya, elektriğe, her şeye para ödediği için şikayet ediyordu. Bütün bunlar beni etkiledi.
Serginin adında ilkinden farklı olarak 'afetşehir" vurgusu var. Bir şehir ne zaman 'afetşehir'e dönüşür?
Bence Taksim afetşehir oldu. Tarlabaşı yıkımı, Taksim meydan düzenlemesi, alt geçit inşaatları ayni anda devam ediyor. Her gün işe gidip gelen vatandaş, günde en az iki defa mağdur ediliyor. Bütün otobüs durakları, dolmuşlar, yaya yolları, metro engelli giriş çıkışları iptal oldu. Her şey arapsaçına döndü. Yağmur yağdığında inşaat kazılarından akan çamurlu su, Tarlabaşı bulvarından aşağı bir dere gibi dalga dalga çağlıyor. Yayaların can güvenliği düşünülmedi. Paravanlarla düşüncesizce kapatılmış bu tehlikeli caddeliden koşturup duruyoruz. Her gün yüzlerce insan aynı noktada otobüs bekliyor, inanılmaz bir şey bu. Hala yıkımın devam ettiği bu yerde, Tarlabaşı bulvarının göbeğinde bir yandan otobüsün, dolmuşun yolunu gözlerken bir yandan yıkım molozlarının kafanıza inmemesi için arkanızı kollamak zorundasınız.
Tarlabaşı konumu itibari ile de pek çok tartışmanın gündeminde. Evler yıkılıp, insansızlaşıyor ve bu süreci belgelemek ya da görünür kılmak isteyen sanatçıların da uğrak yeri haline geliyor. Tarlabaşı özelinde kentsel dönüşüm mağduru alanlara sanatçının içerden ya da dışardan bakışı nasıl bir fark yaratıyor?
Bu dönüşüm, kendi rant kaynağını bulmaya yönelik çabalara sahne oldu. Bu cümleyi içeriden, Tarlabaşı'nın yıkılan kısmından kuruyorum. Hatta sokağın vahşi, örgütsüz sanatı sayılan graffiti, yerel yönetim imzasıyla bir promosyon ve bu olup biteni sıradanlaştırma, normalleştirme aygıtı olarak sunuldu. Bunu, Begüm Özden Fırat bir yazısında çok güzel ele almıştı. Çok yerinde bir eleştiriydi.
Sanatçı kentsel dönüşümün yarattığı yıkımı görünür kılmak isterken hangi koşullarda yıkıma ortak olmuş olur? Sanatçı kendini bundan nasıl kurtarabilir?
Bu yıkımı örgütleyen her türlü kurum ve kişi ile maddi manevi ilişkide olduğu sürece, sanatçı bu yıkımın aktif bir parçası olur. Sanatçının kendini bundan kurtarabilmesi ise hayatı ve ilişkileri boyunca her kılıktaki iktidarla arasına koyduğu koşulsuz mesafe ile mümkün olabilir.
Anadolu da yıkımdan fazlasıyla payını alıyor ancak bu konudaki sanatsal üretimlerin çoğunlukla İstanbul'a odaklandığını görüyoruz. Bunun sebebi ne?
Evet, günümüz sanat üretim ve tüketiminin çoğunluğu, ekonomi ve iletişim haritası açısından İstanbul'da. Ama buna rağmen, sevindirici biçimde Sinop, Antakya, Mardin ve Çanakkale'de de kültürel, sanatsal hareketler olduğunu biliyoruz. Hatta Mersin'de geçen sonbaharda yalnızca kentsel dönüşüm odaklı 'Hasar Tespiti' adlı bir uluslar arası sergi deneyimi oldu. Bu yönüyle çizdiğiniz manzara, çok şükür o kadar da İstanbul odaklı görünmüyor.
Sergindeki işlerinde kafası eve dönüşmüş insanlar var. İşlerinde yer verdiğin insanların ev tanımı fiziksel bir tanımdan mı ibaret?
Tabii ki, burada gördüklerimiz sadece fiziksel tanımlarla sınırlı değil. Müsaadenizle resimlerin yorumlarını da izleyiciye bırakayım.
Kentsel dönüşümü yaşayan mahallelerde uzun zamandır çocuklarla beraber çalışıyorsun. Bu sürecin çocuklar üzerindeki etkisi nedir?
Çocuklarla daha çok karikatür çalışıyorum. Direk bu konular bağlamında çalışmalar yapmıyoruz tabii ki... Ama çocuklar dolaylı da olsa yaptıklarına evdeki, mahalledeki, yaşantılarını ilişkilerini yansıtıyor. Kentsel dönüşüm alanı içindeki çocukların daha çok  şiddete maruz kaldıklarını görüyoruz. Büyüklere şüpheyle, geleceğe endişe ile bakıyorlar.
Sergindeki işler çoğunlukla sokağı anlatıyor, sergi mekânı ise bir galeri. Galeriler, sokağın dilini aktarmada ne kadar etkili?
Kastettiğiniz etki, galeride sergilenen işlerin sokağa yakınlığı ile ölçülebilir. Sokağın dilini aktarma becerisi ressama ve ortaya koyduğu işe bakar. İyi bir işi sergilenmesi için nereye koysanız koyun iyidir. Ayrıca sergideki işler sadece sokağı anlatmıyor ve ben sadece sokağın dilini kullanmıyorum. Yıllarca resim okuduğum için çok eski bir teknik kullanıyorum: fırça, boya ve tuval. Resimlerde sokaktan başka kırsalda ve kentte ev hayatı da var. Yani dışarısı kadar içerisi de söz konusu.
Önümüzdeki dönemdeki işlerinin odağında neler olacak, şimdiden belli mi?
Çalışmalarımın içeriğini yaşamın kendisi tayin ettiğinden, sorunuzun yanıtını ben de çok merak ediyorum.
* Fotoğraf: Ahmet Emre Tanyıldız

5 Ocak 2013 Cumartesi

Talan için rüşvet mi?

4 Ocak 2013 Cuma

Akılalmaz aldatma ve tazminat!

Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, evli bir erkekle birlikte olan kadını, adamın karısına 7 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkûm etti. Aldatmanın öyküsü ise inanılır gibi değil!
E.G. isimli kadın, avukatı Can Tatar aracılığıyla, 9 yıldır evli oldukları ve iki çocukları olan kocası M.G. ile ilişki yaşayan N.E. adlı kadın hakkında, ”kişilik haklarına saldırıda bulunduğu” iddiasıyla 100 bin liralık manevi tazminat davası açtı.

Sincan 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, kısmen kabul ettiği davada, kocasıyla birlikte olduğu E.G’yi ”manevi zarara uğratan” N.E’yi 7 bin lira manevi tazminat ödemekle cezalandırdı.

'ÜNİVERSİTEDEN ARKADAŞIM' YALANI

Evlilik birlikteliğine devam eden E.G, dava dilekçesinde, eşi M.G’nin, kendisi de evli olan N.E. ile sık sık internette görüştüğünü, şüphelenip sorması üzerine de ”üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşım” diye tanıştırdığını kaydetti.

AİLEYE GİRDİ, EVLERİNİ BİLE DEĞİŞTİRTTİ

N.E’nin daha sonra kendisiyle arkadaş olduğunu ve evine gelip gittiğini anlatan E.G, ”N.E, ’Bu dağ başında ne işin var, sen daha iyi muhitlerde yaşamaya layıksın’ diyerek, eşim vasıtasıyla beni ikna edip, kendi dairesinin birkaç bina yanındaki bir daireyi kiralamamızı sağladı. Sonra neredeyse her gün evimize gelmeye başladı” ifadesini kullandı.

BİRLİKTE TATİLE GİTTİLER

N.E. ve ailesi ile tatile dahi gittiklerini belirten E.G, dilekçesinde, dostluk ilişkilerinden dolayı böyle bir ilişkiden şüphe etmediğini kaydetti.

KARI-KOCA HAYATI!

Eşi iş yerindeyken, bilgisayara otomatik olarak kaydedilen yazışmaları gördüğünü ve böylece eşi M.G’nin, N.E. ile internetten tanıştığını ve ilişki yaşadığını öğrendiğini ifade eden mağdur kadın, yazışma kayıtları ve itiraflardan, eşinin N.E. ile gayriresmi bir tören yaparak karı-koca hayatı yaşamaya başladığını anladığını ifade etti.

Eşinin sevgilisinden 100 bin lira tazminat talep eden N.G, dilekçesinde, yaşananların tarifi ve tamiri mümkün olmayan acılar yaşamasına neden olduğunu, ekonomik durumu ve çocuklarının küçük olması nedeniyle de eşinden boşanma yolunu seçmediği ifadelerine yer verdi.

AA

Menderes’in ‘örtülü aydınları’

Sevda Aydın
Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç gibi yazarların dönemin Başbakanı Adnan Menderes’ten para istemek için yazdıkları mektuplar tartışılmaya devam ediyor.
Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç gibi yazarların dönemin Başbakanı Adnan Menderes’ten para istemek için yazdıkları mektuplar tartışılmaya devam ediyor.
Menderes’in yargılandığı ‘Yassıada Duruşmaları’nda ‘örtülü ödenek’ dosyası da yer almıştı. Habertürk gazetesinde Abdullah Kılıç imzasıyla önceki gün yayımlanan haberde, örtülü ödenek gönderilenler arasında Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Yahya Kemal, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemal Kutay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mesut Cemil Bey, Yusuf Ziya Ortaç ve İbrahim Çallı gibi isimlerin olduğu ifade edildi.
Menderes’e gönderilen mektuplarda yazarlar kimi çocukları için, kimi dergi kurmak için, kimi ise borçları için destek istemiş. Fakat mektuplarda en dikkat çeken nokta para isterken ağlamaklı bir halle kalemlerini koşulsuz iktidarın hizmetinde oynatacaklarına dair sözleri.
‘10 BİN LİRA LÜTFEDİLİRSE...’
Necip Fazıl Kısakürek: Reklam ve sair ihtiyaçlarım için 10 bin lira lütfedilirse... Ayda 6 bin lira tahsis olunursa... Akis, Kim, Form gibi mecmuacıklarla bütün muhalefet matbuatını saf fikirle çürütücü, muazzam bir içtimai ve edebi, ideolojik, bina edici kafalara ve yüreklere nüfuz edici bir mecmua kuracağıma emin olunabilir. Bu da olmazsa tam altı aydır bir tek yardım görmeyen beni vazife günüme kadar her ay muayyen ve mukarrer bir mikyas altında kurmaktan ve gözyaşları içinde yalnız ibadet ve mücerret eserler kaleme almaya terk etmekten başka iş kalmaz....”
“Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır. Bütün bunlara karşı 15 bin lira zarar çarpıtılmış ve daha nice kasıt ve sabotaja karşı yalnız bırakılmış olarak sürünmekteyim...”
‘KALEMİMİZİ HİZMETTE KULLANMAYA HAZIRIZ’
Orhan Seyfi Orhon: Yusuf Ziya Ortaç ile Akbaba’yı 1954 seçimleri sonuna kadar muhalefetin hiciv, istihza ve tarizlerini aynı silahla hem çok daha incelik ve zerâfet le karşılayan bir mizah dergisi olarak çıkarmayı kabul ediyoruz. Akbaba, iktidarı destekleyerek muhalefete hücum edeceği için kazançlı bir iş olmaz. Bu gazeteye konması kararlaştırılan parayı Akbaba’yı 1954 seçimlerinin sonuna kadar çıkarmak için kullanacağız. Şayet Akbaba, partice çıkarılırsa matbaa, kâğıt ve diğer masraflar temin edilirse biz kalemimizi bu hizmette kullanmaya hazırız.

SANATÇI KALEMİNİ  ÇIKAR İÇİN SATMAZ
Mustafa Köz (Türkiye Yazarlar Sendikası): 90 yıllık cumhuriyet tarihinin, ekonomiden spora, spordan siyasete, siyasetten sanata, edebiyata foyası, şikesi, örtülü örtüsüz özrü, kirli çamaşırı o kadar çok ki yıka yıka bitmiyor. İnsanın kirlendiği her yerde alçalma diz boyu. Oysa ne diyordu Cenap Şahabettin menfaat sandalyeye benzer, başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir’ kim olursa olsun gerçek sanatçı iktidarın değirmenine veya kendi bahçesine su taşımak için, kalemini, fırçasını, murcunu, dividini, okkasını çıkar için satmaz. 50’li yıllarda Yatsı adaya taşınan örtülü ödenek meselesi bugün için de tartışılmalı.

İKTİDAR-YAZAR İLİŞKİLERİNİN KARANLIK BOYUTU
Prof. Dr.Taner Timur /Tarihçi-Yazar): Menderes döneminde bazı yazarların örtülü ödenekten para sızdırmak için nasıl alçaldıklarını Menderes’e yazdıkları mektuplar hazin bir şekilde gözler önüne seriyor. Bunlardan en ilginci bugünkü iktidarın da bir mürşid düzeyine çıkardığı Necip Fazıl’ın mektuplarıdır. Geçen Kasım ayında Evrensel Kültür’de Necip Fazıl’la ilgili yazımda şair-düşünür’ün kişiliğinin bu yönünü de anlatmıştım. Menderes’i her fırsatta CHP’yi kapatmaya ve ülkeyi Führer’in Türkçesi izlenimi veren bir “Başyüce” ve “Başyüce Hükümeti” ile idare etmeye teşvik eden bu şahıs günümüzde Başbakan Erdoğan’ın her vesile ile andığı bir “mürşid” statüsüne yüceltilmiştir. Partisinin son Kızılcahamam toplantısını da Erdoğan, Necip Fazıl’ın “Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!” dizeleriyle biten bir şiiri ile açmıştı. Menderes dönemi her şeye rağmen N. F. Kısakürek’in en çok mahkum olduğu yıllar olmuştu. Bugünkü durum siyasal iktidar-yazar ilişkilerinin İslamcı perspektifte ne kadar karanlık ve ürkütücü boyutlar kazandığının ifadesidir.

TEK YANLI TEŞHİR
Sennur Sezer(Şair-Yazar): Örtülü ödenekten para isteyen yazar ressam mektupları açıklandı ama burada bir haksızlık var. Bu yazarlara, dergi sahiplerine önceden böyle bir olanaktan kim söz etti,  nasıl bir işaret çaktı bilmiyoruz. Durup dururken neden para istesin bir dergi sahibi. Neden “kardeşlik” falan sözleri etsin. Tek yanlı bir teşhir bu.
Zor durumda olan öteki sakıncalı yazarlar böyle bir istekte bulunmamış, zaten böyle bir olanağı da bilmiyor, bilseler de onursuzluk sayıyorlar. Işık Öğütçü’nün Zamana Karşı Orhan Kemal kitabını okursanız, Ankara ile ilişkileri düzeltmek üstüne gelen teklifi de görürsünüz, her kafanın satılık olmadığı açıklamasını da.
Örtülü ödenek bugün de var. Sanırım valiliklerin yetkisinde. Nasıl kullanılıyor bilmiyoruz. Bir yazarın muhalefetten caymak için para istemesi ne kadar onursuz bir davranışsa, bir iktidarın ülkesinin yazarlarını kafasını satma pazarlığı yapmak zorunda bırakması da o kadar onursuz bir tutum bence. (İstanbul/EVRENSEL)

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var