27 Temmuz 2015 Pazartesi

Türkiye, OECD'nin eğitim raporunda 41. sırada

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) yaptığı şimdiye kadarki en kapsamlı küresel eğitim araştırmasında Türkiye 76 ülke arasında 41. sırada yer aldı.
Sıralamada ilk beş sırada Asya ülkeleri, son beş sırada ise Afrika ülkeleri var.
Singapur'un başı çektiği sıralamada, İngiltere 20'inci, ABD ise 28'inci sırada.
OECD yetkilileri, 76 ülkedeki sınav sonuçlarını temel alarak yapılan kıyaslamanın, eğitim ve ekonomik büyüme arasındaki bağlantıyı gösterdiğini söylüyor.
OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleischer "Bu araştırmayla ilk kez küresel düzeyde eğitim kalitesini ölçtük. Amacımız zengin ve yoksul ülkelere kendilerini dünyanın eğitim liderleriyle kıyaslama fırsatı vermek, zayıflıklarını ve güçlü yanlarını görmelerini sağlamak ve eğitimde kaliteyi arttırmanın uzun vadeli ekonomik yararlarını göstermekti" dedi.

Listede başı çeken Singapur'un 1960'lara düşük okuma yazma oranlarıyla girdiğini söyleyen Schleischer, bu durumun ne kadar ilerleme kaydedilebileceğini gösterdiğini vurguladı.

ABD, Vietnam'ın gerisinde

Matematik ve Fen Bilimleri sınavlarından alınan sonuçlarla yapılan sıralamada OECD'nin görece sanayileşmiş ülkelerde yaptığı Pisa testlerinden çok daha kapsamlı bir küresel eğitim haritası görülüyor.
Dünya ülkelerinin üçte birinden fazlasının yer aldığı listede, İran, Güney Afrika, Peru ve Tayland gibi ülkelerin uluslararası alanda nasıl bir performans gösterdiği ortaya çıkıyor.
Listede ABD'nin başarılı Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldığı ve Vietnam'ın da ABD'yi geçtiği görülüyor.
Liste OECD'nin Pisa testlerinin yanı sıra ABD'de uygulanan TIMSS testleri ve Latin Amerika'daki TERCE testlerini temel alıyor.
Araştırmadaki bulgular gelecek hafta Güney Kore'de yapılacak Dünya Eğitim Forumu'nda sunulacak. Forumda BM'nin küresel eğitime dair 2030 hedefleri belirlenecek.
Stanford Üniversitesi'nden Eric Hanushek ve Münih Üniversitesi'nden Ludger Woessmann'ın ortaklaşa yazdığı araştırma raporunda "eğitim standartlarının ülkenin uzun vadedeki refah üretimine dair güçlü bir gösterge olduğu" vurgulanıyor.
Raporda, "Kötü eğitim politikaları ve uygulamaları çok sayıda ülkeyi sürekli bir ekonomik durgunluğa sokuyor" deniyor.
Schleicher de "eğitimi geliştirerek elde edilecek ekonomik yararların çok büyük boyutlarda olduğunu" söylüyor.

Türkiye'nin büyüme potansiyeli 'yüzde 400'

Örneğin listenin sonundaki Gana tüm 15 yaşındakilerin temel kabiliyetlerini geliştirebilirse, ülkenin GSYH'si bu gençlerin yaşamı sırasında 38 kat artabilir. Türkiye'nin aynı koşullardaki büyüme potansiyeli ise yüzde 400'ye yakın.
Güney Kore'deki Dünya Eğitim Forumu dünya liderlerinin milenyum eğitim hedefleri koymasından 15 yıl sonra yapılıyor.
Tüm çocuklara ilkokul eğitimi sağlamak gibi milenyum eğitim hedeflerine tamamen ulaşılamadı.
Ancak toplantıda gelecek 15 yılı kapsayan yeni hedefler belirlenecek.
  1. Singapur
  2. Hong Kong
  3. Güney Kore
  4. Japonya (ortaklaşa)
  5. Tayvan (ortaklaşa)
  6. Finlandiya
  7. Estonya
  8. İsviçre
  9. Hollanda
  10. Kanada
  11. Polonya
  12. Vietnam
  13. Almanya
  14. Avustralya
  15. İrlanda
  16. Belçika
  17. Yeni Zelanda
  18. Slovenya
  19. Avusturya
  20. İngiltere
  21. Çek Cumhuriyeti
  22. Danimarka
  23. Fransa
  24. Letonya
  25. Norveç
  26. Lüksemburg
  27. İspanya
  28. ABD (ortaklaşa)
  29. İtalya (ortaklaşa)
  30. Portekiz
  31. Litvanya
  32. Macaristan
  33. İzlanda
  34. Rusya
  35. İsveç
  36. Hırvatistan
  37. Slovakya
  38. Ukrayna
  39. İsrail
  40. Yunanistan
  41. Türkiye
  42. Sırbistan
  43. Bulgaristan
  44. Romanya
  45. BAE
  46. Kıbrıs
  47. Tayland
  48. Şili
  49. Kazakistan
  50. Ermenistan
  51. İran
  52. Malezya
  53. Kosta Rika
  54. Meksika
  55. Uruguay
  56. Karadağ
  57. Bahreyh
  58. Lübnan
  59. Gürcistan
  60. Brezilya
  61. Ürdün
  62. Arjantin
  63. Arnavutluk
  64. Tunus
  65. Makedonya
  66. Suudi Arabistan
  67. Kolombiya
  68. Katar
  69. Endonezya
  70. Botsvana
  71. Peru
  72. Umman
  73. Fas
  74. Honduras
  75. Güney Afrika
  76. Gana

26 Temmuz 2015 Pazar

Hırsızlar günah çıkarmak için nereye gider?




Hırsızlık dünyanın en eski mesleğidir.
Üretileni paylaşmadaki bir haksızlığın eseridir.

Hırsızlık bir illüzyon sanatıdır da.



Heredot’un bize bildirdiğine göre antik çağlarda bazı kabilelerde hırsızlık, çalmak ayıp değil yakalanmak ayıp idi. Yakalanana en ağır ceza veriliyordu. Günümüzde bu gelenek daha bir modernleşerek hırsızlık suç olmaktan çıkmış, bunu haber yapanlar suçlu durumuna düşerek yargılanmaya başlamışlardır. Bir çok suç normalleşiyor. Anormal olan onu haber yapmak!

Hırsıza hırsız demek suç! Toplumdaki statüsüne göre: Sayın X bey, X beyefendi diyeceksiniz!
Neden?
İkna teorilerine göre; güzel, yakışıklı, zengin, güçlü veya bunlardan daha fazlasını temsil edenler suç işlediklerinde bizim onları bir şekilde temize çıkarma mekaniğimiz harekete geçiyor. Onları ‘iyi’ olarak kabul etme eğilimindeyiz. İnternette bu örneklere sıkça rastlayabilirsiniz.

Fakat yoksul, fakir, eğitimsiz, toplumun zayıf ve çaresiz kesimlerini temsil edenler aynı suçu işlediğinde öfkemiz kabarıyor, ‘Vurun kahbeye!’ diye hiddetleniyor ve en acımasız yargılamalarla mahkum edip cezalandırıyoruz. Toplumun bir kesimi zayıfları ezmek, onları ayakları altında ezilecek bir kene gibi görme, işkence duygusu besleme sadizmi var. Linç kültürüne sahibiz. Zayıf olanı kıstırdık mı üzerine çullanır, yaşam hakkı tanımayız.


Bu olay geçenlerde bizim sokağımızda oldu.
Komşu kadın sabah erken saatlerde kocasını işe yolcu ettikten sonra balkona çıktığında karşı balkondan aşağı sarkan halıyı çekip götürmeye çalışan bir hırsızı gördü ve sordu.
-Sen ne yapıyorsun?
-Sana ne kadın? Senin mi? Sana mı soracağım?
Komşu ‘Hırsız var’ diye bağırınca adam kadına küfür etti.
-Ekmeğimle oynuyorsun! Diyerek uzaklaştı ve hırsız tehditkar bir baş sallamayla gözden kayboldu.

Görüldüğü üzere hırsız yaptığının o kadar meşru olduğuna inanmış ki, bunu ekmek parası, ekmek davası için yaptığını ve suç olmadığını kanıksamıştır. Vicdanında suç olmaktan çıkarmıştır. Ona göre fiili durum önemlidir ve bu fiili durumla örtüşmeyen yasalar ‘Yok hükmündedir’ Ona göre hayatın gerçeği budur.

Gelelim asıl kara mizah başka bir gerçek olaya… Şimdi sıkı durun!

Elli yaşlarında gözüken gayet düzgün, konuşması ve hali ile kuşku uyandırmayan bir adam notere geldi. Numara alıp sıraya geçti. Sırası gelince serviste çalışan bir memura yaklaştı. Memur ona sordu.
-Buyurun, sizin işleminiz nedir?
-Efendim ben suçumu itiraf edeceğim, diye konuşmaya başladı. Vaktiyle bir maça gitmiştim. Stadda yanımda oturan birinin cebinden Audi marka arabasının anahtarını aldım. Daha sonra otoparka inerek arabasını çalıp kaçtım. Bir süre sonra arabayı başka birine sattım. Sattığım adam da bunun çalıntı olduğunu biliyordu. O da başkalarına sattı. Ben bundan vicdanen rahatsız oldum. Pişmanım! Bir pişmanlık dilekçesi… Allah bilsin istiyorum… Günah çıkarmak istiyorum...
   Memur adamın ilk önce kendileriyle dalga geçtiğini düşündü.
-Biz bunu ne yapacağız, yazıp Allaha mı göndereceğiz? Adresini bilmiyoruz ki? Diye şaşkınlıkla sordu. Adam ısrar edince memur da ciddileşti.
Nasıl olur, falan filan derken tartışmayı gören noter işe dahil oldu.
-Beyefendi, biz bunun için bir şey yapamayız. Burası günah çıkarma kurumu değil. Tamam… Pişman olmuş, nedamet getirmişsiniz. Bunun içinde bir hukuksal kurum aramış, bize gelmişsiniz ama biz doğru adres değiliz. Bunun için ya karakola ya mahkemeye gideceksiniz.

Peki doğru adres neresi?
Karakola gitse,yargılanacak, ceza alacak, hapis yatacak! Adalet yerini bulacak!
Adam cezasızlık istiyor, suçundan da rahatsız! Bir zamanaşımı ile işlediği suçun karşılıksız kaldığını ama günah olarak devam ettiğini düşünüyor.
Hristiyanlık bu işi çözmüş!
Günah çıkarma mekanizması oluşturmuş!







24 Temmuz 2015 Cuma

Dünyanın en iyi eğitim yöntemi Montessori nedir?

Montessori Eğitimi Almış Ünlüler
Google’ın kurucuları ,Sergey Brin ve Larry Page ;
www.amazon.com sitesinin kurucusu olan Jeff Bezos ,
Dünyanın en geniş internet ansiklopedisi olan www.wikipedia.org sitesinin kurucusu Jimmy Wales ,
The Washington Post’un sahibi ve editörü Katherine Graham, montessori eğitimi almış ünlülerden sadece birkaçı. Acaba dünyanın en iyi eğitim sistemi denilen bu sistem nedir?
 Montessori eğitimini kim geliştirdi?
İtalya’nın ilk kadın doktoru, pedagog ve antropoloji profesörü Maria Montessori (1870-1952) yüzyılın başlarında her bir çocuğun bireyselliğine azami ölçüde uyan bir pedagoji geliştirdi. Bu, çocuğun bireysel becerilerine ve ilgi alanlarına, bireysel öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagojiydi.
Maria Montessori çocukların; ödüllerden, cezalardan, yetişkin tarafından programlanmış eğitimden, oyuncaklardan, şekerlemelerden, öğretmen masasından, toplu derslerden, hoşlanmadıklarını; özgür seçimden, hatalarını kendilerinin denetiminden, hareket etmekten, sessizlikten, sosyal ilişkilerini kendileri tarafından kurulmasından, çevrenin düzenli ve temiz olmasından, özgür faaliyete dayalı bir disiplinden, kitapsız okuma ve yazmadan, alıştırmaların tekrarından hoşlandıklarını gözlemledi. Eğitim sistemini çocuktan yola çıkarak kurdu.
maria-montessori-2Maria Montessori Kimdir?
Aslında trajik bir yaşam öyküsü vardır bu sorunun ardında… Avrupa’nın en karanlık döneminde İtalya’da yaşayan ve kadın olduğu için eğitim yaşamı boyunca dışlanan… Ve fakat bütün bu dışlayıcı tavırlara rağmen eğitimine ısrarla devam edip, İtalya’nın ilk kadın doktoru olan… Ve daha sonra da yine var olma savaşını sürdürerek Roma Üniversitesi’nde Profesörlüğe kadar yükselen bir yaşam öyküsü bulabilirsiniz Montessori isminin ardında… Ve belki de bütün bu baskı ve zorlamalara ve diktatör Mussolini’ye rağmen bu ülkeden dünyaya yayılan bir eğitim sistemini görebiliriz aslında bu eğitim sisteminin ardında…

Montessori eğitimi çocuğa ne kazandırır?
• Çocuk, kendi bireysel beceri ve ilgi alanında kendi hızıyla gelişir.
• Dikkatini yoğunlaştırmayı öğrenir.
• Çalışma isteğini ve zevkini geliştirir.
• Üretken olur.
• Toplumsal bir varlık olur.
• Kaygılarını en doğru şekilde nasıl dışa vurabileceğini öğrenir.
• Özgüvenini ve sorumluluk duygusunu geliştirir.
• Disiplini içselleştirir.
• Bir problemi nasıl tanımlayacağını ve onu çözmek için nasıl çalışılacağını öğrenir.
• Kendisine ve başkalarına karşı saygı duyar.
Montessori Yöntemi’nin en önemli özelliği yöntemin kendine has bir eğitim felsefesinin üstüne inşa edilmiş olmasıdır ve bu felsefe kendisinden önce birçok filozofun yaptığı gibi çocuklardan uzak bir yaşamdan bulmaz kaynağını. Maria Montessori 1900’lerin başında Roma’nın düşük gelirli ailelerinin bulunduğu San Lorenzo’da yöntemini çocuklarla çalışarak ve onları gözleyerek geliştirmeye başladı. Bu nedenledir ki Maria Montessori kendi oluşturduğu eğitim yöntemini anlatırken şöyle der “Çocuğu çalıştım. Çocuğun bana verdiklerini aldım ve onları ifade ettim. İşte Montessori Yöntemi budur.”
Bugün dünyada Montessori Eğitimi öncelikle okul öncesi ve ilköğretim döneminde uygulanır. Fakat bazı ülkelerde üniversiteye kadar devam edilebilen Montessori okulları da vardır.
Montessori Felsefesi
Montessori’nin eğitim felsefesi çocuğa bakışı nedeniyle geleneksel anlayıştan çok ayrıdır. Montessori’ye göre çocuklar yetişkinlerden tamamen farklı bir biçimde öğrenir, düşünür ve algılarlar. Bu nedenle çocuğu yetişkinin eksik bir örneği olarak görmeye çalışarak eğitim vermek, binlerce yıldır yapılmakta olan bir hatayı sürdürmekten başka bir anlama gelmez. Çocukların kendilerine has ihtiyaçları ve hakları vardır. Yetişkinin çocuğun gelişim sürecinde yapabileceği tek şey çocuğun önündeki engelleri kaldırmak ve onun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Eğitim çocuğun kendi kendini inşa ettiği bu dönemde onun sahip olabileceği deneyimleri zenginleştirmek ve tecrübeleri ilerleme yönünde sunabilmektir.
Geleneksel yöntem çocuğun gelişimini notlar, testler ve karnelerle ölçerken, Montessori Yöntemi bu ölçümü temelinden reddeder. Açıktır ki gelişimi bu şekilde ölçmeye çalışmak çocuğu hedefi sadece bir test sonucuna indirgeyen olumsuz bir yarışmaya sokar, oysa asıl amaç öğrenmek ve ilerlemektir.
Montessori Yönteminde değerlendirme çocuğun araçlarla çalışması sırasında yapılan hassas gözlemlerin bir sonucu olarak belirlenir. Özellikle ilk altı yaşta çocuğa herhangi bir geleneksel değerlendirmenin yapılamayacağı, gelişimi ölçtüğü düşünülen testlerin çocuklar hakkında oldukça kısıtlı ve fazlasıyla genellemeye dayalı bilgiler verdiği bilinmektedir. Bu nedenle çocuğun çalışmaları sırasında toplanan gözlemler ki bu gözlemler sadece araçlarla yapılan çalışmalar hakkında değildir, beden eğitimi sırasında yaptığı hareketler de gözleme dahildir oyun oynarken arkadaşlarıyla kurduğu sohbetlerde. Çocuk hakkında toplanan bu gözlemler hem Montessori’nin ilke ve ölçülerine hem de gelişim psikolojisinin verilerine göre değerlendirilir. Montessori Yöntemi çocuğun gelişimini sayılarla değerlendiren bir karneden çok çocuğun yaptığı işler, öğretmen ve gözlemci yazıları ve uzmanlar tarafından düzenli bir takiple değerlendirir. Çocuğun başarıları, güçlü olduğu konular ve zayıflıkları da bu yazılarda belirtilir ve öneriler de bulunulur.
Montessori Yöntemi iki temel gelişim süreci belirlemiştir: bu süreçlerden birincisi doğumdan altı yaşa kadar olan, ikincisi ise altı yaştan on iki yaşa kadar olan süredir. İlk altı yaşa kadar çocukların bulunduğu bir Montessori sınıfına “çocukların yuvası” anlamına gelen “casa dei bambini” denir. Çocukların yuvasında çocuklar bireysel öğrenme biçimleri ve hızlarına göre öğrenir ve gelişirler. İkinci gelişim sürecindeki eğitime Montessori “kozmik eğitim” der. Bu eğitim sürecinde çocuk dünyayı ve yaşamı kendisiyle beraber bir bütün olarak anlar.
Gelişimin ilk evresi yoğunluklu olarak bireysel deneyimlere dayanır, çünkü çocuk beyninin ve kişiliğinin çok büyük bir kısmını bu dönemde inşa eder. Bu evrede çocuklara geleneksel eğitimde olduğu gibi eğitmen tarafından belirlenen bir içerik ve belirlenmiş bir hızla eğitim vermeye çalışırsak, bu çocuğun gelişimini fakirleştirmekten başka bir işe yaramaz. Fakat bu durum çocukların tamamen bireysel bir eğitim aldıkları anlamına gelmez, çocuklar farklı yaşlar ve farklı becerilerdeki arkadaşlarıyla özgürce ilişki kurabilecekleri bir çevre içinde ilk toplum deneyimlerini elde ederler.
Diğer eğitim yöntemlerinden tamamen farklı olarak Montessori Yöntemi çocuğun bağımsızlığını ve özgürlüğünü, sınırlar ve sorumluluklar içerisinde destekler. Çocuk kendine yetebilecek bir birey olma arzusuyla doğar, bu ona özgürlük ve bağımsızlık kazandıracaktır. Fakat, günümüzdeki çocuk büyütme anlayışları ve geleneksel eğitim çocuğa özgürlük ve bağımsızlık vermek yerine çocuğun yerine karar verme ve çocuğun hayatını yetişkinin denetimine bırakmasını destekler. Ne yazık ki bu yanlış uygulama çocuğun hayat için ihtiyaç duyacağı becerilerin gelişememesiyle sonuçlanır.
Montessori Yöntemi’nin temel öngörüleri şunlardır:
  • Çocuk yetersiz bir birey değildir. Tüm canlılar gibi çocuk da bağımsızlığını yani kimsenin yardımı olmadan kendi ayakları üstünde durabilmeyi ister.
  • Çocuğa saygı duymak gerekir aksi takdirde onun seçimleri doğru değerlendirilemez.
  • Çocuk kendi öğrenme deneyimini gelişim ihtiyaçlarına uygun olarak kendisi yönetebilme becerisine sahiptir.
  • Çocuklar yetişkinlerden farklı şekilde bilgi alır ve öğrenir.
  • Çocuğun gelişimi hakkındaki bilgi çocuğun Montessori Yöntemi’nce düzenlenen bir çevreyle kurduğu ilişkinin gözlemlenmesiyle elde edilir. Öğretmenin gözlemleri değerlendirilir ve çocuğun ilerlemesi bu verilere göre düzenlenir.
  • Gelişim süreci içinde çocuğun çevresindeki bazı uyaranlara karşı zaman zaman daha duyarlı olduğu dönemler vardır.
  • Hayatın ilk altı yılı yaşamın daha sonraki yıllarıyla kıyaslanamayacak kadar değerlidir.
  • Çocuklara sözel olarak bilgi iletilmesi yararsız bir çabadır. Çocuklar bu dönemde bilgiyi mutlak surette yaparak ve yaşayarak alırlar.
  • Montessori araçları çocuğun bilgiyi yaşayarak keşfedebilmesini sağlar çünkü artık bilgi söz gibi soyut değil ama çocuğun eliyle işleyebileceği somut bir biçimdedir.
  • Bağımsız sorun çözme becerilerinin gelişmesi desteklenir ve çocukların kendi ayakları üstünde durabilmeleri cesaretlendirilir.
Hedefler
Montessori Yöntemi çocuğun bir birey olarak tüm özelliklerini mümkün olabilecek en ileri seviyede geliştirmeyi hedefler. Bu yolda çocuğu sorular üreten ve sorularına cevaplar bulabilen biri olarak yetiştirir. Önemli olan kişinin kendine yeterli bir birey olabilmesidir. Montessori Yöntemi özünde üreten ve mutlu olan insanlar yetiştiren bir hayat eğitimidir.
Mekanın Düzeni
Montessori Yönteminde vurgulanan düzen anlayışı yetişkinlerin düzen anlayışından farklıdır. Yetişkinler için düzenli olmak derli toplu olmak anlamına gelir oysa çocuklar için düzen nesnelerin birbirleriyle ilişkisiyle alakalıdır. Çünkü nesnelerin işlevlerini bir bütün içinde anlayabilir ve öğrenebilirler. Kendi başına duran birkaç çatal, çatalın işlevini anlamak konusunda çocuğa bilgi vermez oysa hazırlanmış bir masada tabağın yanında duran çatal çocuğa çatalın işlevi hakkında açık bilgi verir. Bir Montessori Okulunda tüm araçlar belli bir düzene göre yerleştirilir ve araçların her biri çevrelerindeki diğer araçlarla işlevsel olarak ilişki içindedir. Yazma ve okuma araçlarının bir arada belli bir şekilde yerleştirilmiş olması işlevsel düzen hakkında bir örnek olarak verilebilir. Ayrıca araçların yerleri değiştirilmez, böylece çocuklar çalışmak istedikleri araçları aynı yerden alır ve aynı yere yerleştirir. Mekanın değiştirilmemesi çocukların aynı işi aynı şekilde defalarca yaparak becerilerini en ileri seviyede geliştirebilmelerini sağlar, işlerinde ustalaşırlar.
Dünyaya dair ilk bilgileri aldıkları dönemde çocukların düzenli bir fiziksel mekan içinde bulunması onlara güvenlikte oldukları hissini verir.
Dersler
Montessori Araçları zamanı geldiğinde çocuklara öğretmenleri ya da diğer çocuklar tarafından bir kere tanıtılır, böylece çocuk aracın amacına uygun olan çalışma şeklini öğrenir. Her bir çalışma çocuğu daha ileri bir bilişsel seviyeye çıkarmak üzere tasarlanmıştır. Araçlar bir birlerini takip ederler ve seviye olarak bir önceki araç bir sonrakine göre daha az karmaşık ve kolaydır. Araçların çalışma sırasında birbirlerini takip ediyor olmaları çocuğun bilgisini hep bir temel üstüne oturtarak ilerlemesini sağlar. Bu bir duvarın örülmesi gibi birbirini tamamlayan bir işlemdir.
Öğrenme tekrarsız olmaz, fakat geleneksel eğitim öğrenilmesi gereken konuyu belirlediği zaman içinde sunar ve bu süre geçince bir diğer konuyu işlemeye başlar. Fakat her çocuğun öğrenme biçimi ve tekrar ihtiyacı farklıdır. Montessori Yönteminde çocuk çalışmasının hızını kendi ayarlar ve kendi öğrenme deneyiminin yöneticisi olur. Bu bir insan için kazanılması gereken pek önemli bir özelliktir.
Montessori Araçları’yla çalışan çocuklar somut nesnelerle ve duyularını kullanarak öğrenmekle başlayıp, soyut düşünme becerisini geliştirerek yazma, okuma, matematik ve bilimde ilerler, çalışmayı ve öğrenmeyi seven bireyler olurlar.
ÜLKEMİZDE İLK DEFA BU SİSTEMİ TEŞVİK EDEN LİDER ATATÜRKTÜR
Ülkemiz eğitim tarihine baktığımızda Montessori Eğitimi’ni teşvik eden ve takdir eden liderin Atatürk olduğunu görüyoruz… 1 . Maarrif Kongresi toplandığında orada yeni eğitim sistemlerine övgü dolu sözler söylediğini ve dil bilen “Genç Muallimlere”Maria Montessori‘yi öğrenmelerini tavsiye ediyor… Ancak Atatürk’ten sonra klasik ve baskıcı eğitim sistemine devam ediliyor… Dönem dönem ülkemiz gündemine girmiş ama yerleşmesi gerçekleşmemiş… Zira az önce de söylediğim gibi bu eğitim sisteminin merkezinde “eğiticinin eğitilmesi” var… Ve bir eğiticiyi belli ruhsal kazanımlar ve dinginlik seviyesine getirmeniz oldukça zor… Hele ki klasik eğitimden böylesi bir duyarlı eğitime geçmek öyle kolay olmuyor… Ama son yıllardaki Montessori Eğitimi ile ilgilenen liderleri gördükçe memnuniyetim artıyor…
Aslında Montessori Eğitiminin özünü Maria Montessori’nin şu iki sözünü incelediğimizde anlayabiliyoruz.
“TEK BAŞIMA YAPABİLMEM İÇİN BANA YARDIM ET”
Tek başıma yapabilmem  için bana yardım et.
Ve nasıl yapıldığını bana göster.
Bunu benim için yapma.
Kendim yapabilirim,ve yapmak isterim.
Bana nasıl yapacağımı öğretirken sabret.
Bu belki uzun sürebilir.
Ve belki daha uzun zamana ihtiyacım var.
Fakat bilmelisin ki birkaç deneme ile  yapacağım şeyi başarmak isterim.
Hata yapabilme ihtimalim olduğunu da düşünmelisin.
Ama unutma ki ben sadece bu hatalarla gerçek manada birşeyler öğrenebilirim.
M.Montessori

„Öğretmenlerimizden bir tanesinin düşüncesine göre meşhur kadınların hayatlarını ezbere olarak bilmek bizim onları takip edip, örnek almamız açısından çok teşvik ediciydi. Anlattığı her şeyin sonunda „Sizlerde meşhur olmak istemez misiniz? Ya da hiç olmazsa öldükten sonra tanınan ve önemi fark edilen bir kişi olmak istemez misiniz““ diye bizlere sorardı. Ben ise öğretmenime  her zaman „Hayır!“ diye kuru bir cevap vermekle beraber şöyle derdim. “Ben geleceğin çocuklarının acılarını paylaşmayı, meşhurlar listesini bir kişi daha artırmaktan daha değerli buluyorum.“  Maria Montessori
Ülkemizde Montessori Yöntemi şuanda okul öncesi dönemde uygulanmaya çalışılmaktadır. İlköğretim ve orta öğretim seviyesinde uygulayan bir kaç okulla sınırlıdır. Bir ticaret lisesi ve bir üniversite Montessori Yöntemine uygun olarak eğitim verdiklerini duyurmuşlardı.. Ne derece inandırıcıdır bilinmez. Çünkü bu eğitimin çocuğun doğumundan itibaren aileler tarafından çocuğa uygulanmaya başlaması ve arkasından Montessori yöntemi almış eğitmenler tarafından da sürdürülmesi gerekir. Hayatının 15-20 yaşlarına kadar klasik eğitim almış öğrencilere ,klasik eğitim vermiş eğitimcilerin eğitim vermesiyle nasıl başarı sağlanır bilinmez. Tabi okul şartlarınında  bu eğitim sistemine göre uyarlanmış olması da şart. Ülke genelinde olduğu gibi 40-45 kişilik öğrencileri bir araya doldurarak ve hiçbir materyal desteği olmadan “Biz Montessori Yöntemini uyguluyoruz” demek pek de gerçekçi olmaz. Şuanda bu sistem ülkemizde elit tabakanın elit okullarında uygulanmaktan öteye gitmiyor maalesef.
Sema  Karakuş
Okul Öncesi Öğretmeni

Alıntılar: Haber7.com
www.montessori.org.tr
http://oyungemisianaokulu.com

Narsistlerle nasıl yaşanır?





Narsist kişilik bozukluğu yaşayanlar kendileri bu durumun farkına varmazlar ve genellikle depresyon şikayetiyle hekime giderler!

Egosu yüksek olan kişiler nasıl bir duygu dünyasına sahiptirler? Bu kişiler dünyada neden kendilerini tek ve biricik olarak görürler? Çok çalışkan ama rekabetçi, sürekli övgüyle beslenen, eleştirilere karşı aşırı duyarlı olan bu kişiler dünyada dost bulamayan insanlardır. Başkalarına empati yapamayan, acıyamayan, yardımdan nefret eden, karşısındaki kişileri her zaman ezen ve küçük düşüren bu kişileri ve özelliklerini tanımak ister misiniz? Evet diyorsanız Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan'ın konuyla ilgili açılımlarını sunuyoruz..http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=7348237
-Narsisistik nedir?     Narsisist kendisini fazla beğenen, üstün gören, hep takdir ve ilgi bekleyen, imtiyazlı olduğuna inanan, özel muamele bekleyen kişidir.
-Kişinin narsisist davranışlar göstermesi neye bağlıdır?Narsisist kişiliğin altında, paradoksal olarak, derin bir kendine güvensizlik yatar. Nitekim bu kişiler çok alıngan, eleştiriye oldukça tahammülsüz insanlardır. Şuuraltı bu kendine güvensizliği bir nevî bastırarak kendini aşırı beğenen insanı üretir. Narsisistler ayrıca empati kuramayan, başkalarının duygularını anlayamayan kişilerdir. Kendine güvensizlikle başkalarını anlayamama birleşince, narsisistik kişilik gelişir.
-Narsisist davranışların eğitim ile bağlantısı var mıdır?Narsisistler övgüyle beslendikleri için, çok çalışırlar. Dolayısıyla hayatta başarı kazanma, iyi bir yere gelme ihtimalleri yüksektir. Başarı, kendini beğenmişliklerini iyice besler, böylece narsisistin yakın çevresiyle ilişkisi iyice bozulur. Parlak bir statüsü olan, ama yalnız bir insan vardır tepelerde bir yerde. Çalışkan olmayan, başarı kazanamayan narsisistlerin de hayatları kötüdür, çünkü çok ihtiyaç duydukları övgüyü bir türlü elde edemezler.
-Elitist davranışların narsistik kişilik ile bağlantısı var mı?Narsisistler elitist davranışa eğilimlidirler. Statüsü yüksek arkadaşlar edinmek, iyi yerlere gitmek, iyi arabalara binmek isterler. İnsanları ezmekten çekinmezler, kendileri en üstün oldukları için, başkalarını ezmek doğal davranışlarıdır.
-Narsisist eğilimler ilk olarak kişide ne zaman fark edilir?
İzleri ergenlik, hatta çocukluk yıllarına kadar uzanabilir, ama asıl 18 yaşından sonra belirgin hale gelir.
-Narsistik eğilimleri fark edilenler kendini bundan alıkoyabilirler mi?Narsisistler, genellikle narsisist olduklarını fark etmezler; söyleseniz de kabul etmezler; kabul etseler bile kolay kolay değiştiremezler.
-Gösteri sanatlarıyla ilgili olan kişilerin egolarının gelişmişlikleri ile narsisizmin ne gibi bir bağlantısı vardır?
Beğenilmek, övülmek, alkış almak, en parlak-en güzel-en yakışıklı-en başarılı olmak isterler, zaten böyle olduklarına da inanırlar. Bu yüzden seçtikleri mesleklerin göz önünde olması normaldir. Zaten narsisizm, zeka ve çalışkanlık ile birleştiğinde çok çarpıcı eserler çıkabilir.
-Peki ego yüksek olmazsa sanat olur muydu?Her sanatçı narsisist değildir. Ama narsisistler alkışnı bol olduğu sanatlara eğilimlidirler. Başarı da narsisizmi besler.
-Narsisist duyguların yüksek olduğu diğer meslek dalları hangileridir?Narsisistler genellikle göz önünde olacakları meslekleri seçerler. Meslekleri ne olursa olsun, göz önüne çıkmaya, sıyrılmaya, başkalarından üstün olmaya çalışırlar.
-Politikacıların da narsisist olduklarını söyleyebilir miyiz?Her politikacı elbette narsisist değildir. Fakat politikanın narsisistler için cazip bir alan olduğunu söyleyebiliriz. ABD'de yaşayan politik psikiyatri uzmanı Kıbrıslı Vamık Volkan, vaktiyle Türkiye'de yasaklanan Atatürk biyografisinde, Cumhuriyet'in kurucusunun 'yapıcı narsisist' olduğunu söylemiştir.
-Narsisismi yüksek bir politikacının ülkesine vereceği zarar neler olabilir?Yapıcı narsisistin örneği Atatürk ise, yıkıcı narsisistin örneği Hitler'dir.
-Narsisist kişiler duygularını nasıl beslerler?Övgü bekleyerek ve başkalarını ezerek...
-Narsisist kişiler çevresine zarar verirler mi?Önemli özelliklerinden biri empati eksikliğidir. Başkalarının duygularını anlayamazlar. Zaten başkalarını önemsemezler. Başkaları, ancak kendilerini övmek, onaylamak için vardır. Bu yüzden yakın ilişkileri; evlilik ve yakın dostlukları sürdüremezler. Fedakarlığı hep başkalarından beklerler, çünkü onlar uğruna her türlü fedakarlığın yapılacağı insanlardır. Vermezler, alırlar. Aşkta bile, beğenilmek için vardırlar. Başkalarının hakkını çiğnemekten çekinmezler, hatta hak çiğnediklerinin farkına bile varmazlar, zaten her şeyin kendi hakları olduğuna inanırlar. Çıkarcıdırlar.
-Narsisist kişilerin içlerinde doyuramadıkları bir boşluktan söz edebilir miyiz?Hayatta sürekli onaylanmak, sürekli beğenilmek mümkün değildir. Bu yüzden narsisistin beklentileri, hayatla bağdaşmaz. Ne kadar yükseğe çıksalar, daha yüksektekini kıskanırlar. Evet, doyurulamayan bir boşluk vardır içlerinde.
-Narsisistlerin gerçek dostları var mıdır?Narsisistleri terk etmeyen insanlar, sadece bağımlı kişilerdir. Bağımlı bir eş veya arkadaş, siz ona ne yaparsanız yapın sizi terk edemez, hatta kızmayasınız diye size fikrini bile söyleyemez. Bir narsisist ile bir bağımlı arkadaş veya karı-koca olduklarında, narsisist bağımlıyı o kadar ezer ki ve bağımlı o kadar kendini ezdirir ki, ortaya utanç verici manzaralar çıkabilir. İnsanları sömürürler, kendi çıkarları için kullanırlar.
-Narsisistler neden ikinci adam olmaya razı olamazlar?Hep en üstün, en kabiliyetli, en başarılı, en güzel, en parlak olarak kendilerini gördükleri için.
-Narsisistik bir kişilik bozukluğu mudur?Evet, bir kişilik bozukluğudur.
-Narsisistik davranışlarda öğrenilmişliğin hiç payı yok mudur?Genetik etkenlerin de, çocukluk ve ergenlikte yaşanan olayların da, anne-baba tutumlarının da, kardeş ve sosyal çevre ilişkilerinin de payı vardır.
-Narsisistler savunmacı kişilikler midir?Tenkit kabul etmeyen, tenkit etmeseniz bile sizi yanlış anlayıp kırılan, küsen insanlardır. Bu anlamda savunmacıdırlar.
-Narsisist olmayan kişilerde de narsisistik savunmalar yapmazlar mı?Hepimiz narsisistik savunmalar yaparız. Çünkü hepimiz kendimizi iyi görmek isteriz. Ama narsisistlerin problemi kendilerini iyiden de öte imtiyazlı görmek ve başkalarına değer vermemektir.
-Narsisistik savunmalar nelerdir?'Boyum kısa, ama aklım uzun' narsisistik savunmalara tipik bir örnektir. Veya 'Kıroyum, ama para bende.'
-Narsisistler kendilerini sanırım iyi sunuyorlar, anlatımları, satışları iyi değil mi?Çoğunun sahnesi iyidir.
-Narsisistlerde vefa duygusu görülür mü?Vefa, narsisist için İstanbul'da bir semt adıdır.
-Acıma hissi ne kadardır bu kişilerde?Empati kuramadıkları için, acıma duyguları zayıftır. Acıma gösterseler bile, yüzeyseldir, derin değildir.
-Yardım etmeyi, sosyal sorumluluklarda yer almayı pek tercih etmiyorlar herhalde?Yardım ve sosyal sorumluluk, narsisist için, iyi bir gösteri alanıdır. 'Sağ elin verdiğini sol el bilmesin' türü yardım anlayışı narsisistin kitabında yazmaz.
-Yaptırdığı her hayır işine kendi ismi ve ailesinin ismini verenlerde bu duygu azda olsa var galiba?Yad edilmeyi istemek, mutlaka narsisist olmak anlamına gelmez. Ama narsisistler her türlü hayır işini hayran edinmek için yaparlar.
-Size göre dünyanın gördüğü en büyük narsisistler kimlerdir?Dünyadaki herkesi tanımadığım için bu soruya cevap veremem. Ama kendi kendini imparator ilan eden Napoleon, kendisine müthiş inancı olan Hitler gibiler sayılabilir.
-Hangi durumlarda narsisistik davranışlar hoş görülebilir?Çalışkan ve zeki narsisistler, çok önemli işler başarırlar. Siyaset, sanat ve bilimde değerli eserler verirler. Ama bunların bile yakın çevreleriyle ilişkileri pek iyi değildir.
-Narsisistlerin evlilikleri nasıldır?Almak, ama vermemek esasına dayalıdır. Eşlerini sömürürler. Anlamazlar, ama anlaşılmadıklarını düşünürler.
-Narsisistlerin etkin olduğu iş yerlerinde kişileri neler bekler?Narsistlerin yetenekli gösterileri yüzünden kendine güven kaybı, değersizlik duygusu. Eleştirilmek, aşağılanmak, ağzıyla kuş tutsa yaranamamak…

-Kendisinin narsisit olduğunu fark eden kişi ne yapmalıdır?Narsisist olduğunu fark eden kişi genellikle narsisist değildir.

-Narsistiklerin tedavi edilmesi gerekir mi? Ya da bu kişilikler tedaviyi kabul eder mi?'Ben narsisistim' diye diye tedaviye gelmezler. Genellikle depresyon yüzünden başvururlar. Çünkü narsisistler sık hayal kırıklığı yaşarlar. Çünkü hep sevilme, övülme beklentilerinin hayat boyu devamlı karşılanması mümkün değildir.

UĞUR İLYAS CANBOLAT
hürriyet.com.tr

TIMSS Nedir?



TIMSS- Trends in International Mathematics and Science Study: Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması
Öğrencilerin matematik ve fen alanlarında kazandıkları bilgi ve becerilerin değerlendirilmesine yönelik bir tarama araştırmasıdır. Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu (International Association for the Evaluation of Educational Achievement) IEA’nın bir projesidir.
Dünyadaki en büyük ve en kapsamlı uluslararası öğrenci başarılarını değerlendirme çalışmasıdır.
4. ve 8. sınıf düzeyindeki öğrencilere uygulanır.4 yılda bir yapılmaktadır.
TIMSS, öğrenci başarılarındaki eğilimleri izlemekte ve ulusal eğitim sistemleri arasındaki farklılıkları belirlemektedir. ABD Eğitim Bakanlığı, İngiltere Eğitim Araştırma Kuruluşu, Boston College ve katılımcı ülkeler tarafından finansal olarak desteklenmektedir.

TIMSS Projesinin Amacı
TIMSS’in temel amacı, dünya çapında matematik ve fen eğitim öğretiminin gelişmesine yardımcı olmaktır.
TIMSS, katılımcı ülkelere aşağıdaki soruların cevaplarını bulmasına yardımcı olur:
  • Öğrencilerimizin matematik ve fende durumu nedir?
  • Zaman içinde bu durum iyileşiyor mu?
  • Durumumuzu nasıl geliştirebiliriz?
  • Diğer ülkelere göre durumumuz nasıl?
  • Diğer ülkeler başarının arttırılması konusunda ne yapıyor?

TIMSS Döngüsü
Hazırlık Süreci
• Test maddelerinin geliştirilmesi
• Taslak maddelerin NRC’ler tarafından gözden geçirilmesi
• Ölçme araçlarının uygulanacak dile çevrilmesi

 Pilot uygulama
• Pilot uygulamanın yapılması
• Analizlerin yapılması ve ölçme araçlarına son şeklin verilmesi

Nihai Uygulama
• Son şekli verilmiş ölçme araçlarının çevirilerinin ve uyarlamasının yapılması
• Nihai uygulamanın yapılması

Raporlaştırma
• ISC tarafında uluslar arası raporun yayınlanması
• Ülke raporunun yayınlanması(NRC)

Raporlaştırma
• ISC tarafında uluslar arası raporun yayınlanması
• Ülke raporunun yayınlanması(NRC)

 TIMSS’i Yürüten Kuruluşlar
  • IEA (International Association for the Evaluation of Educational Achievement):Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu
  • ISC ( TIMSS & PIRLS International Study Center): Uluslararası Çalışma Merkezi
  • DPC (Data Processing and Research Center):Veri İşleme Merkezi
  • SC (Statistics Canada):Kanada İstatistik
  • ETS (Educational Testing Service):Test Geliştirme Merkezi
  • SMIRC (Science and Mathematics Item Review Committee):Fen ve Matematik Madde Değerlendirme Komitesi
  • QIRC (Questionnaries Item Review Committee): Anket Geliştirme Komitesi
  • NRC (National Research Coordinator): Ulusal Araştırma Koordinatörü

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var