Robert Koleji’ne, puanı yetmeyen bir öğrenci, “okul ve idari personelin mahkeme kararının gereğini yerine getirmeme suçlaması ve bunun cezai yaptırımları ile karşılaşmaması için” kaydedildi. Okul iptal davası açmaya hazırlanıyor.
Robert Koleji 9. sınıfa, puanı yetmeyen bir öğrencinin “skandal kaydı” mahkeme kararıyla gerçekleşti. İşadamı Eyüp Mehmet Cemil Yükselen’in kızı, puanı yetmemesine ve okulun tüm itirazlarına rağmen açılan dava kazanılınca Robert Koleji’ne kaydedildi. Okul, öğrencinin kaydının ancak hazırlık sınıfından başlayabileceğini bildirdi. Ancak, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 20.07.2015 tarihli yazısı ile ilgili öğrencinin okulun 9. sınıfına kaydedilmesi “emredildi”! Okul yönetimi, “öğrencinin okulun 9. sınıfına kaydedilmesini emreden idari işlem için ivedilikle iptal davası açılacağını ve söz konusu kayıt işlemi ile ilgili tüm yasal yolların özenle takip edildiği” açıklamasını yaptı. Skandal kayıt, mart ayında, geçen yıl Üsküdar Amerikan Lisesi’ne özel okul puanıyla giremeyen bir öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığı talimatıyla TEOG’a göre kayıt yaptırması örnek alınarak gerçekleşmişti. İkiz kız kardeşlerden biri 796.460 puanla Robert Lisesi’ne, biri de 789.4333 puanla Avusturya Lisesi’ne kayıt yaptırmış, aile, diğer kızlarını da Robert Lisesi’ne aldırmak için Üsküdar Amerikan Lisesi’ndeki TEOG puanlı öğrenci alımını emsal göstererek Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurmuş ve okula da çocuklarının TEOG puanıyla alınması için ihtarname çekmişti. Dava nasıl kazanıldı? Robert Lisesi’nin, “Aynı yıl içinde farklı sistemde öğrenci almak, eğitimde fırsat eşitliği ilkesine aykırıdır ve nakille alım yönetmeliğine uymuyor” itirazına rağmen Beşiktaş Milli Eğitim Müdürlüğü’nden gelen “Mevzuata göre hareket edin” yazısı üzerine öğrenci okula alınmış ancak tepkiler üzerine aile kızlarını okuldan almak zorunda kalmış ve dava açmıştı. Ailenin açtığı davada “Yürütmeyi Durdurma Kararı” alınınca, okul bu öğrenciyi iki gün önce kaydetmek zorunda kaldı ve okul yönetimi de mezunlara, durumu anlatan bir yazı yolladı. Okuldan mezunlara Özel Amerikan Lisesi yönetiminden mezunlara yollanan yazı şöyle: “Bir öğrencinin okulumuza kaydı hakkındaki soru ve tepkiler nedeniyle konu ile ilgili gelişmelerin özetinin paylaşılması gerekli görülmüştür. Bildiğiniz gibi ilgili öğrencinin okulumuza kaydedilmesi bugüne kadar birçok kez talep edilmiş, bu talepler okulumuzca reddedilmiştir. Ancak konu ile ilgili olarak halen süren davada 27.05.2015 tarihinde verilen ve Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 19.06.2015 tarihinde okulumuza tebliğ edilen yürütmeyi durdurma kararı uyarınca verilen yargı kararına uyma yükümlülüğümüz doğmuştur. Okulumuz ilgili öğrencinin kaydının ancak hazırlık sınıfından başlamak üzere mümkün olabileceğini bildiren gerekçelerini ilgili makamlara yazılı olarak bildirmiştir. Ancak bu açıklamalarımıza cevaben Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 20.07.2015 tarihli yazısı ile ilgili öğrencinin okulumuzun 9. sınıfına kaydedilmesi emredilmiştir. Bu emir üzerine okul ve idari personelimizin mahkeme kararının gereğini yerine getirmeme suçlaması ve bunun cezai yaptırımları ile karşılaşmaması için ilgili öğrenci 22.07.2015 tarihinde okulumuzun 9. sınıfına kaydedilmiştir. Yürütmeyi durdurma kararı verilen davanın esası halen devam etmektedir. Ayrıca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yürütmeyi durdurma kararı uyarınca ilgili öğrencinin kaydını talep eden yazısı için 14.07.2015 tarihinde okulumuz tarafından iptal davası açılmıştır. İlgili öğrencinin okulumuzun 9. sınıfına kaydedilmesini emreden idari işlem için de ivedilikle iptal davası açılacaktır. Özetle okulumuz söz konusu kayıt işylemi ile ilgili tüm yasal yolları özenle takip etmektedir.”
Sırp Devlet Piyangosu'nun canlı yayında çekiliş yapıldığı sırada büyük bir skandal ekranlara yansıdı. Geçen salı akşamı canlı yayında piyango çekilişi yapıldı. ilk üç numara doğru çekiliş ve sıralamada ekranlara yansırken, dördüncü top makineden düştüğünde kamera yakın çekim yaptı ve numarayı 27 olarak gösterdi. Ekranda ise beliren dördüncü sayı 21'di.
Beşinci top makineden düşütüğünde ise büyük bir şaşkınlık yaşandı, çünkü makinden düşen topun numarası 21'di. Beşinci çekilen numaranın önceden ekrana yazılmış olması çekiliş sırasında hile yapıldı mı, sorusunu akıllara getirdi. Programı yayınlayan televizyon çalışanları ve piyango yöneticileri hakkında soruşturma başlatıldı. Piyango yöneticileri bunun bir tesadüf olduğunu teknik bir sorun nedeniyle böyle bir olay yaşandığını söyledi.
Galatasaray, Kabataş Erkek, İstanbul (Erkek) Lisesi, Kadıköy Anadolu, Cağaloğlu Anadolu ve Vefa Lisesi ve daha ismini yazmadığım birçok okul…Türkiye’nin en gözde okullarıydı. Her ailenin çocuğunu okutmak için maddi ve manevi her şeyi gözden çıkarabileceği okullardı. Ayrıca liseye başlayacak her öğrencinin de geleceğe dair hayallerini süsleyen okullardı. Öğrenciler, yıllarca sınava hazırlanıp bu okullara girmek için canla başla çalışırlardı. Bu okullardan birini kazananlar için yeni bir umut ve yeni bir hayatın ilk adımıydı. Bu okullardan mezun birçok öğrenci, yurtdışında, Oxford, Stanford, Cambridge dünyanın ya da yurtiçinde Boğaziçi, ODTÜ gibi Türkiye’nin sayılı üniversitelerinden mezun olsalar dahi önce gurur duyarak liselerinin ismini söylerlerdi. Galatasaray Liseli, Kabataşlı, Vefalı… Pek çok insan, birçoğunun hangi üniversiteden mezun olduğunu dahi bilmezdi. Ama gelin görün ki, şimdilerde bu liselerin eski itibarları yerle bir edilmek isteniyor. Son yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yanlış kurguladığı eğitim politikaları, sınav ve yerleştirme sistemlerindeki baştan sona bozuk uygulamalar tarihi ve köklü bu liselerimizin itibar kaybına yol açmasına neden oldu.Hatırlarsanız, 2004 yılında nakillerle ilgili sınırlı biçimde bir yönetmelik hazırlanmıştı. Böylece ‘arkası sağlam’ bazı öğrencilerin iyi okullarda okumalarına göz yumularak ve iltimas tanınması sağlanmıştı. 2011-2012 döneminde, İstanbul (Erkek) Lisesi’nin hazırlık sınıfına yurtdışından da nakil yapılmak istenmiş ve tüm itirazlara rağmen o zaman 180 olan öğrenci kontenjan aşılarak yurtdışından gelen bir öğrencinin kaydı yapılmıştı. Üstelik Anadolu Liseleri Yönetmeliği’nin sınıf mevcuduna ilişkin maddesi ve Alman Hükümeti ile yapılan antlaşmanın ihlal edilerek bu nakil gerçekleşmişti.Şimdilerde ise, ne yönetmelik ne de kural ve kaideler uygulanıyor. Bir gecede yapılan yönetmelik değişiklikleri ile artık bu okullara nakiller yoluyla hem de taban puan şartı aranmadan öğrenciler alınıyor. Tabi bu öğrencileri kim ya da kimin yakınları olduğunu da merak etmiyor değilim!Geçen gün ara sınıf nakillerinde yangından mal kaçırırcasına, bir gecede ‘Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe sokulmuştu. Lise nakillerinde taban puan şartı kaldırıldığı için tarihi ve köklü okullarda yıkımın önü de açılmış oldu.Geçen gün e-okul yönetim bilgi sisteminde ara sınıf nakillerini incelerken gözlerime inanamadım, yukarıda saydığım birçok okul 100 puandan daha fazla aşağısından öğrenci almaya başlamış. Kabataş Anadolu Lisesi (Almanca) 10. sınıf nakillerinde 490’lı puanlardan 362,573 puana kadar düşmüş. Üsküdar’da bulunan tarihi Haydarpaşa Anadolu Lisesi, normalde 470’li puanlarla öğrenci alırken, yine 10.sınıf nakil puanı 352,432’ye kadar düşmüş. Bu, sadece iki örnek! Daha birçok okul için aynı durum söz konusu. Yarın öbür gün göreceksiniz aynı durum Galatasaray, İstanbul (Erkek) gibi diğer liselerde de yaşanacak.Herkes suspus olmuş! Şimdi söyler misiniz böyle bir mantık olabilir mi? Görüştüğüm birçok veli, ‘bizim çocuğumuz iyi bir lise için yıllarca boşuna mı uğraştı ?’ diyor. Böyle bir eğitim sistemi olamaz. Eğitim denen şey bu saatten sonra bu ülkede kalmamıştır kardeşim. Bu düpedüz emek hırsızlığıdır. Başka bir açıklaması olamaz bunun. Nerede kaldı okullardaki homojenlik? Aralarında 100 puan farkı olan öğrenciler, aynı sınıfta nasıl eğitim görecekler? Allah aşkına ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bu ülke, bu ülkenin vatandaşları hiçbir zaman bu kadar sahipsiz ve çaresiz bırakılmamıştır. İşgal rejimleri bile bu kadar kötülük yapamazdı. Bütün bu yapılan adaletsizliklere, hiç kimsenin sesi soluğu çıkmıyor. Bir iki cılız ses çıkıyor, o kadar… Herkes adeta kabuğuna sinmiş, olanları izlemekle yetiyor.Eyy… muhalefet neredesin? Sencer (Ayata) hoca, çık bir açıklama yap. Ana muhalefet partisi CHP’de, Bilim ve Kültür Platformu’nun başında siz değil misiniz? Neden susuyorsunuz? Soru önergesi veren ya da sesi çıkan milletvekillerinin çoğu eğitimci değil. MHP, HDP çıkın ‘bu adaletsizliktir, haksızlıktır’ deyin, karşı çıkın, bir şeyler yapın! Eğitim sendikaları siz ne yapıyorsunuz? Birkaç eylem, basın açıklaması ve mahkemeye itirazdan başka hiçbir şey yapmıyorsunuz. Yazık, inanın çok yazık, okullar elimizden kayıp gidiyor, çocuklarımız ve geleceğimiz elimizden kayıp gidiyor ve en önemlisi ülke elimizden kayıp gidiyor… Ama herkes suspus olmuş, sinmiş tırsmış durumda. Aman bana bir şey olmasın derdinde… Kimseyle kötü olmayalım da. Böyle siyaset böyle sendikacılık yapılmaz, önce bunu öğrenmek gerekir! Ama inanın sonumuz hiç ama hiç iyi değil! Çok üzülüyorum, çok…
“SALt” lamba, 1 bardak tuzlu suyla 8 saat aydınlatma sağlıyor.
SALt, Filipinler’in şebeke elektriğinin ulaşmadığı kırsal yerleşim
bölgelerinde kullanılan mum, parafin ve pille çalışan ışık ve enerji
kaynaklarının yerine daha çevreci, ucuz ve güvenilir bir alternatif sunuyor.
Temelde sürdürülebilir bir aydınlatma alternatifi olan SALt'ı çalıştırmak
için gereken tek şey, Filipinler’de bulunması oldukça kolay olan tuzlu su.
İki çorba kaşığı tuzla karıştırılmış bir bardak suyla (ya da tuzlu su direkt
olarak denizden de temin edilebilir.)SALt, 8 saat süreyle aydınlatma görevini
sürdürebiliyor. Cihazın içindeki elektrot, 1 yıla kadar dayanabiliyor.
Bu özellikleri SALt lambaları düşük maliyetli ve bölge insanı için ulaşılabilir
bir ürün haline getiriyor.
“Bu sadece bir ürün değil, aynı zamanda sosyal bir hareket” mottosuyla yola
çıkan SALt, Filipinler’e konut olarak kullanılan yapıların yanmaya müsait olduğu
düşünüldüğünde, diğer aydınlatma alternatiflerinin ortaya çıkarabildiği yangın
gibi felaketlerin de önüne geçmeyi planlıyor.
Lambaların becerisi aydınlatmayla sınırlı değil: Çok yüksek voltaj gerektirmeyen,
telefon şarj etmek benzeri işler için de güç kaynağı olarak kullanılabiliyor.
Ancak SALt’ın asıl amacı; cep telefonu şarjı gibi birinci dünya problemlerindense,
kırsal bölgede yaşayan, geceleri zifiri karanlığa mahkum olan milyonlarca
Filipinli’nin hayatını kolaylaştırabilmek.
Alman teorik fizikçi Albert Einstein, zekada olduğu kadar zihinlerde de çığır açan bir bilim adamıydı. İşte Einstein'ın herkesi düşünmeye teşvik eden 25 vecizesi...
Dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanlarından biri olan Albert Einstein, fiziği ve dolayısıyla insanlığı yaklaşık 100 yıl öteye götüren önermeleriyle tanınıyor. Einsteinın hayata ve insan doğasına dair tişörtlere bastırılası, posterleri yapılası bazı sözlerini bir araya getirdik.
İşte Einsteindan herkesin kulağına küpe olması gereken özlü sözler
1. Entelektüel büyüme doğumda başlamalı ve yalnızca ölünce bitmeli.
2. Her bireye saygı duyulmalı, ama hiç kimseye tapmamalı.
3. Vicdanınıza ters düşen hiçbir şeyi yapmayın, bunu devlet istese bile
4. Eğer insanlar sadece cezalandırılmak korkusuyla ve ödüllendirmek umuduyla iyilik yapıyorsa; gerçekten acınası bir toplumuz demektir.
5. Asıl sorunumuz elimizdeki araçların mükemmel olması, ancak amaçlarımız konusunda kafa karışıklığı yaşamamızdır.
6. Sevgi, itaatten daha iyi bir öğretmendir.
7. Basitçe ifade edemiyorsan yeterince anlamamışsındır.
8. Hiçbir sorun onu yaratan bilinç seviyesiyle çözülemez.
9. Delilik, tekrar tekrar aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemektir.
10. Dünden öğren, bugün için yaşa, yarın için umut et.
11. Teknolojinin insanlığımızı aşması dehşet verici hale gelmiştir.
12. Sayılması mümkün olan şeyler her zaman önemli olmayabilir. Önemli şeyler ise her zaman sayılamayabilir.
13. Şiddet ahlak seviyesi düşük erkeklere her zaman çekici gelmiştir.
14. Her şey olabildiğince kolay olmalı, ama basit değil.
15. Bir insan olan şeyleri aramalı, olması gerektiğini düşündüğü şeyleri değil.
16. Çok fazla okuyan ama aklını çok az kullanan birinde düşünce tembelliği meydana gelir.
17. Hayatında hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiştir.
18. Bir öğretmenin en büyük sanatı yaratıcı ifade ve bilgiden kaynaklanan mutluluğu uyandırmaktır.
19. Küçük meselelerdeki gerçekleri kale almayan insanlara, daha büyük konularda da güvenilemez.
20. Muhteşem ruhlar her zaman sıradan akılların şiddetli muhalefetine maruz kalırlar.
21. Eğitim okulda öğrendiklerimizi unuttuktan sonra aklımızda kalanlardır.
22. Mantık sizi Adan Bye götürür. Hayal gücü ise her yere
Çinli bilim insanları, yerkürenin okyanuslara en uzak kara parçasının altında denizi andıran devasa bir tuzlu su kütlesi keşfetti.
Doğu Türkistan’daki tarım havzasının tabanında Çinli bilim insanları tarafından devasa bir tuzlu su kütlesi keşfedildi. South China Morning Post gazetesi, söz konusu su kütlesi hacminin ABD-Kanada sınırında bulunan Büyük Göller’den beş kat daha fazla olduğunu bildirdi. Buna göre, keşfedilen “saklı denizin” hacmi 200 bin kilometreküp, yani Hazar Denizi’nin üç katı olabilir. ASLA DÜŞÜNÜLEMEZDİ, TESADÜFEN KEŞFEDİLDİ Uygur Özerk Bölgesi sınırları içinde bulunan ve Taklamakan Çölü’nü barından bölgedeki su kütlesini “akla durgunluk verici” olarak niteleyen Sincan Ekoloji ve Coğrafya Enstitüsü Profesörü Li Yan, “Çöl kumlarının altında bu kadar çok su bulunabileceği asla düşünülemezdi” dedi. Çöl tanımını değiştirmek zorunda kalabileceklerini belirten Profesör Li, “saklı denizi karbon kaynakları taradıkları sırada tesadüfen keşfettiklerini” de söyledi. TARIM HAVZASI TÜRKİYE’NİN YÜZÖLÇÜMÜNDEN GENİŞ Çin’in batısında bulunan ve doğu-batı istikametinde 1000 kilometre uzanan Tarım Havzası, yüzölçümü bakımından Türkiye’den daha geniş bir alanı kapsıyor. www.evrensel.net
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Projesi kapsamında hayata geçirilen Mühendislik Terimleri Sözlüğü, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Sankur’un yürütücülüğünde hazırlanarak www.tubaterim.gov.tr adresinde kullanıma sunuldu. Yüzlerce akademisyenin gönüllü katkısıyla, adeta kuyumcu titizliğiyle çalışması sonucunda kapsamlı bir kaynak oluşturduklarını belirten Sankur, Türkçeye bilim ve teknoloji terimleri kazandırmayı amaçlıyor.
22 mühendislik alanının temel terimlerini kapsayan, eğitim ve öğretimde, yayınlarda, yönetmeliklerde geçen, endüstri, araştırma ve ticaret pratiğinde kullanılan 33 bin terimden oluşan Mühendislik Terimleri Sözlüğü, şimdiye kadar gerçekleştirilemeyen Türkçede terim birliğine varılması konusunda önemli bir rol oynayacak; diğer yandan da Türkçe bilim ve teknoloji yazınında bir başvuru kaynağı olacak.
Projenin yürütücülüğünü üstlenen Prof. Dr. Bülent Sankur, yaklaşık 35 yıldır ülkemizde bilim dilinin gelişmesi için emek veriyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen TÜBA 47. Genel Kurulu’nda, Mühendislik Terimleri Sözlüğü’nün yayına girmesi sürecindeki çalışmalarından dolayı kendisine bir plaket sunulan Prof. Dr. Bülent Sankur ile yürütücülüğünü üstlendiği proje hakkında konuştuk.
2010’ların başından bu yana bu projenin başındasınız. Öncelikle, bu çalışma nasıl bir ihtiyaçtan kaynaklandı, öğrenebilir miyiz?
Yaklaşık 35 yıldan beri sözlüklerle, terim çalışmaları ile uğraşıyorum. Bu biraz Türkçeye olan tutkumdan Türkçe’nin güzelliğine inancımdan kaynaklanıyor. Bilimin, felsefenin düşüncenin ancak bir dilin aydınlığında gelişebileceğine inandığım ve Türkçe’nin de buna elvereceğine inandığım için uzun yıllardan beri güzel Türkçe yazı yazmaya çalışıyor; Türkçe terimler geliştirmekle uğraşıyorum. Daha önce Türk Dil Kurumu üyesiydim, birçok defa sözlüklerim yayımlandı ve İnternet’teki elektronik sürümlerinin yüzbinler mertebesinde indirildiğini duydum. Daha önceki çalışmalarım kendi meslek alanımda, bilişim ve elektronik mühendisliği alanındaydı. O alanda çok kapsamlı bir sözlük hazırlamıştım. Bu sözlük defalarca basıldı ve piyasada tükendi. Önceki çalışmalarımı dikkate alan kurum beni, Türk Bilimler Akademisi Mühendislik Bilimleri Sözlüğü’nün yürütücülüğüne getirdi ve halen bu görevi sürdürmekteyim.
Bu proje, Türkçedeki kavram ve terim kargaşasını bir noktada sona erdirmek, bir terim birlikteliği sağlamak, Türkçe’nin gelişmesine yol açmak amacıyla başlatılmış olan bir proje. Bu projenin sonunda 100 bin terime yakın bir dağarcık ortaya çıkacak. Mühendislik bilimlerinde dalındaki sözlükte 33 bin terim var. Bu halen gelişmekte olan bir dağarcık. Doğa bilimleri sözlüğü, tıp terimleri sözlüğü, sosyal bilimler sözlüğü olmak üzere dört sözlüğün birlikteliğiyle 100 bin terim civarında olacak. TDK'nın Türkçe Sözlüğünde 55.000 madde başı olduğunu düşünürsek bu çalışmanın TÜBA’nın sözlük gelişimine ne kadar önemli bir katkısı olduğu anlaşılır.
Türkçe’de bilimsel terimler anlamında ne gibi sorunlarla karşılaşılıyor?
Şu an Türkiye’de üniversite eğitiminde ders kitabı yazanlar için, makale yazanlar için, konferans düzenleyenler için büyük sorun terim birlikteliğinin olmaması. Bir noktada herkesin her aklına esenin terimi kendine göre kullanıyor olması, eğitimin giderek İngilizceleşmesiyle insanların Türkçeden soğumaları, Türkçe bilim tarzında düşünme alışkanlıklarının olmamasından kaynaklanan giderek artan ağırlaşan bir sorun var. TÜBA’nın sözlüklerinin Türkçeye olan inancı pekiştireceğini düşünüyorum. Bu sayede insanların daha özenerek, daha doğru biçimde terimleri kullanacağı inancına sahibim. Ben de bu hevesle, bu tutkuyla bu projeyi yürütüyorum.
Projede sizin dışınızda aktif olarak çalışan kaç akademisyen var?
Şu anda projede aktif olarak 132 değişik uzmanlık alanlarından hoca çalışıyor. Ama bugüne kadar bütün çalışanları hesaba katarsak 252 kişinin emeğinin sonucu olarak oluşmuş bir sözlükten söz ediyoruz. Sadece mühendislik terimleri sözlüğünden bahsediyorum tabi. Elektronik mühendisliğinden kimya mühendisliğine, tekstil mühendisliğinden uçak uzaya kadar her alanın seçkin uzmanları tarafından geliştirilmekte olduğunu söyleyebilirim.
Ben, hem bir sözlükbilimci yaklaşımıyla katkıda bulunuyorum, hem Almanca ve Fransızca karşılıklarını derliyorum, hem de sözlüğün bütünlüğünü sağlamak, kuşbakışı değerlendirerek tutarlılığını sağlamak için çaba gösteriyorum. Bu tamamen gönüllü yapılan bir şey. Tüm katkıda bulunanlar, ben dahil hiç bir maddi getiri olmadan tamamen inancımızla sevgimizle çalışıyoruz. Zaten sevgi tüm erdemlerin başıdır. Gerçekten dile saygı ve sevgiden kaynaklanan bir tutkuyla şu anda çalışıyorum.
Bilim dünyası ağırlıklı olarak Batı terimleri tarafından domine edilen bir dünya... Bu anlamda, bunun dışında farklı bir yol olduğunu göstermeye çalışıyorsunuz diyebilir miyiz?
Her mühendislik alanının her bilim dalının kendine özgü terimleri var. Bu bütün dünyadaki terimler sözlüklerinde olduğu gibi Türkçe bilim ve mühendislik terimlerinde de aynı şekilde uzmanlık terimlerini koyuyoruz. Dolayısıyla bu terimler üniversite ders kitaplarında geçen, yüksek lisans ve doktora tezlerine kullanılan, TÜBİTAK’ın, ULAKBİM’in anahtar sözlük olarak başvurduğu, bakanlar ve bürokratların şartname hazırlarken kullandıkları, uluslararası ticarette, endüstride şartname katalog hazırlarken kullandıkları veya teknik düşünceye sahip sade vatandaşının kullandığı terimler bunlar.
Amacımız mümkün olduğu kadar benimsenebilir, herkesin anlayabileceği kabul edebileceği ve anlam saydamlığı olan terimler yaratmak. Anlam saydamlığı olarak derken şundan bahsediyorum: konuya hakim olmayabilir, biri yeni duymuş olabilir, fakat terimi görür görmez zihninde ışık yanmasını, olayı kavramasını bekliyoruz. Dolayısıyla soyut yabancı bir terimden çok Türkçenin bağrından çıkmış bir Türkçe sözcükle karşılamayı çalışıyoruz, tabii olabildiğince. Muhatap olduğumuz kitle bütün Türkiye. Akademisyenlerden başlayarak ticaret hayatındaki insanlardan, bakanlıklardaki görevlilerden, endüstrideki işçilere kadar, lise fizik öğretmenlerinden esnaf vatandaşa, ev kadını Ayşe Teyze’ye kadar.
Zaman zaman TDK’nın bazı kelimelerin karşılığı olarak Türkçe ifadeler önerdiğini görüyoruz. Bu projede de böyle somut öneriler var mı?
Türkçe bir noktada çok doğurgan bir dil, bu Türkçe’nin büyük bir mutluluğu diyelim, bir yandan da kökleri çok az olan bir dil ki, bu da Türkçe’nin kadersizliği ve zorluğu. Dolayısıyla bu terimleri yaratırken gerçekten de dille boğuşmamız, dille çatışmamız, dilin sınırlarını yer yer zorlamamız gerekiyor. Fakat daha önce de belirttiğim gibi amacımız herkes tarafından benimsenebilir, anlaşılabilir, hemen zihinde kalabilir terimleri yaratmak. Olabildiğince Türkçe terim kullanmaya çalışıyoruz. Fakat birçok yerde, uluslararası terminolojide kullanılan Latince ve Grekçe kökenli terimleri tabi ki biz de kullanıyoruz. Buralarda sınırları zorlamıyoruz. Çünkü amacımız iletişimi koparmamak, Türkçeye girmiş, yerleşmiş kökleşmiş yabancı kökenli terimlerle boğuşmuyoruz. Ama tabancı kökenli terimleri Türkçe telaffuzlarıyla ve türetim kuralları ile kabul ediyor ve tanımlarını elverdiğince Türkçe terimlerle yapmaya çalışıyoruz.
Sözlüğün en önemli özelliği içeriğinin yarı ansiklopedik olması çünkü sadece İngilizce-Türkçe bir dizin çok yetersiz kalıyor. Terimlerin tanımlarını yaparken birçok başka terimde kullanılıp işleniyor, dolayısıyla terimler tanımlarda işlendikçe yerleşiyor ve daha iyi kurgulanıyorlar. Örnekleriyle ve kapsamlı tanımıyla konuyu bir dersi hazırlarken adeta bir hocanın başvuracağı ipuçları o terimlerde terimlerin ansiklopedik tanımlarında var.
Bir diğer önemli husus sözlüğün çok dilli olması. Çok dilli düşünmenin şöyle bir yararı var: sadece İngilizceye takılıp kaldığımızda dil İngilizce kokmaya, söylemimiz tek bir yabancı dilin mantığına yaklaşıyor. Oysa çoğu zaman Almanca, Fransızca karşılıkları çok daha mantıklı olabiliyor ya da Türkçe’nin mantığına daha yakın olabiliyor. Dolayısıyla en azından üç dilden seçenekleri göz önüne alarak Türkçe karşılık önerebiliyoruz. Bu arada hemen belirteyim, bu çalışmayı yaparken her şey sıfırdan başlanmadı. Bugüne kadar Türkçe eğitim yapan kurumlardan, Türkçe yazılmış kitaplardaki yerleşmiş bütün terimleri göz ününe aldık bu büyük mirası kullanıyoruz.
Bütün bu anlattıklarınızdan yola çıkarak ‘’Türkçe bir bilim dili olabilir mi’’ tartışmasının neresinde duruyor bu çalışma?
Bence Atatürk’ün yaptığı en önemli devrim dil devrimi. Gerçekten de kendi toprağında soluyamayacak kadar yabancı dillerin egemenliği altında olan bir Osmanlıcadan dupduru bir Türkçe yaratılması yolunu açıyor TDK’yı kurarak. Bu süreç bugün de aynı hızla devam ediyor. 1930’lu yıllardaki yazılmış kitaplarla, 1970’lerdeki, 2000’lerdeki yazılmış kitaplara baktığımızda ne kadar büyük mesafe alınmış olduğunu görüyoruz. Bu, aynı zamanda Türkçe’nin bir bilim dili potansiyeli olduğunu gösteriyor. Muhakkak ki Türkçe’nin bir bilim dili olma yolunda daha uzun mesafe kat etmesi gerekiyor, daha göğüslemesi gereken büyük zorluklar var. Ama bilişim terimlerinde , sosyal bilimlerde olduğu gibi kendi rüştünü ispat etmiş kendi bilim dili yeteneğini ispat etmiş bir dil şu anda.
Bilim dilinin gelişmesi için toplumda bilimin üretilmesi gerektiği savı hakkında neler söylemek istersiniz?
Türkçe’nin toprağında soluyarak, Türkçe mantığıyla bilim yapmak, teknoloji geliştirmek çok çok önemli. Öte yandan 1990’larda YÖK’ün aldığı kararla İngilizce yayınlar başat hale gelince Türkçe ikinci plana düşmüş gibi oldu. Türkçe makale ve kitap üretimi dramatik bir şekilde azaldı. Şu anda bilim akademilerinin gayretiyle tekrar Türkçe kitap yazma özendirmeleri var. r. Biz bu aşamada Türkçe terimleri geliştirmekle başlayıp, bu sürecin insanları Türkçe yazmaya özendireceğini umuyoruz. Dolayısıyla Türkçe literatürün gelişeceğini en azından gelişmesinin önündeki engellerin kalkacağını düşünüyoruz.
Sözlükler hiçbir zaman bitmez, yaşayarak da tanık oldum, 30 küsur yıldan beri sözlüklerle çalışıyorum. 20 yıl, 10 yıl önce yapılmış olan terimlerin bazen pörsüdüğünü, köhnediğini görüyorum. Onların yerine daha taze güncel tanımları görüyorum. Büyük bir hızla yeni terimler oluşuyor. Bazı terimler hiçbir yerde kullanılmadığı için gündemden düşüyor, onları çıkarmamız gerekiyor. Kuyumcu titizliğiyle boğuşarak devam ediyoruz.
Mühendislik Terimleri Sözlüğü’ne okurlar nasıl ulaşabilir?
Şu anda beta sürümüyle bir yıl boyunca çevrimiçi olarak elektronik ortamda erişimi söz konusu. Belli bir olgunluk sürecinden sonra sözlük kâğıt baskı olacak. Şu anda TÜBA Sosyal Bilimler sözlüğü zaten basılmış durumda; Mühendislik Terimleri Sözlüğü de 2016’da basılmış olacak.
Son olarak, bilim dilinin gelişimi, değişimi dünyada nasıl bir seyir izliyor? Batı’da da hazırladığınız sözlüğe benzer çalışmalar var mı?
Ana dilini seven ve sayan ulusların hepsinin çok yoğun bir terim çalışması içinde olduğunu görüyorum. UNESCO istatistiklerine göre şu an dünyada 900 bine yakın terim var. Teknolojiye can suyu verecek terim sayısının daha az olduğu kesin. Dünyadan en somut örneklerinden biri, Quebec Fransızlarının hazırladığı üç milyona yakın terim barındıran terimler sözlüğü. Bu belki de dünyadaki en büyük dağarcık. Quebec, Kuzey Amerika’da 350 milyonluk İngilizce konuşan nüfus içinde 6 milyonluk Fransızca konuşan bir topluluk. Bu topluluğun varlığını sürdürmesi adeta dile dayanıyor. Bunun dışında İsrail’den Vietnamlılara kadar Ruslardan Almanlara kadar terim çalışmalarını sürdüren çok değişik gruplar var, ulusal terminoloji kurulları bulunuyor.
Uluslararası çok dilli sözlüklere baktığım zaman çoğu zaman Türkçenin yer almadığını görüyorum. En büyük arzularımdan biri de uluslararası çok dilli sözlüklere Türkçeyi de katabilmek. İkincisi bu sözlüğün elektronik ortamda bulunması, herkes tarafından erişilebilir olmasının büyük yarar sağladığını düşünüyorum. Kendi anadiline sevgi, saygı duyan insanlar oldukça dil muhakkak ki çok gelişecektir.
Prof. Dr. Bülent Sankur kimdir?
1970 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Bülent Sankur, doktora derecesini 1976’da Rensselaer Polytechnic Institute’den aldı. 1976’dan bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde öğretim üyesi olan Sankur’un çalışma alanları arasında Dijital Sinyal İşleme, Görüntü ve Video Sıkıştırma, Biyometri, Kavrama ve Multimedya Sistemleri yer alıyor.
1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.
O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.
Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.
Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...
Avukat 1
Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.
- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...
Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş
- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.
Papaz utana sıkıla mırıldanmış.
- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.
Avukat gülümsemiş.
- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.
Avukat 2?xml:namespace>
George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:
Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"
George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.
Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.
"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".
Avukat 3
Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:
“İki kere iki kaç eder?”
Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''
Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş
En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:
''Kaç olmasını istersiniz?''
Avukat 4
Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:
Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.
Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.
Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.
“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''
Avukat 5
Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:
“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”
Avukat açtı ağzını:
“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”
Görevli yerin dibine geçmişti.
Sadece:
“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.
Avukat onun sözünü keserek devam etti:
“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”
Günün Sözü
Homo sum,humani nil a me alienum puto
İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.