7 Aralık 2012 Cuma

Anadolu’nun ahı hepimizi tutacak!

Kadim insanlık bilgisinin bugüne taşıdığı yaşam pratiklerinden biri de, derdiniz neyse, dermanınızın da hemen yanı başınızda bir yerlerde olduğuna dair inanış ve uygulamalardır. Önemli olan dermanı bulacak bilince sahip olabilmek.
Geçtiğimiz günlerde Isparta’nın Yukarı Köprüçay Havzası’ndaydım. Bu bölge barındırdığı zengin biyoçeşitlilikle Türkiye’nin en önemli doğa hazinelerinden biri. Ancak bölgedeki köylerden birinde ziyaret ettiğimiz yaşlı ve hasta kadınlardan biri televizyondan izleyip denemek istediği ‘Panax’ tarzı, her derde deva niyetine gıda takviyesi adıyla satılan ilaçlardan satın almış. “150 lira ödedim, iyi gelirse bir kutu daha alacağım” diyor, umut ve çaresizlik arasında salınan yüz haliyle…
Köylüden ıhlamur alıp panax satan bezirganların dönemi
Postanın, gazetenin, ekmeğin bile düzenli ulaşamadığı köylere bir süre önce Sağlık Bakanlığı tarafından toplatma kararı alınan Panax tarzı ilaçların ulaşabilmesi bir yana, Anadolu insanının binlerce yılda ürettiği yaşam pratiğini paramparça eden bu dağılmayı yeniden ve hemen sorgulamamız gerekiyor. Bağları, bahçeleri, koyakları, yamaçları doğa eczanesinin raflarını dolduran bitkilerle dolu bu bölgenin insanının, ‘izletilenin izleyen üzerinde denetim kurduğu’ bu ‘enformatik cehalet’ çağında yaşadığı korkunç dönüşüm dayanılır gibi değil. Yol kenarları kantaron, yamaçlar melisa, dağlar ‘offcinalis’ ailesine ait onlarca tıbbi bitki çeşidiyle dolu. İslami soslu baharat bezirgânlarının, köylünün ıhlamurunu, balını üç kuruşa alıp, avuç dolusu paraya palavradan ilaç satarak kurdukları küçük dukalıklar, Anadolu kasabalarında sessiz sedasız bir yaşam nakli yapıyor. Gerçek bağımsızlık kaynağı olan coğrafyanın verdikleriyle muhtaç olmadan yaşama kültürü, yok edilen coğrafyalarla birlikte parçalanan hayatların ardından silinip gidiyor.
Kendi dağının otuna İngiliz cilası
Birkaç yıl önce bölgenin tavan arası olan Dedegöl Dağının eteklerinde bir nane türü, herhangi bir epilasyon uygulamasına gerek bırakmadan doğal olarak tüylenmeyi önlediği tespit edilince İngilizler tarafından incelemeye alınmıştı. Muhtemelen o naneden dev ilaç ve kozmetik tekellerinin üreteceği karışımlar o bölgenin kadınlarına, kızlarına ‘çare’ olarak avuç dolusu parayla satılacak!
Tarihten silinen kültürün ahı hepimizi tutacak
Başbakan ve on yıldır bu yaşam naklinin mimarları olan iktidarın bakanları her fırsatta Anadolu’nun kadim kültürlerinin yıkılışını kurtuluş reçetesi gibi sunuyorlar. Çok değil üç-beş yıl sonra geri dönüşümsüz biçimde sonsuza kadar tarihten silinip gidecek olan benzersiz bir kültürün ahı yalnızca buna yasal zeminler hazırlayanları değil, ağır bir kabullenişle bu yıkımı izleyen hepimizi tutacak…
tekin_ustundag.jpg
Bir ölümün anatomisi
Sessiz bir çığlık gibi Anadolu’nun ahının yükseldiği coğrafyalardan de Doğu Karadeniz Bölgesi. Artvin Kültür Yardımlaşma Derneği Başkan Yardımcısı kimliğinin yanında gerçek bir yaşam savunucusu olan Tekin Üstündağ, doğup büyüdüğü, ekmeğini yiyip suyunu içtiği topraklardaki kültürün adeta boğazlanarak yok oluşuna derin bir kederle tanıklık ediyor. Üstündağ, bir süre önce Artvin 08 Gazetesinde yazdığı “Bir ölümün anatomisi” başlıklı yazısında, rengârenk Anadolu kiliminin en güzel motiflerinden biri olan Çoruh kıyısındaki Sirya köyünün ölümünü anlattı.
Benim Adım Sirya
Bu şaşılası ve akıllara zarar gündemin arasında sözün bundan sonrasını Tekin Üstündağ’ın dillendirdiği Deriner’in sularıyla boğulan Sirya’ya bırakalım:
Sirya (Zeytinlik) köyü… Artvin’in güneyinde, Çoruh Nehri’nin kenarında, Artvin- Erzurum karayolu üzerinde eski bir bucak (nahiye) merkeziyim. Çoruh’un orta vadisidir bulunduğum yer. Deriner Barajı’nın yapımına başlanmadan önce Artvin’e 18 km. uzaklıktaydım. Baraj yapımına başlandıktan sonra Artvin’den 27 km. uzaklaştırıldım.
Suyla başlayan masal suyla son buldu
Yukarılardan kayarak, sıyrılarak geldim. Çoruh’un kenarına. Karşımdaki dağlarda, Boselt’te hüküm süren kral görür geniş arazilerimi ve sol tarafımda akan Kasnavur Deresi’ni. Emir verir emrindekilere “gidin bakın, o toprakların yanın akan deredeki su bu topraklara taşınır mı?” diye. Giderler bakarlar, geri dönüp diz çökerler hükümdarın önünde. “Toprakların yanında akan derenin suyu o topraklara taşınır” derler. Hükümdar “ne durursunuz, gidin o suyu taşıyın” diye verir ikinci emrini. İşe koyulanlar suyu, köyün üst ve orta kısmından olmak üzere iki ayrı arkla getirmeye karar verirler. Arklar yapılır suya hasret toraklarım suya kavuşur. İşte böyle başlar benim köy oluşum.
Benim adım şarap
Şimdi bulunduğum konumdan 200-400 metre yukarılarda yaşayanlar, terk ederler yaşam yerlerini teker teker göçerler ve yurt edinirler topraklarımı. İlk gelenlerin hala yaşam kalıntıları (kilise, maranlar) vardır 200-400 metre yukarılarda. Kimileri kayarak, sıyrılarak oluştuğum için, kimileri de Eski Türkçe’de şarap anlamına geldiği için adımın “Sirya” olduğunu yazıp söylerler. Neden hangisi olursa olsun çok sevdim bu adı. Alışamadım aklıevvellerin sonradan koydukları “Zeytinlik” adına.
Bu topraklara insan eksen çıkar
Yukarı Arkın suladığı topraklara yerleşen 16 ve Aşağı Arkın suladığı topraklara yerleşen 13 hanedir benim kurucularım. Sırtlarında taş taşıdılar, duvar yaptılar, duvarın arkasına toprak yığdılar ve adına evlek dediler ve evlekleri suyla buluşturdular kurucularım. Suyla buluşan topraklarımdan; kiraz, üzüm, zeytin, incir, dut, nar ve aklınıza gelen her türlü sebze ve meyve fışkırmaya başladı. O neden derler ki Çoruh Vadisi’nde zeytinin, üzümün, kirazın, incirin ana vatanı Sirya’dır. O nedenle derler ki Çoruh Vadisi’nde şarabın ana vatanı Siya’dır. O nedenle derler ki bu topraklara insan eksen çıkar.
Bin yıllık sevgililerin verdiği ders
Yüzünüzü Çoruh’a döndüğünüzde iki türbe görürsünüz. Biri hemen Çoruh’un karşı kenarındaki Oçibet mahallemde, diğeri ise Oçibet’in arkasındaki tepede. Acısı yüreğimden hiç eksilmeyen sevdalarda yanıp kavuşamayan iki evladımındır o türbeler. Aşağı yukarı 1100 yıldan bu yana ders verircesine haykırırlar sevgilerini bu sevgisiz dünyaya. Yalnız türbenin dış tuğla üstü taşlarını alırlar benim insanlarım 1857’de Saliha Hanım tarafından yaptırılan ve Zeytinlik Camii’nin duvarlarına koyarlar. Üzülmüşümdür bu olaya ama bir taraftan da Artvin’in en güzel ahşap ağırlıklı camisini yaptıkları için de sevinmişimdir.
Üretim atölyesi gibi zeytinlik evleri
Toprağı işlerken kurucularım, doğaya ve iklime uygun evleri de yapmaya başladılar ve geleneksel Zeytinlik Mimarisi’ni yarattılar. Genellikle bir beden üzerine yaslanmış, 3 oda ve odaların açıldığı geniş sofa (çardak) üzerine kurulan evler genellikle 3 katlı ve ahşap ağırlıklıdır. Üretime yönelik bu evlerin zemin katı zeytin ve şarap yapımına ayrılmıştır. Üst katlardaki orta odalar ambar olarak kullanılır. Genelde sol taraftaki odalar da geniş ocaklar (şömineler) vardır. Bu oda hem mutfak hem de kışın oturma odası görevini görür. Üst kattaki odaların açıldığı geniş ve havadar çardak ise yazlık oturma yeridir. Çatı katında bulunan çardak, meyve kurutmak amacına yöneliktir. Yine çatındaki iki odanın ortasında bulunan ambar da ise kışlık meyvelerin saklandığı yerdir.
Çoruh'un gerçek çocukları
Topraklarımın zeytini, üzümü, inciri, kirazı, zeytinyağı ün saldı Batum’dan Trabzon’a, Kars’dan Erzurum’a kadar bütün bölgede. Eşek ve at sırtında taşındı Erzurum’a, Kars’a, Ardahan’a. Ve reisler, karakayık reisleri, Çoruh Nehri’ndeki akıl almaz yolculuğun başkahramanları aldılar kara kayıklarına Sirya’dan zeytini, üzümü, kirazı, inciri, Artvin’e, Borçka’ya, Maradit’de, Batum’a ulaştırdılar. Süleyman, Ahmet, Sabit, Recep, Yusuf Reisler ve adlarını hatırlayamadığım niceleri Çoruh’un gerçek çocuklarıdır onlar.
Aydınlanma devriminin getirdiği okul
İnsanımla, meyvelerimle, sebzelerimle, şarabımla beraber adım da büyüdü, yöredeki tüm köyleri bağladılar bana ve adımın yanına nahiye (bucak) unvanını eklediler. Nahiye binam, nahiye müdürüm, jandarma karakolum ve komutanım, Cumhuriyetin, aydınlanma devriminin getirdiği okulla Başöğretmenim oldu. Öğretmenlerin öğretmeni Ahmet Emin Sönmez’im oldu. Dükkânlarım, kahvelerim, lokantalarım oldu.
Mahmut Şipal öncülüğünde gelen ışık
Hoşgörüyü, doğa ve insan sevgisini, saygıyı topraklarımdan ve sevgilim Çoruh’dan, bilimi, aydınlığı, çağdaşlığı cumhuriyet okullarından aldı insanım. Artvin’in çoğu yerinde elektrik yokken bu insanlar Mahmut Şipal öncülüğünde 1957’de kendi sulama suyu üzerine hidroelektrik santralini kurdu ve ışığa kavuşturdu Sirya’yı. Onlarca insanım; öğretmen, subay, avukat, hâkim, mühendis, ebe, hemşire, doktor, mali müşavir, devlet memuru, özel sektör çalışanı, iş adamı vb. mesleklerde görev yapar Türkiye’nin dört bir köşesinde.
İki ayrı buluta alışkındır Siryalı
Şarap kültürünün de katkıda bulunduğu hoşgörü kültürü sonucu yaşama daha sevecen bakar Siryalı. Yeri gelir alay eder yaşamla, yeri gelir gülerek ve güldürerek ders verir söylemiyle. Bu sevecen yaklaşımın bu hoşgörülü yaşam kavrayışının sonucudur Sirya’da suçun olmayışı. İki ayrı yerden gelen buluta alışkındır Siryalı. Biri Genya’dan diğeri Gürcan’ın tepesindeki Zanza’dan. İkisini de sever, ikisini de nimet bilir, bereket bilir.
sirya_detay.jpg
Taşın üstündeki "eie" yazısıyla başlayan süreç
Yıl 1965. Siryalı Çoruh’un kenarındaki bir taşın üzerinde “EİE“ yazını görür. Ne ola ki derler? İşte o sene üçüncü bir bulut peydahlanır gri mi gri.. Barajdır bu gri bulutun adı. Yıllar geçtikçe bulut hem büyür hem karalaşır. Kimse yeni zeytin, üzüm, incir, kiraz fidanı dikmez. Sonuma geri dönülmez kararı vermişlerdir büyükler. Devasa makinelerle saldırırlar Çoruh’a. Sonuma kararı veren büyükler “Çoruh Vadisi’nde hiçbir kimse barajdan dolayı mağdur edilmeyecektir” nutukları atarlar. Valiler söz verir insanlarıma “köyünüze yeni yerleşim yeri göstereceğiz” diye. Bu nutuklara, devlet babanın verdiği sözlere inanmak ister insanlarım. Köyün başında sarı makineleri gördüğünde anlar benimle beraber yok olma gerçeğini.
Tv'ler 'bize para verirseniz çekelim' dediler
Dayanırlar kamulaştırmayı yapan DSİ’nin kapısına, geçmişimizi yok ediyorsunuz, kültürümüzü yok ediyorsunuz, yaşam damarlarımızı kesiyorsunuz. Tınlamaz DSİ, ister al ister alma der. Elini uzatır işaret parmağıyla mahkeme kapısını gösterir. Siyasilerine, kendi milletvekillerine koşarlar. İktidar partisi milletvekili elini uzatır işaret parmağıyla İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi aha orda der. Anlı şanlı basınımıza, büyük tv kanallarına koşarlar, köy düğünü yaparsanız kameraların karşısına geçecek 80 yaşında yüzü buruşuk bir yaşlı kadın bulursanız ya da bize şu kadar para verirseniz gelip çekelim derler.
İnsanlarım nerede onu da bilmiyorum
Kapılar da kapanmıştır artık. Mahkemenin tayin ettikleri geldiler toprağımı ölçtüler, beyaz kâğıtlara yazdılar, insanlarım konuşacak oldu avukatlar sus, hâkimi kızdırırsınız dediler sessizce. Sustular! Hadi beni öldürmeye karar verdiniz de bin yaşındaki sevda türbelerimden ne istediniz? Bu ülkeyi idare eden siyasi partinin il başkanı, “türbeleri kurtaracağız” diye bu yazıyı kaleme alan adama neden yalan söylediniz? Ve ben yok odum. İnsanlarım nerede mi? Onu da bilmiyorum.
Haber: Yusuf Yavuz
Fotoğraflar: Tekin Üstündağ

SPK'da son dakika sürprizi

Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı, Meclis'teki görüşmelerin ardından kabul edilerek yasalaştı. Görüşmeler sırasında kabul edilen bir önergeye göre SPK Başkanı ve üyelerin görevlerine son verilecekTBMM Genel Kurulu'nda, Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı, kabul edilerek yasalaştı. Görüşmeler sırasında Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı'nın geçici 7. maddesi üzerinde önerge verdi. Kabul edilen önergeye göre, SPK başkan ve üyelerinin üyelikleri bu kanunun yayımı tarihinde sona erecek. 

Sermaye piyasasının, "güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların haklarının korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesini, denetlenmesini" amaçlayan Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Kanuna göre, sermaye piyasası araçlarının halka arz edilebilmesi veya borsada işlem görebilmesi için izahname hazırlanacak. Bu izahname Sermaye Piyasası Kurulu’nca (SPK) onaylanacak. İzahname, ihraççıya ve ihraç edilen sermaye piyasası araçlarına ilişkin bilgiler ile bir özet bölümü de içermek üzere bir veya birden fazla belge şeklinde düzenlenebilecek. 

SPK; izahnamede bulunması gereken asgari bilgilere, garantöre ve garantinin niteliğine, izahnameyi oluşturan belgelere, izahnamenin şekline, kamuya duyurulmasına, yayımlanmasına, ilan ve reklamlara, izahnamede önceden yayımlanmış bilgilere atıfta bulunulmasına, satış şartlarına, onaylanan izahnamede değişiklik yapılmasına ve izahname hazırlama ve yayımlanmasından kısmen veya tamamen muafiyete ilişkin usul ve esasları belirleyecek.  Bir teşebbüse finansal kaynak sağlamak üzere genel bir çağrıda bulunarak yapılmak istenen yatırım sözleşmesi ve bu yatırım sözleşmesi yoluyla para toplanması için hazırlanması zorunlu izahnameye ilişkin usul ve esaslarla istisnalar, kurulun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek.
İzahname, onaylandıktan sonra kurulca belirlenecek esaslar çerçevesinde yayımlanacak, ayrıca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmeyecek. Ancak izahnamenin nerede yayımlandığı gazetede ilan edilecek. İzahnameyle kamuya açıklanan bilgilerde, satışa başlamadan önce veya satış süresi içerisinde yatırımcıların yatırım kararını etkileyebilecek değişiklik veya yeni hususların ortaya çıkması halinde durum ihraççı veya halka arz eden tarafından Kurula bildirilecek. İzahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraççılar sorumlu olacak.
-Halka arz edilme-
İhraç olunan payların bedelleri tamamen ve nakden ödenecek. Kurul, satış süresi içinde satılamayan payların tamamının satın alınacağının ve bedellerinin ödeneceğinin ortaklığa karşı taahhüt edilmesini isteyebilecek. SPK, birleşme, bölünme, hisse değişimi ve benzeri şirket yapılandırmalarında yapılacak sermaye artırımları gibi pay bedellerinin nakden ödenmesinin zorunlu olmadığı durumları belirleyebilecek.
İhraççı, kamuya açıklanacak veya gerektiğinde kurulca istenecek finansal tablo ve raporları, şekil, içerik bakımından Türkiye Muhasebe Standartları çerçevesinde kurulca belirlenen standartlara uygun olarak ibraz edecek. Sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmeler, ihraççılarca veya ilgili taraflarca kamuya açıklanacak. Payları borsada işlem görmeyen anonim ortaklıklar, halka açık ortaklık statüsüne kavuştuktan sonra en geç 2 yıl içinde paylarının işlem görmesi için borsaya başvuracak. SPK, aksi durumda, bu payların borsada işlem görmesi veya ortaklığın halka açık ortaklık statüsünden çıkarılması için ortaklığın talebini aramaksızın gerekli kararları alacak.
-Kayıtlı sermaye sistemini-
Kurul, kurumsal yönetim ilkelerine kısmen veya tamamen uymalarını zorunlu tutmaya, getirilen uyum zorunluluğuna aykırı işlemlerin hukuka aykırılığının tespiti veya iptali için her türlü teminattan muaf olarak ihtiyati tedbir istemeye, dava açmaya, açılan davada uyum zorunluluğunun yerine getirilmesi sonucunu doğuracak şekilde karar alınmasını istemeye yetkili olacak. Halka açık ortaklıklar ile paylarını halka arz etmek üzere kurula başvuran ortaklıklar, kuruldan izin almak şartıyla kayıtlı sermaye sistemini kabul edebilecek. Daha önce Türk Ticaret Kanunu’nca (TTK) bu sisteme geçen ortaklıklar için ayrıca kurul izni aranmayacak. Kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulu, TTK’nın esas sermayenin artırılmasına ilişkin hükümlerine bağlı kalmaksızın esas sözleşmelerinde tespit edilen kayıtlı sermaye tavanına kadar sermayelerini artırmaya yetkili olacak. Bu yetki genel kurul tarafından en çok 5 yıl süreyle verilebilecek. Yönetim kurulunun, imtiyazlı veya nominal değerinin üzerinde veya altında pay çıkarılması, pay sahiplerinin yeni pay alma haklarının sınırlandırılması konularında veya imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını kısıtlayıcı nitelikte karar alabilmesi için esas sözleşmeyle yetkili kılınması şartı aranacak. Yeni pay alma hakkını kısıtlama yetkisi, pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açacak şekilde kullanılamayacak. Yönetim kurulunun, bu çerçevede aldığı kararlar aleyhine, kararın ilanından itibaren 30 gün içinde iptal davası açılabilinecek.
-Kar payı ve bedelsiz pay dağıtımı-
Halka açık ortaklıklar, karlarını genel kurullar tarafından belirlenecek kar dağıtım politikaları çerçevesinde ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak dağıtacak. Kanunen ayrılması gereken yedek akçeler ve esas sözleşmede pay sahipleri için belirlenen kar payı ayrılmadıkça başka yedek akçe ayrılmasına, ertesi yıla kar aktarılmasına ve intifa senedi sahiplerine, yönetim kurulu üyelerine ve ortaklık çalışanlarına kardan pay dağıtılmasına karar verilmeyecek. Belirlenen kar payı ödenmedikçe bu kişilere kardan pay dağıtılamayacak. Halka açık ortaklıklarda kar payı, dağıtım tarihi itibarıyla mevcut payların tümüne, bunların ihraç ve iktisap tarihleri dikkate alınmaksızın eşit olarak dağıtılacak. Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları; ilişkide bulundukları kişilerle emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapamayacak.
Kazanç aktarımının tespiti halinde halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faiziyle mal varlığı veya kar azaltılan ortaklığa veya kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep edecek. Halka açık ortaklıklar, kendi paylarını, SPK tarafından belirlenen şartlar çerçevesinde satın alabilecek ve rehin olarak kabul edebilecek.
-İstatistik üretimi tek bir merkezden kontrol edilecek-
Anonim şirket olarak kurulan borsaların yönetim organları, SPK’nın çıkaracağı yönetmelikle değil, Türk Ticaret Kanunu’na uygun olarak esas sözleşmeleriyle belirlenecek. Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği’nin her türlü işlem ve hesaplarının denetimine ilişkin usul ve esaslar SPK tarafından belirlenecek. Buna göre, söz konusu birlikler, kurul tarafından her yıl denetlenecek. İlgili bakan, SPK’dan, gerekli tedbirlerin alınmasını isteyebilecek ve bu birliklerin her türlü işlem ve hesaplarını denetlemeye yetkili olacak.
Kanunla, "Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği, gayrimenkul değerleri konusunda bölgesel ve ülke genelinde istatistikler oluşturur ve yayımlar" ifadesi ilgili kanundan çıkarılıyor. Böylece, istatistik üretiminin tek bir merkezden koordinasyonu sağlanacak, istatistik üretiminde ve yayınlanmasında çok başlılığın önüne geçilecek. Anonim şirket olarak kurulan merkezi takas kuruluşları ile anonim şirket olarak kurulan merkezi saklama kuruluşlarının yönetim organları ve teşkilat yapısı, Türk Ticaret Kanunu’na uygun olarak esas sözleşmeleri ve yetkili organlarınca belirlenecek.
 AA

“Muhteşem Yüzyıl” yasa teklifi hazırlandı

ANKARA- AKP İstanbul Milletvekili Oktay Saral, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun ''Yayın Hizmetleri İlkeleri'' başlığına yeni bir fıkra eklemeyi öngören kanun teklifi hazırlayarak, parti grubuna sundu.

Saral'ın Kanun teklifine göre, “yayın hizmetleri, toplumun milli değerleri içerisinde kabul edilen tarihi olayları ve şahsiyetleri; küçük düşüren, aşağılayan, çarpıtan veya olduğundan tamamen farklı gösteren nitelikte olamayacak”.

“KANUNİ HEP YATAK ODASINDA”
Teklifinin gerekçesinde, “son dönemlerde yapılan televizyon yayınlarında milli ve manevi değerleri hiçe sayan yayınların artmakta olduğunun görüldüğünü” ileri süren Saral, şunları kaydetti:"Örneğin ömrü at sırtında ülkesine ve milletine hizmet yapmakla geçmiş olan Kanuni Sultan Süleyman, tamamen yatak odasından müteşekkil ve çarpık ilişkilere dayalı bir hayat içerisinde gösterilmektedir. Çocuklarımız ve gençlerimiz bu yayınları izlemekte ve tarihi şahsiyetleri bu yayınlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Ayrıca bu diziler yurt dışına da seyredilmekte ve diğer milletler nezdinde tarihsel şahsiyetlerimiz hakkında yanlış olgular meydana gelmektedir."
YURT

Denizciliğin doğasındanmış!

Daha önce "Ölüm madenciliğin fıtratında var" diyen Hükümetin Şile'deki kurtarma faciasına yönelik açıklaması şaşırtmadı. Bakan Yıldırım ölümleri normalleştirdi, "Denizciliğin doğasında bu var" dedi.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, kurtarma ekibinin “kahramanca” mücadele verdiğini ve onları kimsenin denize çıkmaları için zorlamadığını ileri sürdü. Bakan Yıldırım, suçu gazetecilere atmayı da ihmal etmedi: “Yalan yanlış haberler yapıldı.”
Yıldırım, Antalya Kemer’de düzenlenen Türkiye Haber İş Sendikasının 50. kuruluş yıl dönümü törenine katıldı. Burada konuşan Bakan Yıldırım, “Deniz üzerinde beni kurtarın diye çırpınan insanlara yardım için kendi hayatlarını riske atıp feda etmiştirler. 4 kazazedeyi kurtarmış ama bu arada kendi hayatlarını feda etmişlerdir. Allah mekanlarını cennet eylesin. Ailelerine de başsağlığı diliyorum” dedi.
Cemil Özben kaptana 7 kuvvetinde havada denize çıkmayı hiç kimsenin zorlamadığını savunan Yıldırım, denizciliğin “zor bir meslek” olduğunu söyleyerek, “Bir kaza sonucu arkadaşlarımızı kaybettik. Bunun üzerine bazı yalan yanlış haberler de yapıldı. Biz arkadaşlarımıza üzülmekle kalmadık, bir de böyle aslı astarı olmayan kafalarda soru işaretleri oluşturan bazı haberleri düzeltmekle meşgul olduk. Her mesleğin zorluğu yanında ilave zorlukları vardır. Deniz sakinken herkes kaptanlık yapar. Önemli olan fırtınalı havada gemiyi salimen limana ulaştırmaktır. Denizciler her denize çıktıklarında yakınlarıyla helalleşerek çıkarlar. Denizciliğin doğasında bu vardır” ifadelerini kullandı. (ANTALYA)

CEMİL KAPTAN UĞURLANDI
Şile’de, alabora olan kurtarma botunun kaptanı Cemil Özben, son yolculuğuna uğurlandı. Özben’in cenazesi, evinin önünde helallik alındıktan sonra Üsküdar Küçüksu Camii’ne getirildi. Cenazeye Ulaştırma Bakan Yardımcısı Yahya Baş, Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara, Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can, Şile Belediye Başkanı Can Tabakoğlu ve Kıyı Emniyetinden çok sayıda mesai arkadaşı katıldı. Bu arada Cemil kaptanın eşi Gülay Özben, gözyaşlarına boğuldu. Özben, kendisine uzatılan mikrofonlara konuşacak durumda olmadığını söyledi. Cemil Özben’in yakınları ve mesai arkadaşları da gözyaşı döktü. Cenaze, daha sonra Kandille Mezarlığına götürüldü. (İSTANBUL)

6 Aralık 2012 Perşembe

Orpheus bugün evine dönüyor


Ünlü Orpheus Mozaiği bugün ABD'den eve dönüyor. Orpheus, Urfa'da 1950'lerde yağmalanarak kaçırılan Edessa mozaiklerinden biri.
Haber: ÖMER ERBİL
1950’lerde yurt dışına kaçırıldıktan sonra bir kısmı Fransa ve Avustralya ’da özel koleksiyonlara dağılan Edessa Mozaikleri için eve dönüş vakti. Aktüel Arkeoloji Dergisi Edessa Mozaikleri’nin iadesi için kampanya başlatırken Radikal 10 Haziran günü ‘Edessa Mozaiği artık geri dönsün’ başlığı ile Dallas Müzesi’nde sergilenen Orpheus mozaiğinin döneceğinin sinyallerini vermişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı , yoğun diplomatik temasları sonucunda çalıntı olduğunu belgelediği mozaik için zor olanı başardı. Dallas Müzesi yetkilileri baskılar neticesinde eseri bugün Türkiye ’ye gönderiyor. 
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay , 2 yıldır yurtdışındaki eserlerin geri getirilmesi için çalışma yürütüyor. Orpheus Mozaiği’nin geri getirilme süreci de Türkiye’den kaçırıldıktan sonra ABDBoston’daki Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenen ünlü Herakles heykelinin eve geri dönüş yolculuğuyla birlikte başladı. Herakles heykelini yerinde görmek için ABD’ye giden Kültür Bakanlığı heyeti, ABD’deki diğer eserleri de mercek altına aldı. 
Dumbarton Oaks Müzesi’ndeki Kumluca Definesi, Dallas Müzesi’ndeki Orpheus Mozaiği ve Paul Getty Müzesi’ndeki 4 mitolojik heykel ile Metropolitan Sanat Müzesi ’ndeki 18 eser bu müzelerden resmen istendi. Bu süreç içinde Dallas Müzesi Orpheus Mozaiği’nin iadesi için anlaşmaya yanaştı. Diğer müzelerle ilgili yakın markaj devam ediyor. Kısa süre içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın diğer eserlerle ilgili de müjde vermesi bekleniyor.
Mahallelerin altındaki tarih
Urfa, M.Ö. 304 yılında Seleukoslar tarafından Yunan şehir sistemine göre eski bir yerleşimin kalıntıları üzerine yeniden kuruldu. M.Ö. 132 yılında Süryaniler, Urfa’da Edessa Krallığını kurarak bölgenin hâkimi oldular. Bu döneme ait kültür kalıntılarından en önemlisi çok renkli ve yerel bir üslupla yapılan mozaikler. Urfa’da 30’dan fazla mozaik keşfedildi. Ancak az bir kısmı kayıtlara geçti. Edessa şehrine özgü, Estrangelo Süryanice denen Aramicenin farklı bir diyalekti ile yazılmış yazıtların yer aldığı mozaiklere özellikle Yakubiye Mahallesi’nde rastlandı.

Hazine arazisine bile zehir gömdüler

Kurşun fabrikasındaki skandallar bitmiyor. Fabrikanın eski yöneticisi, "100 bin ton zehirli atık her yere gömüldü. Orası karış karış incelenmeli" dedi.
Haber: SERKAN OCAK

İzmir Gaziemir’de 5 yıl önce radyoaktif bulaşmış atıklarını araziye gömen Arslan Kurşun Fabrikası’nda skandallar bitmiyor. Fabrikanın eski üst düzey yöneticisinin Radikal ’e anlattıkları, tehlikenin büyüklüğünü ortaya koydu. İşte adını açıklamak istemeyen o yetkilinin yaptığı çarpıcı açıklamalar: 
BABA ÖLDÜ, KAOS BAŞLADI: “Burası bir aile şirketi. Fabrikanın 60 yıldan fazla bir geçmişi var. Fabrikanın sahibi Hasan Yavaş, 2000’de kanserden öldü. 4 kızı ve bir oğlu vardı. Oğlu 27 yaşında öldü. 4 kız evlat arasında miras kavgası başladı. Miras tartışmaları halen devam ediyor.” 
TEK BİR ÇİVİ ÇAKMADILAR: “Hasan Yavaş’ın ölümünden sonra fabrikayı kızların eşleri devam ettirdi. Ancak aralarında hiçbir hiyerarşi yoktu. İnsanlar baba öldükten sonra yıllarca fabrikaya tek bir çivi dahi çakmadı. Damatlar her şeyi cebe indirdi. Her şeyi kâr gördü. Tam bir kaos vardı.” 
ATIKLAR GÖMÜLÜYORDU: “Fabrikadaki atıklar kasadaki paraya göre gönderilirdi. Atığın tonu 270 TL’ye gönderiliyor. 100 bin ton tahmin ediliyor. Bu da 27 milyon lira demek. Gönderilmiyor, gömülüyordu. İZAYDAŞ’a gidenler de vardı. Ancak çoğu araziye gömüldü. Tehlikeli atığın tarifi de 2006’dan sonra AB uyum yasaları çerçevesinde değişti. 2006 öncesi atıkların ne yapılacağı insanın kendi duyarlılığına kalıyordu. Bu adamlar atıkları gömdüler. Çalışma Bakanlığı fabrikayı 2 kez kapattı.Maliye Bakanlığı her dönem işletmeye ceza keserdi. Hatta fabrika yönetimi bir yıl kayyumda kaldı. Oğuz Atalay bir yıl kayyumluğunu yaptı.” 
KAÇARCASINA AYRILDIM: “Hiçbir teknolojik iyileştirme fabrikada yapılmadı. Örneğin fabrikanın önünden doğalgaz geçmesine rağmen, fabrikada doğalgaz kullanılmıyordu. Fuel oil 4 yakıtı kullanılıyordu. Doğalgaz genel müdürü fabrikaya geldi, damatlar kendilerini yok dedirtti. 300-400 bin dolarlık bir yatırımla yıllık 4-5 milyon lira kâra geçilebilirdi. Bu paranın yarısıyla da fabrika atıklarını bertaraf ederdi. Ancak yapılmadı, ben de kaçarcasına ayrıldım.” 
HAZİNE ARAZİSİNE DE GÖMDÜLER: “Bir de fabrikanın içinde Hazine arazisi vardı. Oraya da gömülü atıklar var. Fabrika girişindeki güvenlik binası ilk kurulduğunda idari binaydı. 30 yıl önce ilk aküleri giyotinle keserlermiş. Oralara gömüldüğü söylenir. Bir defasında beton atma işlemi yapmadan önce kazılması gerekiyordu. Baktık içeride akülerin plastik parçaları var. Gömülmüş. Fabrikanın geniş toprak arazisi var. Arazinin neresinde ne var, dışarıdan bakınca anlamak mümkün değil. Fabrikanın tüm arazisinin altının üstüne getirilmesi gerekiyor.” 
REZİLLİK YUVASI: “Hazine arazisiyle ilgili de aile davalık oldu. Hazine arazisi de kirletilmiş. Orası milletin arazisi. Neden Milli Emlak kendi yerinin peşine düşmüyor? Burası şehrin göbeğinde bir rezillik yuvası. TAEK, İzmir Valiliği, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü gereğini yapmalı. Yüzeyden birkaç ölçümle tehlikenin boyutunu anlamak mümkün değil. Karış karış kazmak gerekiyor.” 
KARANTİNA VARDI: “Burada asıl sorun kamu kurumlarının duyarsızlığı. TAEK işlerini yapıyordu, ilgili kurumlara bildiriyordu. Üstelik fabrikanın bir bölümü TAEK tarafından karantinaya alınan bir yer. Orası şu anda ne durumda bilmiyorum. O zamanki tahminlere göre sadece burada 50 bin ton atık vardı.” 
İŞÇİDE KURŞUN ÇIKTI: “Çalışanlar için de yönetmeliklere uygun olarak sürekli işçileri sağlık taramasına gönderirdik. İşçilerin kanında kurşun olup olmadığına baktırırdık. Bazen işçilerde kurşun olurdu, o işçiyi hastaneye yatırırdık.” 
Zehir rezaleti Meclis gündeminde

Kurşun fabrikasında ortaya çıkan çevre felaketi Meclis gündemine taşındı. CHP Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü üyesi olduğu TBMM Çevre Komisyonu’ya “yerinde inceleme” yapmak için dilekçe verdi. Köprülü, konuyla ilgili Meclis araştırması açılmasını da istedi. Köprülü, TBMM Çevre Komisyonu Başkanlığı’na dilekçe vererek, fabrika alanının incelenmesini istedi. Köprülü dilekçesinde “Yaşanan skandalı yerinde incelemek üzere, komisyonumuzun görevlendirilmesi konusunda gerekli iznin verilmesi için gereğini saygılarımla arz ederim” ifadesini kullandı. Köprülü’nün girişimi bununla da sınırlı kalmadı. Meclis Başkanlığı’na Araştırma Komisyonu kurulması için önerge verdi. Köprülü, Meclis araştırma önergesinin gerekçesinde, zehirli atıkların yıllardır yerleşim alanlarının ortasına gömüldüğünü ve bunun bilinmesine rağmen hiçbir işlemin yapılmadığını söyleyerek tehlikenin ciddi boyutlara ulaştığını ifade etti. (RİFAT BAŞARAN/ ANKARA )

Ölüme gönderdiler


Arif Koşar / Eda Yıldırım
“Canım yanıyor... Çıkılmaz o hava da o botlarla. Psikolojik baskı yapıyorlar, zorluyorlar. Çıkılmamalıydı...”
Kurtarma botu ustası Erdem Aydın böyle haykırıyor ölenlerin ardından...
Şile’de yaşanan gemi faciası ve başarısız kurtarma operasyonu en az 3 ölü, 9 kayıp ve birçok soruyu ardında bıraktı. Arama kurtarma çalışmaları, ‘kayıpların kurtulma şansı kalmadı’ hissiyatıyla ve oldukça yavaş bir biçimde ilerliyor. Kayıplarını bekleyen aileler öfkeli, kurtarma ekibinde çalışanların söyledikleri ise çarpıcı: Göz göre göre ölüme gönderildiler...
4 kişilik kurtarma ekibinden 2’sinin cesedine ulaşılırken kalan 1 kişi için çalışmalar sürüyor. Limanda bekleyenlerin arasında arkadaşını kaybeden bir denizci de var. Henüz 2 ay önce emekli olmuş, 15 yıllık kurtarma botu usta tamircisi Erdem Aydın... Sinirden titriyor. Sesi sık sık yükseliyor “Yeter artık” haykırışlarıyla.
“Bunlara ‘dur’ demek gerekiyor. İlk ekip çıkmadı, birkaç kere denedi. İkinci ekibin çıkmasına masa başındaki amirler karar veriyor. İçinde bulunduğumuz durumdan haberleri bile yok!”
‘İLK EKİP REDDETTİ’ İDDİASI
İlk ekip, iddialara göre; “Maden çıkmıyorsunuz gidin buradan”, “Sizi emekliye sevkedeceğim” tehditlerine rağmen can güvenliği olmadığı gerekçesiyle denize inmiyor. “Peki ikinci ekip neden denize indi?” sorusunu Aydın net bir biçimde yanıtlıyor: “Emre itaatsizlikten açığa almakla tehdit ediyorlar. Ben bizzat bunu yaşamış birisiyim. Bir ay açıkta kaldım.”
İsmini açıklamak istemeyen bir kurtarma botu kaptanı da Aydın’ın açıklamalarının doğruluyor ve ekliyor: “Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışanlar üzerinde baskı ve tehdit artık alışıldık hale geldi. Mesleki gerekçelerle Müdürlüğe ya da amire herhangi bir itiraz olduğunda bunun karşılığı sürgün oluyor. İstanbul’da çalışan birisi Erdek’e gönderiliyor. Başka birisi Adalar’a gönderiliyor.”
BOTLAR UYGUN DEĞİL MİYDİ?
Önemli iddialardan birisi de kurtama botlarının kötü hava koşullarına uygun olmadığı... Botların motorlarının büyük sarsıntılarda ve herhangi bir su alma durumunda otomatik olarak durduğunu uzmanlar da söylüyor. Kurtarma ekibinin can kaybı özellikle motorun bozulmasıyla ilgili. Erdem Aydın da bu iddiayı doğruluyor: “Bu hava koşullarında bizim gibi botların işi çok zor. Botun halini gördüğünüz, paramparça oldu. Saç bot olsaydı bu böyle olmayacaktı.”
Diğer kaptan da botlarla ilgili benzer bilgiler veriyor:  “İlk kaptan mevcut botların kurtarma operasyonlarına uygun olmadığını söylüyor. Kötü hava koşullarında motor ‘off’ oluyor. Bunlar sözde böyle hava koşulları için alınmış botlar. Elde bu var denilip bunlar veriliyor. Bunlar neden, alındı kim aldı bilmiyoruz. Ama bu botların uygun olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu yüzden ilk kaptan suya inmeyi reddetti ve haklıydı.”

AİLELER: GİTMEK İSTEMİYORLARDI
Kaybolan kurtarma botu personeli Mehmet Genç’in kızkardeşi isyan ediyor. “Gitmek istemediği halde zorla gönderdiler. Kıyı emniyeti yeterli arama çalışmalarını bile yapmadı. 16 saat boyunca kendi çabalarımızla bulmaya çalıştık. Kıyı Emniyeti’nden sadece iki yetkili geldi. Onlar da kısa süre durup gittiler. Bizim doğru düzgün konuşmadılar bile. Sorularımıza cevap vermediler. Benim kardeşimin iki çocuğu var, babalarının nerede olduğunu soruyorlar. Ben onlara ne cevap vereceğim şimdi?” diye soruyor. Mehmet Genç’in dayısının kızı ise gece yaşananları şöyle anlatıyor: “Mehmet’i haftalık izindeyken arıyorlar. Çağırıyorlar. Gitmek istemediğini söylüyor. Israrcı oluyorlar. İlk ekibin de çıkmak istemediğini bu yüzden soruşturma açılacağını söylüyorlar. Evdekiler ‘Yalan söyle gitme’ diyor. Ama o ‘ben yalan söylemem gideceğim’ diyor. Ardından çocuklarını öpüyor. ‘Akşam izleyin beni’ diyor. Ve gidiyor. Yetkililer bunun hesabını nasıl verecek? Başbakan bunun hesabını nasıl verecek?”

AFAM MÜDÜRÜ KAPTAN: BÜYÜK BİR İHMAL VAR!
Yrd. Doç. Dr. Kubilay Kaptan
(İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü):

“Kazada kullanılan kurtarma botu açık denizde 360 derece dönse bile batar çıkar. Ancak kıyıda, kayalık bölgede bu botu kullanamazsınız. Çünkü bu botlar çelik alaşım olduğu için botu parçalar. Burada ilk başta kurtarmaya giden ekibin canını güvenceye almanız gerekir. Yoksa nasıl başka insanların canını kurtarsın? Burada büyük bir ihmal sözkonusu. Arama kurtarma çalışmalarında geç kalınmış. Kurtarma çalışmaları için bu tür afetleri deneyimlemiş insanların olması gerekir. Paniğe kapılmayacak, nasıl davranacağını bilecek. Ancak burada bunun olmadığını görüyoruz. Böyle bir kazada anında mühahale ederseniz kayıpları bulabilirsiniz. Artık geç kalınmış vaziyetteyiz.”
KAYIPLAR ARANIYOR

Volgo-Balt 199 adlı yük gemisinin 12 kişilik mürettabatından şu ana kadar bir kişi yaşamını yitirdi, 4 kişi sağ kurtuldu, 7 kişi ise hâlâ kayıp. Mürettabatı kurtarmaya giden 4 kişilik kurtarma ekibinden kaptan Cemil Özben ve Turgay Sarıboğa’nın cesetlerine ulaşıldı. Ekipten Mehmet Genç ve tahliye personeline yardıma giden balıkçı Mümin Akgün’e ise gazetemiz baskıya girdiği saatlerde henüz ulaşılamamıştı.  (İstanbul/EVRENSEL)

BU HAVADA BOT ÇIKARMAK CİNAYETTİR
Hayatını kaybeden Kaptan Cemil Özben’in akrabası Hasan Basri Özben, “Bir gün önce beraberdik. İşe başlaması için telefon geldi, gitmek istemiyordu. ‘Emekliyim benim için sorun değil ama o çocuklar çıkmazsa benden savunma isterler.’ dedi. Saat 3 buçuk gibi gitti.” dedi. Hava koşullarının çok kötü olduğunu hatırlatan Özben, “Oradaki balıkçılar ‘Bu havada buradan botu çıkarmak cinayettir.’ dedi. Olay olduktan sonra ne karadan ne de denizden çalışma yapılmadı. Bunlar insan canı kurtarmaya gidiyorlardı. Oradaki istasyondaki kaptanın ifadesinde, bu botlarla kazazedelerin yanına 8 saatte gidebileceğini söyledi. Ve alma imkanının olmadığını söyledi. Peki orada bu botu o mesafeye gönderiyorsun da kendi personelini nasıl ölüme gönderiyorsun, neden başka bir bot daha göndermiyorsun?” diye tepki gösterdi. (İstanbul/CİHAN)

MÜDÜR ÖLENLERİ SUÇLADI
Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Salih Orakçı, Şile’de kurtarma botunun kayalıklara çarpması sonucu denize düşen personelin “can yeleği” giymediğini söyledi. Gemi kaptanının her türlü planlamayı yapması gerektiğini ileri süren Orakçı, ekibin zorla denize açıldığı iddialarını yalanladı.
Orakçı, “Geminin battığını doğrulattıktan sonra olay yerine bot gönderdik. Hava şartları 3-5’ti. Bu durum, bizim tekneler için normal hava şartlarıdır. Garipçe’deki cihazlardan da rüzgarın 3-5 olduğunu teyit ettik. Bot yüksek teknolojiyle donatılmış. Norveç yapımı bir araç. Sadece arama-kurtarma için dizayn edilmişti. Yakın bölgemizde böyle donatılmış bir araç yok.” diye konuştu.
‘GİTMEYİ KENDİLERİ İSTEDİ’
Olay yerine Şile’den hareket eden 3 botun gittiğini söyleyen Orakçı, “Teknedeki personelin, denize açılmama yönünde bir talebi yoktu. Kendi istekleri doğrultusunda denize açıldılar. Kişi istemezse göreve gitmez.” dedi. “Tekne personelinin bir ihmali var mı? Can yeleği giymediler mi?” şeklindeki soruya ise Orakçı, “Gemi kaptanının planlaması gerekiyordu. Can yeleği giymemişler. Cemil Kaptan defalarca bu operasyonu yaptı. Bünyemizde binin üzerinde personel var. Cemil Kaptan da ödül almış 3-5 yetenekli personelden biriydi.” cevabını verdi.

EKİBİ KURTARMAK İSTEDİ AMA...
Geminin batmasının ardından kurtamarma çalışmalarına yardımcı olan ve dalgalara kapılan balıkçı Mümin Akgün’ün arkadaşı Güven Pehlivanoğlu da fırtınada kurtarma ekibinin çalışmasının mümkün olmadığını doğruluyor, “Arkadaşımızı kaybettik, çok büyük dalgalar vardı. 8-9 metre dalga vardı. Kaptanı kurtarmaya çalışıırken arkadaşımız da düştü. İlk kurtarma ekibi limandan çıkmaya çılaştı burnunu bir iki kere çıkardı ama çıkamadı. Çıkamazdı zaten o havada. Onra ikincisi geldi, o çıktı ama parçalandı” diyor.

DAHA GÜÇLÜ ARAÇLAR LAZIMDI
CNN TÜRK’te yayınlanan 5N1K programına katılan Uzunyol Kaptanı Serdal Can da, “Bunlar adı üstünde bot, kurtarma gemisi değil. Doğa koşullarına karşı daha güçlü kurtarma araçlarına ihtiyaç var” diye konuştu. Bu koşullarında kurtarma helikopterlari kullanılması gerektiğini belirten Can, “Fırtına olduğu zaman boğaz gemi trafiğine kapatılıyor. Şile’ye demirleyen küçük tonajlı gemiler hava koşullarının etkisiyle ya akıntıya kapılıyor ya da birbirine çarpıyor. Kış aylarında bu kazalar daha da artıyor. İstanbul Liman Başkanlığı fırtına öncesi küçük tonajlı gemilerin geçişini sağlayabilir” diye konuştu.

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var