28 Mayıs 2014 Çarşamba

Üçüncü yol var mı?




Üçüncü yol var mı?


Var diyorum ve kendimle tartışıyorum. 
3. yol yok sayılmak!
Bazen 3. Yol sıfır sayılmak! Yaşarken ölü yerine konulmak! Yaşadığı kabul edilmemek hali.

Sıfır(nötr) 3. yol mudur? 3. yol var mıdır?


En azından fizik yasalarında yoksa bile toplumsal yasalarda karşılığı var, gibi görünüyor. Nötr olmak, tarafsız olmak! Araf da kalmak gibi belki ama değil.
Birinci yol: Gerçekleri görememek. İkinci yol: Gerçekleri görmek. Üçüncü yol: Gerçekleri görmezden gelmek. 

Atom çekirdeğinde (-) yüklü elektron, (+) yüklü proton bir de yüksüz nötron var. Fakat nötron bu kadar da masum ve tarafsız değil. Nötron bozunduğunda (+) proton, (-) yüklü elektron ve anti-nötrinoya bozunur. Yüksüz kabul edilen nötron içinde bir (-) bir de (+) yük vardır. Yani nötr olan, tarafsız görünen ortama göre, o an ki çıkar veya şartlar neyi gerektiriyorsa, kim güçlü ise onun lehine kararlı hale gelebilir.

Latinler(Romalılar) de bu soruyu kendilerine sormuşlar ve Tertium non datur. Kısaca 'Üçüncü yol yoktur' demişler. Bunu diyenlerin gerçeğin yanında durdukları muhakkak.

Fakat Roma'nın egemenleri ve dalkavuk yazarları gerçeğe kayıtsız kalmayı bir 'erdem' olarak kabul etmişler.
Bu yüzden  In medio stat virtus. Erdem ortada durur, uçlarda değil, diyerek 3.yolu göstermiş, telkin etmişler. 1. yol suç işlememek, 2. yol suç işlemek, 3. yol ise tanık olduğu, bildiği, gördüğü halde göz yummak, örtbas etmek olmuş ve bunun adına 'erde' demişlerdir. Erdemli olmak gerçeğin yanında olmak demektir.

Sınıflar mücadelesinde, doğa ve toplumsal kanunlar söz konusu olduğunda  üçüncü yol yok demişler! Ama Status quo(statüko)'dan yana olanlar için en doğru yol In medio tutissimus ibis yani 'Orta yol en güvenlisidir' (Ovidius) Demişler. 
Erdemi orta yolda görenler, yani 3. yolda arayanlar, statükodan yana olanlar, tarafsız imiş gibi görünenler, gerçeğin farkında oldukları halde bir çıkar birliği etrafında kümelenip gerçeği görmezden gelenler, gerçeği örtbas etmekle kendilerini dolaylı ya da dolaysız görevlendirmiş veya görevlendirilmiş olanlar, gerçeği çarpıtmak, çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek için çalışanlar bunda bir 'erdem' görebilirler.

Bir de 
Omnibus viis Romam pervenitur. Bütün yollar Roma'ya çıkar, demişler. Roma imparatorluğunu kutsayan bir deyiş! Emperyalist jargon!



3. yol bir ruh hali midir? Çaresizlik, kişinin düşüncesizlik hali de diyebilir miyiz? Düşünme yeteneklerini kaybettiği, bedenini bir mezarlık olarak kullandığı bir ölüm hali diyebilir miyiz? Bile bile… Mecburen… Göz göre göre…

Günlük hayatımızda da kendi aramızdaki istemediğimiz, sevmediğimiz insanları yok saydığımız, hastalıklı ruh hali midir 3.yol? Yok sayarak, görmezden gelerek kişileri  ölümcül yalnızlığın kucağına atmış olursunuz.  Belki bu insanların en nefret ettikleri şeylerden biridir. 3. yol kibrin uygulanmış yüksek dozudur. Gerçeklere kör bakmak, nefret etmek… Gerçeklerin ortaya çıkması söz konusu olduğunda, belgeleri yada savunucuları söz konusu olduğunda 3 maymunu oynamak!

Kaybetmek ve Kazanmak söz konusu olunca bir 3. yoldan bahsedebilir miyiz? Varsa hangisidir?
Sürekli kazanmak, sürekli kaybetmek 3. yol olabilir mi? Güçlülerin yenildiği, yok olduğu, yerle bir olduğunu tarih bize defalarca göstermemiş midir?
İktisadi yasalar sanki bize içinde bir yanılsama ve yanılgı barındıran 3. yola işaret ediyor gibi görünüyor. Hiç kaybetmemek, hep kazanmak üzerine kurulu bir oyun var mıdır? Örneğin birbirine düşman biri güçlü, diğeri zayıf iki ülke arasındaki savaşta hep kazanan silah tekelleri değil midir? Her zaman her koşulda kazanan veya kaybeden biri bulunur mu?

 'To be or not to be' Olmak yada olmamak! Dışında bir yol? İkisinin arası! Yaşarken yok sayılmak! Yani fizik olarak var ama ruhen yok! Var ile yok arası bir durum. Esamisi okunmayanlar!

3. Yol susmaktır. Susmak bazen öfke biriktirmek olarak anlaşılsa da genelde yapılana sesini çıkarmamak, onaylamak anlamına geldiğinden güçlü lehine ölümcül sonuçlar doğurur.


Biz ileri gitmeyi pek sevmeyiz.

Riski görünce ürker, korkarız. Korku doğal ve insanidir ama biraz fazla korkuyoruz!  Bunun doğal korku ile bir ilişkisi yoktur. Gölgelerin gücüne mi sığınmak yoksa gölgelerin karanlığında mı kaybolmaktır, 3. Yol?

Önden gitme arkada kalma, ortadan git! Diye hep kendimizi korumaya alırız. Önde başkası olsun, arkada başkası olsun! Başkası yansın! Darbe yiyecekse başkası yesin! Riski sevmeyiz!

Bunun kökü tarihin derinliklerinde yatıyor. Demek bu kaygı eskiden de varmış.

Latinler ‘Orta yol altın yoldur’ demişler. Bu yüzden ‘Orta yolculuk’ her dönem riski sevmeyenlerin, dışlanmayı göze alamayanların yolu olsa gerek. Suçlanmak pek istemeyiz. İstemeyiz değil hiç sevmeyiz! Suçlayandan nefret ederiz.

22.05.2014


27 Mayıs 2014 Salı

Modern kölelik; Taşeronluk sistemi…



 Modern kölelik; Taşeronluk sistemi…


İş insanın yaşamında o kadar önemli ki onun neredeyse varlık nedenidir.

İşiniz yoksa size hayat da yoktur.

İşiniz yoksa hayatınızın ne disiplini ne de ruhsal sağlığınız yerinde olabilir.

İşsizlik bir hastalıktır!

Ölümcüldür.

İşsizlik yoksulları terbiye etme biçimidir.



Biz de bir atasözü var. Fakiri döv ama üstü yırtma!

İnsanlara çaresizliği dayatır. Çaresizliği öğretir!

Kul köle eder. İnsanı insanlıktan çıkarır.



Taşeronluk sistemi için böyle bir ortam gerekir. Taşerona mecbur kalma hali… Kayıtsız şartsız kölelik!



Soma maden faciasından önce bir tanıdık anlattı.



Çalışmaya gelen işçilerin çoğunluğu çalışma koşullarının ağırlığını, hiçbir haklarının olmadığını öğrendikleri anda bir daha işe gelmiyorlarmış. Bunlar en az 3 gün en fazla 15, daha fazla çalıştıkları da oluyormuş…

Eğer bir aydan fazla çalışmamışlar ise 15 günlük ücreti alamıyorlar. Sözleşme maddesi böyle.

Yani bizde 300 işçi çalışıyor, patrona kalan yevmiyeleri bir düşünün, gerisini siz hesaplayın!

Saat ücreti ile çalışıyorlar. Saat ücreti 3 lira, günlük; 8 saat 28 lira. Fazla mesai bordrodan ayrı veriliyor. Elden!



İşsizlik yuva yıkıyor!



  

   Kaya iş aramak için kapıyı çaldığında iş yerinde sekreter Simge  vardı. Ona derdini anlattı.

-Sana göre bir iş yok ama süpürge işçisi olarak seni işe alacağım. Çalışacaksın ama, kaçıp gitmeyeceksin.

-Tamam abla, çalışacağım. Abla canıma ‘Tak’ dedi. İş bulamıyorum. Açım, sefilim. Günlerdir kursağıma bir lokma ekmek düşmemiş. Karım işsizim diye benden ayrıldı. Çocuğu alıp gitti. Çalmadığım kapı kalmadı. Sen bana bir ablalık yap, ne olur.

 Simge, Kaya’nın halinden etkilendi, onun yalvarıp yakarmasına daha fazla dayanamadı,  bir patrona telefon etti.

-Cahit Bey bir işçi var, çok muhtaç durumda, siz de, DSH’de çalışsın, fatura keseceğim ama aylığını biz ödeyeceğiz. Siz de çalışsın. Olur mu?

 Simge’nin ricasını kırmadılar, çünkü karşılıklı iş ilişkileri vardı.

-Tamam, dediler.

   Sonra işsiz Kaya’ya döndü.

-Bak sana iş buldum, beni mahcup etmeyeceksin!

-Olur mu abla? Ne demek!

-Bak yol parası yok, yemek yok, senin anlayacağın iş var ama para az demeyeceksin, çalışacaksın!

-Kaç lira?

-İş bulmuşsun kaç lira olduğunu soruyorsun? Asgari ücret!

-Yol parasından kaçamam da yemek de yemem, ne olacak! Yemek yemesem ne olur? Biriktiririm. Ben zaten alışığım abla. Günlük 25 Lira kalsa, kalmaz da, kalır herhalde…

-Ben anlamam! İş istedin al sana iş!

-Çalışacağım abla! Cehennem olsa, cehenneme girip çalışacağım! Yeter ki ucunda ekmek olsun!
-Ev kira mı?
-Kira abla... 400 TL
-Sen bu işe bir gir, çalışmaya başla! Tamam mı?
-Tamam abla. İş olsun da ben çalışırım.
-Bu seferde karın kızmasın?
-Niye abla?
-Eee 400 TL kira, 100 TL elktrik,su,telefon olsa etti 500TL. 100 TL yemek yemesen yol msarafın olsa etti 600 TL. Geriye kaldı 200 TL, çocuğun okul masrafı da bunun içinde yok! Buna karın kızar mı?
-Karım zaten yok! Keşke gelse de kızsa! Biz açız abla! Niye kızsın ki!


   Simge işyerine nasıl geleceğini, İETT araç numarasını, krokiyi çizip eline verdi. Adam gitti. 2 saat sonra, akşam 6 gibi Simge’ye telefon etti.

-Ne oldu? Yoksa yarın işe gelmeyecek misin?

-Yok abla ben yarın işe geleceğim de hangi otobüsle geleceğim, bir yanlışlık olmasın, diye emin olmak istedim.


   Simge derin bir ‘oh!’ çekti. Anlattı. DSH patronuna mahcup olmaktan korkuyordu.

Gece saat 5 de telefon bir daha çaldı.

-Ne oldu? İşe gelmeyeceğini mi haber veriyorsun?

-Yok abla. Otobüs durağındayım da.

Simge yatağından doğruldu, saate baktı. Saat beşi gösteriyordu.

-Yahu senin saat beşte durakta ne işin var?

-Geç kalmayayım, diye geldim. Heyecandan yatamadım.

-Evine git yat. Daha iki buçuk saat var.

-Olsun, ben burada beklerim.

   Simge ne yaptıysa başarılı olamadı.


    Sabah adam geldi. 
   Simge DSH’ye gönderdi. Merak eden  Simge öğleden sonra da kendisi kontrol için arkadan gitti. Onun farkında olmadan çalışmasını izledi. Öyle heyecanla çalışıyordu ki beş dakika yerinde durmuyordu.

Temizlik işçisi Kaya’nın bu durumu Simge’yi etkiledi.

Durumu bir hafta izledi, Kaya'nın iyi niyetinden emin olduktan sonra sonra işçilere anlattı.  Ona yardım olsun diye ofis çalışanlarından para topladı.

Daha sonra ise kavga ederek ayrıldığı eşinin izini bularak, Kaya'yı yanına alıp karısına götürdü. Kadını ikna edip tekrar eve dönmesini sağladı. Adam her fırsatta eline ayağına sarıldı. Simge’ye sürekli telefon edip halını hatırını sordu, teşekkür etti.



Hayber Gürsoy

22 Mayıs 2014 Perşembe

Ataköy sahildeki inşaatlar durdu

 

Ataköy sahildeki inşaatlar durdu

Ataköy'de mahkeme Radikal'in 13 Mayıs'ta duyurduğu bilirkişi raporuna uydu ve yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Ataköy sahildeki inşaatların yapımına izin veren 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları için İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açılan davadamahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkemenin atadığı 3 kişilik bilirkişi heyeti planların deprem riski göz önüne alınmadan hazırlandığından, kıyı kullanımının kamuya kapatıldığından ve 70 metre yüksekliğin sakıncalarından söz ederek planların ‘planlama ilke ve teknikleri ile kamu yararına uygun olmadığı’ sonucuna ulaşmıştı. Mahkemenin, bilirkişi heyetinin raporunun yeterli olduğunu düşünerek aldığı kararda şöyle denildi:
’’28.02.2012 onaylı 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planı notu değişikliği şeklindeki imar plan tadilatlarında, planlama ve şehircilik ilkeleri ile kamu yararına ve hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Hukuka aykırı olduğu anlaşılan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararları ortaya çıkaracağından dava sonuna kadar yürütülmesinin durdurulmasına oybirliği ile karar verildi.’’ 
Daha önce inşaat ruhsatına 9. İdare Mahkemesi’nde dava açılmış ve yürütmeyi durdurma alınmıştı. 5. İdare Mahkemesi’nde ise inşaat ruhsatına izin veren imar plan değişikliklerine dava açıldı. Böylelikle hem inşaat ruhsatları hem de imar planları için yürütmeyi durdurma çıktı. 
İstanbul’da Bakırköy ilçesi Ataköy sahili Zeytinlik Mahallesi’nde tescilli Baruthane Yapılar Topluluğu’nun bulunduğu 412 bin metrekarelik arazi, Emlakbank ve TOKİ arasında imzalanan 14 Aralık 2001 tarihli protokolle TOKİ’ye devredilmişti. ‘Turizm alanı’ ilan edilen arazi parsellere bölünerek otel, AVM, akaryakıt istasyonu, rezidans ve benzeri fonksiyonlar tanımlandı. Bina yüksekliği 70 metre olarak belirlendi. TOKİ araziyi parsellere ayırarak satışa çıkardı. Bir kısmını da gelir paylaşımı yöntemiyle verdi.
Ataköy 2. Kısım karşısındaki 174 parsel hasılat paylaşımı esasına göre Karadeniz-Örme ortaklığına verildi, arazilerin bir kısmında inşaatlara başlandı. Tarihi Baruthane binalarının olduğu 160 parsel ise hasılat paylaşımı yöntemiyle Çelebican A.Ş.’ye verildi. ‘Blumar’ isimli projeyle AVM ve otel-rezidans planlandı. 181 parselde Simpaş evlerinin inşaatları yeni başladı. 182 parselde ise Bosphorus Otel’in inşaatı tamamlandı. Mimarlar Odası inşaat ruhsatlarının iptali için 160, 174 ve 182. parseller için dava açmış, İstanbul 9. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ancak daha sonra 174 ve 182. parseller için yürütmeyi durdurmayı kaldırmıştı. 

8/8 kusurlu

Radikal’in 13 Mayıs’ta duyurduğu bilirkişi raporuna mahkeme uydu ve yürütmeyi durdurma kararı verdi. Birçok gerekçenin sıralandığı bilirkişi raporunda özetle şu sonuçlara dikkat çekilmişti: 
‘‘İmar tüzesi gereği 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’ndan (ÇDP) sonra 1/25 binlik ÇDP hazırlanmadan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı hazırlanması, üst ölçekli bir plan denetimine olanak sağlamamaktadır.’’ 
‘‘Parsellerin komşuluğunda tescilli yapılar (Baruthane) yer almaktadır. İmar mevzuatı tescilli parsel komşuluğundaki yapılaşmalarda mevcut tescilli eserlerin yapılaşma hakları, dokusu vb. ile birlikte değerlendirme gerektirmektedir.’’ 
‘‘Vaziyet planında tanımlanan işlevlerin özel kullanıma konu olduğu, kıyı arkasındaki toplumun, kıyıyı kullanmasına olanak tanıyacak kamusal işlevlere konu edilmemiştir.’’ 
‘‘Siluet çalışması sonucunda belirlenen 70 metre yapı yüksekliğinin hangi kritere bağlı olarak tanımlandığı tam anlamı ile belirsizlik ortaya koymaktadır. Kıyı bandında 70 metrelik yapı yüksekliğin belirlenmesi, kıyı arkasında duvar etkisinin oluşturduğu bir yapılaşma düzeni tanımlaması açısından son derece olumsuzdur. ” 
‘‘Deprem Master Planı’nda yer alan analiz çalışmalarında ‘sıvılaşma hassaslığı yüksek bölgeler’ olarak tespit edilen ve deprem kaynağına son derece yakın Ataköy’de, yoğun ve yüksek yapılaşma son derece önemli bir risk olarak karşımıza çıkmaktadır.’’
Şimdi ne olacak?

Davalılar 7 gün içerisinde Bölge İdare Mahkemesi’ne kararın iptali yönünde itiraz edebilecekler. Mahkemenin davalıların savunmalarını aldıktan sonra kesin kararını 1 ay içinde vermesi bekleniyor. İptal kararı çıkarsa bölgedeki inşaatların yapımına onay veren imar planları yasaya uygun olmadığından, inşaatların devam edebilmesi için, yeni plan notlarının hazırlanıp askıya çıkarılması gerekiyor. Bu süreçte inşaatların yasaya aykırı ve kamu yararı olmadığı gerekçesiyle yıkımı yönünde yeni bir dava da açılabilir.

Ömer Erbil
Radikal

16 Mayıs 2014 Cuma

Şok iddia: 450 işçinin üzerine beton dökülüyor!

Sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel Soma madenindeki kaza ile ile ilgili korkunç iddialar ortaya attı. Ali Tezel'in iddialarına göre işveren tazminat vermemek için bazı planlar yapıyor.



Habertürk yazarı sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel’in Soma ile ilgili attığı tweetler gündeme bomba gibi düştü.
Tezel “Soma’dan gerçekler” başlığıyla attığı tweette, “Şu an içinde işçi olan beş galeriden ikisine hiç ulaşılamamış. Ancak yangın sönsün diye içeriye küllü su basılıyor, betonlaşsın diye. Yani, içerdeki yaklaşık 450 işçinin artık çıkarılma şansı kalmadı… haklarında gaiplik kararı verilecek…” dedi.
“TRAFO DEĞİL…”
İş cinayetine neden olan patlamanın trafodan kaynaklanmadığını da söyleyen Tezel, “işveren şimdi olayı trafo üzerine yıkarak tazminatlardan kurtulmaya çalışıyor” dedi.
İşte Tezel’in o tweetleri:
-SOMA’DAN GERÇEKLER Olayın sebebi trafo değil. Bundan üç ay önce bir galeride yangın çıkıyor ve ağzı beton ile kapatılıyor ama yangın içeride devam ediyor. Sonrasında içeride oluşan basınç ile patlama meydana geliyor…. Yangının hala sönmemesinin sebebi bu… Patlama ve yangınla içerideki trafo da bu sırada zarar görüyor. İşveren şimdi olayı trafo üzerine yıkarak tazminatlardan kurtulmaya çalışıyor
SOMA’DAN İKİNCİ GERÇEK Şu an içinde işçi olan beş galeriden ikisine hiç ulaşılamamış. Ancak yangın sönsün diye içeriye küllü su basılıyor, betonlaşsın diye. Yani, içerdeki yaklaşık 450 işçinin artık çıkarılma şansı kalmadı… haklarında gaiplik kararı verilecek…
 sansürsüzhaber.com

15 Mayıs 2014 Perşembe

Somalı bir işçi: Bir köpek kadar değerimiz yok



 Soma tarihinin en büyük acısını yaşıyor… Hiç böylesi olmamıştı… Ayda, iki ayda bir madende bir kaza olması, aralarından birinin yitip gitmesi; ev geçindirme uğruna, ekmek parası uğruna artık kanıksadıkları şeydendi, ama bu çok ağırdı. 
 
Manisa’nın yüzbin dolayında nüfuslu bu madenci ilçesi, bu satırlar yazılırken 200’ü aşmış ve sokakta kime sorsak 300’ün üzerinde can kaybından söz ettiği bir büyük acıyı yaşıyor.
Manisa’ya gelen otobüsten Akhisar’da inip, Soma’ya giden otobüse bindiğimde, saatlerdir duyduğum, Hayat Tv’de sevgili İzmir Temsilcimiz Emine Uyar’ın anlatımlarından dinlediğim o büyük acının içine doğru yol aldığımı hissediyorum. Araçta bu olay manşet. Muavin ile biraz sohbet edince o da uzaktan bir akrabasının madende henüz kendisinden haber alınamayanlardan biri olduğunu söylüyor. Kırkağaç’a geldiğimizde muavin çıkarın cesetlerin burada kavun depolamak için kullanılan soğuk hava deposunda tutulduğunu anlatıyor.
Az sonra yol Soma’ya dönünce yol başlarında polis otoları ve çevik kuvvet otobüsleri dikkati çekiyor. Bunlar, işçinin can güvenliğini umursamayarak onu taşeronun insafına terk eden devletin kendi güvenliğini, olası bir infial durumuna karşı korumak için buradalar.
Ve polis kontrol noktaları nedeniyle araçlar Soma Devlet Hastanesi’nin olduğu noktaya gidemiyor. 



Muavin beni yakın bir noktada indirdi ve oralı olan birinden de bana hastaneye kadar eşlik etmesini rica etti. Giderken o arada da konuşuyoruz. Adı Muhattin Altınbay’mış. Fotoğrafını çekmemden endişe ediyor ama hikayesini anlatıyor: “Babam 22 yıl madende çalıştı. Ağır koşullarda. Ama devletteydi o zaman madenler, işçinin can güvenliği içinde iyi kötü yatırım yapılıyordu. Yani en azından taşeronlardaki gibi değildi.” Ölü sayısının açıklanan resmi rakamların çok üzerinde olduğunu düşünüyor pek çok Somalılı gibi. “Daha önceden de can kaybı ile sonuçlanan kazalar oluyormuş” diyorum, o da devam ediyor: “Ayda, iki ayda bir birisi madende kaldı, öldü, diye duyardık. Ama böyle hiç olmadı. Bu çok ağır Soma için.”
Beni hastanenin yakınında polis barikatlarının olduğu noktaya kadar getiriyor. Görüntü, kritik önemdeki siyasi davalarda polisin adliye önlerinde yaşattığı manzaraya benziyor. Basın olduğumuz için herhangi bir sorun yaşamıyoruz ama Soma’lılar bu barikatların arkasından olan biteni izliyorlar. Onlardan birine yanaşıyorum. Adı Mehmet Ali Karakaçan. Eniştesi Halil Durmaz’dan dün saat 15.00’ten beri haber alamadığını söylüyor. Kendisi de madende çalışmış. Taşeronda. Çok dertli, hemen anlatmaya başlıyor: “Abi bize ‘gönder malı’ derler, gönder”. Araya girip ‘O ne?’ diye soruyorum, ‘kömür’ diyor, “Kömür çıksın da, senin hayatın hiç önemli değil. İstanbul’daki bir kedi köpek kadar değerimiz yok burada.”

 
O arada lafa girmeye çalışan yanındakine yöneliyorum. Adının Fikret Cevdet olduğunu söylüyor. ‘Yakınımız var mı madende?’ diyor soruyorum, “Hepsi bizim yakınımız” diyor buruk, ağladı ağlayacak bir ses tonuyla. “Bir sürü ocak söndü. Ateş düştüğü yeri yakar” diye devam ediyor. Yaşanan kaza ile ilgili yorumunu soruyorum, “Ciddiyetsizlik” diyor ve ekliyor: “Fazla para kazanma peşinde taşeronlar. Ciddi bir denetim de yok. Burası bir maden memleketi, ama tam teşekküllü bir yanık hastanesi bile yok.” Bu nedenle de madenden çıkarılanların İzmir’deki, Bursa’daki hastanelere gönderildiğini söylüyor.
Harun Muzaç da 11 yıldır maden de çalışıyor. Madende şu anda çıkarılamayanlar arasında arkadaşları varmış, “Bazı şeyler ört bas edilmek isteniyor” diyor. “Ne bunlar?” diye soruyorum, “İhmaller” diyor tek kelimeyle çok şey anlatan bir yanıtla. Harun da, diğerleri gibi ölü sayısının 300’ü geçtiğinden emin gibi konuşuyor. Bu yazıyı siz okuduğunuzda muhtemelen bu rakamlar netleşmiş olacak.

 
Ahmet Tanrıverdi de, 8 yıldır madende çalışan bir başka işçi. “Tamamıyla ihmal” diyor yaşananlar için. Trafo patlamasını, daha fazla kar hırsıyla kapasitesinin çok üzerinde zorlanmasından kaynaklanmış olabileceği yorumunu yapıyor. Maden de henüz çıkarılamayanlar arasında hem arkadaşları hem de akrabaları varmış.
Buradaki kalabalık arasında dikkatimizi çeken Gülşah Güçlü ise, Trabzonluymuş. Burada üniversite okuyor ve dördüncü sınıf öğrencisi. Bir arkadaşının babası bu iş cinayetinde ölmüş, bir arkadaşının babasından da henüz haber alamıyorlarmış.Gülşah yaşananların kader ile açıklanmasına tepki gösteriyor ve “Resmen katliam” diyor.
Ben bu yazıyı Soma Devlet Hastanesi’nin hemen yan sokağındaki bir pastanede yazarken, aynı anda da madende yaşamını yitirenler sesli olarak anonslanıyor. Cenazeleri ile ilgili bilgi veriliyor. İlçedeki madenci anıtı da çiçeklerle süslenmiş.
Tüm bunları yaşarken aklım Emile Zola’nın Germinal’ine gidiyor. Zola’nın 1860’larda kuzey Fransa’da geçen şaheser romanı Germinal’de anlattığı koşullardan daha iyi değil 2014 Türkiye’sinde maden işçilerinin durumu. Kim bilir bu yaşananlar, belki o zamanki gibi görkemli bir grevin kıvılcımı olur.

Fatih POLAT
Soma


Kuşadası’nda yaşam alanlarına tehdit

Kuşadası’nın yeni kaymakamı hükümet konağını beğenmeyince kentin önemli yeşil alanlarından Kasım Yaman Parkı’nın bir bölümüne yeni hükümet konağı yapılmasını istedi. Halka sorulmadan, tartışılmadan ortaya konan bu kararın uygulanmasına yeşil ışık ise yeni belediye başkanı ve belediye meclisinden geldi. Parkta nöbet tutmaya başlayan Kuşadalılar ise parklarını korumakta kararlı. 
 
KAYMAKAMIN ISRARI

Kuşadası’na yeni atanan Kaymakam Muammer Aksoy’un geçtiğimiz ocak ayında kentteki kervansarayın müze olması ile ilgile ilgili yapılan bir toplantıda dillendirdiği Kasım Yaman Parkı’na hükümet konağı yapma projesine, o toplantıda her kesimden tepkiler gelmişti. Bu tepkiler üzerine kaymakam, “Biz proje olarak sunuyoruz. Kamuoyu hayır derse yapmayız zaten” diye geri adım atmıştı. Seçimlerin ardından iki ay geçmeden yeni seçilen belediye meclis toplantısında başka konularla birlikte kaymakamlığın Kasım Yaman Parkı’na 3 katlı, 1500 metrekarelik hükümet konağı yapma talebi de getirildi. Belediye meclisi imar planı gerektiren bu talebi oy birliği ile imar komisyonuna havale etti.
KÜLTÜREL ALANA DA GÖZ DİKTİ!

Kuşadası’nda yeni seçilen belediyenin ilk icraatlarından birisi de 60 yıldır kentin sosyal kültürel etkinliklerine ev sahipliği yapan bir alana otopark yapmak için dozerlerle girmek oldu. İstanbul’da yaşamasına rağmen ailesi Kuşadası’nda olduğu için sıkça gidip geldiğini söyleyen Yüksek Şehir Plancısı Ayşe Deniz Temiz, Kaya Aldoğan Lisesinin yanındaki kentin en büyük kamusal alanının ranta açılmak istendiğini dile getirdi. İmar planlarından spor ve rekreasyon alanı olarak görülen 10 bin metrekarelik alanın, plan değişikliğine gidilmeden, meclis kararıyla otopark yapılmak istendiğini kaydeden Temiz, “7 Mayıs’da buldozerlerle girdiler alana. Burada birçok etkinlik, tören, spor müsabakaları yapılır 60 yıldır. Alanın kenarındaki küçük bahçeleri de dümdüz etti buldozer. Binalara bitişik olan duvarlar deprem gibi sallantılar yaparak yıkıldı. Orası tüm Kuşadalıların. Melih Gökçek’in ODTÜ’de yaptığını, yeni belediye başkanı Kuşadası’nda yapıyor. Bir avuç ada sakini Kuşadası sermayesi ile baş etmeye çalışıyoruz. Dava açacağız ve bu oldu bittiye karşı koyacağız” diye konuştu.
ŞARTLI DESTEK

Öte yandan Kasım Yaman Parkı Platformundan Şenol Eskin, Kuşadasında otopark sorununun çok büyük olduğunu belirterek, sözkonusu alanın otopark yapılmasına şartlı olarak destek verdiklerini söyledi. Eskin, “Kent içindeki otoparkların kaldırılması ve ücret alınmaması koşuluyla orada otopark yapımını destekliyoruz” diye konuştu.
PARKTA NÖBET BAŞLADI

Şenol Eskin, hemen bu duruma duyarlı olan Kuşadalılarla bir araya gelerek “Kasım Yaman Parkı Platformu”nu kurduklarını aktardı. Eskin, “Birkaç gündür konu hakkında bilgilenmek ve kente sahip çıkma derdinde olan insanlar olarak Kasım Yaman Parkı’nda toplanıyoruz. Akşam 19.00’da toplanıp durumu değerlendiriyoruz ve parka sahip çıktığımızı gösteriyoruz. Bu parkımızın başındaki bu tehlike gidene kadar devam edecek” dedi. Kuşadalılar her gün iş çıkışı Kasım Yaman Parkı’na gideren “Parkıma dokunma” pankartı eşliğinde nöbet tutuyorlar.
Özer Akdemir
www.evrensel.net

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var