Sayfalar
- Ana Sayfa
- Mortgage
- Konut Kredisi
- Refinansman Nedir?
- Kira Nedir?
- Sigorta
- Faiz Nedir?
- Fıkralar
- Kefillik Nedir?
- Arsa Payı Nedir, Nasıl Hesaplanır?
- Gayrimenkul Satış Vaadi Nedir?
- Tahliye Taahhütnamesi nedir?
- DEĞER ARTIŞ KAZANCI NEDİR?
- DOP (Düzenleme Ortaklık Payı) NEDİR?
- EMLAK-EMLAKÇILIK NEDİR?
- HACİZ YOLU İLE TAKİP NASIL YAPILIR?
- TAPU NEDİR ?
- Emlak Vergisi
- Sözleşme ve Şekil Şartı Nedir?
- ÖRNEK DANIŞMANLIK VE KOMİSYON SÖZLEŞMESİ
- Emlak Terimler Sözlüğü
Hakkımda
4 Ağustos 2012 Cumartesi
IMF uyarıyor, ekonomik kriz yayılıyor
Uluslararası Para Fonu (IMF) iktisadi kriz üzerine yayınladığı raporda (Spillover Report) krizin etkilerinin dünyanın geri kalanına yayılacağı uyarısında bulundu. Raporda dünya genelinde uygun politikaların geliştirilmediği ve gerekli tedbirlerin alınmadığı sürece krizin etkisinin diğer bölgelere de yayılacağı ileri sürüldü.
IMF raporda, Euro Bölgesi’ndeki krizin yoğunlaşması halinde özellikle yoksul ülkelerin krizden daha şiddetli etkileneceği tahminin de bulundu.
2008 yılında görünür hale gelen iktisadi krizin yayılması ile ilgili endişelere yer verilen raporda, Euro Bölgesi, ABD, Çin, Japonya ve İngiltere dâhil olmak üzere beş ekonominin dünya ekonomisi üzerindeki etkileri değerlendirildi. Raporda, ”Birbirleriyle yakından ilişkili fiyatlar, hemen her yerde yaşanan finansal şoklar, sınırlı politika alanı dünyayı krizin yayılmasına doğru götürüyor” ifadesine yer verildi.
Euro Bölgesi hakkında yapılan değerlendirmede, ”Bazı kısıtlamalara rağmen, gerilimin yayılmasını engellemek ve mali tarafta, bankacılık alanında ve büyüme cephesinde yeterli olacak iyileştirmeler ortaya konmadı” denildi. Yapılan değerlendirmede, Euro Bölgesi’nde krizi atlatabilmek konusunda zorluk yaşandığı, ABD’nin mali politikasındaki belirsizliklerin sürmesinden ve Çin’deki büyüme eğiliminin tersine dönmesinden kaygı duyulduğu dile getirildi. Söz konusu bu kaygılar krizin yayılması konusundaki temel endişe kaynakları olarak sıralandı.
IMF tarafından 2011 yılında yayınlanan raporda, Euro Bölgesi’ndeki krizin çevre ülkeler üzerindeki etkisinin hissedilir oranda olmadığı belirtilirken, bu yılki raporda Avrupa borç krizinin birçok önlem alınmasına rağmen artık Avrupa’yı aşan bir sorun haline geldiği tespitinde bulunuldu.
Avrupa dışında ABD’deki verilerin de incelendiği raporda, 2013 yılında Amerikan ekonomisinde mali daralmanın gündeme geleceğinden, ekonomik dengenin orta vadede sağlanamayacağından ve bu durumum iktisadi performansı ve finansal piyasaları olumsuz yönde etkileyeceğinden kaygı duyulduğu ifade edildi.
Döviz kurunun düzenlenmesi ve cari işlem fazlası tarafında olumlu sonuçlar elde etmesine rağmen, hali hazırda zaten yüksek yatırım oranlarına sahip olan Çin’in, yatırım odaklı bir ekonomik düzenlemeye gitmesinin ilerleyen süreçte krizin yayılmasına neden olabileceği uyarısında bulunuldu.
Ayrıca raporda, Japonya’nın yüksek kamu borcunun piyasalardaki ani algı değişimlerine karşı ülkeyi kırılgan hale getirdiği dile getirildi.
Raporun baş ekonomisti Ranjit Teja, gelişmekte olan ülkelerin ABD’deki kolay para politikasından, yüksek emtia fiyatlarından ve yükselen varlık balonu riskinden şikâyet ettiklerini ifade etti.
Teja, alınan parasal tedbirlerin bir rahatlamaya neden olup olmadığının henüz kesin olmadığını ve bu durumun devam etmesi halinde gelişmekte olan ekonomilerin (Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Hindistan, Güney Afrika, Türkiye, Rusya, Güney Kore, Polonya, Meksika ve Suudi Arabistan) krizden etkilenmeyeceği anlamına gelmediğini sözlerine ekledi.
(soL-Ekonomi)
Taksitle yaşayıp, borçla ölenlerin sayısı bir ayda yüzde 17,2 arttı.
AKP iktidarının ekonomik performansı hakkında benzer değerlendirmeleri özellikle son dönemde çok sık duyar olduk. Ancak birtakım somut veriler ile desteklenen bu tezler dikkatli bir gözle incelendiğinde gerçek bambaşka.
Güney Afrika gibi altın üreticisi ve ihracatçısı bir ülke olmayan Türkiye’nin başka ülkelerden alarak İran’a yaptığı altın satışı nedeniyle geçici olarak artan ihracat rakamları, buna bağlı olarak yine geçici şekilde daralan dış açık, ekonomik canlılığın azalmasına bağlı olarak düşen ithalat rakamları ve giderek daha büyük bir toplumsal sorun alanına dönüşen işsizlik özellikle genç nüfus işsizliği söz konusu gerçekliğin temel göstergeleri olarak sıralanabilir.
Öte yandan krizde olan Yunanistan, İtalya, İspanya, İrlanda… Dahası krizde olan kapitalizm bu gerçekliğin önemli bir başka bileşeni olarak değerlendirilmekte. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan 2012 Haziran ayına ilişkin geçici dış ticaret verilerine göre, Avrupa Birliği’ne yapılan ihracatın, 2011 yılının haziran ayına göre %10 azalarak 4 milyar 926 milyon dolara gerilemesi de yine bu durumun sonucu olarak değerlendirilmeyi hak etmekte.
Bankalara borcunu ödeyemeyenlerin sayısı bir ayda yüzde 17,2 arttı
Taşıma suyu ile dönen ve pamuk ipliğine bağlı olan AKP’nin “güçlü ekonomi” söylemini yalanlayan bir başka gösterge ise bireysel kredi ve kredi kartları verileri.
Buna göre, Türkiye genelinde Haziran ayında bir önceki aya göre, finans kurumlarına bireysel kredi ve kredi kartları borcunu ödemeyenlerin toplam sayısı bir önceki aya göre yüzde 17.2 artış gösterdi.
Merkez Bankası verilerine göre, bireysel kredi ve kredi kartları kapsamında borcunu ödemeyen ve gecikmeli olarak ödeyenlerin toplam sayısı 120 bin 432′den 141 bin 198′e ulaştı.
Aynı ayda bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 47 bin 33′ten 59 bin 119′a, kredi kartları borcunu ödememiş kişi sayısı ise 73 bin 399′dan 82 bin 79′a yükseldi.
Ocak 2012’de Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın verdiği bilgiye göre, tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı; AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana 33 katın üzerinde artış göstererek 212 milyar 465 milyon liraya ulaştı.
Bahsi geçen bu göstergeler emekçi sınıfların ücret geliriyle geçimini sağlamakta zorlandığının ve bu nedenle kredi kartlarına ve kredilere başvurmak durumunda kaldığının kanıtı niteliğinde. Son veriler ışığında özellikle AKP döneminde bu tarz borçlanmaya daha bağımlı hale gelen emekçi sınıfların artık borçlarını ödeyemez hale gelmesi ise dikkat çekici bir başka gerçeklik olarak karşımıza çıkmakta.
(soL-Ekonomi)
Afet yasası yönetmeliği yayımlandı
Bugün Resmi Gazete'de, Afet yasasının uygulama yönetmeliği yayımlandı. Yönetmeliği soL'a değerlendiren Devlet Denetleme Kurulu eski üyesi Kadir Sev, Anyasaya aykırı yasanın yönetmelik eliyle düzeltilmeye çalışıldığını söyledi.
Bugünkü Resmi Gazetede, kamuoyunda Afet Yasası olarak adlandırılan 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında” Yasanın uygulama Yönetmeliği yayımlandı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçtiğimi yıl çıkarılan KHK’lerle öylesine olağanüstü yetkilerle donatılmıştı ki TMMOB bu durumu şu sözlerle açıklamıştı; “Ülkenin tapusu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildi”.
Bakanlığa verilen yetkiler yeterli görülmemiş olacak ki; Afet Yasası ile yetkileri daha bir pekiştirildi.
Bakanlığın ve Onun ayrılmaz parçası olan TOKİ’nin artık kamu hukukunda özel bir önemi var. Bunu 6306 sayılı Afet Yasasının 2. maddesinde İdare’den ayrı tanımlanmış olmasından anlıyoruz. Yasaya göre İdare yalnızca belediyelerden oluşuyor. Yasanın maddelerinde İdareden ayrı tutulması için verilen özeni görüyorsunuz; “Bakanlık, TOKİ ya da İdarece” gibi sözcüklerle çok sık karşılaşıyorsunuz.
Oysa neyin “İdare” olduğu Yasalarla değil Anayasa ile belirlenir. Yasada, Bakanlığın ve TOKİ’nin İdare kavramından ayrı tanımlanması, AKP’nin bilinçaltındaki niyetlerinin dışavurumu olarak önem taşıyor: Bunu bir itiraf olarak görmeliyiz.
Aynı mantığın uygulama Yönetmeliğinde de sürdürüldüğünü görüyoruz.
Yönetmeliğin çok acele hazırlandığı, son bir kontrolden bile geçirilmeksizin yayımlandığı anlaşılıyor. Sözgelişi Üçüncü Maddesinin (b) bendinde aynen şu sözcükler yer alıyor; “İdare: Bakanlığı, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeleri,……” Yönetmelikte düzeltmeler yapıldığı ve “Bakanlık” sözcüğünün düzeltme sırasında çıkarılmasının unutulduğu anlaşılıyor. Ancak hakkını yemeyelim: TOKİ Yönetmelikte İdare kapsamında tanımlanmış ve böylelikle Anayasaya aykırı bir düzenleme Yönetmelikle düzeltilmeye çalışılmış.
Yönetmelikler, Yasanın açıkça yetki verdiği konularda düzenleme yapmak amacıyla çıkarılır ve yetkisini Yasanın hangi maddelerinden aldığı açıkça belirtilir. Yönetmeliğin 2. maddesinde 6306 sayılı Yasanın 3, 6 ve 8 inci maddelerine dayanılarak çıkarıldığı belirtiliyor. Oysa Yasanın 6. Maddesinde Yönetmelik çıkarılacağına ilişkin bir kural yok. Böyle bir kuralın olmayışı, 8. madde imdadına yetiştiği için, yönetmeliği yasal dayanaktan yoksun bırakmıyor ama bir savrukluk göstergesi olarak yine de söz edilmesi gerekiyor.
Yönetmeliğin 6. Maddesi, riskli yapıların belirlenmesine ilişkin kurallar içeriyor. Maddede, riskli alanlara ilişkin tespit yapıldıktan sonra Tapu Müdürlüğü ile Bakanlığa bilgi verileceği öngörülmüş. Ama hak sahiplerine bildirilmesi unutulmuş. Neyse ki, Yasanın 3. maddesinde hak sahiplerine de bildirileceği düzenlendiği için bu konuda bir boşluk doğmuyor.
Yönetmeliğin 8. maddesinde riskli yapı tespitine yapılacak itirazları değerlendirecek teknik kurulun oluşturulma yöntemine ilişkin kurallar getirilmiş. Aslında teknik kurulun 7 kişiden oluşacağı, bunların 4’ünün Üniversitelerce ilgili disiplin alanındaki öğretim üyeleri arasından, 3’ünün ise Bakanlık çalışanlarından oluşacağı, Üniversitelerce görevlendirilecek öğretim üyelerinin inşaat, jeofizik ve jeoloji mühendisliği alanlarından Rektörce seçileceği Yasanın 3.maddesinde belirtiliyor. Uygulama yönetmeliğinden bunu ayrıntılandırması beklenir. Oysa hangi üniversitelerden ve ne gibi ilkeler doğrultusunda seçileceğine ilişkin bir kural yönetmelikte yer almıyor. Üstelik Bakanlıkça seçilecek üç kişiden yalnızca ikisinin inşaat mühendisi olması yeterli sayılıyor. Sözgelişi, bir üyenin işletmecilik alanında eğitim görmüş olması, Yönetmeliğe aykırılık oluşturmuyor. İtirazların, işlemi gerçekleştiren Kurumca seçilmiş kurullar eliyle değerlendirilmesi, itirazın sözcük anlamıyla ne denli bağdaştığının da ayrıca sorgulanması gerekiyor.
Kadir Sev (soL)
Hayvandan sonra sıra insanda
Yemden sonra gıdada da GDO için düğmeye basıldı. Biyogüvenlik Kurulu Başkanı "Kamuoyu tepkisini dikkate alacağız" diyor. Son itiraz tarihi 22 Ağustos.
3 çeşit soya için olur raporu verildi
Tartışmaya açılan bilimsel kurul raporlarında, 3 çeşit soyanın gıda olarak kullanılabileceği belirtiliyor. Biyogüvenlik Kurulu Başkanı Hakan Yardımcı ise, raporların biyogüvenlik kurulunun vereceği kararlarda unsurlardan sadece biri olacağını belirterek “Biz kurul olarak karar vereceğiz. Kamuoyu tepkilerini de dikkate alacağız” diye konuştu.
2012 yılı itibariyle GDO çeşitlerinin gıda amaçlı olarak kullanımına yönelik başvuruları değerlendireceğini açıklayan kurul, bu konuda son noktaya yaklaşıyor. Gıda amaçlı başvuruları değrelendiren kurul, 21 çeşit mısır ve 3 çeşit soya için hazırlanan risk değerlendirme komitesi ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporları kamuoyu görüşüne açtı.
Kamuoyu görüşleri 22 Ağustos’a kadar alınacak. Açıklanan raporlarda ithalat izni istenen GDO’lu tüm mısır çeşitler için hem bilimsel hem de sosyo-ekonomik olarak olumsuz görüş bildirildiği dikkat çekiyor. Buna karşın, GDO’lu 3 soya çeşidiyle ilgili olarak teknik komite raporlarında “Getirilebilir” görüşü veriliyor.
Biyogüvenlik Kurulu Başkanı Hakan Yardımcı ise raporların nihai sonuç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Bilim insanlarının özgür görüşlerini raporlaştırdığını belirten Yardımcı “Bunu özellikle de istiyoruz. Ama biz Biyogüvenlik Kurulu olarak bilimsel komitenin yanı sıra, kamuoyu görüşlerini de dikkate alarak karar veririz. Alacağımız kararın birebir bilimsel komite görüşüyle aynı olması gibi bir zorunluluk yok. Kamuoyundan, sivil toplumdan, üniversitelerden görüşler gelecek” diye konuştu. Başvurusu yapılan tüm GDO çeşitlerinin Avrupa’da kullanıldığını vurgulayan Yardımcı, “Ama tekrarlamak lazım. Bu kurul niye var, gelen tüm görüşleri değerlendirmek için. Kamuoyu görüşünü, tepkisini dikkate alacağız. Öyle karar vereceğiz” dedi. Yardımcı, biyogüvenlik kurulunun daha önce bilimsel kurul raporundan farklı karar alıp almadığı sorusuna ise “Bu sefer durum farklı. Ama tabii ki kurul toplantısından önce kurul kararıyla ilgili birşey söylemek sağlıklı olmaz” yanıtını verdi.
GDO’luyu asla almam ’
Soya, bisküviden pudinge ve sosise ambalajlı pek çok üründe kaktı maddesi olarak kullanılıyor. Greenpeace Akdeniz ’inTürkiye ’de 42 ilde 4 bin 860 kişi ile yaptığı araştırmada, katılımcıların yüzde 83’ü GDO’lu olduğunu bildikleri ürünü asla almayacaklarını söyledi. Katılımcıların yüzde 79’u GDO’lu ürün kullanan markaya güveninin azalacağını belirtti.
Taksim'in 'can damarı'na 11 firma talip oldu
Taksim'de yapılacak altgeçit için teklif verecek 11 firma belli oldu. Mimarlar "Altgeçit meydanın can damarını kesecek" diyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ’nin verdiği bilgilere göre, alt geçit Tarlabaşı Bulvarı’ndaki mevcut araç otoparkından başlayacak, restitüsyonu yapılacak olan Taksim Topçu Kışlası’nın bitimine kadar devam edecek. Anıt etrafındaki trafik, otobüsler ve duraklar meydandan kaldırılacak. Tarlabaşı’ndan gelen bir araç kesintisiz şekilde Harbiye, Taşkışla, Dolmabahçe yönüne gidebilecek. Gümüşsuyu ve Sıraselviler ulaşımı, Mete Caddesi üzerinden AKM ve The Marmara Otel önünden yüzeyden sağlanacak. Alt geçitte Tarlabaşı Bulvarı ve Cumhuriyet Caddesi’ni kullanan hatlar için iki şeritli otobüs durakları da yer alacak.
28 Haziran’daki önyeterlik ihalesini geçerek, 23 Ağustos’ta tekliflerini vermek üzere davet edilen firmalar Kolin İnşaat, Özka İnşaat + AKM Yapı, Polat Yol Yapı, STY İnşaat, Silahtaroğlu İnşaat, Makyol İnşaat, Burkay İnşaat, Yapı Proje Merkezi, Öztaş İnşaat, Kalyon İnşaat, Atlı İnşaat, Fermak İnşaat, Öngün İnşaat, Nas İnşaat ve Haydar Sezen+San-İş.San ortaklığı.
‘Taksim Kışlası çok açık’
Uzmanlarsa itirazlarını Radikal ’e şöyle değerlendirdi:
Tayfun Kahraman ( İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı):Taksim Kışlası’nın ihyasının gerçekleştirileceği burada çok açık ifade edilmiş. İmar planında belediye kesin bir intiba vermekten kaçınıyordu. Demek ki bu kesinleşti... İlk gördüğümüz animasyonda meydana çıkan bütün caddeler yeraltına alınıyordu. Bu ehlileştirilmiş gibi gözüküyor. Diğer yandan Harbiye-Tarlabaşı yönünde yapılacak dalış tüneli ve istinat duvarlarıyla buraya yaya girişi özellikle mitinglerde engellenmiş olacak.
Mimar Korhan Gümüş (Taksim Platformu): Cumhuriyet Caddesi meydana çıkan en önemli yaya bağlantısı. Sıraselviler veya Gümüşsuyu değil, meydanın toplanıp boşalma noktası burası. O yüzden burada trafiği yeraltına almak, kalbe giden can damarını kesmek gibi. Altgeçit için 11 metrelik istinat duvarları yapılacak, kaldırımın kenarında 80 metre uzunluğunda bir uçurum olacak. Gösterilerde, 1 Mayıs ’ta kalabalık meydana gelirken bu uçurumla mı karşılaşacak?
Y. Doç. Dr. İpek Akpınar ( İTÜ Mimarlık Fakültesi): Birkaç mimari dokunuşla düzeltilecek sorun, 1970’lerden kalma bir modelle çözülmek isteniyor. Bu modelin yürümediğini Aksaray’da, Sütlüce Kültür Merkezi’nin önünde, Topkapı’da, 4. Levent’te gördük. ‘Yayalaştırma’ adı altında meydanı ıssızlaştıracak, insanı içine almayan duvar yığınlarına boğacaklar. Dalış tünelleri, yol mühendislerinin sevdiği bir çözüm ama mimarca bir çözüm değil. Zaten Taksim Meydanı’nı yalnızca trafik düzenlemesi üzerinden konuşmak büyük bir hata. Meydanı bir bütün olarak, Gezi’den Hilton’a kadar olan yeşilik alan üzerinden konuşmamız gerekli.
Doç. Dr. Tansel Korkmaz (Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi) : Böyle merkezi bir yere müdahale ederken şehrin makroformunu bütün olarak düşünüp, müdahale alanına kuş bakışı bakmak lazım. Belediye her zamanki gibi bu bütüncül müdahale konusunda iktidarsız. Trafiği, kışlanın inşasını, parkı ayrı düşünüyor. Bunları bütünleştirecek bir vizyonu yok ve bu önemli kamusal mekanından geriye ıssız, kasvetli bir meydan kalacak. Benzer müdahalenin ıssızlaştırıcı etkisini İstanbulKongre Merkezi ve Açıkhava Tiyatrosu çevresinde gördük.
Platformdan yeraltı tüneline karşı 10 seçenek
Meydanın kullanıcılarıyla birlikte tasarlanması gerektiğini belirten Taksim Platformu, dalış tünellerine 10 alternatif öneri getiriyor:
Bekleme yapan otobüs durakları kalkar. Dünyada hiçbir kentin merkezinde otobüsler bekleme yapmaz, turlarına devam ederler. Bu alan taşıt geçişine kapatılır ve yeniden tasarlanarak meydan ile park birbirine bağlanır.
Tüm otobüs durakları bu bölgedeki dükkanların önüne alınır. Artan hareketlilik ile buradaki dükkanların değerleri de yükselir.
Tüm dükkanlar yeniden düzenlenir, Talimhane turizm bölgesine de hizmet eden canlı işlevlere kavuşturulur.
Buradaki tüm dükkanlara üst terslarını kullanma hakkı da verilir, Gezi Parkı daha da canlanır. Artan kullanım ile parkın güvenlik sorunu da ortadan kalkar.
Meydan ve park çevresindeki tüm zemin katların halka daha açık hizmet işlevleri için kullanılması ve meydan düzlemine yayılmaları sağlanır. Böylece taksim meydanı çevresindeki yapılar ile ilişki kurar, bütünleşir.
Meydan kesintisiz olarak eski canlılığına kavuşan AKM ’ye kadar yeniden düzenlenir. Gerekirse burada da bir metro çıkşı önerilebilir.
AKM depoları daha uygun bir yere taşınır. Burada zemin altında çok yüksek kapasiteli bir kapalı garaj yapılır. Üzerinde açık otopark olarak kullanılan alanda da çok amaçlı sosyal, kültürel, ticari bir yapı oluşturulabilir.
Başka bir metro çıkışı da çeşitli açık hava etkinliklerinin düzenleneceği Gezi Parkı’na yapılabilir.
Park gerçek bir yeşil alan olarak düzenlenir.
Meydan üzerindeki tüm gereksiz işgallerden arındırılıp basit fakat güçlü malzemeler ile yeniden düzenlenir. Taşıt yolları daraltılıp yaya alanları genişletilir. Yeniden tasarlanan meydan düzleminde uygar oturma ve dinlenme yerleri, güçlü aydınlatma ögeleri tasarlanır.
Türkiye’nin fotoğrafı
3 Ağustos 2012 Cuma
TOKİ’nin binalarında en düşük kaliteli beton kullanılıyor
TOKİ’nin yaptığı konut binalarında hâlâ C20 projelendirmesinin devam ettiğini vurgulayan İMO Şube Başkanı Ün, “TOKİ’nin Denizli’de yaptığı Aktepe ve Hacı Eyüplü’deki binalarda, Akvadi projesinde devam eden konut inşaatlarında proje beton sınıfı C20’dir.” diye konuştu. Pamukkale Karahayıt bölgesinde de TOKİ’nin yeni konut inşaatlarına başlayacağını hatırlatan Ün, “Bu projede 258 konut, beş küçük ve beş büyük pansiyon, ayrıca 24 derslikli ilköğretim okulu inşa edilecektir. Bu konutlarda da proje beton sınıfı C20’dir. Yapının termal bir bölgede inşa ediliyor olmasından ve sülfat bulunma riskinden dolayı inceleme yapılmalı, gerekliyse daha yüksek beton sınıfı kullanılmalı ve gerekli diğer önlemler alınmalıdır.” dedi.
AFET YÖNETMELİĞİ C20 DİYOR
Yetkililere C30 betonunu neden kullanılmadığına dair soru sorduklarını, kendilerine, “Biz Afet Yönetmeliği’ne göre projelerimizi yapıyoruz. O yönetmelikte en düşük beton sınıfı C20 kabul ediliyor.” dendiğini anlatan Hayri Ün, “Afet Yönetmeliği, konuyu deprem hesaplamaları açısından ele almaktadır ve eğer betonarme yapıya zararlı olacak hiçbir çevresel etki olmayacak ise yapılarda C20 beton sınıfı kullanılabilir ancak ülkemizin hiçbir yerinde tamamen kuru kalacak, yağmur ve nem etkisine maruz kalmayacak dış cephe betonları yoktur. Ayrıca Afet Yönetmeliği, ‘En düşük C20 kullanılması gerekir’ hükmünü içeriyor. Bunun üzerinde beton sınıflarını kullanamazsınız şartı yoktur” şeklinde konuştu.
İnşaat mühendislerinin bina yapımında birinci derecede sorumlu olduğunu hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Ün, şunları kaydetti: “Binada dış cephedeki demirlerin paslanması da tespit edilirse mevcut standartlara uyulmadığı proje üzerine atılan imza ile tespit edilecek ve suçlu meslektaşımız olacaktır. İdareci ve işveren, ‘Biz teknik şartnamelere, yürürlükteki yönetmeliklere uygun olarak projesine göre yapın dedik. Bunun parasını verdik, binalar yapıldı. Biz diğer mevzuattan anlamayız.’ diyeceklerdir. Bu yüzden inşaat mühendislerimiz, attıkları imzanın arkasında durmalıdır. Olası bir adli soruşturmada yanlarında kimseyi bulamayacaklarını unutmamalıdırlar” (DENİZLİ)
İki güzellik bir arada
Ya üçüde olmasaydı
Mehmet Akif Ersoy'dan
Gezi Parkı
Ne Denilebilir!...
Gezi
Günün Fıkrası
1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.
O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.
Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.
Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...
Avukat 1
Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.
- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...
Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş
- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.
Papaz utana sıkıla mırıldanmış.
- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.
Avukat gülümsemiş.
- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.
Avukat 2
George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:
"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "
Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"
George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.
Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.
"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".
Avukat 3
Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:
“İki kere iki kaç eder?”
Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''
Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş
En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:
''Kaç olmasını istersiniz?''
Avukat 4
Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:
Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.
Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.
Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.
“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''
Avukat 5
Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:
“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”
Avukat açtı ağzını:
“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”
Görevli yerin dibine geçmişti.
Sadece:
“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.
Avukat onun sözünü keserek devam etti:
“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”
Günün Sözü
İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.
Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...
Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var




