19 Haziran 2015 Cuma

Arkaya doğru ilerlemek

Bu yazıyı tam bir sene önce yazmıştım. Biraz ekleme ile günceli yakalamaya çalıştım.
AKP,12 Eylülcülerin bile cesaret edemediği şeyleri yapıyor.
İşçilere kıdem tazminatları neredeyse hiç verilmemek üzere kaldırılmaya çalışılıyor. Bu neoliberal, piyasacı  sistemin ateşli savunucuları kazanılmış bütün hakları birer birer ortadan kaldırıyor. Acımasızca saldırıyor!
İşçilerin emekli olduktan sonraki tek güvenceleri olan kıdem tazminatına göz dikiyorlar. 12 Eylül öncesi kıdem tazminatı ile neredeyse bir ev alınıyordu. 12 Eylül’den bugüne eridi,şimdi de AKP kaldırmaya,sermaye için fon oluşturmaya hazırlanıyor.
Kıdem tazminatı işçiye yıpranması karşılığı verilen paradır. Yıllarını verdiği,harcadığı emeğin karşılığıdır. Çalıştığı yerin şerefiyesine katkısı karşılığıdır. Ama bu para bugünden sonra patronların denetimine girecek ve onların ihtiyacı için kullanılacak. İşçi alabilirse bir kırıntı alacak!
Hak ve özgürlüklerde engelsiz bir geriye dönüş var. Pervasız bir hak gaspı yapılıyor. Oldukça cılız bir karşı duruş var. Sendikalar görüş açıklamaktan öte bir tavır sergilemiyor. Bu tavır,bu yaklaşım AKP’ye geri adım attırır mı? AKP arkasına aldığı %50’lik rüzgarla kimseyi dinlemiyor,muhalif hiçbir sese kulak vermiyor…
AKP buna nasıl cesaret ediyor?
Acaba bu kadar haksızlıklara,hak gasplarına  karşı  neden güçlü bir muhalefet oluşturulamıyor?
Toplumsal bilinç olarak  geriye gidiş buna denk düşüyor olsa gerek. Bu konuda Amerikalı iktisatçı Veblen’e(1857-1929) kulak verelim:
‘Bireyi baskı altına alan ve böylece onu etkisizleştirerek sistemle uyumlaştıran günümüzün toplumsal kurumları ve kültür dokusu geçmiştekinden daha güçlü ve etkili bir şekilde çalışmaktadır.’
Her şeyin önüne bir ‘ileri’ sözcüğü koyarak bizi körleştiriyorlar. ‘İleri’ dedikçe bizim bundan tam bir ‘gerilik’ anlamamız gerekiyormuş. Örneğin ‘ileri demokrasi’ gibi.
İlerlemek söz konusu olunca  siz nereye doğru ilerlersiniz?
İşte burada bir sorun var.
Maalesef bizde bu ‘geriye doğru ilerlemek’ anlaşılıyor. Bu bize özgü bir şey olsa gerek!
Felsefi olarak da konjonktüre sanki uyuyor. (Eagleton  bir kitabında bahsi geçen “Geçmişe doğru, ileri!” sloganı gibi)
70’li yılları hatırlayanlar varsa bilirler,o ortamda çocuklarına şöyle öğüt veriyorlardı: Önden gitme burnunu kırarlar, arkada kalma belini kırarlar. Ortadan git!
Romalılar da ‘Orta yol altın yoldur’ demiş.  Ortadan,suya sabuna dokunmadan gitmenin,kimseyi rahatsız etmemenin,riske girmemenin,güvenlik kaygısı içinde olmanın gereği olarak ortaya çıkmış olsa gerek. Azıcık aşım,kaygısız başım! Yani 3 maymunu oynamak; görme,duyma,konuşma!
Şehir içi yolcu otobüsleri  tam bir felaket.
Şehir içi yolcu otobüslerinin  hali memleketin hali gibidir.
‘Lütfen arkaya doğru ilerleyiniz!’ Bu etiketler dikkatiniz hiç çekti mi bilmiyorum. Her gördüğümde  beni rahatsız ediyor.
Bilinçaltımıza böyle giriyor,böyle kazıyorlar. Arkaya doğru ilerleyiniz! Şoförlerden en çok duyduğum cümle bu. Hep arkaya doğru yönümüzü dönüyoruz. İlerlemenin adresi arkaya dönmek.
Yazgımızda bu var galiba. Hep arkaya doğru ilerlemek. Bu bizim genetiğimize işlemiş.Kanıksamışız. Önde bir uyarı levhası. ‘Lütfen arkaya doğru ilerleyiniz!’ Geriye doğru ilerlemez iseniz başınıza sanki bir iş gelecekmiş  gibi hissedersiniz.
Bir türlü yüzümüzü ileriye çevirmiyoruz. Kısaca ileri gitmeyi pek sevmeyiz. İleri gitmek korkutur. İleri gitme! Çok ileri gidiyorsun! Bir tehdit havası vardır. Bu yüzden ileri gitmek pek hoş karşılanmaz. Aman Allah,haddini aşıverirsin! Ortalık karışır.
Otobüste buna bazıları ‘Arkaya doğru ilerleyiniz!’ yazısına  pek aldırış etmez,görmezden gelirler,farkında olduklarından değil statükocu olduklarından olsa gerek,arkaya doğru ilerlememekte ısrar eder,tutunacak bir yer bulup oraya adeta yapışıp kalanlar hiçbir uyarıya kulak asmazlar.Orada öyle çivilenip kalırlar. Ön taraftaki koridorda yer tutar arkaya doğru ilerigitmezler. Bunlar iyi tutucudurlar. Tuttukları yeri asla bırakmazlar. Başkalarının arkaya doğru ilerlemelerine de asla  izin vermezler. Sayıca çok azdırlar. Uyarılar da hiç fayda etmez. ‘Yerinden oynayan 70 gadre uğrar’ diye endişe duyarlar. Neme lazım!
Bazıları ise bu levhaları okuyup dikkate aldıklarından mıdır nedir bilinmez,yara yara basıp arkaya doğru ilerlerler. Geriye gitmede bunların hiçbir endişeleri yoktur. Balık istifi gibi birbirine yapşır,gidişattan hiç rahatsız olmazlar. Birisi rahatsız olup,’insan taşıyorsunuz,hayvan değil,yeter be!’ demez. Diyenleri de eleştirmek için hücum ederler. Anında bir linç girişimi başlar. Hemen birbirlerini suçlarlar.
 Bu yüzden otobüsün ön tarafı her zaman doludur, tıkalıdır.  Orta ya da arka taraf kapı önleri bu yüzden bir iki kişilik(!) boşluk bulunur. Bu durumda çare orta ya da arka kapıları açmaktır. Şoför çaresizdir.
-Arkadan bininiz!
-Ortadan bininiz!
Size her ne kadar bu kelimeler müstehcen ve argo çağrışımlar yapar ise de geçici çözüm üretmek açısından iyidir. Çünkü arkadan binince gerçek anlamda bir ilerleme vardır, bu arkadan ileri doğru gitmektir. Bunlar hep geç kalanlar ya da ileri durakta bekleyen otobüse binme şansı çok az olanlardır.
İnsanların ileriye doğru gitmek için önü açılmayınca,bu yollar tıkanınca seçenek olarak ayak diremek yada geriye dönmek kalıyor. Zaten bilinçaltına bir şekilde işlendiği için geriye dönmek,arkaya doğru ilerlemek daha kolay geliyor.Bunun bir tehlikesi yok. Kişi bir de yılgınlığa müsait ise pısıp kalıyor hemen.
Bence çok eskiler bilirler,eskiden öyleydi. Otobüse arkadan binmek bence daha iyi idi. Ama bunun rahatsız edici bir yanı görülmüş ki otobüse binme şekli değişmiş,arkadan binmek, tehlikeli ve rejmin geleceğini sarsıcı olarak görülmüş olmalı(!) Çünkü o zaman gerçek anlamda ileri gidiyorsunuz. Otobüsteki uyarıcı etiket: İleri gidiniz! Şeklinde olsaydı. Kazara bu lafı gençler yanlış anlar,toplumun temellerine, yanında bulundurdukları ‘puşu,kitap,şemsiye, kartpostal’ ile dinamit koyarlardı!
Lütfen ileri giderken dikkat! Nereye gideceğinizi iyi bilin!


04.07.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var