17 Eylül 2012 Pazartesi

Sulukule'de villa hayal mi olacak?

Sulukule'deki üç katlı evleri yıkıldı. Dört buçuk yıldır bekledikleri yeni evlerinin teslim tarihi sürekli erteleniyor, metrekare fiyatı ise arttı artacak. Eskiden kira alıyorlardı, dört buçuk yıldır kiradalar. Aile şimdi emekli maaşıyla en az 200 bin liralık borcu nasıl ödeyeceklerini düşünüyor.

Ailenin Sulukule’deki 36 yıllık evi 2008’de yıkılmış. Dört buçuk yıldır Karagümrük’te tek odalı bir apartman dairesinde kirada kalıyorlar. Projeden aldıkları evin yapılmasını beklerken aradan geçen zaman 68 yaşındaki İsmail Gani’ye bir ömür gibi gelmiş. Mahalledeki adıyla ‘Hacı Amca’, Fatih Belediyesi’nin eski dergilerinden sürekli ertelenen teslim tarihlerini gösteriyor: Temmuz 2011, 29 Ekim 2011, Ocak 2012, Mart 2012... Aradan geçen yıllara rağmen ne evlerin teslim tarihi belli, ne de fiyatı. Tek geliri 875 liralık emekli maaşı olan İsmail Amca, “Eski evimizde yaşarken ne kira ödüyorduk, ne de tek kuruş borcumuz vardı” diyor. Şimdi, sonunu göremeyeceğinden korktuğu, en az 200 bin liralık bir borca sürüklenmiş durumda.
İsmail Amca, 1972’de aşçılık yaptığı lokantanın patronuna borçlanarak beş yılda ödemiş eski evlerini. Üç katlı binalarının bir katında kendileri, bir katında İsmail Amca’nın ilk eşinden olan oğlu, diğerinde de kiracıları kalıyormuş. Varları yoklarını bu eve harcamışlar. Semra Hanım, “İhtiyarladığımızda rahat edelim diye yavaş yavaş yeniledik, bugün banyo, yarın pencere çerçevelerini yaptık… Ben hep böyle basmalar içinde gezdim. Biz borçtan korkarız kızım” diyor. İsmail Amca da ekliyor: “Kimseye muhtaç olmadan kendi yağımızla kavruluyorduk, mutlu, huzurluyduk. Emekli oldum, tam rahat edeceğim derken daha fazla çalışma, geçim sıkıntısı, hastalıklar, evleri ne zaman teslim edecekler diye düşüncelerle boğuşuyorum...” 

Erdoğan’a mektup yazıp bilanço çıkardı 

Binaları yıkıldığında çıktıkları kiralık evde İsmail Amca ve Semra Hanım salondaki çekyatta, 18 yaşındaki kızları Merve de mutfağın yanındaki ufak odada yatıyor. Yeni eve sığmayan halılar naylonlar içinde duvara dayalı, neredeyse beş yıldır kapalı kolilerdeki eşyalar Merve’nin odasında yığılı bekliyor… Eskiden düzenli kira geliri olan aile, şimdi bu kutu kadar eve 500 lira kira veriyor. Belediye her ay 400 liralık kira yardımı yapıyor, aradaki 100 liralık farkı da aile ödüyor. Bu ‘yardıma’ rağmen dört buçuk yılda 30 bin liranın üzerinde zarar etmişler. 
Başbakan Erdoğan ’a yazdığı bir mektupta harcamalarını kalem kalem sıralamış İsmail Amca: “Kira farkı 100 TL, doğalgaz 178 TL, elektrik 47 TL, su 53 TL, internet 35 TL, apartman aidatı 15 TL, ev telefonu 20 TL, kızıma harçlık 25 TL, üç kişi için otobüs seyahat kartları 30 TL, toplam 503 TL. Geriye kaldı 352 TL. Bununla da üç kişilik bir aileyle bir ay boyunca bozdur bozdur afiyetle yiyebildiğin kadar ye!” 
Belediyeyle imzalanan sözleşmede 125 metrekareden üç daire talep eden İsmail Amca’ya kurada iki tane 81.4 metrekarelik, bir de 114 metrekarelik ev çıkmış. Bu, en azından 200 bin liralık bir borç anlamına geliyor. Şimdi, en büyük korkuları belediyenin metrekare başına talep ettiği fiyatları arttırması. Bilmeden, okumadan imzaladıkları sözleşmede belediye 2008 yılında onlardan aldığı binalara biçtiği değeri sabit tutmuş ama yeni inşaatın bedelini ucu açık bırakmış. Hak sahipleri arasında metrekare başına istenecek fiyatın önceden belirtilen 1243 liradan 2 bin 500 liraya çıkacağına dair söylentiler dolaşıyor. Bu, birçok aile için 15 yılda zar zor ödeyecekleri borçlarının ikiye katlanması anlamına geliyor. İstediği kadar toplayıp çarpsın, İsmail Amca’nın hesapları ayın sonunu nasıl getireceklerini çözemiyor. 

Antidepresan kullanıyorlar 

İsmail Amca takıntılı denebilecek bir titizlikle eline geçen her belgeyi saklamış. Destelerce kâğıt çıkartıyor çekyatın altından: Küçük bir kâğıt parçasında belediyeden ilk sunulan teklifler, hileli olduğunu düşündükleri kura çekiminin CD kayıtları, her ayın ilk gününde gelmesi gereken ama 12’sine kadar sarkan 400 liralık kira yardımlarının banka slipleri... 
Semra Hanım da kızları Merve de üç yıldır kendilerinden ücret istemeyen bir psikiyatra gidiyor, ikisi de hayatlarında ilk kez antidepresan kullanıyor. Tansiyon, şeker, hepsi bu son dört buçuk yılda ortaya çıkmış. Semra Hanım, “Kırmızı, yeşil reçeteli ilaçlar kullanıyoruz” diyor. Panik atak ve depresyon belirtileri gösteren Merve okulunu bırakmış, liseye açıktan devam ediyor. Psikiyatr “Bol bol gezsin, hava alsın” demiş ama Semra Hanım “Ücretsiz olduğu için ancak Historia, Carrefour’a gidiyoruz” diyor. Eski evlerini hatırlıyorlar sonra anne kız: “Ne güzeldi, her tarafı açıktı. Camımızı açıp çay demlerdik. Misafirimiz eksik olmazdı. Bu ev o kadar küçük ki birbirimize giriyoruz. Bayramlarda bile kimseyi davet edemiyoruz, biz onlara gidiyoruz.” 
İsmail Amca, Başbakan’a yazdığı bir diğer mektupta şöyle anlatmış yaşadıklarını: “Kendimi artık size nasıl duyuracağımı bilmiyorum, bizleri hiç kaale almıyorsunuz. Bundan dolayı basın önünde açlık grevi yapmayı düşünüyordum. İstanbulEmniyeti’ne gidip durumumuzu izah ettikten sonra Fatih Belediyesi’nin karşısında üç günlük açlık grevi için dilekçemi verdim. Fakat öğrendik ki anayasanın 26. maddesi gereğince açlık grevi yapmak suçmuş. Bunun üzerine Fatih Belediyesi önünde basın açıklaması yapmaya karar verdim.” 
Basın açıklaması sırasında kalabalığı fark ederek yanlarına gelen Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in “İsmail Amca şov yapıyor” demesine, bir de Başkan Yardımcısı Mustafa Çiftçi’nin Semra Hanım’a “Sen çarşafından utan, kocan da sakalından. Yalan söylüyorsunuz” lafına bozulmuşlar en çok. İkisiyle ilgili de suç duyurusunda bulunmuşlar. Yaşadıkları bunca adaletsizlikten sonra Semra Hanım, “Allah’ın mahkemesine çıkacaklar” demekte buluyor çareyi. İsmail Amca da “Kentsel proje zulmü mağdurları adına kendilerine sesleniyorum” diyor: “Almayın mazlumun ahını, çıkar aheste aheste...” 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var