1 Ekim 2012 Pazartesi

VENEZUELA'DA KENTSEL DÖNÜŞÜM

ELİF GÖRGÜ/EVRENSEL
Saatlerce süren uçak yolculuğunun ardından yorgun argın Vargas kentindeki Simón Bolivar Havaalanına inilir.
Pasaport kontrolünde melez güzelliği ile Venezuela’ya vardığımızı yüzümüze yüzümüze vuran görevli genç kız bir benim pasaportuma bakar, bir arkadaşımınkine. Birinin süresi on yıl diğerinin bir yıldır çünkü, “Neden farklı?” diye sorar:
-Çok basit, biri ucuz diğeri pahalı.
-Nasıl yani siz pasaporta para mı veriyorsunuz?
-Nasıl yani siz vermiyor musunuz!

İşte böyle... Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin kapısından, büyük ihtimalle nasıl olup da isyan etmediğimize şaşan görevli arkada bırakılarak ve elde dünyanın en pahalı pasaportuyla boynu bükük giriyoruz. Neyse, diyoruz. En azından sağlık hizmetlerini sormadı!

‘SOSYALİZMDE ÜRETİLMİŞTİR’
Venezuela’da kaldığımız günler az, gördüğümüz yerler kısıtlıydı ama bir ülke nasıl temelden sarsılır tanık olma şansımız oldu. Baştan söyleyelim Venezuela’da sosyalizm yok, zenginler hâlâ zengin, yoksullar-sayıları azalmış da olsa- hâlâ yoksul. Yüzlerce devletleştirilmiş fabrika, ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti, yoksullar için ücretsiz, durumu biraz daha iyi olanlar için ucuz konutlar var ama sosyalizm yok, ya da en azından Chávez’in de söylemeyi sevdiği gibi “şimdilik”...
Ama sosyalizm ve devrim sözcüklerini dilinden düşürmeyen koca bir halk var. “Hâlâ kapitalist bir ülkeyiz ama...” diye başlıyor cümleler, “Geçiş süreci ilerliyor, Bolivarcı devrim gelişiyor, sosyalizmin inşaası sürüyor” diye devam ediyor çoğunlukla. Chávez’in sosyalizm tanımı ile işçilerin sosyalizmden beklentisi; bir ev kadının sosyalizmden anladığı ile öğrencilerin sosyalizme dair hayalleri ne kadar birbirini tutuyor Venezuela’da bilmiyoruz, ama bir sosyalizmdir gidiyor, o kesin!
Devlete ait fabrikalarda üretilmiş tüm malların üzerinde yazan “hecho en socialismo” (sosyalizmde üretilmiştir) cümlesi her seferinde şaşırtıyor. 1.5 bolivara (60 kuruş) bindiğimiz kalabalık mı kalabalık Caracas metrosunun reklam panolarındaki “Ya vatan ya sosyalizm ya ölüm!” yazıları herhangi bir devrimci örgüte ait sanıyorsunuz misal, bir de bakıyorsunuz ki altında Venezuela hükümetinin imzası!

BOLİVARCI VENEZUELA CUMHURİYETİ
Adını, Latin Amerika halklarının İspanyol egemenliğine son vermesi için mücadele eden General Simón Bolivar’dan alan Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti, Güney Amerika’nın Karayip denizi kıyısında 30 milyon nüfuslu bir ülke. “Dünyanın en zengin ama halkı en yoksul ülkesi” denilen Venezuela’nın temel ekonomik girdisi petrol. 1998’de Devlet Başkanı seçilerek neoliberal ve ABD güdümündeki hükümetler geleneğine son veren Kumandan Hugo Rafael Chávez Frías’ın 21. Yüzyıl Sosyalizmi diye adlandırdığı, temelde yoksullar için ciddi sosyal politikalar geliştirilmesi şeklinde ilerleyen, antiemperyalist ve antineoliberal süreç 13 yılda yoksulluğu ortadan kaldırmamış belki ama önemli değişiklikler yarattığı kesin.
Sadece 2003-2007 yılları arasında 4 bin 659 adet 1. ve 2. basamak sağlık kuruluşu açılmış ve bu merkezlerin hepsinde de hizmetler ücretsiz. En büyük sorunlarından biri olan okuma yazma bilmeyenler sorununu yüzde 95 oranında çözmüş bugün Venezuela. 1998 ile 2007 yılları arasında yüksek yoksulluk yüzde 20.6’dan yüzde 9.41’e düşmüş, çocuk ölümleri ise binde 21.3’ten binden 13’e... Eğitimin ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğu ülkede, özel üniversitelerin egemenliği kırılmış, yüksek öğretime devam eden öğrenci sayısı bugün yüzde 80’i aşarak sadece kıtanın değil dünyanın en yüksek oranlarından birine ulaşmış durumda...
Bu arada Venezuela’da pasaportun ücretsiz olmadığını öğrendik ama sevinemedik. Bizim 450 lira verdiğimiz pasaporta Venezuelalıların verdiği para 90 lira... Boynumuz hâlâ bükük anlayacağınız..

CARACAS’IN DUVARLARI
Bu arada belli ki bütün hükümetlerin ve yerel yönetimlerin çok kötü davrandığı Caracas, çirkin bir kent aslında. Ávila dağının eteklerindeki “cerro” denilen onlarca yoksul, ama çok yoksul mahallesinde, korkudan birbirine sokulmuş gibi görünen binlerce sefil gecekondu boşluksuz sıralanıyor. Merkezdeki kocaman binalar da cabası. Ama Caracas’ın “içinin güzelliği” duvarlarından yansıyor. Chávez resimleri zaten Allahın emri, istisnasız her yerdeler. Tuvalette ellerinizi yıkarken bile duvara iliştirilmiş Chávez yan yan sizi izliyor. Evet, tuvalette bile!...
Ama sadece o mu? Meksika devriminden, emekçi kadın portrelerine, Simón Bolivar’ın binbir çeşit çiziminden yüzlerce devrim sloganına kadar, kentin tüm geçmişi ve geleceği duvarlarından akıp gidiyor, öyle amatör çizimler sanmayın, neredeyse hepsi birer sanat eseri...

NEREDE BİZİM KENTSEL DÖNÜŞÜM NEREDE ONURLU KONUT HAKKI!
Havalanından tam çıkmak üzereyken “Merhaba, Türkiye’den mi?” diyerek yaklaşıyor biri. Evet, dünyanın öbür ucunda da ilk gördüğümüz bir Türk oluyor! Mühendismiş, konut inşaatlarında çalışmaya gelmiş. Bir yandan Caracas’ın “aman çok tehlikeli dikkat” bir kent olduğunu anlatırken diğer yandan çok yoğun bir inşaat faaliyeti olduğundan bahsediyor.
Hakikaten de kentin her yeri inşaat alanı! Büyük Konut Misyonu çalışmaları olduğunu öğreniyoruz bir süre sonra. Venezuela hükümetinin yoksullar için giriştiği “onurlu konut” projesi nedeniyle kent bir inşaat alanı... Ama şikayet eden yok. Konutlar biter bitmez dağıtılıyor, onbinlerce aile konut sahibi olmuş bu projeyle. Perşembe, “konut günü” Venezuela’da. Biten konutlar perşembe günleri dağıtılıyor. Önceki gün Chávez açıkladı, son bir buçuk yılda 253 bin yeni konut inşaa etmiş hükümet. Ödemeler ise bireylerin ya da ailelerin aldıkları maaşa göre hesaplanıyor. Asgari ücretten az kazananlara bedava veriliyor konutlar. Geliri asgari ücret olanların konut harcamalarının yüzde 80’ini hükümet karşılarken, konut alacak kişinin geliri yükseldikçe devletin payı azalıyor. Chávez hükümetinin planı 2017 yılına kadar 2 milyon “onurlu konut” üretmek. Aman TOKİ duymasın!

YARIN: Bu da mı bedava doktor hanım?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var