13 Temmuz 2012 Cuma

Sen neymişsin be lale!

TUTUKLU ÖĞRENCİLER HAKKINDAKİ İDDİANAMELER AKILLARA DURGUNLUK VERİYOR
Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi (TODİ) tarafından hazırlanan Tutuklu Öğrenci Raporu’nda, 771 öğrencinin tutuklu olduğu belirtilirken Avukat Deniz Gedik bir hukukçu olarak, tutuklu öğrencilerin iddianamelerinde yer alan iddianamelerinde, "Ters lale fotoğrafı", "Bir şeyi söylememek" gibi delilleri anlamakta güçlük çektiğini söyledi.
TODİ tarafından hazırlanan Tutuklu Öğrenci Raporu’nda, Türkiye cezaevlerinde 771 öğrencinin tutuklu olduğu açıklanmıştı. Ancak bu sayı sadece inisiyatife mektupla ya da avukatları aracılığı ile ulaşan öğrencilerden oluşuyor. Avukat Deniz Gedik, rapor açıklandıktan sonra yeni mektuplar aldıklarını ve sayıyı 771 ile sınırlamanın doğru olmadığını belirterek, “Devletin öğrenci algısı da biraz tuhaf çünkü devlet, öğrenci olarak görüp daha sonra soruşturmaya maruz kalıp okuldan atılanları öğrenci saymıyor. Bunun dışında açık öğretim öğrencileri öğrenci sayılmıyor. Herhangi bir örgün öğretim kurumuna kayıtlı olup, başka bir üniversite için dershaneye gidenler de öğrenci olarak sayılmıyor” diyor.
‘TERS LALE’ BÖLGEDE YETİŞİYOR DİKKAT!
Avukat Deniz Gedik, bir hukukçu olarak iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çektiğinin altını çizerek, “Örgütlü katılım gerektiren her eylem bu çerçevede örgüt propagandası olarak değerlendirilebiliyor. 8 Mart’a 1 Mayıs’a katılmak gibi hepimizin yaptığı yapılabileceği kitlesel katılımlı eylemler suç olarak geçiyor. Onun dışında arkadaşlarını duruşma önünde beklemek, mektup yazmak, mektup almak gibi basit bir arkadaşlık ilişkisine işaret edecek şeyler bile örgütsel anlamda değerlendiriliyor” diyerek, bu durumu ifade ediyor. Öğrencilerin iddianamelerinde şiddet içeren bir eylemin büyük ölçüde yer almadığını belirten Gedik, tutuklu bir öğrencinin yazmış olduğu mektuptan örnek vererek, “Tutuklu bir öğrencinin evinde bir ters lale fotoğrafı yakalanmış, ‘Ters lale sadece Güneydoğu Bölgesi’nde yetişen bir bitkidir. Kadın teröristlerin onlarla çekilmiş fotoğrafları vardır. Ters lale fotoğrafını taşımak örgütsel bir şeye işaret edebilir’ gibi çok ağır bedeli olan çıkarımlar var iddianamelerde” diye konuştu.
SÖYLEMEMEK DE SUÇ
Gedik, skandal sayılabilecek bir durumun da iddianamelerde bir şeyi söylememenin delil sayılması olduğuna dikkat çekiyor. Gedik, “Bunları söylemek istemediği için örgütün nasıl çalıştığını ve dinlendiğini biliyor, o yüzden söylemiyor’ gibi çıkarımlar var. Bir şeyi söylememek, söylemekten imtina etmek, cümlenin orasındayken susmak gibi şeyler iddianamelerde örgüt bağlantısı olduğuna işaret olarak yer alabiliyor” diyor. Gedik, 3. Yargı Paketi’nin ise, tutuklu öğrenciler meselesini daha da derinleştireceğini belirterek konuyu “Çünkü çok daha kalın duvarlar örüldü. Başbakanın ve MİT’e bağlı olarak çalışanların yargılanması önünde ciddi engel getirildi. Hatta terör mahkemeleri oluşturulacağı söylendi” diye yorumluyor.
‘HAPSETMEK BAŞLI BAŞINA  ŞİDDET EYLEMİ’
“Hapsetmenin başlı başına bir şiddet eylemi olduğunu görmezden geliyoruz artık” diyen Gedik, “O kadar olağanlaştı ki, insanların F tipi hapishanelerde olması hiç tartışılmaz oldu. Bence hâlâ her tutuklamaya, her furyaya, her alınan insan, her iddianamedeki tuhaflığa şaşırmamız lazım. Bunları olağanlaştırmamak gerekiyor” diyor.
TODİ Aktivisti Ahmet Saymadi ise, “TMK’deki değişikliklerin aslında tamamı demokratik alanın daraltılması ve ceza almalarının artmasına yöneliktir. İkinci bir boyutu ise siyasi kararın yansımasıdır. AKP’nin, kendi karşındaki Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye yönelik bir tavır. Tutuklama kararı alınıyor, tutukladıktan sonra da bir iddianame oluşturulmaya çalışılıyor” diye belirtiyor.
‘MEDYA TALİMAT ALMIŞ’
Tutuklu öğrenciler konusunda bir diğer göze çarpan sorun ise, medyada ve kamuoyunda meselenin ne kadar gündeme geldiği. Saymadi, buna dikkat çekerek, “Siyasi tutsakların görünür olmasına yönelik ciddi bir sıkıntı olduğunu biliyoruz. Hükümet tarafından, ülkede yaşananların medyaya yansımaması için talimat verilmiş. Yaşadıkları sorunlar, aldıkları cezalar hiç yansımıyor. Türkiye’de ciddi insan hakları ihlalleri yaşanıyor, soykırım yaşanıyor” diyor. Görünür kılmanın önemine vurgu yapan Saymadi, tutuklu öğrenci meselesinin faaliyetin sadece bir parçası olduğunu da belirterek, “Onları dışarı çıkaracak olan şeyin kendisi, bir yargı paketi ya da bir adli düzenlemeden ziyade bizim verdiğimiz olan mücadeleyi yükseltmektir diye düşünüyorum” değerlendirmesinde bulunuyor. (İstanbul/DİHA)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var