2 Haziran 2012 Cumartesi

Fotoğraf Çekmelere Doymadınız - Ali Beyler Hariç

Tarlabaşı projesinin geleceğini vaat eden ilüstrasyonlar yıkılmış bina cepheleri üstüne asıldı, bulvardan geçerken görmüşsünüzdür. Yeni modern yapılar, kafelerde kahve içip sohbet eden insanlar, parke taşlı yollar ve pırıl pırıl bir gökyüzü..
Bu gelecek tahayyülünün ne pahasına yapıldığını bilmenin getirdiği huzursuzluk, görselin sunduğu "vaatleri" trajikomik bir hale getiriyor. Trajik demek daha mı doğru? Görsellerde, ancak hakkında haber yapıldıktan sonra "hakkını "alabilen Jirayr Zincirci yok mesela, Ali Öz'ün bahsettiği, penceresiz bir odada yaşamaya çalışan çöp toplayıcısı Muhammed yok, "Adem Peruk" yok, Tarlabaşı'nın Afrikalı, Roman, Kürt sakinleri yok. Var edilmeye çalışılan yeni bir talebin yüzü var sadece.
Bir yandan da o proje görsellerinin kapatmaya çalıştığı rant hesabını deşmeye çalışanlar var. Son 11 yıldır hiçbir ana akım medya kuruluşuna bağlı olmadan çalıştığı foto muhabirlik kariyerinde 30 yılı devirmiş Ali Öz gibi. Sosyal olaylarda, eylemlerde Ali Öz vardır, sonra onun bambaşka açıları yakalamış objektifinden çıkanları görürüz. Yaklaşık  bir senedir de Tarlabaşı'nı ve onun gözlerden uzak tutulmaya çalışılan sakinlerinin fotoğraflarını çekiyor.
Bulvar üzerindeki "Akbaş Meyhane"de buluşuyoruz. Amacımız, Tarlabaşı'nın niçin'ini, nasıl'ını konuşmak. Fellini Sokak'ta insanlarla konuşurken başlamış her şey. Tarlabaşı'nın yıkılacağını, bir kültürün böylece yok olacağını öğrenince mahallede neredeyse yaşamaya başlamış Ali Öz:
"Ben bu sıkıntıyı Zeytinburnu'nda yaşadım. Kazlıçeşme çok ilginç bir yerdi. Deri fabrikaları vardı. İşçiler zor kuşullarda yaşayıp eylemler yapıyorlardı. Eski binalar vardı..Belge olarak önemliydi, tamamen yok ettiler orayı. Şimdi Kazlıçeşme'yi asla hatırlamayacak insanlar. Aziz Nesin'in dediği gibi hafızasız bir toplum yaratılıyor. Kentsel dönüşüme engel olamam ama Tarlabaşı'nda bir hayat yaşandı, göçle gelmiş Afrikalısı, Roman'ı, Kürt'ü... komün gibi yaşayabildiler. Hala da yaşıyorlar. Tarlabaşı hayal olacak ama Ali Öz'ün fotoğrafları somut gerçek olarak kalacak."



"Nasıl bir anda kayboldular?"


Bölgedeki dönüşüm projesinin şimdiki sınırlarında kalmayacağı, Dolapdere'yi de kapsayarak genişleyeceği iddiaları dolanıyor ortalıkta. Mülkiyet hakkının açıkça gasp edildiği yıkım sürecinde mahalle sakinleri neredeyse buharlaşmış:
"Kiracılar kolayca atıldı. Mülk sahipleri de çeşitli yöntemlerle ya da zorla kandırıldı. Adem Peruk'un 350 m kare'lik dükkanına 180 bin vermişler. Kafadan 1 milyonluk mülk orası. Süryani Kilisesi yanında Hasan Amca var, 180 bin lira vermişler. Mahkemeye verdi 'para delikanlıyı bozar ben burada yaşamak istiyorum' diye, mahkemeyi kazandı.
İnsanlar zorla götürüldü buradan, buharlaştılar sanki. Sokaklar bir anda boşaldı. 5-10 göç olayı çektim ama nasıl bir anda kayboldular ben bile anlayamadım."
Mahalle sakinlerinin yaşadıklarından nasibini bölgenin mimarisi de alacak.19. yüzyıl'dan kalma güzide örnekler restorasyon değeri yok sayılarak yıkıldı, yıkılacak. Birkaç yüz metre ötedeki İstiklal Caddesi'nde artık hiçbir binaya dokunulamazken, Tarlabaşı'ndaki akranlarının payına bile bile çürütülme ve yıkım kaldı.
Peki tüm bunlar olurken, örgütlü bir mücadele olmadı mı? Gerçi Sulukule'deki yıkım, örgütlü mücadele ve kamuoyunun tepkisine rağmen kentsel dönüşüm projelerinin uygulanabildiğini acı bir şekilde göstermiş oldu; Ali Öz, Tarlabaşı'nda böyle bir karşı çıkışın da olmadığını, sadece tek tek Hasan Amca gibi insanların bireysel mücadeleleri olduğunu söylüyor.

Tarlabaşı'nda foto safari

Öz, Facebook sayfasından şimdiye kadar çektiği fotoğrafların bir kısmını yayınlayınca Tarlabaşı'nda neler olduğuna medya dahil pek çok internet kullanıcısının uyanmasını sağladı. Bu durum ortaya bir kentli hobisi de çıkarmış: Tarlabaşı'na gidip fotoğraf çekmek. İnsanlar Ali Öz'le iletişime geçip onunla mahalleyi dolaşmak istiyorlarmış. Kendisi herkesle canayakın bir muhabbet içinde olduğu için istekleri geri çevirmiyor, onlarla dolaşıyor. Fakat bir yandan da foto - safari olarak tanımladığı bu tavrı eleştiriyor :
"Bizi de götür diyorlar. 3-5 fotoğraf çekmişler. Bir gün sonra Facebook'a koyuyorlar 'Tarlabaşı'nı çektim' diye. Halbuki fotoğraf için emek ve çaba harcamak lazım. İnsanlarla konuşmak lazım. Biz insanlara yabancılaşmışız. İnsana sevgiyle yaklaşırsan geri dönüşü de öyle oluyor. Bugün sizinle buraya gelirken gördünüz, benimsediler artık beni, herkesle selamlaşıyorum. Gazetecilikte insanları kandırma politikası vardır. Ben hiçbir zaman insanı kandırmadım haber kaynağı olarak."
Gündemin bu kadar hızlı değiştiği, hatta çoğu zaman böylesinde üst üste yığıldığı kaç ülke var? Belgelemek, bu tepenin aralarına işaretler bırakmak anlamına geliyor; sadece gelecek kuşak değil, içinde yaşayıp unutanlar için de. "Doğanın ve insanın geleceğine inanmıyorum ama inanmak için fotoğraf çekiyorum, yazıyorum. Bir şeylerin değişmesini beklemiyorum ama belgeleyerek bunların geleceğe kalmasını çok önemsiyorum" diyor Ali Öz. Peki değiştirmek için çok mu geç mi kalındı? Tarlabaşı'nda yıkım devam ediyor, ama bitmiş değil. (GK/ÇT) Bianet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var