24 Mayıs 2012 Perşembe

Bir 'miras' böyle yerle bir oldu

Arazisine iki gökdelen dikilecek olan Likör Fabrikası yıkıldı. Tarihi miras olan bina, altına otopark yapılarak yeniden inşa edilecek.

Radikal/İSTANBUL - ‘Endüstriyel Miras’ kapsamında tescilli tarihi Şişli Likör Fabrikası ‘korunmak’ üzere tamamen yıkıldı. Fabrikanın arazisine 157 metre yüksekliğinde iki gökdelen dikilecek. Yıkılan fabrikanın bulunduğu yerin altına üç kat otopark yaptıktan sonra da bina şekline uygun olarak yeniden inşa edilecek. Sadece Fransız Mimar Robert Malles Stevens’ın çizgileri orijinal olacak. Mimarlar tepkili...
Atatürk’ün emriyle 1930 yılında kurulan Şişli Likör Fabrikası, Cumhuriyet’in ilk yapıları arasında sayılıyordu. İlk betonarme tekniği uygulanan yapı olduğu için 2 No’lu Koruma Kurulu tarafından 2006 yılında ‘Endüstriyel Miras’ kapsamında değerlendirilip kültür varlığı olarak tescillenen tarihi fabrika, sık sık yıkılma ihtimaliyle gündeme gelmişti. Koruma Yüksek Kurulu’nun 660 sayılı “Tescilli yapıların yıkılmadan restorasyonunun yapılması esastır’’ kararına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı 4 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun kararıyla yıkılan tarihi Likör Fabrikası’nın arazisindeki 5 dönümlük alana 157 metre yüksekliğinde toplam 400 konutlu iki gökdelen dikilecek. 200 milyon dolar yatırımla hayata geçirilecek olan proje içerisinde rezidans dairelerin yanı sıra otel ve kültür-sanat merkezi de bulunacak.
TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO ile Viatrans-Meydanbey Ortak Girişimi yıkılan tarihi bina için “Mimar Robert Mallet Stevens’ın orijinal çizimleri göz önüne alınarak yeniden inşa edilip korunacak” açıklamasını yapıyor. Ancak mimarlar bu açıklamaya tepkili. Dünyada bu tarzda restorasyon anlayışı olmadığı, ancak kaldırmak zorunluluğu karşısında taşınmanın gündeme gelebileceği vurgulanıyor. Yıkarak koruma anlayışının sadece yenileme olabileceğini buna asla restorasyon denilemeyeceğini belirten mimarlar, Likör Fabrikası’ndaki yöntemi ‘kılıfına uydurma’ olarak nitelendiriyorlar.

‘Yıkmak en son çaredir’
Prof Dr. Zeynep Ahunbay: “Restorasyonda yıkmak en son çare olmalıdır. Burada niye yıkıyorlar anlamış değilim. Beton mukavemeti güçlü değil, bir mazeret olabilir mi? Güçlendirirsin ve korursun. İlk betonarme bina örneği olarak eksikleriyle koruyup gelecek kuşaklara aktarmak asıl olandır. Özgün haliyle korunması gerekirdi. Şimdi kopyası yapılacak. Tüm orijinalliği gitti. Tescilli bir binanın yıkılarak restorasyon adı altında ‘Aynısını yapacağız’ denmesi korkunç bir olay. Koruma kültürü bu değil. Burada amaç altına otopark yapmak. Çevresine gökdelen yapılmasına bile izin verilmemesi gerekirken tamamen yıktılar.”

‘Bu, kılıfına uydurmak’
Doç. Dr. Gül Akdeniz: “Bu sorun asıl Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun elinden alınıp Tabiat Varlıkları’na verilmesiyle başladı. Kültürel süreklilik açısından Şişli Likör Fabrikası çok önemliydi. Kültür varlığı olarak tescil edilmiş. Kentin belleğine kazınmış bir yapıyı nasıl yıkarsınız? Kimse direniş göstermiyor. Dünyada böyle bir restorasyon anlayışı yok. Ankara bu yıkımı önce suç olmaktan çıkarıyor sonra kılıfına uydurulmuş bir şekilde uygulamaya geçiliyor. Türkiye’de böyle bir restorasyonu daha önce ne gördüm ne de duydum. Ben yeniden yapacaklarına da inanmıyorum. Daha önce de böyle durumlar çok gördük. Rölevesini kendi istedikleri şekilde uygulayacaklardır.”

Cumhuriyet’in ilk yapılarından
Dönemin ünlü Fransız mimarı Robert Mallet Stevens tarafından 1930’ların başında inşa edilen Likör Fabrikası Cumhuriyet’in ilk yapıları arasında yer alıyordu. İnşa edilen döneme göre daha ileri tekniklerle yapılan fabrika, sanayiyle kalkınmayı hedefleyen Cumhuriyet dönemi ekonomi politikasının sembolü niteliğindeydi. Betonarme tekniğinin uygulandığı ender yapılar arasında yer alan fabrika zaman içerisinde birçok kez tadilat gördü. 1960 yılında tadilat gören fabrikaya bir de baca eklenmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki güzellik bir arada

İki güzellik bir arada

Ya üçüde olmasaydı

Ya üçüde olmasaydı

Mehmet Akif Ersoy'dan

Mehmet Akif Ersoy'dan

Gezi Parkı

Gezi Parkı

Ne Denilebilir!...

Ne Denilebilir!...

Gezi

Gezi

Günün Fıkrası

Deli

1960'lı yıllar,Elazığ Akıl Hastanesinden her nasılsa 423 akıl hastası kaçar ve Elazığ'ın cadde ve sokaklarına dağılır.



O zamanın ünlü doktoru Mutemet Tazıcı hastanenin başhekimidir. 'Doktor bey,ne yapalım?' diye akıl danışırlar.



Mutemet Bey personeline;'Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin!'der.



Doktor önde birkaç personeli arkasında düt düt diye trencilik oynayarak Elazığ'ı dolaşırlar. Bütün deliler bu kuyruğa girip vagon olurlar. Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir...



Avukat 1




Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat olan üç yakın arkadaşını yanına çağırarak bir ricada bulunmuş.

- 300 bin dolar kadar bir tasarrufum var, bunu yanımda öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye de güvenemiyorum. Şimdi size 100'er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin...

Adam ölmüş ve üç arkadaşı verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak onlara itirafta bulunmuş

- Hastanenin çok acil ihtiyacı vardı onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarf ettim, kefene 80 bin koydum.

Papaz utana sıkıla mırıldanmış.

- Maalesef ben de aynı günahı işledim paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum.

Avukat gülümsemiş.

- Ben sözümü aynen yerine getirdim, kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum.




Avukat 2




George ve Harry balonda Atlantik Okyanusu’nu geçmektedirler. George Harry'ye döner ve “Biraz alçalıp nerede olduğumuzu anlayalım” der. Harry sıcak gazı biraz kısar ve balon alçalmaya başlar. George "Hala nerede olduğumuzu anlayamadım biraz daha alçalalım ve şu aşağıdaki adama soralım" der. Harry adama bağırır:

"Hey bayım nerede olduğumuzu söyleyebilir misiniz lütfen. "

Adam geri bağırır: "Bir balondasınız ve 100 metre yukardasınız"

George Harry'ye döner ve "Bu adam bir avukat" der.

Şaşırır Harry, "Nasıl anladın?" der.

"Çünkü" der George "Verdiği bilgi %100 doğru, fakat faydasız".




Avukat 3




Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:

“İki kere iki kaç eder?”

Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kâğıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ''Eminim ki dört eder.''

Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de önce düşünmüş, sonra bir deney düzeneği kurmuş, sağa sola toplar fırlatmış. Yarım saat sonra : ''Yaptığım deneylere göre 3,9 ama 0,2'lik bir hata payı olabilir.'' demiş

En son avukatı almışlar içeri, sormuşlar soruyu. Avukat hiç düşünmeden etrafına sinsi sinsi bakmış ve sormuş:

''Kaç olmasını istersiniz?''




Avukat 4




Ceza davalarına bakan avukat bir arkadaşım anlatmıştı:

Yoksul bir babanın oğlu şoförlük yaparken ölümlü bir kazaya neden olmuş. Olayda tam kusurlu. Şoförün babası avukata başvurarak hukuki yardım istiyor. Arkadaşım adamın yoksulluğuna bakarak hiçbir ücret talep etmeksizin davayı takip ediyor.

Ancak bütün deliller aleyhte. Yapılacak bir şey yok. Şoförün mahkûmiyetine karar veriliyor.

Şoförün babası büroya gelerek yakınıyor.

“Yoksulluğun gözü kör olsun. Paramız olsa da iyi bir avukat tutsaydık bunlar başımıza gelmezdi.''




Avukat 5




Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu:

“Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?”

Avukat açtı ağzını:

“Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkûm olduğunu? Ya da kız kardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?”

Görevli yerin dibine geçmişti.

Sadece:

“Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi.

Avukat onun sözünü keserek devam etti:

“Pekâlâ, ben onlara zerre kadar para vermezken, size niçin vereyim?”



















Günün Sözü

Homo sum,humani nil a me alienum puto

İnsanım,insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir.

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında

Şişli Merkez Mh,Esen Sk Saruhan İşhanında
Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Hayatımızdan sessiz sedasız çekilmişler

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli

Sinema Tarihinin Zaman Tüneli
Siyah Beyaz Hayatımızdan Renkliye...

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar

Sinema Tarihinden Siyah ve Beyazlıklar
Zamanın belleği var